Yeni Kitab

3. Dolmabahçe krizi!

3. Dolmabahçe krizi!

Diyeceksiniz, biz daha 1. ve 2. Dolmabahçe krizlerini bilmiyoruz ki, 3. kriz nedir bilelim. İlk Dolmabahçe krizi, Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile başbakanın sır kalan görüşmesidir. Büyükanıt, eşi ve kızı ile ilgili hazırlanan skandallarla dolu dosya üzerinden cemaatı infaz etmeye çalışan MİT’in karanlık şebekesi, avcunu yaladı. Zira o dosyaları benim gibi sağ görüşlü sayılan gazeteci ve yazarlara servis edip, suçu cemaatın üstüne atmaya çalıştılar. Bu fitneyi yayan kürşad hareketi sitesinin gerçek yüzünü deşifre ettim ve sağ medyada haber yapılmasını engelledim. Büyükanıt cemaatı günahı kadar sevmez ama onu korumak zorunda kaldım. 1. krizde halen gizemli kalan, başbakanın ‘cemaatı infaz edelim, yoksa kellemi istiyorlar’ diyen Büyükanıt’a verdiği cevaptır. Bugün ne cevap verdiğini öğrendik, artık merak etmiyoruz. Niyeti kötü, hem de çok kötü…

2. kriz, başbakanın Uzakdoğu seferine çıkmadan önce beyefendilerin seçilmiş 47 köşe yazarını topladığı tarihi Dolmabahçe baskısıydı. 17 ve 24 Aralık’ta başbakanın sıkı bir tüccar olduğu, makamını kullanarak milyarlarca doları tokatladığı ortaya çıktı. Bu örtbast edilmesi imkansız hortumculuğu, şahane vurgunu örtmek için “cemaat paralel devlet” bahanesi yazarlara empoze edildi. Kimse, “madem başbakan ticaret yapmaya hevesli, siyaset millete hizmet yeridir, devlete yaslanarak servet devşirme, ihale alma yeri değildir” diyemedi. Sadece TUSKON Başkanı Rıza Nur Meral, dün bunu nihayet söyledi, haksız kazanç sağlayan ve haksız rekabet yapan başbakanı mindere eşit şartlarda davet etti. Dolmabahçe’den sadece Zaman yazarı Ali Bulaç doğruları yazdı. Fehmi Koru ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Fethullah Gülen Hocaefendi arasında arabuluculuğa soyundu. Bunun nasıl bir oyun olduğu Koru’nun,  “Erdoğan’ın kasetleri doğru olsa bile inanmam” tavrıyla deşifre oldu. Gül’de oyunun içinde, Koru’da…

3. Dolmabahçe krizi, Erdoğan’ın biat alma girişimidir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe sarayında 15 gün önce İslami cemaat liderlerini toplayarak seçimde oy ve cemaatı infaz için biat almaya çalıştı. Başbakan ilk sözü Nur grubundan Üstadın talabesi Mehmet Fırıncı’ya verdi ve Gülen Hocaefendi aleyhine konuşmasını istedi. Başbakan Fırıncı’ya ‘anlat’ diyor ve Fırıncı, “biz Hocaefendi’nin bu işlerde parmağı olduğunu düşünüyor ve sizi destekliyoruz” diyordu. Fırıncı, açıklama yapmış ve “böyle bir görüşme olmadı” demiş. Benim kaynağım görüşmeye katılan biri, yani sağlam. Siyasete karışınca Nurcu kalınmıyor işte!

Sonra sözü başka bir Nur talabesi kardeşimiz alıyor (şahit olan aktaran arkadaş herkesi ismiyle tanımıyor, ismini unutmuş) ve başlıyor sallamaya. O sırada  başka bir Nur talabesi kardeş  tersliyor ve karşı çıkıyor. Gülen’i savunma konumunda olan kardeş Yeni Asya grubundan olabilir. Başbakan, Gülen ve cemaatına infazı onaylamayan Nurcu lideri Dolmabahçe salonundan hemen kovmaları için korumalarına baş kaş göz ediyor ve dışarı atıyorlar.

Mahmut Ustaoğlu Hocaefendi ve Cübbbeli Ahmet Hoca’da başbakanın cemaatı ve Gülen’i infaz kararını onaylamıyorlar ve onlarda kovuluyorlar. Emin misin diye sordum aktaran şahit arkadaşıma. 90 yaşına merdiven dayamış Mahmut Hoca sanmıyorum ki katılmış olsun. Hem Cübbeli Ahmet Hoca oradaysa ne diye katılsın? Hem Ak Parti’ye oy verecekleri konuşuluyor. Cübbeli Ahmet Hoca, kendisini Silivri’ye attıran komployu cemaatın değil MİT’de başbakana çalışan ekibin kurduğunu öğrendiğinden beri başbakana serbest atış yapıyor. Hapiste Gülen Hocaefendi’yi rüyasında gören Cübbeli Ahmet Hoca, tavrını zaten belirledi: AKP’ye oy yok. Biat etmeye gelince, Cübbeli, asla hırsıza biat etmez. Bunu açıkca vaazlarında söylüyor. Vaaz vermesin diye Başbakanın danışmanının Mahmut Ustaoğlu’nu aramasından çok rahatsız olmuş.

Asıl bombayı Dolmabahçe’de Süleyman Efendi talabeleri patlatıyorlar. Aslında Hizmet ile araları limonidir, desteklediklerini hiç duymamıştım. Zaten Mehmet Denizolgun ve Ahmet Denizolgun arasında cemaat ikiye bölünmüş durumda. Biri MHP’yi destekliyor, öteki AKP’yi. 3 kişiyle katılmışlar. Toplantıdan daha birgün evvel iki gruptan biri AKP’ye destek kararı almışlardı ama ertesi gün ne olduysa kararları değişti. Bundan başbakanın haberi yok, orada öğreniyor. Süleyman Efendi talabelerinin başbakanın Gülen ve cemaatını infaz kararına destek vermekten vazgeçiren, üç Süleyman Efendi talabesinin de gördüğü aynı, ortak bir rüya. Efendimiz Hz. Muhammed (sav) Gülen Hocaefendi’ye destek olunmasını üç kardeşin rüyasına da girerek emretmiş. Bunu aynen toplantıda aktarmışlar. Başbakan tabi delirmiş, etrafı tekmelemiş ve provakasyonla suçlamış onları. 3. kriz böyle çıkmış ve salondakilerin yarısı hemen bu vahim şerde biat toplantısını terk etmişler. Fiyasko ile sonuçlanmış toplantı.

Kısacası,başbakanın İslami cemaatlerden destek alarak cemaatı ve Gülen’i infaz girişimi elinde patladı, Peygamberimizle (sav) savaşılmaz, daha anlamamış. Bu toplantıda olanları toplumdan gizlemeye çalışıyorlar ve olduğunu bile inkar ediyorlar. Bana peygamberimizi gören arkadaşların çok ilginç başka rüyaları da geldi ama paylaşmadım. Başbakanın sonu belli olduğu için uğraşmıyorum. Şeytan, Peygamberimizin (sav) suretine, simasına rüyada veya yakazaten giremiyor, gören bunu kalben hemen anlıyor. Nereden biliyorsun diyorsanız, tecrübe ile sabit.

Herkes Adıyaman Menzil grubunun durumunu ve tavrını soruyor. Şeyh Abdülbaki Hazretleri, Hocaefendi’yi pek sever, sosyal medyada, “Gülen’e sövenin nikahı düşer fetvası” dolaşıyor. Ancak Menzil grubundan çok sayıda kişi AKP eliyle devletin üst düzeyine taşındı. Menzil’e ciddi baskılar yapıldı, herkesin dilinde olan söz konusu fetvasını söylemediğini itiraf etmesi talep edildi. Dik, sağlam ve mert durmanın gittikce zorlaştığı bir dönemdeyiz. Menzil, sanırım AKP’ye yine oy verecektir, risk almayı sevmezler.

Nakşibendilerin durumu en karışık olanı. Esad Coşan Hocaefendi’nin damadıyla 28 Şubatcı askerler, özel harp tarafından Avusturalya’da bir trafik kazası süsü ile öldürülmesinden sonra Nakşiler dörde beşe bölündü. Tek çatı yapılanması bitirildi. Şeyh Nazımı Kıbrısi, Adnan Oktar’ı Mehdi tanıyacak kadar uçuk bir grup. Adnan Hoca, “Mehdi’nin özellikleri arasında hırsızlık yok, o halde  devleti soyan Erdoğan Mehdi değil, bir rakibimi daha safdışı bıraktım” diye bugünlerde çok sevinçli! Ancak televizyonunda başbakana “yalakalık” ve “dalkavukluk” yaparak biatlarını bildirdi. Nakşilerin diğer şeyhi, ABD’nin Rochestar kentinde yaşayan Çorumlu hemşerim Yusuf Hoca, eski bir cami imamıdır. Şahsen tanırım, kapasitesi belli, samimi bir müslüman, himmeti ve ufku çevresine hizmet etmeye yetiyor.

Norşin Medresesi’nin başında bulunan Doğu’nun en önemli kanaat önderlerinden Şeyh Nurettin Mutlu’dan sonra Nakşibendi şeyhi Muhammed Ziyaeddin’in torunu Şeyh Abdülkerim Çevik de başbakanın tavrından duyduğu üzüntülerini dile getirdi. Şeyh  Çevik, böyle bir cemaatin hizmetlerini ‘yok’ görmeyi ‘talihsizlik’ olarak nitelendiriyor. Bitlisli kanaat önderi Celaleddin Farukoğlu da “Allah ve Kur’an yolunda yapılan hizmetleri kim takdir etmezse Allah ile kendi arasını bozuyor demektir.” uyarısında bulundu. Doğu şeyhleri hep Gülen’in yanında yer aldı.

Haydar Baş’ı Kadiri bile saymıyorum, MİT’in karanlık şebekesi elinde oyuncak olanları adam yerine  koymak bir iltifat olur. Kadirilerde Elazığ ve Kerkük grubunun tavırları önemlidir, oyları AKP’de, gönülleri Hocaefendi’nin yanında. Cerrahiler Gülen’i severler ama onlara da ciddi operasyon yapıldı, Bilal Erdoğan’ı az kalsın şeyh ilan edeceklerdi, ortaya çıkan bunca zibilden sonra bunun imkansız olduğunu anlamışlardır. Karagümrük, Tosun ve Ömer Tuğrul Babalar sağlamdır.

AKP’nin Nur cemaatleri oylarına dört elle sarılması manidar. Bir yandan Said Nursi Hazretleri’ni politikalarına alet et, bir yandan Nurculuk hareketinin en mümtaz temsilcisi Gülen’e ve cemaatına yok etme operasyonu düzenle! Mustafa Sungur abi sağ olsaydı, Nurcu kardeşler bu kadar savrulmazdı.  En azından Çantacı Necmi Abi ve Mehmet Fırıncı saçmalasa bile bir uyaranı bulunurdu. Şimdi basiret bağlandı, feraset öldürüldü. İşaratul İcazı devlete bastıran Yalçın Akdoğan şeytana külahını ters giydirme derdinde. Soralım: Sözleri, Lemaları, Mektubat’ı ne zaman basacaklar? Basmazlar. Bir, eserlerin basımı 6 üstadın talabesi tekelindedir, devlet basarsa para kazanamazlar. İki, Bekir Berk abi 1991’de basım hakkını Gülen’e devrettiği için gerçekleri bir türlü kabullenemiyorlar, yoksa sadeleştirme bahane.

Nur hizmeti içinde ve özellikle Erzurum’da müstesna yeri bulunan Mehmet Kırkıncı Hoca, Gülen gibi bir Hak dostunu karalayanları Allah’a havale etti ve iflah olamayacaklarını söyledi. Hepimizi şaşırtan Ahmet Akgündüz oldu. Oğluna Belçika’da müşavirlik ve Hollanda’da başında olduğu üniversiteye denklik, aylık açığını kapamaya 100 bin Avro maddi destek karşılığında hizmeti çok ucuza sattı. Okuyucu ve Yazıcı kardeşler tasfiye edilen Gülen cemaatına sempati duyanlar yerine yerleştiriliyor. Ankara’da belediyenin yaptırdığı 400 kişilik öğrenci yurdu bedava hediye edildi onlara. Yani Nurcular oy versin diye atmadıkları takla kalmadı AKP’nin. Hocaefendi iyi demişti: “Allah rızasından başka neye satılırsanız satılın ucuza gitmişsiniz demektir.”

Faruk Arslan

NOT: Aşağıdaki haberi gönderen bir okuyucum yazımdaki konuyu tashih etti.

Risale-i Nur’ları bastırma hakkı konusu

Risaleleri basan yayınevleri hakkında genel bilgi verir misiniz, Risale-i Nur’ları bastırmak isteyenin önüne engel çıkabilir mi, basım işleri için birilerinden izin almak gerekir mi?

Yazar: Sorularla Risale, 17-3-2010
Bu soruların cevaplarını şu anda Antalya’da ikamet etmekte olan ve Üstad’ın avukatlığını yapmış bulunan Avukat Gültekin Sarıgül Bey’den sorduk. Kendileri yazılı olarak bize aşağıdaki bilgileri faksladılar. Şöyle ki:**Risale-i Nur külliyatını basmak isteyen bir yayınevinin neşriyatına, bugünkü haliyle hukuken mani olmak mümkün değildir.**Hali hazırdaki neşriyat evlerinden evvel, yeni yazı ile Risalelerin neşir yetkisi Antalya’da İleri gazetesi sahibi Suphi Türel Bey’e Üstad hazretleri tarafından şifahen verilmiştir. Küçük risalelerden bazıları 1954 yılında Antalya İleri Matbaası’nda neşredilmiştir.Bilahare külliyatın tamamının daha mütekamil manada neşredilmesi takdir buyrulmuş, Ankara Hukuk Fakültesi talebesi merhum Atıf URAL, “Sözler” kitabını o günkü dar imkanlar tahtında neşretmiştir. Bu bir başlangıç olmuştur. Bilahare Ankara’da Said Özdemir ağabey’e neşretme mevzuunda, Üstad Hazretleri tarafından yetki verilmiştir. Keza aynı devrede İstanbul’da Ahmet Aytimur ağabeye de yine Risaleleri neşretme yetkisi verilmiştir. Bu yetkilendirmeler şifahidir. Noter marifetiyle bir vekaletname şeklinde olmamıştır.

**Üstad’ın eski ağabeylerden on iki zevatı, naşir olarak tayin ettiğine dair Emirdağ Lahikalarındamektubu vardır. Bu mektup bir nevi vasiyetname şeklindedir. Ancak hukuken bağlayıcı vasfı bulunmamaktadır.

Ancak manevi ciheti düşünüldüğü takdirde neşriyat mevzuunda bu muhterem zevatın muvafakatı düşünülebilir.

** “ENVAR” yayınevi takriben otuz yıl evvel, cemaatimizin bir cenahı nezdinde icra edilen istişare neticesinde kurulmuş ve Abdülkadir Badıllı ağabey sehabetinde neşriyatına devam etmiştir. Sonraki takip edilen yıllarda yayınevi Ahmet Aytimur ağabeyin uhdesine tevdi edilmiştir.

** “SÖZLER” yayınevi, daha önceki yıllardan beri, gayri resmi icra edilen kitap neşriyatının devamı mahiyetinde yetmişli yılların başlarında kurulmuş, mülkiyeti Mustafa SUNGUR Ağabeye tevdi edilmiştir.

** “İHLASNUR” yayınevi elli yıldan bu tarafa Said Özdemir Ağabey tarafından icra edilen neşriyatın sonradan iktisap ettiği durumdur. Yani; yayınevi şekline iblağ edilmiştir. Halen de devam etmektedir.

** “TENVİR” neşriyatın Mustafa ACET’ten icazet aldığı şeklinde bir rivayet var. Her ne kadar böyle olsa bile, cemaatin büyük ekseriyetinin tasvibi mevzubahis değildir.

** “YENİ ASYA” ve “SÖZ BASIM” herhangi bir izin ve müsaadeye bağlı olmaksızın, kendi hizmet ekiplerince verilen karar tahtında neşriyat sahasına çıkmışlar, ancak Üstad Hazretlerinin tashih ettiği şekle sadık kaldıklarından cemaat nezdinde kendilerine karşı bir muhalefet olmamıştır.

**Üstad Hazretlerinin yeğeni merhum Suat ÜNLÜKUL, 1989 yılında Nur külliyatının tamamıyla alakadar telif hakkını Antalya 1. Noterliğinde tanzim edilen devir senediyle, 
Av. Gültekin SARIGÜL’e devretmiştir. Üstad Hazretlerinin kanuni varisi olmak hasebiyle hukuken kıymet ifade eden tek vesika bu devir senedidir. Fakat bugünkü haliyle, bu senede istinaden, herhangi bir neşriyatın durdurulması mümkün görülmemektedir. Bir ihtimal olsa bile asla böyle bir şey düşünülmemiştir. Çünkü külliyatın bütün Müslümanlara aidiyeti esastır. Yeter ki; asli şekline sadakat gösterilsin.

Ayrıca sermayenin tamamen neşriyata  hasredilmesi, ancak hasıl olan gelirden Üstad’ın vasiyeti üzere yüzde yirmisinin ayrılarak, Üstad’ın zekatı olarak hizmet ehli kardeşlere verilmesi de şart kılınmıştır.

** Cemaat mensuplarının herhangi bir iştiraki olmaksızın, himmet ehli bir iki zat-ı muhteremin imkan tahsisi etmeleri, ayrıca tamamen şeffafiyet tahtında neşriyatın yürütülmesi gibi, tahaddüs eden zaruretler tahtında cemaatçe icra edilen istişare neticesinde RNK neşriyatın vasıtasıyla daha hesaplı ve daha kaliteli bir şekilde risalelerin neşredilmesi cihetine gidilmiştir. Av. Gültekin SARIGÜL’den istek üzere herhangi bir ücret mevzubahis olmaksızın RNK neşriyata muvafakat edilmiştir.

** Merhum Tahir ağabeyin, Hizmet vakfından ayrılırken kendi yerine Muhterem Fethullah hocayı mütevelli heyet mensubu olarak tayin ettiği bir vakıadır. Bu kitap neşriyatı mevzuunda bir müsaadeyi tazammun etmemektedir.

Ancak sonraki yıllarda Tahir Ağabeyin kaldığı Tavruz Apartmanı yedinci kattaki dershanedeSungur Ağabey, Abdullah Ağabey, Salih Özcan ve Merhum Bayram Ağabey ve Av. Gültekin Sarıgül arasında icra edilen istişarede Risale-i Nur kitaplarının asli şekline sadık kalmak kaydıyla Fethullah Hoca ve arkadaşlarına neşriyatta muvafakat edildiği beyan edilmiştir.

Bu muvafakat Fethullah Hocaya, hemen akabinden Gültekin SARIGÜL tarafından ulaştırılmıştır. Herhangi bir rahatsızlığa meydan vermemek için ancak belki yirmi yıl sonra “IŞIK” yayınevi devreye girmiştir…

http://www.sorularlarisale.com/makale/12967/risaleleri_basan_yayinevleri_hakkinda_genel_bilgi_verir_misiniz_risale-i_nurlari_bastirmak_isteyenin_onune_engel_cikabilir_mi_basim_isleri_icin_birilerinden_izin_almak_gerekir_mi.html

Clip to Evernote
26 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi