2011’den beri Türkiye neden kaybediyor?

2011’den beri Türkiye neden kaybediyor?

Todays Zaman ve Zaman gazetesi yazarı Joost Lagendijk, iki günlük Kanada gezisi sırasında Ottawa’da IDI Kültür Merkezi’nde, Toronto’da  Toronto Üniversitesi’nin Munk Okul’unda ve Kitchener’da CIGI’da seçkin katılımcılara konuşmalar yaptı. 11 yıl Avrupa Parlamentosunda siyaset yapan, 4 yıldır’da İstanbul’da Sabancı Üniversitesi’nde ders veren Lagendijk, 2011’den beri Türkiye’nin mükemmel imajının bozulduğunu ve AK Parti’nin Arap dünyasında bir model olmaktan çıktığını söyledi. AK Parti’yi ‘İslamcı’ değil kültürel muhafazakar, ekonomide liberal olarak tanımlayan Lagendijk, Başbakan’ın çevresine danışman olarak ‘ Evet Başbakanım’ diyen değil ‘ yanlış yapıyorsun’ diyebilecek danışmanlara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Lagendjk’e iki soru sordum.  İlk sorumda, Türk dış politikası ‘ sıfır düşman’ hedefinden ‘sıfır dost’ konuma gelirken hangi hataları yaptığını ve tüm dünyada model ülke imajının bozulması ardında yatan nedenleri Türkiye’yi ve Avrupa Birliği’ni iyi yorumlayan bir akademisyen siyasetçi  olarak öğrenmek istedim. Özetle soruma hem yanıt olarak ve hemde genel konuşmasında mealen şu cevapları verdi:

Dikta edici, özel hayata müdahale eden baskıcı söylemin totaliter devletçilik anlayışı ile sivil topluma karışmasıyla Türkiye 2011’den beri sürekli düşüşte. Irak, Suriye ve Mısır politikalarında onlarca hatalar yapılmasına rağmen halen Türk dış politikacıları ‘biz çok iyiyiz’ demekle meşgul.  ABD bile İran’a ambargosunu kaldırarak yeni bir diplomasi izlerken, Ankara ‘dediğim dedik’ havasında kaybediyor. Mısır’da Müslüman Kardeşler Mübarek rejimi gibi diktacı olunca tutunamadı, AK Parti çuvalladı.  Suudi Arabistan ve Katar, Cihadcı selefileri, İran’da Hizbullah’ı Suriye’de destekleyince Esad beklendiği gibi gönderilemedi. Ankara’nın Suriyeli muhalifleri destek, Esaj rejimini yıkma politikası yüzbin insanın canına mal oldu. PKK, Türkiye’de ateşkes kararı ile güçlerini Suriye’ye kaydırdı ve orada bir Kürt devleti kopardı. Kürt sorunu, artık Türkiye’nin iç meselesi olmaktan çıktı, hemde Ankara’nın Kürt açılımı politikasında PKK’ya Suriye’de zımnen desteği ile bu oldu. Kürtlere eğitim özrgürlüğü, yerel idare hakları henüz verilmedi, sözde kaldı. Herkesin kendi hesabı var ama oldukca kırılgan olan pazarlık sürecinin ne takvimi belli nede neticede ne çıkacağı. Ankara’nın ‘ sıfır düşman’ politikası ideal olmakla birlikte realist değildi ve Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nın ‘naif’ akademisyen beklentisi olarak kaldı.

Mısır’da, Tunus’ta Başbakan Erdoğan’ı ‘popstar’ gibi karşılayan kalabalıklar ve AK Parti’nin demokratik reformlarını kendine model alan Arap ve Müslüman dünyası hayal kırıklığı yaşıyor. Neden böyle oldu? 2011 yılına kadar global liderliğe soyunan Türkiye’nın artık bölgesel liderliği bile sorgulanır hale geldi. Başbakan’ın hem laik hem müslüman hem demokrat hemde ekonomide başarılı imajı, 2011’de kazandığı yüzde 50 oy oranı ile zafer sarhoşluğuna dönüştü. Gezi olaylarında açıkca ortaya çıktı ki, diktacı ve müdahaleci tavırları sevmeyen farklı bir gençlik var. Olayların sorumlusu olarak Koç grubu ve Divan Hotel’ini göstermek, Yahudi düşmanlığına sarılmak, komplo teorileri ile Erdoğansız bir AK Parti planı tezgahına inanmak hükümetin kolayına geldi. Bu iddiaları Erdoğan söyledi ve inanan büyük bir kesim var.  Erdoğan, ülkede yaşayan  diğer kesimleri ürküten bir dil kullanıyor. Bir kanun çıkartırken, örneğin ’bizim dinimizde bu var’ deyince, mesela kürtaj ve içki yasağı gibi sert söylemlerde olayın rengi değişti.  Demokratik reformların askıya alınmasına rağmen ekonomide özellikle inşaat alanında patlama yaşandığı için halk sabırlı olabilir. Ancak rahatsız olan kesimler artıyor. Erdoğan, Anglosakson laikliğini savunuyor, ancak eski laiklik anlayışını savunan Kemalist diktacılar, askeri vesayetçiler gibi davranıyor.

İkinci sorum daha güncel ve can alıcıydı. Dershane kapatma tartışması üzerinden bir süredir kızışan Hizmet Hareketi ile AK Parti arasındaki anlaşmazlığın asıl nedenini sordum. Bu bir güç savaşı mıdır diye de biraz manipülasyon yaptım. Bu sorumu beğendi ve net cevaplar verdi. Bakalım katılacak mısınız?

Evvela Todays Zaman’da yazmaktan dolayı memnuniyetini dile getirdi. Zira esasen 2011’de başlayan ayrışmanın başlangıç noktası Şike operasyonuydu ve bu olayın üzerine haklı olarak giden Todays Zaman’ı hükümet hedef almaya başladı. Fenerbahçeliler küsmesin ama şike vardı, olayın Başbakan tarafından örtbast edilmesi, yargıya talimat verilmesi ve özel kanun çıkartılması AK Parti’ye Almanya’nın desteğini geri çekmesiyle sonuçlandı. AB müzakerlerinde dosyalar kapandı, yenileri açılmadı, ancak Ankara halen, ‘biz haklıyız, biz doğruyuz, en iyi biziz’ demekle kendi kendini kandırdı, avuttu.  Uludere’de ölen 35 masumun hakkı aranmadı, suçlular cezalandırılmadı ve hükümete olan güven sarsıldı. Demokratik reformların kesintiye uğraması ile geriye gidiş hızlandı. Ben yaptım doğru oldu mantığı ile hareket edilmesi ve başbakanın etrafında yanlış yaptığını söyleyecek cesarette  danışmanların bulunmaması güven bunalımını derinleştirdi.  Başbakanın etrafında  hep ‘Evet haklısınız, Efendim’ diyenler olunca gerçelikten kopması meydana geldi.  CHP ve MHP’nin önümüzdeki dönemde iktidara gelme şansı olmadığına göre, seçimlerden yine galibiyetle çıkacak  AK Parti’ye kimin genel başkan olacağı, Erdoğan cumhurbaşkanı olunca kimin başbakan koltuğunda nasıl oturacağı önem kazandı. Acaba Çankaya’nın sözünü dinleyen, sözünden çıkmayan bir başbakan mı olacak yoksa AK Parti’yi yenileyen biri mi olacak?

Zaman gazetesi ve Hizmet Hareketi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve Erdoğan’la çelişen AK Partili bakan ve milletvekillerinin sözlerine yer verdikçe, Gül’ü etkisizleştirme ve geri dönüşünü engelleme çabaları AK Parti’de gözükmeye başladı.  Hizmet Hareketi, sivil bir aktör, sivil toplumun güçlenmesine önemli katkılarda bulunuyor. AK Parti ile bazı konularda aynı düşünceleri paylaşmaması normaldir ve bunu demokratik zeminde dile getirmektedir. Yanlış olan, Gezi olaylarından sonra bizzat başbakan ve AK Partililerce 80’e yakın, gazeteci ve köşe yazarının işinden kovulmasıdır. Medya özgürlüğüne ciddi baskılar var. Avrupalılar gelişmeleri endişe ile izliyor. Türkiye’nin halen bölgede sözü geçen ABD gibi, NATO gibi, AB gibi dış dinamiklere ihtiyacı var. Diplomasi ve siyaset çözüm bulma sanatıdır, ‘ hep ben haklıyım’ diyerek çözüm bulunamaz. Başbakan, ‘2011’e kadar ülkemin mükemmel imajı vardı, bölgesel hatta dünya liderliğine oynuyordum, şimdi ne olduda 2 senede saygı duyulan konumumuzu yitirdik’ özeleştirisini yapmalıdır.

Lajendijk’e objektif ve  oturaklı kritikleri için teşekkür ettim. Nasıl bir AK Parti ülkemizi bölgesel güç konumuna getirir, hangisi yerin dibine batırır iki sene içinde hep beraber yaşayarak görüyoruz. Acaba Başbakan Erdoğan kurmay ekibi ve körü körüne yanlışlara evet diyenler neden göremiyor?

Clip to Evernote
2 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi