Bir çarpıtma fotoğrafın anatomisi

Çorumlu Tuncay Güney’in gerçek hayat öyküsünün kitabını yazan bir gazeteci yazar olarak bu konuda kamuoyunda bilinçli geri zekalılık sergileyenleri nasıl ikna edeceğimi uzun süre düşündüm. Bazı gazetecilerimiz salak rolü oynamayı çok seviyor. Kendisini gazeteci sanan ama gerçeklerden değil çarpıtmadan zevk alan yalan makinesi bu zatı acayiplerin hepsine bir dosya hazırlayarak 2008 Kasım’ında gönderdim. Kimse bana dönmedi.

Özellikle Doğan medya grubu gazetecilerle şöyle dalgamı geçtim: Pireyi deve yapan sizsiniz, adama değer vermeyin, haberini yapmayın, balon söner. Zaman gazetesi, Cihan Haber Ajansı, bir tane Güney ile röportaj yaptı mı, hep sizin haberleri alıntı kullanıyor. Güney’i medya budalası haline getiren sizsiniz.

Hürriyet’in New York muhabiri Tolga Tanış, 2010’da Güney ile Toronto’da röportaj yaptı, Fethullah Gülen aleyhinde konuşturmak için rüşvet bile teklif etti. Çok zeki ya, beni Tuncay Güney’in arkasında olan, konuşmalarını yazan gizli gazeteci olmakla suçladı ve manşete çekmekle tehdit etti. Sen dedim Aydın Doğancı mısın? 10 sene sonra başka medya organında çalışsan böyle mi anacaklar seni de önüne geleni yaftalıyorsun, damgalıyorsun. Ben 20 yıllık gazeteciyim, haberine dolgu malzemesi olmam ama midene otururum. Afalladı. Taşı gediğine şöyle koydum: Şimdi Güney’in elinde olup olmadığını merak ettiğin Aydın Doğan dosyası medyada patlarsa bunu da ben mi yapmış olacağım yani? Güney’i dev yapanın Doğan medyası olduğunu dile getirdim, bir saat sonra jetonu düştüde, Hürriyet’e manşet olmadım. Yemedi… Doğan medya grubu tavsiyeme uydu ve Güney’i uzun süre haber yapmadı, Güney gündemden düştü.

Tanış’la konuştuklarımızı Tuncay Güney’e anlattığımda çok güldük. Tanış korksun diye peşinde kara şapkalı Ortadoks iki Yahudi arkadaşını takmış, Mossad bunları izliyor numarası çekmiş. Tam Amerikan filmlerinde olduğu gibi.

Tuncay Güney geçenlerde bana şunu söyledi: “Fareli köyün kavalcısı gibiyim veya Nemrud’un kulağına kaçan, miğde bulandıran bir sinek. Ben kim Fethullah Gülen’in özel sekreteri olmak kim. STV kurulurken bir programda 6 ay çalıştım o kadar. Bu saatden sonra sahte Hahamlık belgemi yırtsam bana kim inanır? Ne homoseksüelim nede Yahudi, ne CIA’yım, nede Mossad. MİT ve JİTEM elemanıymışım, gülüyorum. Zaten beni adam yerine koyup Ergenekon savcısı soru bile göndermedi. Ne tanığım ne de sanık. Şüpheli firari ne anlama geliyor, onuda anlamıyorum. Ergenekon’da ortaya çıkan devede kulak. Milli Birlik Komitesi’ni kimse sorgulamıyor. Asıl derin devlet onlar. Doğruları söylesem de gazeteciler yazmıyor, yazamıyor.”

En iyisi siz ücretsiz olarak ulaşabileceğiniz Karakutu- Ergenekon’un Karanlık İsmi Tuncay Güney kitabımı aşağıdaki linkten okuyun.

http://www.farukarslan.com/?page_id=410

Zaman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, pazartesi günkü, köşe yazısında şöyle yazdı:

Ergenekon davası sona doğru yaklaştıkça Ergenekon-sever güçler sulandırma, bulandırma, çarpıtma faaliyetine hız verdi. Daha düne kadar “Dava çok uzadı!” ya da “Dava uzadı ve tutukluluk cezaya dönüştü.” diyenler şimdilerde bir telaş içinde. Basın toplantısı yapıyorlar, ekranlarda arz-ı endam ediyorlar ve ısrarla “Dava aceleye getiriliyor.” diyorlar. Oysa Ergenekon davasının somut delillerini ifade eden dosyalarda yüzlerce belge bulunuyor. Bu arada Ergenekon davasına gölge düşürmek için vaktiyle piyasaya sürdükleri ama sonuç alamadıkları kara propagandaya sığınmayı da unutmuyorlar. Mesela Tuncay Güney üzerinden 50 kez gündeme getirilmiş ve cevabı defalarca verilmiş bayat bir yakıştırmayı tekrar gündeme getirerek Fethullah Gülen Hocaefendi’yi suçlamaya yelteniyorlar. Kıvırmaya hiç gerek yok. Şimdi adalet huzurunda hesap verme zamanı… Dava süreciyle birlikte anamuhalefet partisinin Ergenekon’la çetin sınavı devam ediyor. CHP’deki savrulmuşluk bir türlü karardîde olamıyor. Parti, bir yandan demokratik refleksler ortaya koyuyor, bir yandan da “darbeci” algısının değişmesi konusunda adım at(a)mıyor. Daha geçen hafta “eski Maocu” bir gruba “siz ne zaman Atatürkçü oldunuz; Apo’cu değil miydiniz?” diyordu; şimdi o ekiple el ele verdi, Silivri’yi yol etti. CHP’nin “Eski Maocu ve Apo’cu” karanlık bir grupla ne işi olabilir ki!

Zaman gazetesi, Fethullah Gülen ile Tuncay Güney’in aynı karede yer aldığı söylenen fotoğrafla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada çarpıcı ayrıntılara yer verildi.

İşte Zaman’dan Büşra Erdal’ın o haberi…

Kamuya açık bir toplantıda herkes herkesle foto çektirebilir... FA

İşçi Partisi’nin yayın organı Aydınlık gazetesi, önceki gün “Ergenekon fotoğrafı” manşetiyle bir haber yayımladı. Dün de Vatan Gazetesi  yazarı Mustafa Mutlu, “Ergenekon’un şifresi bu fotoğrafta gizli” başlıklı bir yazı yazdı. İki yayına konu olan bu fotoğrafta Fethullah Gülen Hocaefendi, eski CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, merhum müzisyen Cem Karaca ve Ergenekon davası firari şüphelisi Tuncay Güney  olduğu iddia edilen bir kişi görülüyor. Fotoğraf, Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın 29 Haziran 1994 günü Dedeman Otel’deki kuruluş gecesinde çekilmiş. Bazı kimseler, Ergenekon davasında esas hakkındaki mütalaanın açıklanmasından hemen önce yayınladıkları bu fotoğraf ile güya Ergenekon’un bir ‘tertip’ olduğu tezini ispatlamaya çalışıyorlar. Güney’in soruşturma süreci ve daha öncesindeki faaliyetlerine kısaca bakmak, bu tezin ne kadar dayanaksız olduğunu gözler önüne seriyor.

Peki Tuncay Güney kim ve Ergenekon sürecindeki rolü ne? Aydınlık’ın dediği gibi, “Ergenekon’u başlatan adam” mı Tuncay Güney, oldukça karışık ilişkilerin ortasında. Soruşturma sürecinde, Güney’le ilgili çok ilginç bilgiler ortaya çıktı. ‘İpek’ kod adıyla lağvedilen MİT Kontr-Terör dairesinde çalıştığı, JİTEM kapsamında Veli Küçük’ün haber elemanı olduğu gibi çeşitli iddialar ortaya atıldı. En sonunda da Aydınlık’ın haberinde iddia edildiği gibi “Gülen cemaatine yakın” olduğu ileri sürüldü. Hayatına kısaca baktığımızda Güney’le ilgili bu son iddianın yalan olduğu çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Şöyle ki, Güney, Sabah’ta ofis boy olarak işe başlamış, daha sonra Milliyet, STV, Tercüman, HBB ve en son da Akşam gibi gazete ve televizyonlarda çalışmış. Yani Güney’in girip çıkmadığı bir basın kuruluşu kalmamış.

Ergenekon soruşturmasıyla yolunun çakışması ise 2001 yılında gözaltına alınmasıyla oluyor. Güney, 1 Mart 2001’de otomobil dolandırıcılığı soruşturmasında gözaltına alınıyor. Bu gözaltına alınma işlemini, ‘elindeki Ergenekon belgelerini almak’ amacıyla yapılan komplo olarak değerlendiriyor. Dönemin organize suçlarla mücadele şube müdürü ve daha sonra Ergenekon davası sanığı olan Adil Serdar Saçan tarafından sorgulanıyor. Güney’in iddiasına göre, işkence altında Ergenekon yapısı ile ilgili tüm bildiklerini anlatması sağlanıyor. Daha sonra da serbest bırakılıp yurtdışına kaçırılıyor. O sırada Güney’in anlattıklarından MİT şema yapıp bazı devlet yetkililerine gönderiyor ama bu süreçte herhangi bir yasal işlem yapılmıyor.

Güney’in adı, bu sorgudan sonra ilk kez 2008 yılında gündeme geliyor. Adil Serdar Saçan’ın, devlete ait gizli belgeleri emniyet müdürlüğünden kaçırarak görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle yargılandığı dava dosyasındaki 6 çuval belge, Fatih adliyesinin emanetinden alınıp inceleniyor. Güney’in Ergenekon yapılanmasından bahsettiği 2001 yılındaki sorgu kaseti bu çuvallardan çıkıyor. Bu şekilde ses kayıtları da Ergenekon soruşturmasına dahil oluyor. 22 Ocak 2008’de emekli Tuğgeneral Veli Küçük gözaltına alınırken evinde yapılan aramalarda üzerinde el yazısıyla not alınmış Ergenekon belgelerinin asılları bulunuyor. Bunlar Güney’in ifadelerini doğruluyor. Bütün bunlara bakıldığında, Güney’in Ergenekon’u başlatan kişi olduğu iddiası çok abartılı. Güney’in ifadeleri önemli ama davanın tek delili değil.

Ergenekon soruşturması, 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de 27 el bombası bulunmasıyla başladı. Veli Küçük’e giden yol da Tuncay Güney ifadesinden değil, Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan, yani Danıştay saldırısı üzerinden oldu. Eğer Güney’in ifadeleri Ergenekon soruşturmasını başlatacak olsa, 2007’de değil 2001’de başlatırdı. Dolayısıyla Güney, şu anda Ergenekon davasında tanık bile değil firari şüpheli. Savcılık, Güney’in, “terör örgütü” kapsamında faaliyet gösterdiğini iddia ediyor. Bu durumda, söz konusu fotoğraf değil de, Haziran 2012’de Yeni Şafak gazetesinde çıkan Veli Küçük’ün makam koltuğunda, ayrıca Küçük ve ailesiyle yemek masasında samimi fotoğrafları daha çok şey söylüyor. Sabah gazetesinin Kasım 2008’de Güney’in MİT’e ve JİTEM’e çalıştığına dair haberleri, MİT Kontr-Terör dairesi başkan yardımcısı Mehmet Eymür’ün, “Güney’i JİTEM ve İşçi Partisi’ne sızdırdık” şeklindeki açıklamaları, Güney’in ifadesine göre Veli Küçük’ün JİTEM adına kendisini Celal Talabani ve Mesud Barzani ile görüşmeye göndermesi gibi bilgiler birçok sorunun cevabını barındırıyor. Bunlar, Güney’in istihbarat elemanı olarak camiaya sızdırıldığını gösteriyor. Ayrıca, 5,5 yıllık soruşturma, 4 yıllık yargılama sürecinde Ergenekon dosyasında toplanan deliller derin yapının varlığını fazlasıyla ispata yetiyor. Bunlar Güney üzerinden yapılan kara propaganda ile örtülemeyecek kadar açık deliller. (Zaman)

Clip to Evernote
1 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi