Barnabas İncili
-Türkçe Tam Metni- TIKLA HEMEN İNDİR

Barnabas İnciliTurkce

FARUK ARSLAN’IN MESİH’İN HIZIRI BARNABA KİTABINI İNDİR

mesihinhızırıbarnaba

Mesih Denilen, Allah’ın Dünyaya Gönderdiği Yeni Peygamber İsa’nın Gerçek Kitabı: Havarisi Barnabas’ın Anlatımına Göre

Mesih denilen Nasıralı İsa’nın havarisi Barnabas, yeryüzünde oturan herkese barış, huzur ve teselli diler.
Pek sevgili, yüce ve ulu Allah, büyük öğretme ve mucizeler merhametinden şu son günlerde peygamberi İsa Mesih aracılığıyla bizi ziyaret etmiştir; şeytan tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz akideyi va’z ederek, Isa’ya Allah’ın oğlu demekte, Allah’ın sonsuza değin emrettiği sünnet olmayı red etmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte olduğundan, —bunlar arasında bulunan, kendinden üzüntü duymadan söz edemediğim Pavlus da aldatılmıştır— kurtulasınız, şeytan tarafından aldatılmayasınız ve Allah’ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye İsa ile yaptığım konuşma ve görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum. Bu nedenle, sana yazdığımın aksine yeni akideyi va’z edecek herkese dikkat et ki, ebedi kurtuluşa eresin.
Yüce Allah seninle olsun, seni şeytan’dan ve her şerden korusun. Amin.

Tevhid Havarisi Barnaba

Bu eserde, Pakistanlı general Abdurrahim’in tüm dünyaya yaydığı Barnaba İncil’inin çarpıcı bölümlerin Türkçesini diğer İncillerle karşılaştırmalı olarak ilk defa masaya yatırıyoruz. Günümüzdeki Hıristiyanlığın banisi Pavlus ve kilise sistemini kuran ilk papa Simon Petrus’un Hıristiyanlığını kıyaslıyoruz. Son bulunan üç ayrı orjinal nüsha Barnaba İncil’lerinin etrafında son yıllarda büyük bir fırtına koparıldı. “Barnabas İncili” nüshalarının içeriği ve bunların tam olarak ortaya çıkarılamaması için yurt içi ve yurt dışı fesat şebekesi elinden geleni ardına koymadı. Gizem gizemini koruyor. Ne yazık ki henüz bu nüshaların tam metni henüz gün yüzüne çıkarılamadı. Barnaba İncilinin sırrı er geç çözülecek ve Hristiyan dünyasında büyük bir çatlak, kırılma veya yırtılma oluşturacak ve hakiki İsevileri İslam dünyasına yakınlaştıracaktır. Umut ediyoruz ki, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, ortak noktada tevhid esasında buluşacaksa Barnaba İncil’inin bu sürece katkısı olacaktır.

 

SUNUM:

Barnabas aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur. Asıl adı Joseph (Yusuf) tur. Barnaba ise teselli oğlu anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır. Barnabas’ın kaleme aldığı incil, İsa’nın bir şakirdi, yani zamanının çoğunu, mesajını yaydığı üç yıllık süre içinde bizzat îsa‘nın yanında geçiren bir kişi tarafından yazılmış ve bugüne kadar gelmiş, bilinen tek İncil’dir. Kabul edilmiş dört İncil’in yazarlarının aksine, o İsa ile doğrudan teması olmuş ve öğretisini doğrudan İsa‘­dan almış biriydi.
Barnaba İncili, MS. 325’e kadar İskenderiye Kiliselerinde Kanonik (-gerçek-sahih-) bir İncil olarak kabul ediliyordu. Tevhid (-Allah’ın birliği inancı-) lehinde yazan Iraneus‘un (MS.130-200) yazılarından, bu İncil’in İsa’nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci yüzyıllarda elden ele dolaştığı anlaşılmaktadır. Putperest Roma dininin ve Eflâtun’un felsefesinin İsa’­nın aslî öğretileri içine girmesinden sorumlu olmakla suçladığı Pavlus‘a karşı çıkan İraneus, kendi fikirlerini desteklemek için Barnabas İncili‘nden geniş alıntılarda bulunmuştur.

Barnabas İncili M.S 496 yılında Papa I.Glasius tarafından yayınlanan Decretum Gelasianum’da Aykırı Kitap ilan edilmiştir. Bu buyrultu bugüne ulaşan belgeler arasındadır. Aslının fotoğrafı ile latince metnine ve ingilizce tercümesine ulaşmak için buraya tıklayınız..

Bu buyrultunun son bölümünde Barnabas İncili’nin de içinde olduğu aykırı kitap ve anlatılar ile ilgili şu ifadeler yer alır: “Bunları, sadece red etmekle yetinmeyerek, Roman Katolik ve Papalık Kilisesi’nden bunları tamamen soyutlayarak uzaklaştırıyoruz öyle ki; yazarları ve takipçileri dönüşü olmayan aforoz prangasıyla sonsuza dek lanetli olacaklar!

Şiddetli bir tehdit ile biten bu buyrultunun bütününün gösterdiği gerçeklerden en belirgin olanı Hristiyan dünyasında o dönemde tevhidi benimseyen ve Barnabas İncili’ni esas alanların bulunduğudur. Yine, itikadla(inanış şekli) ilgili tartışmaların etkili şekilde o dönemde de devam ettiği anlaşılmaktadır. Zira, buyrultuyu muhatap alanların nasıl inanmaları gerektiği üzerinde detaylıca durulmuştur.

İznik konsülü öncesinde de tevhidi savunan Hristiyan din adamlarının önemli tartışmalara yol açtıkları görülür. Bu süreçte afaroz edilen Arius bunların arasında en çok tanınanı olmakla birlikte pek çok tevhid savunucusu bulunduğu biliniyor. İskenderiye’de yaşayan Arius ve çok sayıda din adamı Tevhid yanlısı idi. İnanışlarının (resmen) sorulması üzerine Arius ve bazı Hristiyan din adamlarınca kaleme alınan ve 13 din adamı tarafından imzalanan bir deklarasyonda Hz. İsa’ya ilah denilmesine karşı çıkılmakta.. Hz. İsa’nın yaratılmış olduğu ve bir peygamber olduğu gerçeği ilan edilmektedir. O zamanlara kadar savunulmuş tevhid dışı tüm yaklaşımları teker teker reddeten bu deklerasyonu okumak ve İznik Konsülü’nün hemen öncesinde yaşanan yoğun tartışmalar konusunda fikir edinmek için buraya tıklayınız..

Arius ve arkadaşlarının deklerasyonu tamamen tevhid inancına bağlılığı gösterir. Deklerasyonun girişinde şöyle denilmektedir: “Biz, değiştirilemeyen Tek Doğmamış, Tek Sonsuz, Tek Ebedi, Tek Gerçek, Tek Ölümsüz, Tek Bilge, Tek Makbul, Tek Hakim, Hüküm ve Şefkate Sahip Tek Hakim Olan Tek Bir Tanrı’ya inanırız. Tek doğmuş olanı yaratan, bu Kanunun ve Peygamberlerin ve Yeni Kutsal Kitap’ın Tanrısıdır.

İsa’ya ilah diyenlere kendisinin cevabı: “Gidin başımdan ey deliler, bu sözleriniz yüzünden yerin beni sizinle beraber yemesinden korkarım… Ben, bir sineği bile yaratamam” İkinci olarak, Barnabas İncili’nde İbrahim tarafından kurban edilmek istenen İsmail olarak gösterilmiştir. Oysaki Hristiyan inancında İbrahım’in İshak‘ı kurban etmek istediği benimsenmiştir. Barnabas İncili’ndeki anlatımlardan İshak’ın soyundan gelen yahudilerin tevratı bu konuda değiştirdiği, sebebinin ise gerçeğe göre İsmail’in soyundan gelecek son büyük peygamberin kendileri dışından çıkmasını milli gururları nedeniyle kabullenememeleri olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu anlatımlara göre İsa’nın yaşadığı dönemlerde kurban edilmek istenen kişinin İsmail olduğunun söylenmesi yahudi din büyüklerince dinden çıkarılma nedeni olarak görülmüş. Isa’nın göğe yükseltilmesinden 3 asır sonra kanonik (sahih-doğru) kabul edilen ve ortak özellikleri Pavlos yaklaşımını benimsemek olan 4 incil dışındaki diğerleri İznik Konsülünce yasaklanmıştır. Böylece bugüne Pavlos yaklaşımıyla sınırlanarak gelen kilise anlayışı, Tevratı değiştirilmemiş olarak kabul etmiş, dolayısıyla, “kurban edilmek istenen oğul” konusunda yahudiler ile aynı konumu paylaşmıştır. İsa’nın çarmıha gerilmediği, göğe yükseltildiği, çarmıha gerilenin İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariyot olduğu, İskariyotun mucize ile İsa’ya benzetilerek, İsa için kazdığı kuyuya İlahi ceza olarak kendisinin düştüğü de Barnabas incil’inde detaylı olarak anlatılmaktadır.

“İskariyot’un Çarmıha Gerilmesi” M.S 496’dan Bugüne Arşivlerde Barnabas İncili Bugün bilinen en eski Barnaba İncili nüshası, 1709 yılında Prusya Kralının sarayında danışman olarak çalışan Cramer’in elinde bulunmuş olup İtalyanca olarak yazılmıştır. Fakat tarih boyu bu incilin adı ve yolculuğu M.S 496’dan itibaren Roma Kilisesi arşivlerinde yer almaktadır: (M.S. 496) tarihli, Papa I.Gelasius döneminde ‘yanlış ve díní düşüncelere aykırı kitaplar’ adı altında hazırlanan listede (-Decretum Gelasianum-), Barnabas İncili’nin adı geçmektedir. Ayrıca 7’inci yüzyıl öncesinden günümüze gelen ikinci ve farklı bir belgede yasaklanan 60 kitap içinde (-List of the Sixty Books-) Barnabas İncili de yer almaktadır. Barnabas İncili’nin tarih boyunca aslında var olmadığı şeklindeki iddialara değinen Avustralyalı bilim adamı(-La Trobe Universitesi Bendigo-) Dr. Rodney Blackhirst, bir bilimsel makalesinde yukarıdaki iki listeye dikkat çekerek, şöyle demektedir: «Bazıları, ortaçağın sonlarında Barnabas İncili isimli yazıma rastlanılması öncesi süreçte, böyle bir incilin tarihsel olarak var olmadığını kesin bir güvenle iddia ediyorlar. Oysa farklı yüzyıllardan, iki ayrı liste bunun tersini kanıtlıyor. İki listede de aynı yanlışın olması, aslında olmayan bir şeyin yanlışlıkla iki ayrı listede de “Barnabas İncili” adıyla yer alması mümkün müdür? “60 kitap listesi” sadece bu tek konuda yanlış olabilir mi? Barnabas İncili’nin hiç var olmadığı iddiası kimilerinde, bu incilden bugüne hiç bir parçanın gelmediği iddiasına yerini bırakıyor. Fakat o zaman “60 kitap listesi”nde yer alan kitaplardan sadece Barnabas İncili’nin bir iz bırakmadan kaybolması gibi bir sonuç akla yatkın olacak mıdır?

İznik Konsülü 325 Yılında Yüzlerce Yazımla Birlikte Barnabas İncili’ni de Yasaklıyor

Barnabas İncili’nin ilk yasaklanışı ise 325’te ünlü İznik Konsülü’nde gerçekleşti. Teslis Pavlus Kilisesi’nin resmî inancı olarak ilân edildi ve bu kararın sonuçlarından birini de, o zaman elde bulunan üçyüz kadar İncil’den dördünün Kilise’nin resmî İnciller’i olarak seçilmesi oluşturdu. Bunlar, Matta, Markos, Luka, Yuhannâ’nın yazdıkları İncîllerdir. Özünde Eflâtûnun ortaya attığı trinite fikri, İsa’dan sonra 1’inci ve 2’inci yüzyıllarda kaleme alınan bu İncîllerde yer aldı. İçlerinde Barnabas İncili’nin de bulunduğu diğer înciller’in bütünüyle yok edilmesi emredildi… Geçerliliği tanınmamış İnciller’den birini yanında bulunduranın öldürüleceğine dair emir çıkarıldı…

M.S. 366’da papa olan Damasus’un (304-384), Barnabas İncili’nin okunmaması hakkında buyrultu yayınlandığı kaydedilir. Bu buyrultu M.S. 395’te ölen Sezarya piskoposu Gelasus tarafından desteklenmiştir. Bu piskopos İncil’i Apoler; fal kitaplar listesine almıştır. Apokrifa (-apocrypha-) basitçe ‘halktan gizlenen’ demektir. Böylece, daha bu aşamada İncil kimsenin eline geçmez olmuştur…

Pavlus Kilisesi 1700 Senedir Barnabas İncilini İmha Etmeye Çalışıyor

Barnaba Incili’yle ilgili daha bazı buyrultular da vardır. 382’de Batı Kiliseleri Buyrultusu’yla ve 465’te papa Innocentın buyrultusuyla yasaklanmıştır… Tüm bu buyrultular Şansölye Seguier (1558-1672) Kütüphanesi’ndeki B. de Montfaucan (1655-1741) tarafından hazırlanmış Yunanca elyazmalar katalogunda anılmaktadır…

Barnabas İncili’nin Dikkat Çekici Yolculuğu

İmparator Zeno’nun yönetiminin dördüncü yılı olan M.S. 478’de Barnabas’ın mezar ve kalıntıları keşfedilmiş ve kendi eliyle yazılmış İncili’nin bir nüshası göğsünün üzerinde bulunmuştur. Bu olay, 1698’de Antwerp’de yayınlanan Acta Sanctorum, Boland Junii, Tome II, sayfa 422-450’de geçmektedir…
Barnaba încili’nin, buradaki metne de kaynaklık eden, İngilizce çevirisine esas olan el yazması Papa Sextus‘un (1589 -1590) elindeydi. O’nun, kendinden pek çok alıntılar yapmış olan Iraneus’un yazılarını okuduktan sonra Bamabas încili’ne büyük ilgi duyan Fra Marino adında rahip bir arkadaşı vardı. Bir gün bu rahip Papa’yı görmeye gitti. Birlikte öğle yemeği yediler ve sonra Papa uykuya daldı. Peder Marino Papa’nın özel kütüphanesindeki kitapları karıştırmaya başladı ve Bamabas İncili’nin İtalyanca bir el yazmasını ele geçirdi. Bunu cübbesinin yenine gizleyerek oradan ayrıldı ve kitapla birlikte Vatikan’dan çıktı. Sonra bu el yazma elden ele dolaşıp, nihayet Amsterdam’da, «hayatı boyunca bu parçaya büyük bir değer verdiği sık sık işitilen büyük bir isim ve yetkiye sahip bir kişi»ye ulaştı. Onun ölümünden sonra, Prusya Kralı’nın danışmanlarından John Frederick Cramer‘a geçti. 1709’te Cramer bu el yazmayı ünlü ‘kitap kurd‘u saray prensi Eugene’e sundu. 1738’de kitap, Prens’in kütüphanesiyle birlikte Viyana’da Hofbibliothek’e geçti ve hâlâ oradadır…
Erken kilise tarihçilerinden önemli bir zat olan John Toland, bu yazmayı incelemiş ve ölümünden sonra 1747de basılmış olan muhtelif çalışmalarında ona atıflarda bulunmuştur. İncil hakkında şöyle der: «Bu, tıpkı kutsal bir kitap görünümündedir.»
İtalyanca elyazma Lonsdale ve Laura Ragg tarafından İngilizce’ye çevrilerek, 1907’de Oxford Üniversitesi Basımevi tarafından basılıp yayınlandı. Bu İngilizce çevirinin hemen tüm nüshaları birden ve esrarengiz bir şekilde piyasadan kayboldu.

Bir anlatıma göre, Barnabas İncili’nin basımından habersiz olan Vatikan yayım satım gününden hemen önce haberdar olunca acilen aldığı bir kararla kitabın satıma sunulacağı her kitapçının önünde yüzlerce kişilik kuyruklar oluşturularak tüm basımların alınıp imha edilmesi şeklinde rahip ve rahibelere talimat vermiş. Sonrasında gücünü kullanarak kitabın yeni baskılarının yapılmasının önüne geçmiş.

Ancak, bu defa bazı kütüphanelere dağıtım öncesi gönderilen basımlar gözden kaçmış. Bugün için, biri British Museum‘da, diğeri Washington’da Kongre Kütüphanesi’nde bulunmak üzere, 1907 tarihli ingilizce basımın yalnızca iki nüshası biliniyor. Bu tarihten sonraki ilk baskı ise 1979’da gerçekleşti. Kongre Kütüphanesi’ndeki nüshanın mikrofilm kopyasını alan pakistanlı müslüman bir araştırmacının sayesinde, 72 sene sonra kitabin yeni bir baskısı yapılabildi..(-Jesus, A Prophet of islam, Londra, 1979, s : 39 – 42).

Pavlus Öğretilerine Uyan Hiristiyanların Barnaba İncilini İnkar Çabaları ve Tarihi Gerçekler:

Hristiyan literatüründe Barnaba İncili’nin adı nerede geçmişse, oraya bir muhalefet şerhi konmuş, bu İncil’in, sahte ve uydurma olduğu, dolayısıyla reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Hattâ bu İncil’in, bir müslümanın hayal gücünün bir eseri olduğu iddia edilmiştir. Bu, iddia tarihi hiç bir dayanağı olmadan inkar amaçlı olarak ortaya atılmıştır; çünkü böyle bir kitap müslümanlar tarafından bilinmiyordu. Eğer bilinseydi pek çok eserde ondan söz edilirdi. Taberî, Mes’ûdî, Ya’kûbî, Bîrûnî, İbn Hazm, İbn Teymiyye gibi hiristiyan kaynaklarına vâkıf olan yazarlar, Hristiyanlık ve onun kutsal kitaplarından bahsederken, Barnabas İncili’ne en ufak bir işarette bile bulunmamışlardır.
George Sale’in, 1734 yılında, Kur’an’ın İngilizce çevirisinde bundan bahsetmesinden önce müslümanlar, Barnabas İncili’nin adını bile duymamışlardı. İbnü’n-Nedîm tarafından 995 yılında ve Hacı Halife tarafından 1657’de hazırlanan, geniş birer bibliyografya eseri olan ‘el-Fihrist‘ ve ‘Keşfü’z-Zünûn‘ adlı kitaplarda da bu İncil’in adı geçmemektedir. Bu eserlerin yanısıra 18’inci yüzyıl öncesi süreçte müslümanlarca kaleme alınan ve bugün bilinen hiçbir metinde bu İncilin isminden ya da içeriğinden bahsedilmediği gibi islam uygarlıklarında söylenti-hikaye-efsane düzeyinde dahi adı bir kayda geçmemiştir.

Hz. Muhammed’in Doğumundan 75 Sene Önce…

Barnabas İncili’nin müslümanlar tarafından yazılmadığının bir delili de şudur: Hz. Peygamber’in dünyaya gelişinden 75 yıl önce (M.S. 496), Papa I.Gelasius döneminde ‘yanlış ve dînî düşüncelere aykırı kitaplar‘ adı altında hazırlanan listede Barnabas İncili’nin adı geçtiğine ilişkin belge ve görsellere yukarıda doğrudan link verilmişti. Buna ek olarak 7’inci yüzyıldan gelen ayrı bir belge de daha Barnabas İncili Aykırı Kitaplar arasında tanımlanmıştır. The List Of Sixty Books ya da The Sixty Canonical Books ismi verilen liste de bugüne ulaşan belgeler arasındadır. Listeyi görmek için buraya tıklayınız..

Barnabas İncili’nin tarih boyunca aslında var olmadığı şeklindeki iddialara değinen Avustralyalı bilim adamı(-La Trobe Universitesi Bendigo-) Dr. Rodney Blackhirst, bir bilimsel makalesinde Decretum Glasianum ve Catalogue of the Sixty Canonical Books isimleriyle günümüze ulaşan iki tarihi belgeye dikkat çekerek şöyle demektedir:

«Bazıları, ortaçağın sonlarında Barnabas İncili isimli yazıma rastlanılması öncesi süreçte, böyle bir incilin tarihsel olarak var olmadığını kesin bir güvenle iddia ediyorlar. Oysa farklı yüzyıllardan, iki ayrı liste bunun tersini kanıtlıyor. İki listede de aynı yanlışın olması, aslında olmayan bir şeyin yanlışlıkla iki ayrı listede de “Barnabas İncili” adıyla yer alması mümkün müdür? “60 kitap listesi” sadece bu tek konuda yanlış olabilir mi? Barnabas İncili‘nin hiç var olmadığı iddiası kimilerinde, bu incilden bugüne hiç bir parçanın gelmediği iddiasına yerini bırakıyor. Fakat o zaman “60 kitap listesi“nde yer alan kitaplardan sadece Barnabas İncili‘nin bir iz bırakmadan kaybolması gibi bir sonuç akla yatkın olacak mıdır?»

İznik Konsülü’nden(M.S 325) Decretum Glasianum’un yayınlandığı döneme(M.S 496) kadar Barnabas İncili’ne getirilen pek çok yasaklama, o çağlarda, bu İncil’i yazacak bir müslümanın var olamayacağını açıkça gösteriyor. Çünkü o zamanlar daha Hz. Muhammed (doğumu 571) bile doğmamıştı.

Ayrıca yukarıdaki delillere ek olarak şunu vurgulamak yerinde olacaktır: Allah ve bir Peygamberi hakkında yalan söylemek demek olacak böyle bir sahtekarlık; yani bir incil uydurma eylemi; yalancılık ve sahtekarlığa karşı duruşu ve doğruluk ve dürüstluk ahlakını Hz. Peygamber ve Kuran’dan alan bir müslümandan beklenemez. Böyle bir şeyi iddia edebilenler, bazı değişiklikler ve tahrifler yaşadığı Bismarck, Dr. Morris, Spinoza, Goethe ve daha nice batılı entellektüeller tarafından kabul ve ifade edilen 4 İncilin dışında ve 2000 sene önceki orjinal halinde veya orjinal haline yakın olarak gerçek İncil’den içinde güçlü yansımalar bulunan bir metinle karşılaşmanın şok ve şaşkınlığı ile bunu yapıyor olmalılardır.
Alman Protestan Kilise Komisyonu‘nun kontrolünden geçerek basımına izin verilen eski ve yeni Ahid çevirileri, şu sunuşla başlar:

«Kutsal kitap gökten inmiş değildir. Eski Ahid (-Tevrat-)’in 39 kitabıyla dört İncil yüzlerce yılda yavaş yavaş gelişmiş ve son şeklini almıştır.»

Burada tevrat ve incil üzerinde tarih boyunca tahrifat ve değiştirmeler yapıldığı gayet net bir şekilde kilise tarafından, ifade ediliyor.

Hakkari’de 1983 Yılında Bulunan Barnabas Nüshası

1983′te Hakkari civarında bir mağarada, İsa Peygamberin konuşma dili olan Ârâmî dilinde ve Süryânî alfabesi ile yazılmış ceylan derisinden bir kitap bulunduğu ve bunun Barnaba İncili olduğu, yurt dışına kaçırılmak istenirken kaçakçıların yakalandığı ve kitabın bir yerde muhafaza edildiği ifade edilmektedir. Kitabı bulanların, kitabın içeriğini anlamak amacıyla, Aramice Uzmanı Filolog Hamza Hocagil‘e kitabın ilk sayfasını getirdikleri, Hocagil’in tercüme ettiği sayfaya göre bu kitabın Barnabas İncili olduğu ve aşağıda bulunan incil metninin girişine benzer ifadelerin bu sayfada yer aldığı detayları verilmektedir. (bk. İlim ve Sanat, Mart-Nisan 1986, sayı: 6, s. 91-94).

Yıl 1981… Yer Şırnak, Uludere…

Barnabas İncili’nin hikâyesi avdan dönen köylülerin Uludere yakınlarında bir mağaraya girmeleriyle başlıyor. Köpekleri mağarada kaybolan köylüler, köpeklerini aramaya başlıyor. Köpeğin sesi çok derinlerden geliyor; mağaranın içindeki bir kuyudan. Bir urgan alıp, kuyunun içine giriyorlar. Karşılaştıkları manzara ise tüyleri diken diken etmeye yetiyor. Köylüler, taştan yontma bir oda içerisinde bir lahit ve bazı eşyalarla karşılaşıyorlar.

Önce Hz. İsa’ya ait bir madalyonu çıkarıyorlar. Lahitin kapağını açıyorlar; bir ceset ve üzerinde bir kitap. Buldukları kitap Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat’ın babası Ferhan Babat’ın eline geçiyor. Ferhan Babat’ın kitabın tarihi değerini anlaması uzun sürmüyor ancak kime götürdüyse kitapta yazılanları çözemiyor. Papazlar dahil kimse kitabın hangi dilde yazıldığını anlamıyor.
Bu kez Babat, kitabı satmak için girişimlerde bulunuyor. Dönemin Malatya Milletvekili İsmail Hakkı Şengüler’e bahsediyor kitaptan. Şengüler kitabı inceliyor ve kitabın önemini anlamak için iki sayfasını filolog Hamza Hocagil’e götürüyor…

Kayıp kitapla ilk temas

Hamza Hocagil, Aramice uzmanıydı. Aramice, Hz. İsa’nın ilk öğütlerini verdiği dildi. Hamza Hocagil, Türkiye’de bu dile vakıf birkaç kişiden biriydi. Hâlbuki Hıristiyan aleminin kabul ettiği dört İncil’den hiçbirinin Aramice orijinali yoktu.

Tümü Grekçe’den yapılan tercümelerden oluşuyordu. En eskisi de dördüncü yüzyıla aitti.
Hocagil, papirüs üzerine yazılan sayfaları inceledikten sonra, yazının Arami dilinde ve Süryani alfabesiyle kaleme alındığını tespit ediyor. Ve kitabın ilk sayfasını tercüme ediyor: “Ben Kıbrıslı Barnabius… Tespihe layık âlemlerin Rabbinden bir bütün olarak, Ruhu’l Kudüs’le Meşaha’ya vahyolunanı tıpkı İsa’dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.”

Hocagil, Malatya Milletvekili Şengüler’e heyecan içinde “Bu kitap Barnabas İncili” diyor. Ve Şengüler, Barnabas İncili’ni satın almak için Ferhan Babat’a 280 bin doları ödemeyi kabul ediyor. Hocagil’e göre bu eser, iki bin yıllık kayıp otantik İncil’di. İncil, Hz. İsa’nın vahiy kâtibi Aziz Barnabas tarafından yazılmıştı!

İncil, Özel Harp Dairesi’nin kasasında

Peki bundan sonra ne oluyor? İşte Hollywood filmlerine taş çıkartacak hikâye asıl buradan sonra başlıyor. Kitabın yazarı Aydoğan Vatandaş, Hamza Hocagil’le görüşüyor ve sır perdesini aralıyor. Hamza Hocagil yaşananları şöyle anlatıyor: “Ferhan Babat’la anlaşmaya varılmıştı. Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın babası Mehmet Ali Arslan ile birlikte İncil’i teslim almaya gittik. Ancak o sırada beklenmedik bir şey oldu. İncil bize teslim edilemeden jandarmanın eline geçti. İki yıl boyunca jandarma karargâhında saklı tutuldu. Daha sonra Kemal Başer Paşa’dan alınarak Genelkurmay Özel Harp Dairesi’nin eline geçti.”

Hamza Hocagil, her şeye rağmen Barnabas İncili’nin peşini bırakmamıştı. Hocagil, dönemin başbakanı ve hemşehrisi Turgut Özal’a 1996 yılında konuyu açtığını söylüyor: “Konuyu kendisine anlattıktan sonra beni Özel Harpçi Orgeneral Sami Karamısır Paşa’ya gönderdi. Önce beni epey sorguladılar, amacımın ne olduğunu anlamak istiyorlardı. Ben kitabın sadece tercüme boyutuyla ilgilendiğimi söyledim. Ardından İstanbul Balmumcu’da bulunan Özel Harp Karargâhı’nda Sami Karamısır Paşa ve MİT Müsteşarlığı da yapmış olan ve hâlen hayatta olan Hayri Ündül Paşa’nın görevlendirmesiyle tercüme çalışmasına başladım.”

Bu görevlendirmenin ardından Hamza Hocagil Ankara’da bulunan, o zamanki adıyla Özel Harp Dairesi Başkanlığı’na gidiyor: “Kitabı ilk orada gördüm. Birkaç demir kapıyı aştıktan sonra ulaşılan bir yerdeydi. Kitap, 1987 yılında Sami Karamısır Paşa ve Hayri Ündül Paşa’nın bilgisi dahilinde İstanbul Balmumcu’da bulunan Özel Harp Karargâhı’nda tercüme etmem için bana verildi. Ben burada her gün tercüme çalışmalarını yapıyordum. Tercüme parası da bana Harp Akademileri Komutanı Nahit Şenoğul Paşa tarafından veriliyordu. Nahit Paşa daha sonra bana Harp Akademileri’nde Koruyucu Envanter dersleri de verdirtti. Bu süre içerisinde İncil’in 19 sayfasını Özel Harp Dairesi’ne bağlı subayların kontrolünde inceledim”

On Emir’in yerini bildiriyor

Hocagil, Barnabas İncili’nde nelerin yazdığıyla ilgili de şunları söylüyor: “Tevhitten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah’a eş koşmama, bu arada komşulara yardımcı olma, Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ile ilgili ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Ayette, ‘Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak(!)’ diyordu.”
Hocagil, Barnabas İncili’nin son sayfasında, Aziz Barnabas’ın bu incili dört nüsha olarak yazdığını ve diğer üç nüshanın da yerlerini belirttiğini söylüyor: “İnciller’in biri İsrail’de, diğeri Arabistan Yarımadası’nda diğeri ise Kuzey Irak’ta Süleymaniye Zaho taraflarındaydı. Orgeneral Nahit Şenoğul Paşa’nın verdiği Barnabas İncili’nin son sayfalarında Hz. Davut’un kendi eliyle yazdığı Aramca Zebur ve Hz. Harun’un bakır levhalara yazdığı On Emir’in nerede olduğuna ilişkin bilgiler de vardı.”

Veli Küçük adı burada da karşımıza çıktı

Hocagil, Hz. Davut’un Sarayı’nda bulunan İncili de tercüme ettiğini söylüyor: “Bu tercümeyi Almanca ve İngilizce olarak Yunanistan’daki Markos Yayıncılık için yaptım. Genelkurmay’daki İncil’le İsrail’de bulduğumuzun tek farkı tefsirli oluşuydu. Barnabas, Uludere’de bulunan İncil’e bazı şerhler düşmüştü. Tercüme parası olarak 15 bin dolara anlaşmıştım.”

Hocagil, Markos Yayıncılık’la aracı olanın ise ismini söylüyor. Bu isim, son günlerde adını sıkça duyduğumuz Ergenekon Soruşturması’nın bir numaralı sanıklarından: “Aracı, Adem Taşdemir’di. Taşdemir, Ergenekon’un kilit ismi Tuncay Güney’le birlikte ‘cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak’ iddiasıyla gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı. Taşdemir’in bir özelliği de Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün yaveri olmasıydı!” Hamza Hocagil’in bir başka iddiası ise Barnabas İncili’nin hâlâ Genelkurmay Özel Harp Dairesi’nde olduğu yönünde..

Hocagil, tam İncil’in tümünü çeviriye başlayacakken, Jandarma gelip el koyuyor kitaba. Tam iki yıl kilit altında kalıyor. Hocagil işin peşini bırakmıyor; 1986’da Turgut Özal’a gidiyor, anlatıyor olan biteni. Hocagil 1983 yılında Özal’ın girişimleri ve Özel Harp Dairesi’nin kontrolünde İncil’i tercüme etmeye başlar. Ancak tercüme süreci bir süre sonra durduruluyor.
Ancak İncil’in son sayfasında Aziz Barnabas’ın söz konusu İncil’i dört nüsha olarak yazdığını fark eden Hocagil, diğer 3 İncil’in peşine düşer.
İncil’lerden biri İsrail’de bulunur. İsrail nüshasını bir Alman firmasının sponsorluğunda, İsrail Cumhurbaşkanı İsak Rabin’in torunu Viktoria Rabin ile birlikte çıkarılır. Viktoria Rabin, İncil’in gerçek nüshalarını okuduğunda Müslüman olur. Fakat yaptığı kazı çalışmalarında 10 Emir ve Zebur’un izini sürerken, Etiyopyalı bir zenci tarafından öldürülür. İsrail’de bulunan İncil önce Vatikan’a satılmak istenir. Vatikan adına İncil ile igili görüşmelerde bulunan Kardinal Mario, açıklanamayan bir sebeple hayatını kaybeder.

İncil’in diğer nüshasının bulunduğu Kıbrıs’ta da ilginç gelişmeler yaşanır.

1996 yılında Kıbrıs’ta Aziz Barnabas’ın mezarını soyulur. Soygunu JİTEM’cilerin yaptığı iddia edilir. KKTC’de soygunu araştıran Gazeteci Kutlu Adalı, aldığı tehditlerden kısa bir süre sonra öldürülür. Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı cinayeti Avrupa İnsan Hakları mahkemesine götürür ve Türkiye olayın aydınlanması için gereken özeni göstermediği gerekçesiyle mahkum olur. Adalı öldürülmeden kısa süre önce, Abdullah Çatlı’nın Kıbrıs’a geldiği tespit edilir.

Dinler tarihi açısından da oldukça ilginç olan bu İncil uğrunda yaşanan savaş,  Aydoğan Vatandaş’ın Apokrifal isimli kitabından da okunabilir.

Rahmetli şehit eski BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu ortak tanıdıklar vasıtasıyla Vatandaş’ı 2009 Ocak ayında Ankara’ya davet eder. Ve hatta 2 milyon dolar da bütçe bularak bu konunun sinemaya aktarılmasına uğraşır.

Muhtemelen ömrü yetseydi Yazıcıoğlu, bu konunun yalnızca filme çekilmesini sağlamakla kalmayacak, Barnabas İncili’nin serüvenini de araştıracaktı. Reis’in öl(dürül)mesinde  Barnabas İncili’nin ne denli rolü olduğunu Aydoğan Vatandaş’ta sorgulamıştı.

Konuyu araştıran herkesin öldürüldüğünü düşününce bu iddianın hiçte zayıf bir ihtimal olmadığı fark ediliyor. Umut edelim ki Reis’in gerçekleştirmeyi istediği bu konu gerçekten sinemaya uyarlansın ve kitlelere ulaşsın. Böylelikle şimdilerde tüm kesimlerin suskunluğunu koruduğu yalnızca misyoner sitelerinde yalanlama yoluna gidilerek çarpıtılan gerçekler insanların gözleri önüne serilsin.

İznik Konsülü tarafından yasaklanan,  kimine göre 13 sayfalık mektup kimine göreyse 227 sayfa olduğu söylenen bu İncil’de , Hz. İsa’nın İslam inancında da olduğu gibi çarmıha gerilmediği, onun yerine kendisine ihanet eden havarinin çarmıha gerildiği yazıyor. 

Barnabas İncil’i Hıristiyanlığın en tartışmalı konularından biri olarak kabul ediliyor. Hz. İsa döneminde yazılan tek İncil olduğuna inanılan ve ’Beşinci İncil’ de denilen Barnabas İncil’inde iddiaya göre, Hz. İsa’nın, “Tanrı’nın oğlu değil peygamber olduğu” yazıyor ve Hz. Muhammed’i müjdelediğine inanılıyor.
 

Pavlus Öğretileri ve Resmî Roma Hristiyanlığı

Paulus=Pavlus=Pavlos=Bolis, Tarsus’lu Saul MS 10-67 yılları arasında yaşadı. Pavlus Roma Yurttaşlığı’nı kazanmış yahudi bir aileden geliyordu. Bu nedenle hem Yahudi adı Saul’u hem de Romalı Adı Pavlus’u kullanıyordu. Yahudi önderi I.Gamalyel dönemi’nde Kudüs’de hahamlık öğrenimi gördü.
İlk dönemlerinde bağnaz bir Ferisi (-yahudi din adamı-) olarak Hristiyanlığı Yahudilik karşısında büyük bir tehdit saydığı için Kilise Üyeleri’ne yönelik kıyımlarda, yüzlerce inananın öldürülmesinde etkin roller oynadı.
Daha sonraları, «inananların peşine düşerek Şam’a giderken yolda İsa’nın görüntüsü’yle karşılaştığını, böylece tevbe ettiğini» iddia etti. İddiasını doğru kabul eden hristiyanların arasında yaşadı. Kısa bir süreç ardından ise bir topluluğun lideri haline gelerek inananlar arasında önemli ayrışmalara neden oldu. Dini yahudi olmayanlar arasında yayması farklı yönlerinden birisidir.
Hristiyanlığın bir Yahudi Mezhebi olmaktan çıkıp bir Roma Dini’ne dönüşmesine belirleyici katkı’da bulunan kişidir Pavlus. Yeni Ahid’in yaklaşık 1/3 ünü oluşturan mektupları günümüze ulaşmış en eski Hristiyan Metinleri’dir ki bugünkü Hristiyan İlahiyatı’nın temellerini oluşturur. Yeni Ahid’deki Resullerin İşleri Kitabı’nın yarıdan çoğu Pavlus’un etkinlikleri’ni aktarır.
Romanın resmî dini haline gelen hristiyanlık pavlus’un takipçilerinin dini anlayışını yansıtır. Roma kilisesi=Pavlus kilisesi, tevhide (Allah’ın birliği inancı) inanan ya da buna yakın diğer hristiyan mezhep ve topluluklarını ortadan kaldırmak için mücadele etmiş. Bu uğurda afaroz (dinden atma) ve ölüm cezaları uygulamış ve bunlarla korkutmuştur.

Pavlus’un İlk Günah-Keffaret Anlayışı

«İlk Günah Kavramı – her doğanın günahkar doğduğu iddiası –»’nı ileri süren Pavlus mektup ve etkinlikleriyle, Tevrat’ta yer alan Allah’ın emirlerinin dikkate alınmayarak uygulanmamaları sonucunu verecek biçimde keffaret inancını kurmuştur. (-Keffaret; Isa Peygamberin çarmıha çekilerek kendini, insanların günahtan kurtulmaları için feda ettiği, böylece sadece Hz. İsa’ya inanmanın sonsuz kurtuluş için yeterli olacağı inanışı. -Barnabas İnciline ve İslam kaynaklarına göre ise çarmıha gerilen kişi, Hz. İsa’ya ihanet eden ve bunun cezası olarak mucize ile İsa’ya benzetilen Yahuda İskariyot’tur.-)
Pavlus’un bu öğretileri ile sadece «kalp temizliği ve İsa’ya inanmayı» yeterli gören, Allah’ın koyduğu kurallar ve O’nun emirlerinden soyutlanan bir din yapılanması ortaya çıkmıştır. Böylesi bir din anlayışı ne diğer dört kanonik incilde ne de Barnabas incilinde Hz. İsa tarafından dile getirilmemiştir.
Barnabas’ta; Hz İsa döneminde, dini kuralların titizlikle uygulandığı ve doğru inanca sahip olmanın, Tevratta yer alan (-domuz eti yasağı gibi-) yasaklamalardan kaçınmanın ve sünnet olma emrinin uygulanması ve ibadetin samimiyetle ve sürekli yapılmasının Hz İsa’nın temel direktifleri arasında olduğu görülür.

Bugünku haliyle Yeni Ahid’de (-incilde-) yer alan şu metin konumuz itibariyle oldukça dikkat çekicidir:

«Hz. İsa’ya tâbi(uyanlar) olanlar kendisinin yeryüzünde olduğu zaman diliminde ve göğe yükseltilmesinin sonrasında Tevrat’a bağlı Yahudi cemaati ile, Kudüs’teki Mabede gitmeye devam etmişlerdir»(-Resullerin İşleri, 3,1)

Barnabas İncil’inde Çelişkiler Olduğuna Dair İddialar Hakkında

Yukarıda sıralananlara gözatıldığında Barnabas İncili’nin tarihsel sürecinde müslümanların bir katkıları olmadığı açıktır. Müslümanların bu İncile ilgilerinin sebebi bir Peygamber olarak kabul ettikleri Hz. İsa’nın gerçek yaşam kesitlerine ve Allah’ın gönderdiği kitaplardan biri olduğuna inandıkları İncilin gerçek haline duydukları doğal meraklarıdır.
Bu incilin 2000 sene önceki gerçek incilin tam olarak aynısı olduğunu da iddia edemeyiz. Çünkü, Kanonik kabul edilen diğer 4 incil gibi bu incil de Hz. İsa’nin dili olan aramice değildir, belki en azından birkaç kere tercüme edilmiş bir metindir; örneğin, Aramiceden önce grekçeye sonra latinceye daha sonra italyancaya çevrilmiş olabilir. Türkçe çeviriye kaynaklık eden ingilizce metin ise halen Viyana Hofbibliothek’te bulunan italyanca nüshadan bu yüzyılın başında tercüme edilmiştir. Bu tercümeler esnasında mütercimlerin yetkinlik derecelerinin ya da bilgisel yetersizliklerinin; kasıtsız-teknik kelime yanlışlıklarının roller oynadığı pekala düşünülebilir.
Bu incil vasıtasıyla sezilen ve tarihsel süreciyle varılan sonuç “asıl incil’den” güçlü esintileri yansıtmasıdır.
Çelişki olarak iddia edilenler metinde yer alan temel konu doğrultularında değildir, tam tersine, Barnabas İncili’ni diğer incillerden ayıracak en açıklayıcı kelime “baştan sona tutarlılık” olacakdır.

“Nasıra’ya doğru gemiyle yola çıkmak”

En çok çelişki iddiasının vurgulandığı yer, 151’inci bölümde İsa ve Havarileri’nin Nasıra’dan Kudüs’e yaptıkları yolculuğun çok özet anlatımıyla ilgilidir. Kudüs’ten Nasıra’ya yapılan bir yolculuk ise 20’inci bölümde detaylı şekilde anlatılmıştır. Çelişki iddiasını seslendirenler 151’inci bölümden, “Nasıra’dan Kudüs’e gemiyle gidildi” anlamının çıkarılmasını istemektedirler. Oysa 20’inci bölümde Kudüs’ten Nasıra’ya yapılan yolculuğun güzergahı dönüş yolu için de geçerli olmalıdır.

Yol güzergahını anlayabileceğimiz 20’inci bölüm “İsa Galile Denizi’ne gitti ve bir gemiye binerek Nasıra’ya doğru yola çıktı. Bu sırada denizde büyük bir fırtına başladı.” cümleleriyle başlar. Yolculuk esnasında önce Galile Gölü civarına uğranıldığı, yolculuğun bir kısmının Galile Gölü üzerinden gerçekleştiği anlaşılır ve herhangi bir çelişkiden sözedilemez. Yolculuk güzergahları mevcut yol alternatiflerine, yolların durumuna, güvenliğine veya başka amaçlara uygun olarak belirlenebilir. İki bin sene önceki yollar ve yol alma koşullarına uygun bir güzergahın tercih edilmiş olduğu düşünülmelidir.

Kudüs, Nasıra ve Galile Gölü arasında bugün yer alan karayolları uzunlukları şöyle: Kudüs’ten Galile Gölü’nün Kudüs’e en yakın yeri olan Dganya Bet’e 156 km (5-6 günlük yürüyüş mesafesi), Tiberias yani Galile Gölü’nün Nasıra’ya en yakın yerinden Nasıra’ya 30 km (Bir günlük yürüyüş mesafesi) Kudüs’ten doğrudan Nasıra’ya 160 km (5-6 günlük yürüyüş mesafesi). Görüldüğü gibi bugün mevcut yol alternatifleri arasında bile yol süreleri açısından büyük farklar yoktur.

Ayrıca, 20’inci bölümde; “Nasıra kentine gemiyle yanaşıldığı” da yer almaz, sadece, “Nasıra kentine gelince” denmektedir. Aynı şekilde 151’inci bölümde”Kudüs limanından” bahsedilmez.

Barnabas İncili‘nde güya “Nasıra Limanı’ndan“, “Nasıra’ya gemiyle gidildiği“nden ve “Nasıra’dan Kudüs’e gemiyle gidildiği“nden bahsedildiği ileri sürülerek bir yapay “çelişki” algısı uyandırılmak istenmektedir.Yukarıda yer alan objektif-net-tarihi verilere karşı, duygusallığı yansıtan bir alaycılık ile gerçeklikten kopan demogojik yaklaşımlara yönelebilen bazı çevrelerin yukarıda adı geçen onlarca tarihi belgeye göz gezdirmeleri, hiç değilse kolayca edinebilecekleri Dr. Rodney Blackhirst‘a ait yukarıda bir yargı paragrafı alıntılanan makaleyi okumaları önerilebilir.

Diğer bir çelişki iddiası farklı dönemlerde Romalı valinin (Plate=pilatus=pilotus) ismi hakkında dile getiriliyor ki, bu eğer tercümelerden kaynaklanan bir hata değil ise, iki türlü açıklanabilir: İsa’nın yer yüzünde kaldığı 33 sene boyunca aynı kişinin valiliği sürdürdüğü.. Ya da iki ayrı vali ise aynı ismi taşıdıkları…

İsa Peygamberin 119’uncu bölümde şekerle ilgili verdiği bir örnek sözkonusu ediliyor. Barnabas İncili’ndeki metin anlatımından o dönemde şekerin çok değerli olduğu anlaşılıyor. İsa döneminde şekerin bilinmediğini savunan bazı itirazcılar, şeker pancarından şeker üretimi bilgisinin 7’inci yüzyıldan önce bölgeye ulaşmadığını iddia ediyor. Öyle bile olsa, herhalde durdukça şekerlenen bal ve pekmez gibi tatlı besinlerden de şeker yapılabileceği gözardı ediliyor.

Şu da gözönünde tutulmalıdır ki, yukarıda da belirtildiği gibi bazı detaylarda asırlar boyunca yapılan çevirilerde, tercüme ya da teknik yanlışlıklar mümkün olabildiği gibi çelişki iddialarının argümanlarında da duygusal nedenlerden ya da yanlış bilgilerden kaynaklanan bazı yanlışlar olabileceği gözardı edilemez.

Çünkü, Barnabas İncili bugünkü hristiyan dünyasının da temel aldığı Pavlus yaklaşımına sarsıcı bir yalanlama ve karşı çıkışı da barındırmaktadır..

Tam da bu nedenle asırlar boyu (1700 senedir) tamamen imha edilmek istenmiştir.

Hz. İsa Peygamber neden “Gelecek Mesih ben değilim” diyor?

Mesih nitelemesini İsa’dan sonra gelecek Peygamber hakkında telaffuz edilmesi, Hz. İsa’nın Mesih olmadığından değil, metinden de anlaşılacağı üzere o dönem topluluklarının Mesih denildiğinde bunu en son gelecek Allah’ın Elçisi olarak algılamalarıdır. İsa, “Sen Mesih misin?” şeklindeki sorulara yanıt verirken kendinden sonra gelecek Allah’ın Elçisi‘nden haber vermektedir. Barnabas İncili‘nin ilk başlığında, girişi ve 6’ıncı bölümünde de İsa Peygamber için “Mesih” denmektedir.

İsa peygamberin “Sen Mesih misin?” şeklindeki soruya verdiği cevabı bu gerçeği gösteriyor:

«..Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin sözlerini getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin ayakkabılarının iplerini veya çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.»

Tahrifler sonucu sürrealist ve ancak ruhban derecelilerin anladığı(!) anlaşılmaz semboller anlatımı haline gelen ve bünyesinde tahrif ve değişmelerden doğan yanlışlardan yüzlerce sancıyı taşıyan 4 kanonik (!) incilden örnekler vererek, gerçek ve pek çok “çelişki“leri gerçek anlamda göstermek mümkündür. Bu çelişkiler doğu ve batıda, yerinde ve yeterince ele alınarak ilgilenenlere gösterilmiştir. Alman Protestan Kilise Komisyonu‘nun, yukarıda yer alan, incile yazdığı sunuş yazısı da bu gerçeğin başka türlü bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Barnabas İncili, anlaşılmaz hale getirilmiş bir dinin özündeki gerçek halini; aydınlık ve açıklığı, Peygamberlerle iletilen ilahi mesajların tazeliğini okuyanlara hemen hissettiriyor. Barnabas İncili‘nin Matta, Yuhanna, Luka ve Markos ile kıyaslamalı okunuşunda, diğer incillerdeki çıkarmalar ve değiştirmeler nedeniyle nasıl anlam bütünlüğünün bozulduğu ve cümle düşüklükleri oluştuğu, böylece yarım ya da aralarda kalan konu ve cümlelerin aslında nereden başladığı ve nasıl geliştiği de ortaya çıkıyor. Ve nasıl insafsız bir tahrif budamasına maruz kaldıkları da anlaşılıyor.

Not: Barnabas İncili (The Gospel in The Name of Barnabas) ile Barnabas Mektupları (The Epistle of Barnabas) tamamen farklıdır. Bu mektupları(Epistle) kaleme alan kişi tarihsel olarak Kıbrıslı Joseph(Barnabas) olamaz. Zira, Kudüs’teki Yahudi Tapınağının Romalılarca yıkılışı (Destruction of Second Temple) bu mektuplarda(Epistle) geçmiş zaman kipiyle yer almıştır. Bu olay M.S 70’de gerçekleşmiştir. Barnabas ise M.S 61’de Kıbrıs’ta taşlanarak şehit edilmişti.

THE GOSPEL OF BARNABAS CLICK ON AND DOWNLOAD ENGLISH TRANSLATION

thegospelofbarnabaEnglishanditalian

EDITED AND TRANSLATED FROM THE ITALIAN MS. IN THE IMPERIAL LIBRARY AT VIENNA LONSDALE AND LAURA RAGG OXFORD AT THE CLARENDON PRESS 1907 EMMANUEL HENRY FEOWDE, M.A. PUBLISHER TO THE UNIVERSITY OF OXFORD LONDON, EDINBURGH NEW YORK AND TORONTO