A’raftayım

A’raftayım

Rüyamda cennet ve cehennem arasında A’raftayım.

İki arada bir derede bikarar, eyvah ki kayıptayım.

Bir cennetde, bir cehennem kapısında, bir A’raftayım.

Şefaat ya Rabbi, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Sur üflendi, yıkıldı arzı mevcudat, ama işte A’raftayım.

Güneş bir mızrap boyu yakın, şaşkın şaşkın kayıptayım.

Kaynadı denizler, yürüdü dağlar, bir solukta A’raftayım.

Rahmansın ya Rahim, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Dirildi çürümüş kemikler, emindim haşre, ama A’raftayım.

Korkudan dizlerimin bağı çözüldü, mahvoldum kayıptayım.

İskeletlere et giydirildi, yıldırım hızıyla bir koşu A’raftayım.

Halıksın ya Hayy u Kayyum, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Gözler kan çanağı, fırladı yerinden, havf ile recayla A’raftayım.

Hitler’in cesedine bürünmesini seyreyleyen dellalim, kayıptayım.

Herkes çırılçıplak örtüsüz, halsiz bitap düşmüş halde A’raftayım.

Halıksın ya Malikü’l Melik, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

 

Saf saf dizildi ümmetler, kitaplar sağdan soldan uçuşurken A’raftayım.

Kazanma kuşağında eğer kaybettiysem, hayıf yazık bana kayıptayım.

Adalet terazisi kılı kırk yararken, her hayrı şerri tartarken A’raftayım.

Latifsin ya Cemal ü Kerim, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Sı’ratı, köprüyü görmeden füze gibi geçtim, biiznillah A’raftayım.

Birden cennete uçtum, bunca nimet içinde az ziyanda kayıptayım.

Kevser havuzuna koştum, Yağmur Gözlü’yü görsemde A’raftayım.

Azimsin ya Mutlak-ı Hakim, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Nadir’in Varol’un cennetde dizilmişler boy boy, bir ihbarla A’raftayım.

Zebaniler attılar cennetden tekme tokat, bir uyandım ki kayıptayım.

Azaptan derisi sürekli yanan pötlek gözlüler arasında, evet A’raftayım.

Gafursun ya Habir ve Halim, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Özü ak Nedim’in korkma dedi, bende senin gibi burada A’raftayım.

Görevliymişiz A’rafta, bindim arabasına, sahiden şimdi kayıptayım.

Deprem görmüş viranelerde avare, sarhoş divane, çaresiz A’raftayım.

Adilsin ya Müzhiri Hakim, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Akrepler, yılanlar, zehirli haşaratlar soksada, yanmadan A’raftayım.

Cennet Zebanisi bekçi laf anlamıyor; insafsız kapıcıdan kayıptayım.

Korkutmuyor Zebaniler kovsalarda cennetden, sıfırlandım A’raftayım.

Kadirsin ya Samed ve Ehad, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Varsın geçit vermesinler cennete kapıcı Zebaniler, kapında A’raftayım.

Celal-i Vechinle, azim sultanlığınla Sana hamd olsun ki, kayıptayım.

İzle dedim Nedim’e, helakdır kayıplar; hoplayacağım, çünkü A’raftayım.

Selamsın ya Ferd ü Kuddüs, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Bir zıpladım, pir zıpladım, Zebani dahi şaştı kaldı, olmaz ki A’raftayım.

Buraktan hızlı asansörle çıktım cennete, yokken sormuşlar, kayıptayım.

Kutlu dosta göz selamı çaktım, süzdü ve göz kırptı; üzülme A’raftayım.

Tevvabsın ya Mü’min ve Vehhab, rahmetinden umutlu bir ayıplıyım.

 

Huzurla bembeyaz giyinmişti son devrin süvarileri, vazifeli A’raftayım.

Ne cehennem gördüler, nede bir lahza azap, şükür ki kazançlı kayıptayım.

Otuzüç yaşında, siyah gür sakallı, nurlu gençti Kevser’de, geçici A’raftayım.

Allahım Vedüdsün, fazlından, lütfundan, kereminden umutlu bir ayıplıyım.

26 Ocak 2012/ Toronto, Canada

 

NOT: Bu şiirim, 30.01.2012 tarihinde www.herkul.org adlı web sayfasında ve Şubat 2012′de Çorum’da yayınlanan Kilim adlı Edebiyat ve Kültür dergisinde yayımlanmıştır. Şubat 2009′da rüyamda net olarak görülen bu şiirden dolayı ismimi şair olmadığım halde nefsi kelamı dökülürken Rüyeti Şîr Fârûk olarak değiştirdim. Peki Rüyet ve Rüya nedir, rüya ile amel edilir mi, edilmezse rüya neden peygamberliğin altmış cüzünden biridir?

Bir ömür boyu, onun yarattığı şu kâinattan yine onun ihsan ettiği beden ile istifade eden ve her biri ayrı bir ilâhî ihsan olan akıl, kalp ve hissiyatıyla nice hakikatlere muhatap olan insanoğlu, kendisini bu kadar lütuflara gark eden rabbini görmeyi elbette aşk derecesinde arzu ediyor. İnsan kalbine yerleştirilen bu arzunun cevabı, cennette verilecek ve insan, cennet lezzetlerini çok gerilerde bırakan en ileri ihsana böylece ermiş olacaktır.Rüyet hakkında çok münakaşalar cereyan etmiştir.Onların ayrıntısına girmeyeceğiz.Ana hatlarıyla, ehl-i sünnet alimleri rüyetin haktır ve câiz olduğunda, mahiyetinin ise bilinemeyeceğinde ittifak etmişler. Dalâlet fırkalarından olan Mutezile mezhebinde ise rüyet kabul edilmez.

Her şeyi akılla halletmeye çalışan insanoğlu bu büyük tecellinin nasıl olacağına da az kafa yormuş değil. Gerçekte bu saha aklın değil kalbin, düşüncenin değil zevkin sahasıdır. Ama,akıl uzaktan uzağa da olsa bir şeyler anlamak, bazı ipuçları yakalamak ve tatmin olmak istiyor. Allah Resulünün (asm.) ifadesiyle, “Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan kalbine gelmemiş” bir âlem olan cenneti ve en büyük bir ilâhî rahmet olan rüyeti, bu dünyada nasıl anlayabilir ve nasıl kavrayabiliriz! Ama insan aklı rahat durmuyor.Öte âlemde ihsan edilecek ve ancak orada zevk edilebilecek bir hakikatin aklî izahını bu dünyada istiyor.

Nur Külliyatından Sözler’de “Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.” buyrulmakla, ruhun başka âlemleri bu göze muhtaç olmadan da seyredebileceğine işaret edilir.Bunun en güzel misâli rüya hadisesidir.Mesnevî-i Nuriye de ise “Ruhu cismaniyetine galib olan evliyanın işleri, fiilleri, sürat-ı ruh mizânıyla cereyan eder.” buyrulur.Bilindiği gibi, cihet ve yön ancak beden için söz konusu. Ruh için ön, arka, sağ sol gibi kelimeler kullanılmaz. O halde, ruh bedene galip olunca yön ve cihet devreden çıkar ve ruh, her tarafı birlikte ve beraber görebilir. Nitekim, Allah Resulü (asm.), arkadan gelenleri de aynen öndekiler gibi rahatlıkla görürdü.Ehl-i cennetin ruhları bedenlerine galiptir. Bir anda birçok mekânda birlikte bulanabilirler.Ve yine cennet ehlinin görmeleri de bu dünyadakinden çok ileri bir seviyededir. Aralarında gölge ile asıl kadar fark vardır. Dünyada sadece maddi eşyayı görebilen insan gözü kabirden itibaren artık melekleri göremeye başlayacaktır.

Buna bir de, rüyetteki ilâhî yakınlığın nuru eklendiğinde, o kâmil ruh, o anda bir feyze gark olacak ve rabbini cihetten, mesafeden ve şekilden münezzeh bir keyfiyetle seyrederek kendinden geçecek ve kalbi nice mânevî zevklerin cevelan ettiği bir ummana dönecek ve o bahtiyar kul, cennetten edindiği zevkle kıyaslanmayacak kadar ileri bir hazzı, rabbinin rüyetiyle tadacak, mest olacaktır.

Üstad Bediüzzaman hazretleri, vahdetül-vücut meşrebi için, “Tevhitte istiğraktır.” buyurur. Bu fâni âlemdeki görme, işitme, yeme, içme kısacası her şey, ebediyet yurdundakilere göre ancak gölge derecesinde kaldığı gibi, bu dünyadaki istiğrak hâlinin aslı da tariflere sığmaz bir ulviyet ile, rüyet hadisesinde kendini gösterecektir.Rüyeti müjdeleyen bir âyet-i kerime:”Nice yüzler o gün ışıldar, parlar; rabbine nâzır (onun cemâline bakmaktadır).” (Kıyamet Suresi, 22)

Asrımızın büyük âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır, bu âyetin tefsirinde şöyle buyurur: “Ehl-i sünnet, bu bakışı, rüyet mânâsıyla anlayarak ahirette müminlerin Cemâlullahı rüyetini ispat etmişlerdir. ‘lenterani’ye (sen beni göremezsin ) ayetine sarılan Mutezile bu bakışı intizar (bekleme) mânâsına haml eylemişlerdir. Halbuki gayeye ermeyen intizarın neticesi neşe değil, inkısar-ı hayal ve elem(dir)” Lenterani, “sen beni göremezsin” mânâsına geliyor. Cenâb-ı hakk’tan, rüyet talebinde bulunan musa aleyhisselâma bu ilâhî kelamla karşılık verilmiş.Füsus şarihi, değerli bilim ve fikir adamı Ahmed Avni bey, Musa alehisselâmın rüyet talep etmesini rüyete delil olduğunu beyan eder ve buyurur ki: Rüyet muhâl olsaydı, Musa (a.s.) böyle bir talepte bulunmazdı.”

Ahmed Avni Bey, rüyet halinde kişinin kendinden geçeceğini, kendisinde varlık namına bir şey kalmayacağını, ilâhî tecelliye ve yakınlığa gark olacağını ifade ederek cennetteki rüyet için önemli işaretler verir.

Rü’yetle ilgili bir âyet-i kerime: “İyi davrananlar için daha güzel karşılık, bir de ziyade vardır.” (yunus suresi, 26)Ayette geçen “ziyade” kelimesini, Allah resulü (a.s.m.), “rahmanın cemâline nazar” şeklinde tefsir etmişlerdir.

 

Clip to Evernote
1 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi