6. Seans Doğruluk

Psikoterapi ile insan değişir mi?

Sufi Farkındalık temelli bilişsel terapi farmakolojik olmayan yani ilaç dışı, grup terapi ve ya birey odaklı  bir müdahaledir. Hastalara olası relaps denilen tetikleyicilerini fark etmelerinin ve depresyonla ilintili otomatik tepkilerini değiştirmelerinin öğretildiği bir terapidir.  Sufi farkındalık odaklı bilişsel terapide hastaların dikkatlerini vererek daha etkili bir şekilde duygularını düzenleme ve kontrol etmeyi öğretiyoruz.

24 Sayfalık 6. seansın içinde yer aldığı Sufi mektubunu aşağıdaki linkten PDF formatında tıklayıp okuyabilirsiniz.

sufiterapinewsletter6Türkçe

Duygu ve düşünceleriyle baş etmeyi öğrenen, yeni davranış biçimleri geliştiren bireyler kendisini geliştiriyor. Farkındalık, dikkati yoğunlaştırmayı içeren bir yöntemdir. Özellikle yargılamadan şimdiye odaklanmaktır. Bu bilinçli olarak dikkatin geliştirilmesidir. Farkındalık alıştırması, açıklık, kavrama, merak ve yargılamama eğilimlerini içerir. Farkındalıkta vurgu, görülen ya da algılanan şeyleri değiştirmeye çalışmadan oldukları gibi kabul etme üzerindedir. Bu diyalektik davranışçı terapinin temel parçalarından birisidir. Farkındalık temelli yaklaşımlar düşüncenin içeriğinden çok düşünce sürecini değiştirmeyi amaçlar. Piyasada çok kullanılan Bilişsel terapiden sağlanan faydada önemli faktörlerden biri düşünce içeriğinden çok sürecinin değişmesidir. İki yaklaşımın ayrıldığı noktalardan biri de budur.

Sufi terapi ikisini de beraber kullanıyor. Kısa ve çözüm odaklı tedavi de sunuyor. Olumsuz düşüncelere odaklanmayı bırakırsak, negatif düşünce kalıplarını olumlu kalıplarla değiştirebiliriz. Birey için en uygun yaklaşıma değerlendirme sürecinde karar verilmektedir. İlk adımı atmak zordur.

Psikoterapi, yeni deneyimler sağlayarak bireyin belirtilerinde azalma, davranışlarında değişme ve “büyüme-gelişme” amacı güden bir tedavi yöntemidir. Psikoterapist ise bu süreci bilimsel yöntemlerle destekleme, kolaylaştırma ve değişimin kalıcı hale gelmesi konusunda bilgi, beceri ve tutum eğitimi almış uzmandır.

Değişim farklı basamaklarda gerçekleşebilmektedir. 1-Davranış değişimi, 2-Düşünce değişimi, 3–Kişilerarası iletişim biçimi değişimi, 4- Aile içi çatışma çözümü, 5– Kişilik yapısında değişiklik..

İlk basamaklar daha kolay ve kısa sürede gerçekleşebilirken, özellikle 5 basamağı da içeren terapilerde değişim için gereken süre uzundur.

Kognitif Psikoterapinin kurucusu Beck’e göre depresyonda sık görülen kognitif çarpıtmalarla ilgili belli başlı konuları aşağıdaki şekilde incelemek mümkündür:
1. Kendine saygının azalması,
2. Kayıp duygusu,
3. Mahrum olma düşüncesi
4. Kendini eleştirme,
5. Kendini yerme ve suçlama,
6. Kendini uyarma ve kendine hükmetme,
7. İntihar düşünceleri.

Beck’e göre etki-tepki zinciri arasında oluşan düşüncedeki otomatik kognitif
kalıplarda şunlardır.;
1.Keyfi çıkarım (arbitrary inference)
2. Seçici soyutlama (selective abstraction)
3. Aşırı genelleme (over-generalization)
4. Abartma ve küçümseme (magnification-minimization)

Bu sayımızda Beck’in ortaya çıkardığı modeli anlatan Evinizdeki Terapist’i okuyucularıma tavsiye ettim. Bu yöntemin eğitimini gördüm, Kanada’nın Stratford hastanesindeki stajımda grup terapi yönettim ve şimdi Sufi terapi ile beraber kullanıyorum. Bu model moral verici kısa bir konuşma değildir. Okuyanlar kendilerine zarar veren düşünceleri yararlı düşüncelerle değiştirme bilgisini, becerisini ve pratiğini edinmiş olacaklardır. Dr. Carol Tavris Anger: The Misunderstood Emotion’ın yazarı
“Hayatınızı değiştirecek bir kitapla her zaman karşılaşamazsınız. Evinizdeki Terapist… yaşamlarında temel değişiklikler yapmak isteyen kişilere hem bir araç hem bir yol haritası olabilir.” Aaron T. Beck, MD Evinizdeki Terapist’in önsözünden…

Herkes Psikoterapiden Yararlanır mı? Yüzlerce terapi yöntemi geliştirilmiştir; terapi yöntemi kişiye uygun seçilir ve ehli kişilerce uygulanırsa herkesin terapiden yararlanma olasılığı vardır. Öte yandan, fizyoterapi’ye benzer şekilde, kişi terapi sürecine ne kadar odaklanır ve değişim için gerekli basamakları yerine getirirse, yararlanma olasılığı o kadar fazladır.

Bireysel Psikoterapi Seanslarının Süresi, 45-50 dakikadır. Terapi sıklığı ve ne kadar sürdürülmesi gerektiği terapistin yaklaşımı ve başvuran kişinin özelliklerine göre değişir. Terapide odaklanılması gereken problem sayısı arttıkça terapi süresi uzar.

Çok kısa süreli psikoterapiler: 3 haftalık seanslar, galibi esma belirlenmesi ile bireyin kendi terapisti olması için bilişsel kognitif davranış terapisi teknikleri öğretilmektedir.

Kısa-süreli psikoterapiler: Genel olarak 10 seanstan oluşmaktadır; bireyin güçlü yönlerinin canlandırılması ve ana problemle baş etme becerilerine odaklanan değişim stratejileri (destekleyici, davranışçı, bilişsel, krize müdahale yaklaşımları gibi) kullanılır. Gerekirse 10 seans daha uzatılabilir.

Orta-süreli terapiler: Genel olarak 20-50 seans arası sürer. Çoğu kez kısa süreli terapi yöntemleri ile başlanarak belirti azalması sağlandıktan sonra kişinin kendisini ve çevresini algılayışına odaklanılır ve kalıcı yapısal tutum değişiklikleri oluşturmayı amaçlayan (bilişsel-davranışçı, aile içi ve kişiler arası çatışma odaklı vb..) teknikler kullanılır.

Uzun-süreli terapiler: 40-50 seanstan uzundur; Kişinin içinde yetiştiği ortamda kurulmuş ve kalıplaşmış duygu-düşünce-davranışlar irdelenerek bireyin kişilik yapısında değişiklik oluşturma amacı güden teknikler kullanılır.

6. Seans Doğruluk

Bireylerde karakter haline gelebilen sıdk ve doğruluk makamı, kimi zaman ihsan şuurundan, hatta inançtan daha önemlidir. Reaksiyoner değil pozitif düşünce merkezli aksiyoner olmak ve hep doğruyu konuşmak, doğru hareket etmek sağlam irade ve bozulmamış vicdanla mümkündür. Sıdkıyet ve sadakat ile içten içe derinleşme, marifet/muhabbet/aşk u iştiyak hesabına daha bir dolu hale gelme, sürekli kendi rekorunu kırıp yenileme ve Allah’la münasebet açısından her gün daha da enginleşme yolları aranmalıdır. İmandan marifete, aşktan iştiyaka, ihlastan ihsana uzanan çizgide asla doyma bilmeme, sürekli zirveleri kollama, insanî donanımın hakkını verip konuma göre bir kulluk sergilemek gerekiyor.

Mazhar olduğumuz nimetlerin kadrini bilmek, yeni mazhariyetler için en sağlam bir esas, en güçlü bir vesîledir. Sıkıntı ve mahrumiyetler, izâfî değerler ifade ettikleri için, en müreffeh bir hayat seviyesinde bile, her zaman bir kısım mahrumiyetlerden bahsetmek mümkündür. Tabii bunların yapıcı bir düşünce ile ele alınmasında da mahzur yoktur. Ancak, bütün bütün Hakk’ın lütuflarını görmezlikten gelerek hep mahrumiyetler üzerinde durmanın, hep olup-biten şeylerin fena yönlerini araştırmanın hiçbir yararı olmadığı da muhakkaktır. Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalblerimizi kaydırma… Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz Sen çok bahşeden, hibede bulunmada eşi benzeri olmayansın.” (Âl-i İmran, 3/8) duâsını öğütlemekle değişip başkalaşmaya karşı hıfz-ı ilahiye sığınmanın gerekliliğini hatırlatmaktadır. Tarih boyunca nice büyük görünümlü insan, şeytanın attığı ağa takılmış ve ona av olmuşlardır. Aynı akıbete uğramamak için Allah’a sığınmak ve dünyanın geçici güzelliklerine kanmamak lazımdır.

Maalesef, her geçen gün aslında bizim en sağlam müesseselerimizden biri olan/olması gereken aile ciddi yaralar alıyor, eşler arasında anlaşmazlıklar artıyor ve hatta kendisini yaşatma idealine adamış insanların cennet otağı olması beklenen yuvalarında bile boşanmaya kadar uzanan huzursuzluklar yaşanıyor. Muhafazakar kesimlerde bile eş seçimi ve izdivaçta, gözünü ukbâya dikmiş mü’minlerin değil de fânî âlemin oyununa eğlencesine aldanmış ehl-i dünyanın ölçülerine göre kararlar veriliyor. Zevc ve zevce, birbirlerini yeryüzünde yâr yârân bilmenin yanında ebedî hayata uzanan güzergahta yol arkadaşı ve seyir yoldaşı görmelidir. Anne, baba, eş ya da çocuklara yapılan küçük büyük her iyiliğin Allah’ın rızasına vesile olacağı şuuru hissedilmelidir. En ufak bir haksızlığın ötede yürek yakan bir kor halinde karşımıza çıkacağına inanmalıyız. Bu doğruluk olmazsa yuvalar şirinliğini, sıcaklığını, inşirah kaynağı oluşunu ve herkesi ana kucağı gibi bağrına basışını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Bazen çevremizdekilerin “Sen benim söylediklerime ve yaptıklarıma bakma, benim kalbim temizdir.” dediklerine şahit oluruz. Bu tür bir yaklaşım elbette ki doğru ve de tutarlı değildir. Atalarımız “Küp içinde olanı sızdırır” demişlerdir. Hal böyle olunca da bal küpünden sirke, sirke küpünden bal sızmaz. Tıpkı atık su borusundan berrak ve temiz bir suyun akmayacağı gibi. Kalplerinde îman ve güzel ahlak nimetlerine yer vermeyen kimselerin, istisnâî durumlar hariç, istikrarlı bir şekilde güzel sözler söylemeleri ve iyi davranışlar sergilemeleri mümkün değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır: ”Kişinin kalbi doğru olmadıkça îmânı da doğru olmaz. Dili doğruları söylemedikçe kalbi de doğru olmaz…” Yine peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Doğruluk insanı iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîklar(doğrular) derecesine çıkar… ” (Buhâri, Edeb, 69; Müslim, Birr ve Sıla, 103-105).

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibâret de olsa hiçbir iyiliği hor görme!” buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki, maruf (hayır, iyilik) sayılan hiçbir şeyi küçük görmemelisiniz. Sizin kurtuluşunuzun hangi amele bağlı olduğunu bilemediğiniz için elinize geçen her fırsatı bir beraat fermanı gibi kabul etmeli ve onu değerlendirmeye çalışmalısınız. Birine tebessüm etmişsiniz, diğerine selam verip gönlünü almışsınız, bir başkasına insan diye değer atfederek bağrınızı açmışsınız, doldurduğunuz kovanızdaki suyu başka birinin kabına boşaltmışsınız ya da kendiniz suya kandıktan sonra susuzluktan dili sarkmış bir köpeği de sulamışsınız… Bunlar, bu dünyada küçük işler gibi görünebilir. Fakat, bütün bu ameller nezd-i uluhiyette birer değer hanesine yerleştirilir ve sizin hesabınıza değerlendirilir.

Cenâb-ı Hak, çok küçük şeylere, pek büyük işler yaptırmak suretiyle kendi kudret ve azametini gösterir; tenasüb-ü illiyet prensibine göre, o küçük şeylerle bu büyük neticelerin hâsıl olamayacağını işaret buyurur; bir Müsebbibü’l-Esbâb’ın varlığını ruhlara duyurur ve kendi büyüklüğünü ortaya koyar. Allah Teâlâ, sıdk ve doğrulukta dişini sıkıp aktif sabır içinde bulunanların yardımcısıdır.

 

Faruk Arslan  

MSW, RSW, Psikoterapist

Uzman Klinik Psikolog

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi