Balyozculara balyozu indiren kim?

Balyozculara balyozu indiren kim?

NOT: Bu yazı Almanya’da yayımlanan Platform Dergisinin Mart 2011 sayısında yayımlanmıştır.

Balyoz ve Kafes darbe planları, en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış buz gibi darbe girişimleri! İçerikleri sayısız suçlarla dolu! Askeri savcılıkta bunu onayladı ve deşifre olmuş darbecileri koruyamadı. Zira kaynağı bende saklı bir iddiaya göre, beşbin sayfalık Balyoz darbe seminerinin tüm orjinal nüshaları bir bavul içinde eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tarafından bir aracıyla Taraf gazetesine gönderildi. ‘Suça bulaşan ceza çekerse vicdanı rahatlar’ diyen Özkök, tarihe ordumuzun ‘darbe sendrom’una son veren onurlu bir paşa olarak geçti. Balyoz davası, Türkiye’de askeri vesayet rejimi ve darbeler döneminin bittiğini simgeliyor.

Bazıları AKP’nin siyasi rakiplerini Ergenekon davası ve operasyonları ile susturduğunu öne sürüyorlar. ‘Silahlı muhalefeti’ durdurmak yasaların gereğidir, koruma ve kollama görevi polislerindir. Askerin işi siyasete karışmak olamaz. Eğer siyaset yapmak istiyorsa, 28 Şubat sürecinin yüksek sesle konuşan subayı Osman Özbek gibi emekli olduktan sonra parti kurar ve sandıkta boyunun ölçüsünü alır.

Seçimlerde bu millet yanlış partiye oy atıyor, demokrasi işimize gelmiyor, halkın çoğunluğu zaten ‘aptal’ diyorsanız, bu tesbit tam Aziz Nesinlik bir durum! Demokrasiye inanmıyorsanız, diktatörlüğe, tek parti yönetimine, monarşiye, krallığa mı özlem duyuyor sunuz? Avrupa Birliği standartlarını istemiyorsanız, peki halkımıza neyi layık görüyorsunuz?!

İktidar, 2007 sonbaharında, 2008 yazında, 2009’ın Ocak ayında ve 2009 Aralık ayında, tam dört defa ordumuzun cunta ekibine dokunulmaması konusunda Genelkurmay ile işbirliği yaptı. Bu tarihleri buraya rastgele yazmadım. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başından beri olayın üstünü örtme yanlısıydı. Cunta ekibinin 9 adet suikast planı ve AKP’yi bitirme planları ‘silahlı muhalefet’in zıvanadan çıktığını Erdoğan’a bile gösterdi.  Eğer yeniden anlaşma yapmaya yanaşırlarsa, halkımız hükümete verdiği güvenoyunu geri çekecek ve 12 Haziran 2012’deki genel seçimde sandıkta cezalandıracaktır (cezalandırmıştır). Dik dururlarsa, hem AKP hemde halkımız kazanacaktır. (Dik durdular ve kazandılar. FA).

Her defasında anlaşmayı bozan bizzat Genelkurmay ekibinden dört yıldızlılar oldu. Genelkurmay başkanları hakemlik yapmaktan usandı. Kendi alt kadrosunun yaptığı baskılardan bunalan son 10 yılın genelkurmay başkanları, içindeki cuntacıları temizleyeceğine ihbarcıların peşine düştü. Suç işlemek, azmetmek, azmettirmek serbest ama bunları devletin yargı mercilerine şikayet etmek yasak! Sizce de bu tiyatro artık sırıtmıyor mu? Peki nerede bu kurmay zekası? Ordunun imajını yıpratan yanlışlıklara neşter vurmak elzemdir, direnmek abesle iştigaldir.

Balyozcuların nereden koştuğuna geçmeden önce, eski Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök’e, darbecilerin oyunu bozan Yaşar Büyükanıt’a ve yaptığı onca gafa rağmen demokrasiden geri adım atmayan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a teşekkür ediyorum. Ayrıca mevcut Genelkurmay Başkanımız Koşaner, sessizce içeride temizlik yapıp kara koyunları temizlerken, dışarıda süren temizliğe müdahil olmayarak doğru konumda konuşlanıyor.

Hilmi Özkök, Balyozcuları ve peşi sıra tezgahlanan darbeleri durdurmasaydı, şimdi darbe planlarını değil, 27 Mayıs ve 12 Eylül gibi haşin bir darbeden sonra yaşanacak geri kalmışlığımızı, milyonlarca mağdurun dramını, trajedisini konuşuyor olacaktık. 7 yılda plananan darbe sayısı altıyı buldu: Ayışığı, Sarıkız, Yakomaz, Eldiven, Kafes, ve Balyoz.

Balyozcuların başı Çetin Doğan’ı bedelli askerlik yaptığım Burdur’da tanıdım. 1998 ve 1999’da orada Tuğay komutanıydı. İlk yaptığı konuşmayı irtica brifingine dönüştürmüş ve iç düşmanlarımız hakkında istatistik destekli detaylı bilgi vermiş, yurt dışında bunların ağına düşenimiz varsa, tövbe etmeye çağırmıştı. Darbe hastası askerlerin varlığını delil sayarak tüm ordumuzu suçlamak vicdansızlık olur. Özel Harpçiler yıllardır iç düşman fişlemesi yapar, savaş senaryoları yazar. Uygulmaya dökmez. Ancak 28 Şubat 1997’ya MGK’da kararlar aldırarak üç ay sonra Refahyol hükümetini düşüren yasadışı Batı Çalışma Grubu’nun başında Çetin Doğan bulunuyordu. Orduda ‘cibilli din alerjisi’ olan darbeci Mason Bektaşi mezhepcilerin lideriydi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Doğan’a verilen görev, Alevileri yönetmekti. Kendisi Çerkez kökenli bir mason olmasına rağmen Sol Kemalist Alevileri orduda kritik görevlere getirdi ve derin prokasyonu din düşmanı Alevilerle yönetti. Suriye’deki Baas tipi bir yapı peşindeydi. Az sayıdaki heratik Nusayri Alevilerinin Suriye’deki rolü Doğan’ın organize ettiği heratik solcu Alevilerin rolüde oydu. Yoksa gerçek Aleviler, Doğan’ı asla desteklemedi. Doğan’ın hayatı, gerçek Alevileri 6 veya 8 parçaya bölmek, birbirine düşürmek için tuzaklar kurmakla geçti.

Ordumuzda Mason Sebataycıların lideri ise Çevik Bir idi. Bir, İsrail ile yaptığı 5 milyar dolarlık askeri anlaşmaları zorla Erbakan hükümetine imzalatmıştı. Amerikan düşmanı imajı çizen Çetin Doğan, 1 Mart 2003’de  tezkere parlamentodan geçmedi diye Balyoz planını sahneleyecek kadar Amerikancıydı! Aslında Balyozcular ilk balyoz darbesini 17 Ağustos 1999 depreminde yedi. İzmit depreminin en önemli kazancı, bir iç savaş çıkartacak planların ve fişlemelerin yerin dibine gömülmesiydi. Çünkü deprem üssü Gölcük’te 2 milyon vatandaşın fişlendiği kozmik arşiv vardı.

Biraz filmi geriye saralım. Danının kuyruğu, Nisan 1999 MGK toplantısında kopmuştu. MGK’da da Çetin in yazdırdığı kararları Çevik Bir onaylatmak için Ecevit hükümetine baskı yapıyordu. Ecevit, ‘iç savaş çıkar’ endişesiyle direndi ve imzalamadı. Kamuoyuna çakma bir MGK açıklaması yapıldı. Bir, daha sonra başbakanlığa gelerek Ecevit’e zorla kararları imzalatmak istesede başarılı olmadı. Ecevit, Bir ve MGK Genel Sekreteri Erol Özkasnak’ın emekli edilmesi için Genelkurmay başkanı olacak Hüseyin Kıvrıkoğlu ile anlaştı. Bunu öğrenen Bir, Kıvrıkoğluna Kıbrıs’ta suikast düzenletti ama kılpayı ıskalayan kurşun arkasındaki albayı şehit etti. Bir ekibi tasfiye edildi.

Bunları nereden mi biliyorum? 17 Ağustos 2000’de, yani depremden tam bir yıl sonra ‘mahcup’ bir MHP milletvekili, elinde Nisan 1999 MGK’sının 8 sayfalık kararları ile Ankara’daki gazete ofisimize geldi. Gazetem, ‘ordumuzu yıpratmayalım’ düşüncesiyle yayınlamak istemedi. Israr ettim, “hiç olmazsa İran’a yaptırımlar kısmını belgenin sayı numarası ile haberleştirelim ki, belgenin elmizde olduğunu bilsinler” dedim. Haberi yaptım, hiç kimseden yalanlama gelmedi.

Yayınlanmayan 8 sayfada neler yoktu ki… Seminer kisveli Balyoz darbe girişiminin ilk haliydi. Bir maddesine çok gülmüştüm. Kuran kurslarının kapatılmasını, yeni cami inşaatlarının irtica faaliyeti olarak vali ve kaymakamlara rapor ettirilmesini anladım, ama ‘irticacı imamların memurluktan atılması’ mantığını kavrayamadım. Özel okullara el konulup devleştirilmesinden, cuma hutbelerinin MGK tarafiından yazılmasına kadar sivil hayatın her alanına müdahaleler vardı.

Başbakanlık Başdanışmanı sıfatını kullanan Deniz Kuvvetleri eski komutanı Güven Erkaya ve Çetin Doğan, gemi azıya almışlardı. 130 bin memurun namaz kıldığı veya eşi başörtülü olduğu için, YAŞ kararları gibi yargısız infazla memurluktan atılmalarını hükümetten talep ediyorlardı. Bu atmosferde, 10 ile 17 Ağustos 1999’da Gölcükte yapılan istihbarat toplantısına Mossad ve CIA’dan üst duzey yetkililer katıldı.
Deprem sayesinde fişler kayboldu, ancak uslanmadılar, bir sene sonra 30 bin  memuru tekrar fişlediler. Temmuz 2000’de TBMM tatile girmeden Ecevit kabinesine çaktırmadan kanun hükmünde bir kararname imzalattılar. Bu belgeyi Ankara’daki ofisimize getiren başka bir ‘mahcup’ MHP milletvekiliydi. Pazar günüydü, nöbetçi gazete ekibi belgeye inanmadı. Ertesi gün, belgeyi merkeze faksladım ve haber sonraki gün yargısız infaz kararnamesi diye manşetten girdi. Ecevit önce inkar etti, daha sonra üç bakanı itiraf edince kabullendi. Ancak Cumhurbaşkanı Sezer, kararnameyi imzalamadı. Ecevit hükümeti, Doğan ve Bir’in baskısıyla yeniden imzalayıp gönderdi, Sezer yeniden veto etti.

Balyozculara bir kere daha balyoz inmişti. Batı Çalışma Grubu’nun adı ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu’ olarak değiştirildi. 2000 ve 2001 ekonomik krizleri çıkartıldı. Ecevit Mehmet Haberal’ın Başkent hastanesinde sakatlandı, komplo kuruldu. Bir gecede Merkez Bankası’ndan 10 milyar dolar çekip yurt dışına transfer eden Bank of America, City Bank ve Deutsche Bank’ı kimin organize ettiği saklandı. Türk halkını bir gecede yüzde 50 fakirleştiren devalüsyon gecesinde para kaçırma furyasına katılan 38 İstanbul baronunun kimler olduğunu kamuoyu henüz ögrenemedi, ama başbakan biliyor. Ben bildiğime göre…

Balyoz planında, umutsuzluğa düşen ‘acilci’ darbecilerin çılgınlığın uç noktasında olmaları yolun sonuna gelmelerinden. Militanlaşmış biçimde politikaya karışan ordu savaşamaz, kendini yıpratır. Doğan’ın Haziran 2001 MGK’sından geçirdiği MGSB belgesi, seminerin yasal kılıfını da açıklıyor.

Bakanlar Kurulunun 10.07.2001 Tarih ve 2001/2717 Sayılı Kararı ile onaylanan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde tanımlanan iç tehditler şunlardı: ‘Yıkıcı Faaliyetler; Bölücü Faaliyetler; İrticai Faaliyetler; Azınlık; Çıkar Amaçlı Suç Örgütü; Yolsuzluk; Kayıt dışı Ekonomi; Yasadışı Göçmen; Kara para; Kara paraya Öncül Suç; Mülteci; Sığınmacı; faaliyetler’
Yani cuntacılık suç değildi. Bu belge silbaştan düzenlenmeden, 28 Şubat sürecinde Doğan’ın zorla çıkarttığı polisin bölgesine askeri sokan EMASYA genelgesi iptal edilmeden, Anayasa’nın 145. ve 125. maddeleri değiştirilmeden, ‘askeri vesayeti’ arzulayan içimizdeki darbe hastalarından kurtulmamız zordu. On sene öncesinden farklı olarak bugün aydınlarımız ve medya artık susmuyor ve halk sokaklarda darbecileri protesto ediyor.  Tek yol referendumla anayasa değişikliği yapıp darbelerin önünü ilelebet tıkamaktı.12 Eylül 2010’da askeri vesayetin önünü tıkanması için halkımızı hükümete açık çek verdi ve yüzde 58 oranında Evet oyu kullandı.

Zuladaki Kozmik gulyabani!

Gölcük Donanma Komutanlığı’nda 6 Aralık 2010’da bulunan zuladaki ‘Kozmik Oda’, bu devirde hiç bir bilginin gizli kalmayacağını ortaya koydu. Artık şok haberlere alıştık, vurdumduymaz olduk. Baksanıza, yıllardır habersiz yaşadığımız kontragerillanın en mahrem yatak odası açığa çıktı, medyanın bir kesimi çamura yatmaya, görmemeye devam ediyor. Ortada ciddi bir “acube”, “gulyabani” var, gözlerinizi kapatmakla canavar yok olmuyor. Zuladaki kozmik oda belgeleri, Ergenekon davalarını tutarlı, geçerli hale getirdi, sağlam hukuki zemine oturttu. Genelkurmay, içindeki karakoyunları temizleme isteğini, 10 çuval belgeyi teslim ettirerek gösterdi.

Özel Harp Dairesi, “içimizdeki kozmik düşman” ihtiyacını karşılamak için Genelkurmay’a bağlı görev yapan, Amerikalılar tarafından kurdurulmuş para-militer bir yasal örgüt. Kozmik odalarında, kurgulanmış iç ve dış düşmanlara karşı son yarım asırda ‘İstihbarata Karşı Koyma’nın sergilediği oyunlar, planlar ve kullanılan isimler saklı. Aslına hepimizin sorması gereken sorular şunlar: Kozmik odalardan gazeteci, siyasetçi, PKK yöneticisi, üst bürokrat isimleri çıkacağı için mi bazılarının uykuları kaçıyor? Özel Harbcilerin iç düşmanlarını ya dış düşmanlarımız belirliyorsa! Türkiye şeffaflaşıyor, kozmik adamların hükmü sona eriyor. Halen kozmik iç düşman üretenler, akıntıya karşı kürek çekeceklerine halkıyla barışsa ne güzel olur!

Uzun yıllar bu süper NATO biriminin, 1952’de NATO üyeliğimizden sonra kurulduğunu sanırdım. Çünkü özel eğitim için ABD’ye gönderilen ilk 17 seçkin subay 1953’de eğitilmişti. Oysa Ankara’da Washington”un kurdurduğu örgüt, 11 Haziran 1944’de faaliyetine başlamıştı. İlk derin devlet operasyonu, 4 Aralık 1945’te gerçekleşen Tan gazetesi baskınıydı. Tan Gazetesi’ni basan kalabalığın içinde İlhan Selçuk ve İTÜ talebesi Süleyman Demirel de yer alıyordu. Sabiha- Zekeriya Sertel çiftinin çıkardığı Tan, dönemin CHP iktidarına karşı en sert muhalefeti yapıyor, yeni kurulan DP’yi destekliyordu.

12 Mart 1947’de açıklanan Truman Doktrini Türkiye’ye 100 milyon dolarlık bir yardım kararını içeriyordu, sonra Marshall Planı geldi. Artık Amerikan güdümündeydik. 1960 askeri darbesinde 243’si general rütbesinde sol görüşlü 7200 subayın tasfiye edildiği unutulmuş gözüküyor. Amerikan Gladyosu, orduyu yönlendirdi ve Türk toplumu iç düşman konseptleri ile kutuplaştırıldı. ‘Kırmızı Kitap’ veya ‘Milli Stratejik Konsept’ diye dayatılan ayrıştırmalar, yasalarda olmayan kanunlar, kurallar, Özel Harçbilerin eliyle planlı, programlı biçimde halka kabul ettirildi. İçimizde düşmanlar olduğuna ikna olmamız için sayısız cinayetler, komplolar tezgahlandı ve icra edildi.

Medya, Özel Harbçilerin faaliyetlerini yazamıyordu. Veya onların psikolojik savaş birimi gibi haber yapıyordu. 1994 ve 1995’de Azerbaycan’ın merhum cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’e yönelik suikastlar ve darbe planlarını organize eden herkes yazıldı, bir isim yazılamadı: Engin Alan. Ayrıntılar için Hazar’ın Kurtlar Vadisi kitabıma bakılabilir. Türkiye’yi rezil eden, imajını bozan operasyonlarından sonra Türkiye’ye terfi ederek döndü. Hemde adı Özel Haraketler Komutanlığına çevrilen birime komutan oldu. 1999’da Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren ekibin başındaydı. Bakü’ye yerine ataşe olarak tayin ettirdiği isim Saldıray Berk de Özel Harbciydi.

Saldıray Berk, 1918’de Azerileri Ermeni katliamından kurtarmak için Bakü’ye gelen Kafkas İslam ordusuna şehitlerine anıt mezar yaptırılması için Zaman gazetesinin verdiği mücadeleyi takdirle karşıladı. Aliyev, kendisini yok etmeye çalışan Özel Harbcilerimize artık güvenmiyordu, tek inandığı Zaman grubuydu. Mart 1998’de Bakü’ye gelen İsmail Hakkı Karadayı’ya havalimanında sunduğumuz manşetteki projemiz , 2000’de gerçek oldu. Berk ile sohbetimizde şunları söylemişti: “Helal olsun size! Dört büyükelçi ve askeri ataşelerin yapamadığını yaptınız. Gerçi bana danışsaydınız, size bu konuda tüm kozmik arşivlerimizi açar, başarıya ulaşmanız için daha fazla bilgi sunardım.”

Aynı Berk’in 3. Kolordu Komutanı olarak Erzincan’da ortaya çıkan masum insanların evlerine silah koydurup, terörist gösterme operasyonunu yönettiğine inanamadım. Savcılara ifade vermeyi reddeden Berk, ‘çirkin tezgah’ kurdurduğu insanları çok yakından tanıyordu. Demek ki, emir demiri kesiyor. Asker mantık aramıyor, inanmasa da gelen emirleri uyguluyor.
Ve bugün. Bülent Arınç olayını soruşturan hâkim ve savcıya 8’er adet mermi gönderildi. Bu, bir ölüm tehdidi ve soruşturmayı kapatın uyarısı. Rahmetli Turgut Özal, Kartal Demirağ suikastının ardında yine Özel Harbcilere ulaşmış ama geri adım atmıştı. Eğer bugün AKP hükümeti, asılan Menderes, zehirlenerek öldürülen Özal ve önceleri suikast, son demlerinde hastanede kendisine komplo kurulan Ecevit gibi geri adım atarsa, sonları seleflerininkine benzer; hem fiziki hem siyasi intihar.

Gazeteciler, ben dememiş miydim demeyi severler.  Yukarıda okuduğunuz makalenin bir bölümünü 1 Mart 2010’da Kanada’da yayımladığımız Canadatürk’deki köşede yazmıştım. ‘Balyozcular nereden koşuyor?’ başlıklı yazımda şu bilgiyi ilk defa açıklıyordum: “Aslında Balyozcular ilk balyoz darbesini 17 Ağustos 1999 depreminde yedi. İzmit depreminin bilinmeyen kazancı, bir iç savaş çıkartacak planların ve fişlemelerin yerin dibine gömülmesiydi. Depremin merkez üssü Gölcük’te 2 milyon vatandaşın fişlendiği kozmik arşiv vardı.”

Bu köşe yazımı Taraf gazetesi eski muhabiri, Özgün Duruş yazarı Nevzat Çiçek, ‘Darbecilere Balyozu Gölcük depremi vurdu’ başlığıyla Timetürk’te haberleştirdi ve tüm haber siteleri bu haberi flaş haber olarak yaydı. Ergenekoncular, anlaşılan yazılarımı okumuyorlar. Okusalardı, yazımın ve haberin amacının gerçek kozmik odanın halen nerede olduğunu polis ve savcılara ihbar etmek olduğunu kavrayacaklardı. Ya çok pervasızlar, kendilerine çok güveniyorlar yada beyinleri yetersiz çalışıyor.

Gazeteci sezgisi ve sağduyusuyla Genelkurmay Kozmik Oda’sında bulunamayan belgelerin aslında nerede olduğuna dair adres gösteriyordum. Asıl merak ettiğim husus, davul zurna ile duyurduğum zula adresini bulmak için güvenlik güçlerinin neden 9 ay beklediği… Böylesine müthiş bir bilgiye ilgisiz kaldıklarını sanmıyorum. Peki zulacı koskoca kurmay zekalar, bu kadar basiretsiz, çapsız olabilir mi? Olabilir. 1999 depreminde yerin dibine batan kozmik odayı aynı yere inşa etme umarsamızlığına şaşırmayın! Ordumuzdaki Ergenekon cuntası uslanmıyor. Ders alsalardı, depremin merkez üssünün neden “Kozmik Oda” olduğunu anlamaya çalışırlardı. Hata yaptıklarını kabul eder, kendi halkını “iç düşman” gören politikalardan vazgeçerlerdi.

Kozmik zulada neler bulunmadı ki…  Casusluk ve fuhuş çetesinin arşivi olduğu belirtilen belgeler arasında devletin üst düzey 46 ismine ait özel fişlemeler, askerî müdahale sonrası yapılacaklar, amiral eşlerine ilişkin bilgiler yer alıyor.

10 çuval doküman ve dijital materyal arasında Poyrazköy’deki Ergenekon cephaneliğinin resmî belgeleri bulundu. Silahların değişik yerlerden getirilerek Poyrazköy’e gömülmesiyle ilgili yazışmaların altında Koramiral Kadir Sağdıç ve Albay Ali Türkşen’in imzaları bulunuyor. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “boru” dediği silahlar bunlar! Zulada bulunan Albay Dursun Çiçek’in ıslak imzasını taşıyan ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’yla ilgili ıslak imzalı emirler, ön çalışmalar dikkat çekici.  Belgeyi hazırlama talimatını Çiçek’e veren “tuğamiral” rütbesindeki bir subay.  Çiçek’i kurban edip, kurtulma oyunu fiyasko ile sonuçlandı. Demek ki, Çiçek sadece ‘emir kulu’, tek başına kanunsuzluk yapmamış! Başbuğ’un ‘ kağıt parçası’ tarih oldu.

Duruşmaları devam eden davada, millete tuzak planı tüm ayrıntılarıyla ortaya kondu. ‘Kaos Planı’nın gerçek olduğu daha önce Jandarma Kriminal, TÜBİTAK, Emniyet Kriminal ve Adli Tıp tarafından 7 kez onaylandı. Zuladaki önçalışma belgelerini polisin zulaya koyma ihtimali milyonda sıfır! Bu davada savcı İlhan Cihaner Yargıtay eliyle kurtarıldı, bir numaralı zanlı Saldıray Berk, Genelkurmay tarafından korunduğu için halen görevinin başında. Hukuk halen herkese eşit işletilemiyor.

Zula belgelerine göre, muhtemel darbe sonrası darbe karşıtı komutanlar Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’le eski komutan Metin Ataç ve Donanma Komutanı Oramiral Murat Bilgel’in yargılandıktan sonra Yassıada’ya sürgün edilmesi kararlaştırılmış. Amirallere suikast iddianamesinin ek delilleri arasında, Teğmen Sinan Efe Noyan’ın evinden çıkan suikast emir notu yer alıyordu. Açılan davada, Metin Ataç ile Eşref Uğur Yiğit’e yönelik suikast düzenleneceği öngörülüyordu. Ortaya çıkan yeni belgeler bu savı güçlendiriyor.

Bu arada aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Oramiral Özden Örnek ve emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın da bulunduğu 196 subay, Aralık’ta Silivri’de hâkim karşısına çıktı. Davanın 183 klasörü bulunuyor, buda 100 bin sayfa anlamına geliyor. Paşaların tutuksuz yargılanması sağlansada, kamuoyu vicdanı onların darbe teşebbüsü suçu işlediklerine inanıyor. Yine de herkes suçu ispatlanana kadar masumdur. Ortaya saçılan bilgiler üzerinden yazıyoruz. Balyoz darbe planında yararlanılabilecek diye belirtilen 321 derneğin büyük çoğunluğu ABD, Avrupa Birliği ve İsrail’in taşeronluğunu yapan Mason locaları ve Lions kulüpleri. Sanki bu paşalar Türkiye halkının askerleri değil, küresel kapitalizmin beşinci kolu!..

2010’nun Aralık ayına sıkışan diğer önemli gelişme, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Ergenekon soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yöneticileri ile üyelerinden oluşan 8 şüpheli hakkında hazırlanan iddianameyi kabul etmesi oldu. ABD’ye kaçan firari sanık ÇEV’in eski başkanı Gülseren Yaşer hakkında yakalama kararı çıkartıldı. PKK’nın şehir yapılanması KCK’ya yönelik operasyonlarda ele geçirilen belgeler arasında çıkan ÇYDD’nin burs verdiği PKK’lı öğrencilerin listesi, bu derneklerin pekte ulusalcı ve masum olmadıklarını ortaya koydu. 30 klasör delil dosyası var. Askeri okullarda subay adaylarına fuhuş tuzağı kuran, yetiştirdikleri kontrol ajanı kızları gelecek vaad eden ordu mensuplarıyla ilişkiye sokan çete nihayet yargılanmaya başlandı. Böylece ordumuza hangi dış istihbarahat ve şer güçlerin sızdığı, askeri sırların nasıl kaçırıldığı ve bazı subayların neden kendi milletine düşman olmak zorunda kaldığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Zuladaki kozmik gulyabani artık kimseyi korkutmuyor. Ejderha, kuyruğundan kıstırıldı, ağzından çıkardığı ateş söndürüldü, borusu ötmüyor. Elbette, zan kanıtlanana kadar sanıklarla ilgili suçlamalara iddia diyoruz. Devlet sırrı veya görevi bahanesiyle bir anlaşma sonucu eğer beraat ederlerse, toplum büyük hayal kırıklığına uğrayacaktır. Çünkü toplumsal yara kapanmayacak, kanunsuzluk devam edecek ve toplumsal barışın önünü açabilecek fırsat tepilecektir. Kamuoyu vicdanı, halkına düşmanlık edenleri affetmek istemiyor. Sadece ve sadece suçlunun suçunun cezasını çekmesini istiyor, zira herkese uygulanabilen gerçek adalet toplumsal huzuru sağlayabilir. Türkiye’nin tepesine balyoz indirmek isteyen balyozculara gerçek balyozu balyozun gerçek, asıl ve tek sahibi indirmiş olabilir. O balyozdan tarih boyu kim kaçabildi ki, balyozcular kurtulsun! ‘O balyoz birinin başına inecek’ diyen Çetin Doğan ve onun gibi kibirliler keşke ders alabilselerdi…

 

Clip to Evernote
3 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi