Hikmeti Hükümet ve saltanat tanımıyoruz!

Hikmeti Hükümet ve saltanat tanımıyoruz!

Emeviler, dört raşit halife dönemindeki İslam’ı yıkarak saltanat devrini başlatmış, “hikmeti hükümetten sual olunmaz, devlet her zaman haklıdır” yanılsamasını çok kelle alarak benimsetmiş ve ehli beyti ülkeden kovmuşlardı. Arkasına eski Türkiye’nin fitnecilerini, fişçilerini, binbir kılıklı şeytanlarını alıp, onca debdebeye rağmen masum gözükenlerin maalesef Haccacı Zalimlerin ruhunu hortlatmasına az kaldı, doktorum nerede!

Oysa sahabe efendilerimiz, savaş ganimetlerinden dağıtılan kumaştan elbise yapan Hz. Ömer’e, “ben yapamadım, sen nasıl bu payla yaptın” diye soracak kadar kamu hakkını arayan hakperest, cesur yüreklerdi. Abdullah İbni Ömer, “ben kendi payımı babama verdim de iki kumaş payından bir elbise çıktı, babam hak yememiştir” diye izahat getirmişti. Birileri bugün bırakın küçük bir kumaş parçasını deveyi hamudu ile götürmüş ama havada binbir takla atarak hesap vermekten kaçıyor. Sanki şeriat devleti kurmuşlar gibi beytülmal denen hazineden beşte biri kasalarına indirmişler, ganimet diye taraftarlarına oşür dağıtmış, eleştirenlere “şeriatı yıkıyorsunuz” diyorlar. Kendi nefsi ile büyük cihadı tamamlayamamışlar, güya şeriatı yıkmaya çalışanlara karşı çirkefce savaşıyor, “kendilerine müslüman” olduklarını ıskalıyorlar. “Hırsızlık yaptık ama sorun biz niye yolsuzluk yaptık” diyen ve hükümet icraatında hikmet arayanlara, nikmet tokadının vurulması kaçınılmazdır. Hükümet ehlinin bir zamanlar pek sevdiği aydın Ali Şeriati derdi ki, müslümanlar dört zindanda hapistir: Tarih, toplum, coğrafya ve enaniyet.

“Otoriteye, sizden olan emirlere saygı” hadisini delil gösterenlere hadisle diyorum ki, mazlum hakkını bağıra bağıra alır, halife, mehdi, peygamberden bile olsa. Bunun peygamber efendimiz ve dört halife devrinde o kadar çok örneği var ki, zulme mutlak itaat yoktur. “Bende hakkı olan varsa alsın” diyen Hz. Muhammed (SAV), sırtını açıp kırbacı bir Bedevi’nin eline verecek kadar demokratikti, pek siz neden adil olamıyorsunuz? İşte size muhteşem model. “Ulul emre, halifeye, padişaha mutlak itaat etmeyen, fitne çıkarır, isyan eder” diyen “kamu yamyamları”na İslami muhalefeti öğretmek aydınlar üzerine düşen bir namus borcudur. Kamu kasasından çalınan milletin vergilerini yandaşlarına “ganimet payı” diye dağıtanlar, ötekileştirme yaparak, “bizimkiler güçlensin diğerleri yok olsun” diyenler, adaletten bahsedemez. Hele hele milletin alınteri ile toplanan himmet, zekat ve sadakaların her kuruşunu yerinde kullananlara iftira atamazlar. Hangi devlette yaşıyoruz? Ne zaman Türkiye’ye şerait geldi, geldi ise bu mudur şerait? Kadıların, polisin işine engel olmak mıdır adil düzen? Kanunsuz emirlere uyan kamu görevlileri yarın hesap verecektir. Bugünkü hukuk ihlalleri yarın mutlaka yargı önüne gelir ve bugün zulmeden siyasilere boyun eğenler iki cihande da rezil olurlar. “Yetkim olsa HSYKyı yargılarım”diyen zihniyetle, İstiklal Mahkemeleri kurup hukuk icra eden(!) zihniyetin paralelliği halkın gözünden kaçmıyor. Yakın geçmişte vatan evlatlarını ordumuzdan “irticacı” fişlemesiyle peygamber ocağından atanlarla AK Parti aynı yerde duruyor, zulme “hayır” diyeceğiz.

İslam’da gıbta caizdir ama hased ile komşudur. Hased kıskançlıkla komşudur. Kıskançlık kinle komşudur. Kin nefretle şeytanlaştırma komşudur. Söylemeye dilim varmıyor ama şeytanlaştırmadan sonraki aşama kafirleştirmedir. Biri diğerine kafir der, kafir değilse muhatabı, söyleyen kafir olur. Partizanca hareket edenler, cemaata söverek, bir Hak dostuna iftira atarak cihad yaptığını sanacak kadar pespayeleşmişse bu tehlikeli zincire üye demektir. Unutmayalım, Haricilerde kendilerinden olmayan hamile bir kadını öldürür, sonra da evinin bahçesindeki üzüme para takar, haklı olduğunu sanırdı. Adaletsizlik ve zulümde ısrarcı olarak ‘savaş’ yürütenler, iftira, hakaret ve küfürlere devam ediyor. Korkunun temelinde öfke ve çaresizlik vardır. Tahammülsüzlük nedeni kısır döngüde bocalamaktandır.

Yolsuzluklarla mücadeleyle halkın oyunu alan AK Parti, her devlet krizinde “milletin oyu arkamda, susun sandıkta görüşürüz” diye milletini “aptal” yerine koyuyor. Temsili demokrasinin değil lider sultasının olduğu ülkemde çoğulcu, katılımcı, müzakereci demokrasiden bahsetmek abesle iştigal. Hatta suç olarak sayılıyor. Vatandaşın hakkı sadece oy kullanmaya beş yılda bir gidip, sonra susup oturmak, yanlışlıklara “dilsiz şeytan” olmak değildir Batı demokrasisinde. Hükümeti, devleti denetleyen, kamu yararına çalışan sivil toplum ve bağımsız medya güçlüdür. Kamu denetçisi Sayıştay, teftiş kurulları özgürdür. Yargı bağımsızdır, kolluk kuvvetleri suçlu babası olsa işlem yapar. Hükümet, kuvvetler ilkesini müdahale ederse anayasal suç işlemiş olur, devleti kendi malı ve partisinin malıymış gibi yönetemez. Bunun aksi düşünülemez, hesap vermeyen politikacı ancak tek parti, ayetullah, şeyh, kral gibi dokunulmaz yetkilerine sahip diktatörlüklerde olur.

AK Parti’nin gece yarısı çıkardığı adli kolluk yönetmeliği skandalını Danıştay’ın iptalinden sonra benzer bir adım benzer bir hukuki metnin ortaya konulma yoluna gidilmemelidir. Polis teşkilatımızdan tamamen ayrı sadece savcıların emrinde çalışan adli kolluk teşkilatı kurmamız gerekiyordu, standart da budur. Sert yöntemleri uygulayanlar, polisimizi sindirerek, etkili bir şekilde görev yapamalarını engelleyerek ülkeye huzur ve refah gelmeyeceğini görmelidirler. Polis binalarımıza medyanın girmesini yasaklayan uygulamadan vazgeçilmediği sürece şeffaf bir ülkede güven içinde yaşadığımızdan emin olamayız. Yargıda krize yol açan hesap vermekten kaçan hükümetin ta kendisidir. Yargıda aslında kriz yok, yargıda müdahale vardır. Bu müdahale kalkarsa yargıda kriz kalmaz. Bu gidişin demokratik bir rejim içinde sürdürülebilmesi mümkün değildir.

Görüntü ve tesbitlerim şunlar: Eğer şeriatı getirdik ve İran benzeri bir devlet kurduk diyorsa, AKP bunu parti tüzüğüne yazmalı ve bu programı ile vatandaştan oy istemelidir. Eğer Ayetullahlar gibi günah işlemeyeceklerine ve yargıya hesaptan muaf olduklarını düşünenler AKP’de varsa İran’a gitsinler, burası Türkiye! Eğer krallık kurduklarını, kral ailesine mensup şürakının devletin malının yüzde beşini hesaplarına geçirip, yandaşlarına “oşör”, “ulufe”, “makam” dağıtabileceğine inanan varsa Suudi Arabistan’a gitsin. Ne İran nede İran’daki hükümetler İslam devleti değildir; biri kralllık saltanat, diğeri molla görünümlü Fars oligarşik despotluktur.

Hikmetleri kendilerinden menkul hükümetlerin İslam’ın adını kirletmeye, “Milli Görüş”, “Milli Düzen”, “Adil Düzen” diye diye müslümanlığı lekelemeye hakkı yoktur. “Kendi sırtımdaki dar Milli Görüş gömleğini çıkardım, yüzde yüzün başbakanıyım” diye balkon konuşması yapıp, yüzde yüzün sırtına “Milli Görüş gömleği” giydirmeye hiç hakkı yoktur. Ülkemizi zavallı bir Ortadoğu, Afrika, Güney Amerika ve despot bir Asya ülkesi konumuna küçük düşürmeye kimsenin hakkı yoktur.

Türk insanı, Batılı standartlarında üstünde bir temsili, çoğulcu, katılımcı, müzakereci demokrasiyi hak ediyor. Gerçi daha demokrasi gelişimini tamamlamış, gerçek İslam’ın öngördüğü Asrı Saadet dönemi medeniyet seviyesine çıkamamıştır ama olsun helelik biz buna bile razıyız. Geriye dönüşe asla razı değiliz. Özetle, hikmeti Hükümet teranelerine karnımız tok, İslam’da olmayan bir saltanatı ise asla tanımıyoruz! AK Parti, 2002 ruhuna geri dönmezse, ülkemize yazık ediyor.

faruklogo

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi