Gözdağı ile vicdan susturulamaz!

Haccâc-ı zâlim libâsı mâsûmiyetle gezerken mağrur ve çok kibirliydi. Kendini devlet yerine koyunca kul hakkından kurtuldum sanırdı. Utanmadı, Ehl-i beyti, sahabeleri dahi kovardı zavallı, çevresinin esrârına, nifakına mesrurdu, yenikti. Geçemezsin zulümde Yezid’i ey Süfyanı Azim, kork ve titre, zira Allah var. Sana millete faydası yok yaptırdığın onca gıybetin; gördün mü hiç zarar temiz vicdandan, sevgi ve muhabbetten. Aç gözünü koltuk kayar, ibretli bir kıssa olur cihana. Geriye tüm milletin affı zor kul hakkı kalır. Çıkar ha, alma mazlûmun âhını. Mağdurun âhı aheste aheste alınır. Gavs-ı azam sözünü gel sen heder eyleme. Kamu hakkı, yetim hakkı, Allah hakkıdır, alır hakkını aheste aheste. Boş yere üzme bizi, dostları bîzâr eyleme…

Zalimin zulmüne boyun eğmektense kaderin hükmüne razıyız. İç ol zehri ki bal olsun sonunda Sonunda zehr olan balı nidersin? diyor Niyâzî-i Mısrî. Seyyid Kutup hapiste iken kızkardeşini getirip gözü önünde tecavüz etmişlerdi. Davasından vazgeçmedi. Telefonla tecavüz mesajları bırakanlara son mesajımdır! Bunları dinlemekle gözüm korkmaz, tam tersine az yazdığımı düşünmeye başladım. Biz susarsak, susturulursak, sinenler artar.

Herkesin seyrü sulük’ü ayrı cür olur. Kişilik yapınızdaki egemen esma liderlik yapar. En sorunlu alanınızda gelişme sağlamanız gerekiyor. Ne Peygamber, ne evliya, nede Alperen dostların elinde hidayet verici nevinden bir güç yoktur. Teblig, irşad görevimiz, hidayet Allah’tantır. Seviye çok düştü, başvurulan alçaklıklarda kullanılan tehditler pek aşağılık hale geldi. İslamcılar artık her türlü şeytani kötülüğü, yanlışlığı, kafirlere yakışan çirkinliği, zulmettiklerini inkar etmiyorlar. Tam tersine var güçleriyle savunuyor, yüceltiyor ve yapılan zulümlere devletin bekası gerekçeleri uyduruyorlar. Osmanlı tarihinden alıntılar yaparak kardeş ve cemaat katlini, müsadereyi, cinayeti, ırza tasallutu dahi caiz görüyorlar. Bunlara karnımız tok. Devlet olduk kötek atmak hakkımız dersiniz…

Bir millet kendini değiştirmek istemedikce Allah o milleti zorla değiştirici değildir. Millet kendini değiştirmek istemezse, bu iş gittikce uzuyor. Tecrit, boykot, ayrımcılık, nice zulümler yapıldıkça bu akıbetlere duçar olacakları kesinleşiyor, kader hükmünü veriyor. Daha sonra çok ağlarlar. Eden mutlaka aynısını bulur; Adli ilahidir, bu kuralın gerçekleştiğini hayatım boyunca pek çok defa gördüm. Zalime sadece acımak gerekir.

Hz. Musa-Hz. Hızır kıssasını anlamayan cemaata yapılan global ve yerel saldırıda yaşanan kader planını anlayamaz. Hz. Musa kalbi, aklı, vicdanı olan, görünür şeriata göre hareket edenlerin hikmet dairesinde görülen işleri onaylamaması gayet normaldir. Kader planında Hz. Hızır hikmet ile iş görür veya gördürür ve dahi hikmetinden sual olunmaz. Bazen gemiyi delmek, zarar açmak gerekiyor! Bazen zalimin Hz Hızır gibi duvarını örüp altında yatan yetim hazinesini gizlemek, hayırsızı tard edip salih evladın doğumunu beklemek gerekiyor. Şahsen üzerime düşeni bir aydın Müslüman olarak, aldığım eğitim ve tecrübemin hakkını vererek yapmaya gayret gösterdim. Neticeyi elbette bilmem. Gaybı sadece Allah bilir. Kader planında sebepler dairesi sona erdi, bitti; kaza ve sebepler dünyasında Allah bir sebep yaratır, sonuca karışma bizim gibi aciz kulların işi değildir.

Ahirzaman ve kıyamet alametlerinden çıkmayan az kaldı. Yemen’deki ateş de yakıldı. Suriye ve Irak nifakı zaten tüm alametleri bağırıyor! Muta nikâhı ile gençlerin zinada tecrübe kazanmasını isteyen zihniyeti gözlemlemek isteyen Başakşehir’e gitsin, bu konuda doktora tezi yazılmalıdır! AKP içindeki kokuşmuşluk, kâğıttan kaplanlık ve ideolojisinin kofluğu, bir davalarının olmadığı net belli oldu. Hırsızlık davalarıymış! AKP tetikçileri Cem Küçük, yolsuzluk yok ama rüşvet var dedi, A. Dilipis, kasa, masa, nisa skandalını yazdı ama itirafa aldırış eden yok. Doğru söyleyen dokuz köyden kovulduğu gibi, Erdoğan rejiminin yanlışlarını eleştiren suç işlemiş sayılıyor. Firavun kibri buna deniyor.

Sedat Laçiner ve Emre Uslu, Kürt sorununun çözümünde en iyi doktora tezlerini yazan iki akademisyen, yazar. Tezleri uygulansa çözülürdü. Sedat Laçiner’e reva görülen muamele zulmün zıvanadan çıktığını teyit etti. Erdoğan, çözüm sürecini ve başkanlık konusunu yazma diyormuş! Dışişleri bakanlığı yapmış, AKP kurucularından, 40 yıllık devlet bürokratı Yaşar Yakış’a sırf Zaman’da yazıyor diye terörist diyor AKP! Bu nasıl bir densizliktir, nasıl bir arlanmazlık, nasıl bir mantıktır. Devleti ele geçiren ve güç zehirlenmesi yaşayan rakiplerini ve potansiyel düşmanlarını, muhalifleri terörist ilan edecekse devlet kalmaz.

İşin ehline verilmemesi kıyamet alameti, ancak bu kadar göstere göstere yapılacağını hiç ummazdım. AKP tarafından mağdur edilmeyenlere şüphe ile bakıyorum. Polisiye dizilerinde polis kalitesi düştü; kılık rezalet, argo, küfür kullanımı had safhada. Sanki halkın gözünden polisler düşürülüyor. Kara para, kaçakçılıkla yolsuzluk, aşk adı altında zina, mafya ve derin devlette cinayet normal gibi gösterilen dizilerle uyutuluyorsunuz. Flinta, Muhteşem Yüzyıl, Kösem gibi tarihi dizileri seyreden Osmanlı medeniyetini Saray’da harem, entrika ve aldatmadan ibaret sanacaktır. Tarih şuuru değil şuursuzluğu damardan veriliyor. AKP yönetimindeki yüzde 90 medya Tvlerinde Dizilerde Aldatma izlettiriliyor. Sanki Türk kültürünün bir parçası imiş gibi lanse ediliyor! Sosyal medyada foto paylaşımında aşırıya gidiliyor. Sözde başları örtülü, ama sanki ne yapacaklarını şaşırmışlar. İlgi çekme adına aşırı makyaj neden? İntagram milletin ahlakını çok bozdu, maalesef kapalı evli kadınlarda resmen kendilerini sergiliyorlar. Aldatma olaylarını teşvik ediyor.

Bir dostum Erdoğan sana çalışıyor dedi, insanların ruhsal sağlığını bozarak psikoterapistlere hasta kazandırıyor, zaten yaptığı başka iş yok! Ruhsal bunalım ve travmalar yaşamış ve iyileşmiş insanlar başkalarına daha kalpten yardımcı olur. Eşekten düşenin halini eşekten düşen anlar. Toplumsal bir şizofreni yaşanıyor, oluşturulan kin, nifak, kibir ve nefret atmosferi en aklı başında insanların bile psikolojisini bozdu. Zulmeden, kin, nefret, öfke dolu bireyin çocukluğuna indiğimizde, duygu merkezinin bozulduğunu, hiç düzelmediğini gözlemler ve çok şaşırırız. Acı transfer olmuyor sadece transformasyon geçirip kanal değiştiriyor. Bugün aile kavgalarında yaşanan ego savaşlarının kökeni aileden alınan travmalardan geliyor.

Çocuk iken anne ve babasından şiddet, zulüm, baskı, ayrımcılık, eşitsizlik, adaletsizlik görmüş olan birey bunun acısını çevresinden çıkarıyor. Hani psikologlar hep çocukluğuna inmek lazım diyor ya doğru. Önyargılar, verdiğimiz olumsuz tepkilerin izlerini aldığımız travmada buluruz. Bağlılık merkezi ve sistemi bozulunca travma derinleşir. Türk kültürü kolektif, Batıılar gibi bireysel değil, bu nedenle terapi kolektiftir. Daha bebek iken başlayan bağlanma stili veya sorunu yetişkinken başka sorunları tetikleyebilir. Bağlanma mutluluk hormonu salgılatıyor oysa!

Bağlılık bebek iken anneye doğru başlar, sevgiliye, eşe doğru evrilir. Ya tutunacak dal kalmazsa? Organizesiz bağlılıklar travmaya yol açar. Eğer sevmek için yaşlıysan, üzüntü duymak için yeterince yaşlısındır. İngilizler demiş, ‘If you are old enough to love, then you are old enough to grieve.’ Sağlıklı bağlanmalar kırılmışsa hüzün oluşur. Kızgınlık ve suçluluk duygusu büyür. Eğer yeni sağlıklı bağlılık oluşmazsa kuyudan çıkmak zor! İlişkilerde ve fırsatlarda yaşanan kayıplar sevgi dolu eklemlenme ve güvenlik iç güdüsünü yok ediyor. Konuşmak, dokunmak istediğiniz uçuyor. Duygusal olarak kimliğiniz, gelecek planlarınız, rüyalarınız çökmüşse kayıplar travmaya döner. Ölen dış âlemdeki proje değil, kalbte yeşeren umuttur. Ümidinizi asla kaybetmeyiniz.

Biyolojik olarak her baskı, zulüm, ayrımcılık, beyinde frontal lobta duygu merkezini bozar. Çocukta bile 3 yılda düzelmiyor, ya yetişkinde? Fonksiyonunu kaybedip yaşlanan yas tutmak, hüzün duymak ister. Fiziki ve ruhsal çöküntü yaşar. Özgürlüğünü, kimliğini kaybeden en yaşlıdan daha yaşlıdır. Acınızı, hikâyenizi anlatın. “Pain that is not transformed is transferred.” Bastırmak acıyı artırır, yani ‘telling the story transforms suffering’ diyor İngilizler. Ümidi yeniden tanımlayın. Hüznü yeniden kurgulayın. Kin ve nefret çıkar giderse, geriye insanlığa ve insana Yaradan’dan ötürü duyulan sevgi kalır sadece. Eğer intikam ve öfke varsa, kalırsa, bu şeytandandır.

Terapi için, kaybınızın adını koyun evvela. Kaybınızı önce kabullenin. Sonra yeni gerçeklikte yeniden uyum sağlatın aşk ve şevke. Yeni realite ile yaşamayı öğrenin. İnsanlar neyi kaybeder de travma yaşar.6 kategoride açıklanabilir. Madde kayıpları. Sosyal İlişkilerde, akraba ve yakın arkadaşlarda kayıplar. Manevi, dini, kalbi ve ruhsal kayıplar. Makam, maaş, konum, sosyal statü kayıpları. Psikolojik durumda akıl sağlığında kayıplar. Sistematik düzende kayıplar. Ve sevdiğiniz birini yitirmeniz. Zulüm edenlerin insani ilişkileri ve vicdanı kaybetmesi kaçınılmazdır. Yeni edindiği dostlar günah ve vebale ortak olsa da eski dostların yerini tutamaz. Siz değil zalim kaybedecektir.

Hz. Süleyman olsan, Hz. Lokman da olsan, Sultan Süleyman dahi olsan Allah’a hesabı bireysel vereceksin; cemaat ve devlet kurtaramaz seni! Maddiyat ile maneviyatın savaşında hep mana aleminin sultanı kazanır. Ledünniyat ve metafizik alanda da mücadele var; niyeti temiz kazanır. Ata, Kaza ve Kaderin gerçekeşmesi safhalarında zaman izafiyeti vardır. 3 ayrı kitapda 4’er farkı boyutta 12 süzgeçten geçer, görünene gelir. Yazmak fikir beyan etmek, illa bir göreve bağlı gerçekleşmez. Susabilirdim de. Yazmayı tercih ettim. Hayatımın hiç bir döneminde zulme susmadım, susmayacağım. Gıybet edenlere Mevlana hediye yollarmış. Utanmalarını sağlarmış. Teblig de metotlar konusunda Mesnevi benzersizdir. Tehdit, şantaj yöntemleri Sufilere, hele hele dünyayı sevmeyen bir dervişe sökmez… Korkutmakla, gözdağı ile vicdanımı susturamazsınız…

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi