Eminim hayatınızda böyle bir dosya okumadınız ve böylesine dehşetli bir vahşetin fotoğraflarına bakamadınız… Faruk Arslan’ın şahitliğinde işte Çeçenistan dramı…

TIKLAYIN VE BU DOSYAYI MUTLAKA OKUYUN…

PETROL KURBANI ÇEÇENLER

Çeçenistan, Kafkasya bölgesinden bir cüz. Kafkasya bölgesi; Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki bölge. Kafkasya bölgesi, Güney Kafkasya ve Kuzey Kafkasya diye iki bölgeden oluşur. Güney Kafkasya, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan’dan oluşuyor. Bu ülkeler 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri Rusya’dan ayrılmış durumdalar. Kuzey Kafkasya ise Çeçenistan, Dağıstan, Kuzey Osetya, Inguşetya, Çerkezya’dan oluşuyor. Rusya bu ülkeleri Moskova’daki otoriteye boyun büken Rusya Federasyonu’ndan bir cüz sayıyordu. Kuzey Kafkasya’nın Rus toprağı olduğu iddiası doğru muydu? Yoksa Rusya oraları işgal edip halkını despotça boyun büktürüp bu otoritesini halen şiddet, sürgün etmek ve silah zoruyla mı sürdürmekteydi?

Kafkasya beldelerine İslâm’ın öncü güçleri Halife Ömer b. Hattab (ra) zamanının sonunda ulaştılar. Zira Ömer (ra), orayı fethetmesi için ordu göndermişti. Halife Osman b. Affan (ra) zamanında da oranın büyük bir kesimi İslâm ülkesinin bir parçası haline geldi. Emevi Hilâfeti zamanında Kafkasya’nın tamamı, Mesleme b. Abdülmelik’in fetihleri sayesinde İslâm beldelerinden bir parça oldu. Abbasi Hilâfeti zamanında öylece devam etti. Bu beldelerin halkları İslâm’a girdiler ve insanları İslâm davetini taşımaya başladılar. Abbasi Hilâfeti zamanında Kafkasya Moğol saldırılarına maruz kaldı. Moğollar orayı işgal ederek yakıp yıkmaya başladılar. Fakat onların beklemedikleri bir şey oldu: Kafkasya müslümanları, işgalci Moğol ordusuna İslâm davetini taşımaya başladılar. Moğollar, miladi 1256 senesinde İslâm’a girip İslâm hadaretinin hamileri/koruyucuları oldular. İslâm’ın otoritesi Rusya’ya, Sibirya’ya ve hatta Moskova’ya kadar ulaştı.

Şüphesiz şu müthiş bir olaydır: Bir ordu, bazı ülkeleri yakıp yıkmak ve hakim olmak için işgal ediyor. Ancak İslâm dini, o ordunun askerlerinin akıllarını ve kalplerini fethediyor. Böylece saldıran ile saldırıya maruz kalan arasında sevgi, dostluk ve yakınlık oluştu. Saldırganlar, saldırdıkları müslüman halklara tabi olan öğrenciler oldular. Çünkü İslâm Dini, fıtrat dinidir, müslümanlar da daveti; sömürmek ve menfaat elde etmek için değil de Allah’a itaat ederek ve insanların hidayete ermesine hırs göstererek taşıyorlar. İster fetheden mücahid olsunlar ya da saldırıya maruz kalıp mağlup olsunlar isterse gezgin tüccar olsunlar müslümanların konumu işte böyledir.

1578’de Kafkasya’ya Osmanlı Hilâfeti hakim oldu. Azerbaycan bir müddet Osmanlı Hilâfeti’nin nüfuzundan çıkıp İran’daki Safevi Devleti’nin nüfuzuna geçti. 1722’de Rus Çarı Büyük Peder Kafkasya’ya saldırdı ve bir kısmını işgal etti. O dönemde Osmanlı Hilâfeti, Orta Avrupa’daki savaşları ile meşgul olduğu için Kafkasya’yı ve Orta Asya’yı korumaktan aciz kaldı. Fakat Kafkasya halkları tekrar kendilerine gelip Rus işgaline direnmeye başladılar ve Safevi Devleti’nin yardımı ile Rusları 1735 yılında kovabildiler. Fakat Rus Çarları tekrar Kafkas topraklarından geniş bir bölgeyi işgal ettiler. Ancak bölge halkı daima Rus işgalini reddediyor ve silahla karşı koyup direniyorlardı. Nitekim Çeçen asıllı İmam Mansur, Ruslara karşı 1785-1794 arasında çok şiddetli bir savaşa komutanlık yapmıştı. Bu savaşa “Mukaddes Cihad Savaşı” diyorlardı. Daha sonra İmam Gazi Mevlayi Muhammed, 1824’den 1832 senesine kadar Rus işgalcilere karşı başlatılan bir savaşa komutanlık yaptı. Daha sonra Şeyh Şamil, Ruslara karşı 1832’den 1859 senesine kadar kesintisiz bir savaşın komutanlığını yaptı. Şeyh Şamil’in tutuklanıp sürgün edilmesinden sonra direniş Çeçen Omadoyef liderliğinde “Tabi Edayef” hareketi ve “Zelmayev” hareketi ve Çeçen lider “Ali Bik Hacı” hareketi ile devam etti. Ruslar, Ali Bik Hacı hareketini ortadan kaldırdılar ve 1878 senesinde Grozni’de kendisini idam ettiler.

1944’de Stalin, Almanlara yardım ettileri ve Rusya’ya bağlılıklarını sürdürmedikleri bahanesi ile Çeçenistan halkı ve çevresindeki  halkı yakıp yıkma ve katliam yaparak Sibirya’ya, Kazakistan’a ve diğer yerlere zorunlu göç ettirdi. Nitekim onlar, 1957’de Kuriçof ülkelerine dönmelerini kabul edesiye kadar göçmen ve mülteci durumunda kaldılar.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya’da, Kafkasya’da, Balkanlar’da ona bağlı bir çok devlet bağımsız oldular. Çeçenler Rusya’ya bağlılıktan kurtulmak için altın fırsat buldular ve Cevhar Dudayev liderliğinde 01/11/1991’da Rusya’dan bağımsızlığını ilan ettiler. Onların bu bağımsızlığını dünyada hiçbir devlet tanımadı. Rusya ile Çeçenistan arasında ihtilaf ve çekişme, Rusya’nın bu bağımsızlığı ortadan kaldırmak için Çeçenistan’a savaş açmasına kadar devam etti. Bu savaş, 11/12/1994’den 21/08/1996’ya kadar 21 ay sürdü. Rus ordusu bu savaşta bir çok can, mal ve teçhizat kaybıyla hüsrana uğradı. Çeçenler, dünya halklarını hayrete düşüren göz kamaştırıcı zaferler elde ettiler. Rusya 31/08/1996’da, Rusya-Çeçenistan anlaşmasını imzalamaya mecbur kaldı. Bu anlaşmayı Rusya’dan General  Alksandar Lebed imzaladı. Daha sonra ise  12/05/1997’de barış anlaşmasını imzalamaya mecbur kaldı. Bu anlaşmayı, Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin ve Çeçenistan devlet başkanı Aslan Mashadov imzaladı. Anlaşma metninde şu maddeler vardı:

Rusya ve Çeçenistan arasındaki ilişkiler devletlerarası kanuna göre olacaktı.  İki taraf arasında herhangi bir ihtilaf ve çekişmenin çözümü için silah kullanmak ve silah kullanma tehdidinde bulunmak serbest olmayacaktı. Anlaşma metninde Çeçenistan’ın Rusya’dan bir cüz olarak kalması ve bağımsızlığı geçmedi. Fakat anlaşma, 31/08/1996 sözleşmesini tanımaktaydı. Bu sözleşmede 31/12/2001 yılında Çeçenistan’da halkın geleceğini belirlemek için referandum yapılması maddesi vardı. Çeçenistan fiilen bağımsız bir devletmiş gibi hareket etmeye başladı. Dünya da onunla sanki fiilen bağımsız bir devlet gibi muamele etmeye başladı.  Lebed ve Rusya’nın liderlerinden diğerleri hakkında şu haber nakledildi: Bunlar Çeçenistan’la anlaşma maddelerini onaylamadan önce Rus kuvvetleri çekildikten sonra Afganistan’da olduğu gibi Çeçenistan’da bir iç savaş çıkarmayı planlamışlardı. Anlaşma imzalandıktan sonra Ruslar planlarını uygulamaya başladılar. Bu planlarını uygulamaya bir kaç cepheden başladılar.

– Tasavvuf eğilimli olan ve (selefi) eğilimli olan müslümanlar arasında karmaşa, fitne ve komplolar çıkartma cephesi,

–  Büyük devletleri özellikle Amerika’yı devre dışı bırakma cephesi,

–  Çeçen halkını teröristler ve uluslararası terörle bağlantılı gösterme cephesi.

Tasavvuf eğiliminde olanlarla (selefiler) arasında fitne, düşmanlık çıkarma cephesinde; Selefilere mal elde etmelerinde, silah elde etmelerinde otoriteyi ele geçirmeye göz diken kuvvet oluşturmaları bakımından hazırlık yapmaları hususlarında kolaylık sağladılar. Diğer taraftan o ülkedeki halkın büyük çoğunluğunu oluşturan tasavvuf eğiliminde olanlara otorite teslim edildi. Böylece Çeçenistan neredeyse bir iç savaşın eşiğine geldi.  Başta Amerika olmak üzere büyük devletleri devre dışı bırakma cephesinde ise; Bunların faaliyetlerinin etkisini, bu devletlerin Rusya’nın 1994-1996’da Çeçenistan’a karşı açtığı savaşa karşı aldıkları tavır ile, Rusya’nın Çeçenistan’a Mayıs 1999’da başlayıp halen devam etmekte olan, vahşeti, katliamı, yakıp yıkmaları ve göçe zorlaması artan şimdiki savaşa karşı aldıkları tavır arasındaki büyük fark göze çarpıyordu.

Önceki harpte Batı basını Rusya’nın saldırısını mahkum ediyorlardı. Çeçen halkının kahramanlığını da övüyorlardı. Şimdi ise, bu basın ahraz/dilsiz oldu. Konuştuklarında sadece sivillerin yok edilmesine cılız, cansız bir tepki ile tepki veriyorlardı. Önceki savaşta Araplar da dahil müslümanların başlarındaki Amerikan ya da Batı devletlerinin güdümlü yöneticileri, basında, mal toplamada gönüllülerin oraya ulaşmasına kolaylık sağlamada Çeçen halkına yardım için koşuşturuyorlardı. Şimdi ise o yöneticiler, Çeçen halkına yardımdan uzak duruyorlar.

Rusya Başbakanı Putin, 01/11/1999’da Oslo’da Clinton ile görüşmeye gittiğinde bazı gözlemciler Clinton’un ona harbin durdurulması için baskı yapacağını bekliyorlardı. Fakat Putin, Moskova’ya dönüp Rusya Devlet Başkanı Yeltsin ile görüşmesinden sonra Rusya Savunma Bakanı Mareşal Sergıyef’den bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada diyordu ki: “Silahlı kuvvetler, Grozni’yi ve bütün Çeçenistan topraklarını teröristlerden kurtarmayı planlamaktadır.” Bu vazifeye şöyle vurgulama yaptı: “Onu, bizim önümüze Devlet Başkanı koydu.”

18-19/11/1999’da İstanbul’da yapılan AGIT toplantısında Rusya’ya Çeçenistan’da yaptığı vahşete karşı ciddi bir eleştiri yöneltmediler. Bilakis Yeltsin’in tutumu, eleştiri ve meydan okuma tutumuydu. Yeltsin bu toplantıda savaşın terörü tamamen ortadan kaldırasıya kadar süreceğini ilan edip, Çeçenistan’da herhangi bir taraf ile görüşmeyi reddetti. Böylelikle de Çeçenistan ile 1997’de yapılan anlaşmayı bozmuş oldu. IMF’den Rusya’ya kredi ödemeleri halen devam etmekteydi.

Amerika’yı, Rusya’nın Çeçenistan’a karşı halen yaptığı savaştan dolayı Rusya’ya karşı 1994-1996 savaşındaki tutumundan farklı tutum almaya sevk eden husus neydi?  NewYork Times Gazetesi 19/11/1999’da şu haberi yayınladı: “Rusya Dışişleri Bakanı, Igorifanov’un, Amerika Dışişleri Bakanı Madlen Albright’a 18/11/1999’da Türkiye’deki ikili toplantıları esnasında bir gayri resmi mektup teslim ettiği, bu mektubun bir alış-veriş önerisi içerdiği, buna göre Amerika’nın Çeçenistan’daki Rus askeri operasyonlarını görmezden gelmesine karşılık biz de BM Güvenlik Konseyi’ndeki temsilcimize Irak meselesinde esnek olması için talimatlar çıkartmaya hazırız.”

Moskova’daki “Barış Enstitüsü” müdürü Ksender Kesilof şöyle dedi: “Bu anlaşma şu demektir: Amerika yönetiminin Çeçenistan meselesinde ve kara para aklama rezilliklerinde Rusya’ya kuvvetli baskı yapmaktan kaçınmasına karşılık Kremlinde Irak ve Yugoslavya meselesine karşı sert tutumundan geri adım atmasıdır.” Ortadoğu ve Kafkasya’da Güvenlik işlerinde uzman Amerikalı Retchel Brunsan 18/11/1999’da şöyle dedi: “Rusya ile işbirliğinin zorluğundan dolayı nükleer silahlarda anlaşmazlık meselesi, Irak meselesi, Rusya’da ıslahat ve istikrar meselesi gibi “daha önemli” diğer meseleler aleyhine de olsa, Çeçenistan meselesine engel olmaya yönelik Amerikan tutumunun devam etmesini alkışlıyorum.”

Görüldüğü gibi Amerika ile Rusya  arasında bir alış-veriş vardı. Bu alış-veriş Ivanov tarafından Albright’e 18/11/1999’da belgenin teslim edilmesiyle başlamadı. Bilakis o vakitten önce şifai olarak hasıl oldu ve 18/11/1999’da gayri resmi bir şekilde de olsa yazıya dökülmesi tamamlandı. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den Türkiye’nin Akdeniz sahil şehri Ceyhan arasında gaz ve petrol nakli için döşenmesi planlanan Bakü-Ceyhan Boru Hattı anlaşmasını Rusya’nın sessiz kalması da bu “alış-veriş”in bir parçasıydı.

Şunu gözden kaçırmamız doğru olmazdı: Rusya’ya karşı Amerika’nın siyaseti; bir taraftan Çin’e karşı durması için diğer taraftan Avrupa devletlerini tehdit eden bir teşekkül olarak kalması için Rusya’nın güçlü bir devlet olarak kalmasıydı. Bu tehdidi Amerika, NATO’nun kalması ve Rusya tehlikesinden kendilerini koruması bahanesi ile Avrupa’da hegemonyasının devam etmesi için kullanmaktaydı.  İslâm beldelerinden Çeçenistan’a gelecek yardım ve destekleri durdurmak maksadıyla Rus Dışişleri Bakanlığı çeşitli İslâm beldelerine kendilerinin sadece teröre ve teröristlere karşı olduklarını açıklamaları için heyetler gönderdi. Yöneticilerin Rusya ile uyumları son hadde idi.

Hatta Türkiye Başbakanı Ecevit 5/11/1999’da Moskova’ya bir ziyaret yaptı ve orada Çeçenistan meselesinin Rusya’nın iç meselesi olduğunu, terörü ortadan kaldırmak için kendisinin Rusya ile işbirliği yapmaya hazır olduğunu ilan etti. Bu da şuna delalet ediyor ki, bu yöneticilerin gözardı edemediği Amerika’nın dediği oluyordu.

Çeçen halkının terörist ya da terörle bağlantılı gösterme cephesinde ise; Temmuz 1999 sonundan beri bazı silahlı gruplar Dağıstan’ın batısında Çeçenistan boyunca bazı köyleri ele geçirip oraları Dağıstan’daki otoriteden kopardılar. İslâm Devleti kurmak için Dağıstan’ın tamamını ve Kafkasya’nın büyük bir kesimini ele geçirmek istediklerini ilan ettiler. Halktan bir çoğu onlara sempati duydu. Çünkü müslümanlar İslâm’ın tatbik edilmesini seviyorlar ve İslâm için uğraşan herkesi destekliyorlardı. Rusya, o silahlı kişileri Çeçenistan’dan gelen selefi fundamentalistler olarak gösterdi. Onların Çeçenistan’da olduğu gibi Dağıstan’da askeri eğitim kampları olduğu bütün bölgede yönetimi ele geçirmek istedikleri, diğer dini mezhepleri ve tasavvufi tarikatları yasaklamak istedikleri, bölgede ve dünyada terörü yaymak istedikleri doğrultusunda propaganda yapmaya başladı. Rusya basını, onları milyonlarca Dolar ile Bin Ladin’in desteklediğini, onlara Afganistan’dan silah ve silahlı adamlar gönderdiğini v.b. yazıp yayınladılar.

Sonra Eylül 1999 ayı içinde Moskova’da ve Rusya’nın diğer bölgelerinde sivillerin oturduğu binalarda bir dizi bomba patladı. Bu patlamalarda bir kaç yüz kişi öldü ve binlerce kişi yaralandı. Rus basını bu patlamaların sorumluluğunu Çeçenistan halkına ve Dağıstan’da onlara sempati duyanlara yüklemeye çalıştı. Rus basınında; Bin Ladin, Basayev, Hattab, sivillere karşı kanlı terör… v.b. isim ve söylemler sık sık tekrarlandı.

Dağıstan’ın batısındaki o köylerin ele geçirilmesi işinin arkasında kim vardı? Rusya’daki o patlamaların arkasında kim bulunuyordu?  Bir çok delil açığa çıkardı ki bütün bunların arkasında Rusya’nın sorumluları vardı. Dağıstan’ın o köylerinin ele geçirilmesine gelince; sahnede bariz olan Şamil Basayev, Hattab ve ikisinin adamlarıydı. Bu ikisi askerdiler, kendilerinde siyasi bilgi, bakış ve tecrübe yoktu. O halde bu siyasetle, temel öğeleri/unsurları oluşmayan, çevresi İslâm düşmanı güçlü devletlerle çevrili bir bölgede nasıl bir İslâm Devleti kurulurdu!.. Şüphesiz ki o savaşçıların akıllarını başlarından alan ve onları iyi bilmedikleri siyasetin tuzaklarına düşüren bir yön/taraf olmalıydı. Bu taraf, Suudiler değildi, Amerika da değildi. Çünkü bunların her ikisi de bu sefer, Basayev’e ve Çeçenistan’a yardımdan geri durdular.

Patlamalara gelince: Hem Basayev hem de Hattab bunlarda parmaklarının olmadığını, kadınları, çocukları ve yaşlıları öldüren böylesi terör eylemlerini İslâm’ın haram kıldığını açıkladılar. Şamil Basayev, 13/09/1999’da Grozni’de düzenlediği basın toplantısında hem kendisinin hem de Arap asıllı komutan Hattab’ın son patlamaların ardından olduğu iddialarını reddetti ve şunu hatırlattı: “Mücahidler bu tür üslupları reddederler.” Bu iddiaları reddettiğini defalarca tekrarladı. Aynı şekilde Hattab da bu iddiaları reddettiğini defalarca tekrarladı. Nitekim 30/09/1999’da gazeteler ona yöneltilen şu soruya karşın sözlerini yayınladılar: “Moskova’daki patlamaların ardında senin ve Şamil Basayev’in olduğuna dair ithamlara ne dersin?” Dedi ki: “Biz müslümanlar ve mücahidler olarak sadece kafir askerlerle savaşırız. Çocukları ve kadınları öldürmemiz bize caiz değildir. Bu husus, bizim dinimizden bir cüzdür.”

Bu ve benzeri hususlar ile bize açıkça göz önüne koymaktadır ki; Bunu Rus otoritesindeki bazı taraflar, hedeflerini gerçekleştirmek için planlamışlardı. Basayev ve Hattab bu Rus tuzağına düştüler. Yine gayet açıktır ki; sivillerin oturduğu yerlerdeki bir dizi bombaların patlaması olayının ardında da o Rus taraflar vardı. O taraflar, bu işlerle şu bir kaç hedefi gerçekleştiriyorlardı:

1- Özellikle Rusya dahilinde Çeçenistan sorununun Rusya’nın maslahatı lehine bitirilmesi maksadı ile yeni bir savaşa girmek için bir bahane oluşturmak. Rusya 1997’de Çeçenistan ile yaptığı anlaşmadan önce Çeçenistan’da (selefilerle)-tasavvufçular arasında bir iç savaş çıkartmayı planlıyorlardı. Fakat o, 1994-1996 savaşındaki hezimetinin etkisi ile küçük düşürülen saygınlığının intikamını almak için Çeçenistan’ı yeniden işgal etmeyi kendisi için daha efdal buldu. Biliniyor ki; Rus ordusu generalleri, Grozni’nin ve Çeçenistan’ın tamamını işgal edesiye kadar savaşın devam etmesinde ısrarcıdırlar. Onlar savaşın durdurulması için kendilerine bir emir gelirse istifa etmekle tehdit ediyorlar. Bu savaşın durdurulması Rusya’nın kendi içinde bir iç savaşın patlak vermesine sebep olacaktır, diyorlar. Böylelikle, Rusya Federasyonu’ndaki bazı cumhuriyetlerin düşündükleri bağımsızlıkların veya başkaldırmaların yolu kesilmektedir. Çeçenistan’ın bağımsızlığı hususundaki referandumun neticesini Rusya kendi arzusuna terk etmektedir.

2- Otorite üzerindeki iç çekişmeleri bitirmek. Zira, Çeçenistan’da zafer kazanarak Rus ordusunun itibarı ve heybetini tekrar kazandıran kimse, Rusya’da otoriteyi kuvvetli bir şekilde ele geçirebilecektir. Moskovski Komsomolets Gazetesi 15/09/1999’da şunu zikretti: “Balivenir Brizoviski, General Lebed’in askeri bir yönetici olarak ya da hükümet başkanı olarak göreve getirilmesi için çalışmaktadır.” Kremli’nin resmî sözcüsü, hükümet başkanını değiştirme doğrultusunda niyetinin olmadığını söyledi. Ancak Gazetenin yazı işleri müdürü, 14/09/1999’da şunu tekid etmiştir: “Brizoviski, olayları tahrik eden şeytani deha sahibi birisidir.” Nitekim Brezoviski, 16/09/1999’da eski iki Rus hükümet başkanı hakkında şöyle demiştir: “Bremakov, Stibaşin, Güvenlik ve İstihbarat organları sorumluları haindirler.”

Ne zamana kadar müslümanlar devletlerarasındaki alış-verişlerin tamamlanması uğruna kurban olmaya devam edeceklerdi?! Ne zamana kadar müslümanların başlarındaki yöneticiler, halklarına karşı Batılılarlae beraber entrikalar çevirmekte alet olarak ve hatta hainlik yaparak kalacaklardı?!  Müslümanların ülkelerinde katliama, eziyetlere, saygınlık ve ırzlara tecavüzlere Batılı milletler tarafından müslümanların orduları onlara yardım için harekete geçmeksizin maruz kalmalarıyla içine düştükleri elem, kederlerin sebepleri başlarındaki yöneticilerdi. Zira o yöneticiler şu anda değil o müslümanlara yardım etmek, onların maruz kaldıkları o vahşeti kınamaya dahi cesaret edemiyorlardı…