Yeni Kitab

Hakkımdaki komplo teorilerine zaruri açıklama!

Your ads will be inserted here by

Google Adsense.

Please go to the plugin admin page to set up your ad code.

Faruk Arslan’ın 9 isimde 9 yerde yazması bazılarını germiş, hakkımda komplo teorileri uydurulduğuna yeni vakıf oldum.  Bir açıklama yapıp dezenformasyon oyununu bozmak zaruri hale geldi, zihinleri bulandıranları ters köşeye yatırmanın vakti geldi, geçiyor.

En fazla Faruk Arslan’ın aslında gazeteci ve yazar, akademisyen Önder Aytaç olduğuna veya Aytaç’ın bazı köşe yazılarını kaleme aldığım iddiasına güldüm. AK Parti karşıtı yazıları nedeniyle Polis Akademisi’ndeki işinden olan, bazı medya organlarında köşesini kaybeden Aytaç ile tek benzer noktamız, konularını derinlemesine ele alabilecek eğitim, bilgi birikimi, tecrübeye, keskin ve oldukça sivri zekaya sahip olmamız. Sitemde Önder beyin makalelerine yer vermem pek çok konuda aynı düşünmemden kaynaklanıyor. Kamu oyunda bilinen, görünen, twitterda 137 bin defa cikciklemiş Aytaç ile beni karıştırmak için ya kör, şaşı olmak gerek yada kasıtlı bir psikolojik propaganda mekanizmasının borazanı!

Bir defa Önder bey kel, benim gür saçlarım var! Nice polis istihbaratçıları yetiştirmiş Aytaç ile hayatımda bir defa bile karşılaşmadım. Bir kaç defa epostalaştık, benim bazı makalelerimle ilgili değerlendirme, analiz yazma sözü var. Halen bekliyorum. Önder beyin babası Aysal beyi ise Azerbaycan ve Ankara’da gazetecilik yıllarımdan yakından tanırım, 3 sene öncede Kanada’nın Cornwall kasabasında bir haftayı beraber geçirdik. Anı kitabını Kaynak yayınları 2 senedir çıkartamadı gitti, haberleri olsun onlar çıkartmazsa ben yazacağım. Önder bey duymasın…

Yusuf Gezgin ile beni aynı şahıs sananları da hayal kırıklığına uğratacağım. Yusuf bey uzun yıllar kendi sitesinden çok derin yazılar kaleme almış bir aydınımız, pek çok konuda aynı fikirleri paylaşsak ta mesela Alman derin devletinin Türk Ergenekon’undaki rolü konusunda ayrı düştük. Galiba öğretmen bir arkadaşımız. Pek çok makalesini siteme aldım, zira o yazdığı için benim yazmama gerek kalmadı. Kalemi kıvrak, iğneli, ağdalı, keskin ve düzgün, doğruyu dosdoğru söylüyor. Kalıp dışı düşünenlere her zaman sitem açık.

Kullandığım dokuz ismin bazılarını 9 yıldır köşe yazısı yazdığım Kanada’da aylık yayımlanan Canadatürk’te yakınlarda  deşifre ettim. Merak edenler aşağıdaki linkten okuyabilir.

http://canadaturk.ca/koseyazilari/farukarslan/27680-sakin-gazeteci-ve-yazar-olmayin-hele-sair-asla.html

Büyük Birlik Partisi’ni ele geçirmeye çalışan Ergenekon taifesi, benim gibi birinin Ali Alperen mahlasıyla Alperen Dergisi’nin Temmuz 2012’de basılan Terör özel sayısında iki makale kaleme almasını diline doladı. Bre ahmaklar! Ben 1998 yılından beri BBP’nin tüm yayın organlarında Ali Alperen adımla köşe yazısı yazıyorum. Bizzat merhum şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nın izni, bilgisi ve yönlendirmesiyle. Çok iyi arkadaşım olan Yazıcıoğlu, Alperen gençlerini bilinçlendirmem için bu özel görevi bana tevdi ettiğinde gurur duydum. Gündüz, Muhalif, Gelecek, Hür Gelecek, Milli Ocak ve Alperen dergi ve gazetelerinde 14 yıldır yazıyorum ve tek kuruş ücret almadım. Devletten nemalanarak çakma ulusalcılık yapan sahte Türk milliyetçileri bunu anlayamazlar. İslam ile Türk’ün arasına kara kedi sokarak, Türkleri İslam’dan, Müslümanlıktan uzaklaştırmaktan başka dertleri de yok zaten…

Zamanı gelince açıklamadığım köşe yazarı mahlaslarımın neler olduğunu elbette kamuoyuna açıklayacağım.  Kamuoyuna önemle duyurulur!

İşte Canadatürk’teki makalem:

Sakın gazeteci ve yazar olmayın, hele şair asla!

Müstear bir isimle veya mahlasla yazmak, yazarların kaderidir! Baskı rejimlerine ve mahalle zorbalıklarına maruz kalan kalem erbabı,  bazen gerçek kimliğini gizlemek zorunda kalır. Bugüne kadar  dokuz müstear isimle kitap, makale, haber veya şiir yazdım. Her müstear ismimle müsemma olmaya çalıştım ama inanın bu hiç de kolay değil! Kendi adımı seviyorum, hakkı batıldan ayıran manasına gelir, bu nedenle hangi isimle yazarsam yazayım amacım hep doğruları aramaktı.

Onbeş yaşında askeri lisede okurken her haftasonu iki yüz sayfa kitap okur, öğrendiklerimi bir sayfa özet halinde yazardım, elliye yakın arkadaşım okurdu, sonra çöpe atılırdı. Çünkü yaşadığımız ortam Komünizm baskısı altındaki Sovyetler Birliği’nden beterdi, hele dini içerikli konuşmak da, yaşamak da yasaktı! Şiir yazarak stres atıyordum. 1987’de okul yıllığını, çizdiğim karikatürlerle yazdım, ancak Alanya’da dükkanımıza giren bir hırsız çantamla beraber yıllığın müsvettesini çaldı ve Akdeniz sularına atıp heder etti. 1988’de Zaman gazetesi’nde ilk yazım ve 1989’da Sızıntı dergisinde ilk şiirim çıktığında çok sevinmiştim. 1990’da 21 yaşımda ilk kitabım ‘Ateşle Oynamak’ bitmişti, ancak basmaları için kitabı teslim ettiğim Zaman yazarı, TİMAŞ’ın kurucusu Hekimoğlu İsmail ve yazar Ali Çankırılı, ‘Bu çocuk genç yaşta kendini yakacak’ diye çöpe atmışlardı.

Your ads will be inserted here by

Google Adsense.

Please go to the plugin admin page to set up your ad code.

1991’de İstanbul’da Çamlıca ortaokul öğrencileriyle ‘Muhabbet’ adlı dergi çıkarmıştım, “dergi Sızıntı’ya rakip olur” diyen bir işgüzarın vesvesesiyle 1992’de kapatılmıştı. Gazeteciliğe başladığım 1992’de Azerbaycan’da Bakü  ile Karabağ savaş cephesi arasında mekik dokudum. Haber müdürüm ölüm tehlikesi olan haberlere beni gönderirdi ama gazetede habere hep kendi imzasını atardı. 3 yıl kendi ismimle hiç haberim çıkmadı, hepsi müdürüme zoraki hediyeydi! Bu haksızlığa çözüm bulmak için ‘Ferruh Aslanov’ ismini icat ettim, haber, köşe yazısı, röportaj ve yazı dizilerim Azeri Türkçe’sinde lokal yayınlandı, Türkiye’ye geçmediğim sürece müdürüm için  sorun yoktu. 1995’de yeni gelen müdürüm Osman Sönmez beni birden Azerbaycan Zaman’a haber müdürü yaptı, hem de Cihan Haber Ajansı’nın Azerbaycan temsilcisi. Gazeteci olarak tanınmamı ona borçluyum. 1995 ile 1998 arasında CHA’nın ayda 120 haber ile en fazla haber yazan muhabiri ödülllerini üst üste alınca, herkes ‘kim bu muhabir, birdenbire nasıl yetişti, nereden çıktı?’ diye sormaya başladı. Fazla başarı başa beladır, beni hemen Ankara’ya diplomasi muhabiri olarak tayin ettiler, Bakü’deki krallığıma son verildi.

Ankara yıllarımda gerçek gazeteciliği öğrendim, hatta iddia edebilirim Ankara’da çalışmayan Türk gazeteci, gazeteci değildir! Sabah 9, gece 12 çalışıyordum, ürettiğim günde beş haber dolayısıyla haber merkezinin ekseni kaydı. Genel Yayın Yönetmenimiz Mahmut Çebi, bir gün şunu ben yok iken haber merkezinde haftada üç haber yazan uyanıklara söyledi: Adam haber yazmıyor; yumurtluyor. Onun gibi üç muhabir daha bulursam 20 muhabirin işine son veririm. 3 yıl süren Ankara yıllarımda ‘en derin gazeteci’ ünvanı kazandım ama yata yata işini yapan gazetecilerden olmadığım için dokuz köyden kovulmaya devam ediyordum. Ankara temsilcimiz İbrahim Karayeğen korumasa çoktan kafamı kırmışlardı! Başka gazetelerdeki dış politika muhabirleri atlattığım haberlerden dolayı müdürlerinden fırça yemekten bezip, sonunda beni de ‘Derin Gazeteciler Konseyi’ne aldılar, başka çareleri yoktu. Çetedir bunlar çete…

Kanada’da 2000 sonlarından beri yürüttüğüm gazeteciliğim artık hobimdi. Sonsaniye.net gibi haber portallarında günlük yazıyordum. Baskılar nedeniyle zaman zaman ‘Ömer Şerif’ ismini kullandım. Sunrise dergisindeki mahlasım ‘Ali Alperen’oğlumun adıdır. 1998’de Gündüz gazetesinde ‘Alperen Şahin’ adını tercih ederken, Muhsin Yazıcıoğlu’nun çıkarttığı Muhalif, Gelecek ve Hür Gelecek gazetelerinde 8 yıl boyunca 2006’ya kadar ‘Türkistan’ köşemde ‘Ali Alperen’ adını kullandım. Yayın Yönetmeni Hayati Tek ve Yazıcıoğlu dışında BBP’liler benim gerçek ismimi bilmiyordu. Milli Ocak’ta 2008 ile 2011 arasında gerçek ismimi kullansam da, 2011’deki yeni BBP yönetimindeki bazı BBP’liler köşemi kapattırdı. Vicdanlarını susturamayan bazı ülkücüler, halen yazılarımı kendi sanal sayfalarına konuk ediyorlar.

Canadatürk’te hem kendi hem de müstear ismimle yazıyorum.

Kitaplarımı ise hep kendi adımla yazdım.

‘Garip’ adını verdiğim şiir kitabımı ve şiirlerimi yetersiz bulduğum için aslında hiç ortaya çıkartmak istemiyordum. Bana ne olduysa, son üç aydır şiir yazmadan duramıyorum, Herkul.org’da geçen Şubat’dan beri her hafta şiirlerim yayınlanıyor. Kendime bir şair mahlası arayınca ortaya ‘Rüyeti Şîr’ Fârûk müstearı çıktı. Arslan Faruk’un siması, rüyası anlamına geliyor. Çünkü genellikle rüyamda akan ilhamla yazmadığım şiiri mısralara dizmiyorum, uyanık iken ilhamsız şiir yazmak pek yavan geliyor.

Türk medyasında meşhur bir köşe yazarının köşesini dış politika ağırlıklı olarak beş yıl,  başka birini bir yıl yazdığımı itiraf etmeliyim. Azerbaycan Zaman’a 1996’da başyazar yaptığım meşhur Azeri şair Bahtiyar Vahapzade, ‘oğlum ben yaşlıyım, ben anlatayım, köşemi sen yaz’ deyince 2 yıllığına her hafta Vahapzade’nin evine taşındım. O Azerice anlatır, Türkçe yazardım, tercüman tekrar Azericeye çevirirdi, yazılanı Vahapzade’ye telefonda okurdum, çoğu zaman ‘pek güzel olmuş’ derdi, bazen küçük değişiklikler yapardı. İlginç bir deneyimdi. Ülkenin Necip Fazıl’ı sayılan Vahapzade’nin başyazısını yazmak ağır sorumluluk gerektiriyordu.

Bugünün gençleri bir anda gazeteci ve yazar olunduğunu sanıyorlar. Hemen isimleri medyada çıksın, “şöhret olalım”, “hava atalım” diye yanıp tutuşuyorlar. 12 yıldır haberlerim CHA’da kurum kuralı gereği isimsiz çıkıyor, gıkımız çıkmıyor!

Kanada Türk Ticaret Odası’nın 1 Haziran’dan itibaren İngilizce bülteninde müstear ismimi ‘Frank Lion’ olarak göreceksiniz. “Meşhur olayım”, “çok para kazanayım” diye bir derdiniz varsa sakın gazeteci ve yazar olmayın, hele şair asla!

 

 

Your ads will be inserted here by

Google Adsense.

Please go to the plugin admin page to set up your ad code.

Clip to Evernote
29 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi