8. Seans Şevk Yolu

8. Seans Şevk Yolu

24 sayfalık 8. Sufi mektubu PDF olarak buradan aşağıdaki link tıklanarak indirilebilir.

sufiterapinewsletter8Türkçe

Şevk,iştiyak,heyecan,metafizikgerilim,himmet,cehd,sa’y,cesaret,ümit,gayret,faaliyet,hareket,teşebbüs,azim, süreklilik,canlılık… Şevk’i ifade eden ne kadar çok kelime var.Sanki şevkli olmak için ekstra kelime türetilmiştir.

“Ne kadar bedbin ve karamsar insanlar varsa, hepsini tetkik edin, hep karşınıza cihadı terk etmiş insanlar çıkacaktır.“M. Fethullah Gülen

“Dünya üzerindeki en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.“Marshall Foch

“Çilesi çekilmeyen şeyin aşkı olmaz,Ne geldiyse başımıza aşkımızı kaybetmekten geldi.” N.Fazıl

Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar çalışmaktan zevk almazlar.Emile Raux

“Kuş kanatlarıyla, insan himmetiyle uçar.”  Mevlana

“İnsanın kıymeti himmeti nisbetindedir. Himmeti ise hedef ittihaz ettiği şeye göredir.”Bediüzzaman

“Mevcutla yetinmek dunhimmetliktir. “ Bediüzzaman

Bediüzzaman Hz., şevkin insan faaliyetlerinin (sa’yi insani) buharı yani enerji kaynağı hükmünde olduğunu söyler. Çünkü insanın şevk sahibi olması amacına , hedefine ulaşabilmek için ciddi bir istek ve şiddetli bir arzu meydana getireceği için ; kişi bütün dikkatini ve zihnini bir noktada yoğunlaştıracak, bütün duygularını, latifelerini, hislerini, enerjisini ve kabiliyetlerini hedefe odaklayacaktır. Kimin hedefi büyükse, onun himmeti de büyük olacaktır. Himmeti büyük olanın kıymeti de büyüktür. Tarihteki bütün büyük şahsiyetler himmetleri büyük olan insanlardır.

 İşte, anlatılan bu mana icabı olarak: himmet sahibi bir şeyi niyetine alıp, ayağı üzerine kalkınca, niyet ettiği şeye kavuşur.
Onun işe kalkışı iki şekilde olur:
1. Hale bağlı bir durumdur. Bunun açık manası şudur: niyette tayin edilen şeyin olacağına kesin bir yakin [sarsılmaz bir inanç] sahibi olmak.
2. Fiile bağlı bir durumdur. Bunun da açık manası şudur: himmet sahibinin duruşları ve hareketleri, tüm olarak himmet edip niyetine aldığı şeye uygun olmalıdır.
Durumu anlatıldığı gibi olmayana “Himmet Sahibi” denmez. O yalancı emellerin sahibidir. Yutucu temenniler peşindedir.

…Elbette o şefkat-i mukaddeseden ve o muhabbet-i münezzeheden gelen hadsiz bir şevk-i mukaddes vardır. Ve o şevk-i mukaddesten gelen hadsiz bir sürur-u mukaddes vardır. Ve o sürur-u mukaddesten gelen, tabiri caizse, hadsiz bir lezzet-i mukaddese vardır…( 24.mektup,2.remiz-18.mektup)

Şevkli, gayretli ve ümitvar olmak, insana mezara kadar ilim öğrenme psikolojisini kazandırır. İstek duygusu, beynin duygusal lobu ile alâkalıdır ve irade dışı hareket eder. Şevki korumak için neler yapılabilir?
İnsanlarla her münasebet, aşk ve şevkimizi ya yenileyip artırır veya tüketir. İnsanın his enerjisini sömüren ve tüketen hususların başında negatif insanların ürettiği kirlilik (karamsar söz, tutum ve davranışlar) vardır. Meselâ sürekli üzücü, kalb kırıcı, insan onur ve haysiyetini zedeleyici söz söyleyen, tutum ve davranış sergileyen, sürekli endişe ve korku pompalayan, insanları aşağılayan, hor-hakir gören, suçlu konumuna iten, kusur ve hataları sürekli başkalarının üzerine atan kişiler, çevrelerindeki insanların aşk ve şevkini, vakumlu süpürgeler gibi emerler. Her toplumda, her zaman bol miktarda bulunan bu tip insanlar, insanî gelişimin ve huzurlu bir hayatın önündeki en önemli engellerdendir. Böyle bir karaktere sahip kişi; eş, âmir, yakın bir arkadaş, takımdaki paydaş, iş ortağı veya aile üyesi ise, ondan korunmada nasıl bir strateji geliştirileceği hususu günümüzde cevaplandırılması en zor sorulardan biridir. Uzmanların hemfikir olduğu çözümlerden biri, bu tip kişilerle araya mesafe koyup daha az görüşmek, eğer mümkünse irtibatı makul şekilde kesmektir. Çünkü negatif tutum ve sözler, negatif duyguları (üzüntü, kaygı, korku, öfke, depresyon, sabırsızlık) açığa çıkarır. Bunlar ise, kişinin enerjisini tüketir. Pozitif tutum ve tavırlar geliştirmek, müspet ve yapıcı konuşmak son derece önemlidir. Bunun için de, kişi dostlarını ve arkadaşlarını mümkün olduğunca pozitif tavır sergileyen, müspet duyguları harekete geçiren kişilerden seçmelidir. Diğer yandan kişi, sürekli şikâyet eden, insanları kötüleyen ve onların özel hayatlarını dedikodu malzemesi yapan toksik fertlerden uzak durmalıdır.
Kişi sağlıklı bir hayat sürebilmek için, fizikî, hissî ve zihnî enerjisini tüketen, bilhassa aşk, şevk ve moralini azaltan faktörlerin neler olduğunu müşahhas şekilde belirlemelidir. Ne kadar çok pozitif hissî enerjiye sahip olursak, verimli olma şansımız o kadar artar. Zîrâ hayatın yakıtı olan aşk ve şevkimiz ne kadar çok ise, o kadar fazla şey başarabiliriz. Sağlıklı ve dengeli beslenmek, düzenli hareket veya spor yapmak, kaliteli uyumak, insanı canlı ve diri tutar.
Kişinin hayatta gerçekleştirebileceği hayalleri, idealleri olmalı ve kişi bu ideallerine odaklanmalıdır. İdeal, gaye ve hayaller insanın aşk ve şevkini artırır. Çünkü insan ümit, hayal ve beklentilerinden enerji toplar. Bir kişide irade varsa, enerjisini harekete geçirebilir. İrade ve azim yoksa enerji bloke edilir, kişi kendinde yorgunluk hisseder. Hedef ve irade aşk ve şevkle bütünleştiğinde, insandaki potansiyel enerji harekete geçer. Benzer hedef ve heyecanları, ruhî frekansı paylaşan insanları bulmak ve onlarla beraber olmak aşk ve şevki korur ve çoğaltır.
Kişi veya ekip, kabiliyetlerinin farkına vararak hedeflerini doğru belirliyor, kusurlarını görme erdemi gösteriyor, yeni fikir ve tavsiyelere açık duruyor, kendinden ziyade sistemin başarısını öne çıkarıyor, herkeste az-çok var olan güzellikleri görebiliyor ve onların sisteme katkılarını mükâfatlandırabiliyor ise, mütevazıdır. Tevazu ise, ilâhî inayetin gelmesine bir davetiyedir.
Sistem bilimi penceresinden bakıldığında, birer sistem olan aile, işletme ve müesseseler, ya akıllıca veya akıl dışı organize olmuşlardır. Sistemin sağlıklı işlemesi, öncelikle sistemin ne derece akıllı şekilde örgütlendiğine bağlıdır. Sakinlerine güvenlik atmosferi oluşturan, çeşitliliği ve farklılığı mükâfatlandıran, olumlu her şeyi fark edip takdir eden, üyeleri birbirleri hakkında empati yapabilen ve sistem içinde önemli ve değerli olduklarını hissedebilen, işleri kabiliyetlere göre dağıtan, tevazu sahibi fertlere sahip, pozitif hissiyatı harekete geçirilebilen sistemler akıllı örgütlendiklerini gösterirler. Akıllı örgütlenmelerdeki koruyucu atmosferden dolayı, çalışanların aşk ve şevklerinin söndürülmesi zordur. Böyle bir sistemde beklentisiz yapılan işlerle (Allah rızası için), dünyevî beklentiler içinde kazan-kazan anlayışıyla yapılan işler arasında denge vardır. Ortak akıl ışığında kurulan ve bunu koruyan müesseselerde, insanlar, tükenmişlik sendromuna yakalanmadan, aşk ve şevk içinde sürdürülebilir bir hizmet üretebilirler.

Şevksiz akabe aşılmaz!
Acz ü fakr yolu itibarıyla şevk, hizmette fütur getirmeme, ye’se düşmeme; mâruz kalınan en kötü, en çirkin gibi görünen durumlarda bile, Cenâb-ı Hakk’ın bir eser-i rahmeti var olabileceği mülâhazasıyla buruk, hüzünlü fakat ümitli bir bekleyiş ve Allah’a karşı fevkalâde güven içinde bulunma şeklinde yorumlanmıştır ki, günümüz hizmet erlerinin dört buud ve dört derinliklerinden biri sayılır.

Sahabe-i kiram efendilerimiz Müslüman olduktan bir saat sonra davete çıktılar. Sanki özel yoğunlaştırılmış bir kurs gibi yola çıkmış cesareti buldular kendilerinde. Kimi bir hafta kaldı Suffa’da sonra döndüler yaşadıkları beldelere.

Ashab uzmanlaşmayı bekleseydi İslam kaç asırda 23 yılda geldiği konuma gelirdi. Uzmanlık aramadılar ihlâsla yetindiler. Çok bilmeyi değil, bildikleriyle amel etmeyi yeğlediler. Kendilerini yetersiz görmediler, dinleri için yapabilecekleri bir işin var olduğuna inandılar. Kadınları da öyle inandı, erkekleri de.Hazreti Mus’ab Medineleşmeden önceki Yesrib’e rihleti buna en güzel misaldir.Mademki din nasihattir,yorulmadan anlatmak-yenilenerek(ilim ve amelde)-esastır.

İman ve Kur’an’a gönül veren hemen herkes çok iyi bir plân ve programla sürekli çalıştırılmalı ve kat’iyen oturmalarına, oturup nefisleri ile baş başa kalmalarına imkân ve fırsat verilmemelidir. Zira bir yerde oturup tembel tembel düşünenler hep karanlık düşünür, karanlık konuşur, fitne ve fesada açık yaşarlar. Aksiyon içinde düşünenler yani bir yandan canla-başla koşarken, öte yandan yeni yeni projeler üretenler, plân ve programlar yapanlar ise aydınlık düşünür, aydınlık konuşur, silm ve selâmetin, aşk u şevkin temsilcisi olurlar. Evet, sizler kıyıda-köşede birikmiş paranızı nasıl âtıl bırakmaz, onu değerlendirme cihetine gidersiniz. Öyle de insan enerjisi kullanılmayıp boş ve âtıl kaldığında kendi aleyhine işler. Onun için tıpkı paranız gibi, enerjinizi de değerlendirme yollarını arama mecburiyetindesiniz. Öyle ise biz âtıl olamaz, tembel tembel ve miskin miskin oturamayız.. oturamayız zira, ahir zaman kutsilerinin temel özelliği aksiyon öncelikli düşünce insanı olmaktır.

İslâm’a hizmet edenler, mutlaka şevkle dolu olmalıdırlar. Evet, bizim için ye’se düşmemek, devamlı metafizik gerilim içinde bulunmak ve hep şevk içinde bulunmakta zaruret var… Fakat şevk ile, şen-şakrak olmayı birbirine karıştırmamak lazım. Hizmet erleri için şevk ne kadar faydalı ve yararlıysa, şen-şakrak olmak da o ölçüde zararlıdır.

Evet şevk, İlâhî rahmeti, diğeri ise İlâhî gadabı celbetmeye birer davetiye hükmündedir. Bilhassa, yapılan bir hizmeti şükran ve minnetle karşılayıp iki büklüm olacağımız yerde hemen sevinçle paylaşmaya kalkışmamız çok hatalı bir davranış olsa gerek.Şevke gelince o, İnşirah Sûresi’nin son âyetlerinde anlatıldığı gibi bir işi bitirdikten sonra hemen diğer bir işe koyulmak ve hizmette, herhangi bir kesintinin meydana gelmesine fırsat vermemektir. Ama bunları yaparken rağbet ibresi daima Cenâb-ı Hakk’a yönelik olmalı ve asla nefse pay ayrılmamalıdır.

Tarîk-ı Nakşî hakkında denilen: Der tarîk-ı Nakşibendî lâzım âmed çâr terk; terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk” olan fıkra-i ra’nâ birden hatıra geldi. O hatıra ile beraber, birden şu fıkra tulû’ etti: “Der tarîk-ı acz-mendî lâzım âmed çâr çiz: fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!” (4. Mektub,26.Söz’ün zeyli,24.Söz’ün 2.dalı)

Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd olan yeis rastgelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı تَقْنَطُوا لاَ (“Ümidinizi kesmeyin.” Zümer Sûresi, 53) kılıncını istimal ediniz.

Her günahı işleyen bütün günahkârları şefkatle kucaklayan Mevlana Hazretlerinin küçücük bir şevksizliğe tahammülü ve müsamahası olmamıştır. Çünkü Kur’an’da bahsedilen o zor tepe, şevksiz akabe aşılmaz.

Faruk Arslan

MSW, RSW, Psikoterapist

Uzman Klinik Psikolog

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi