Hz. Meryem, Hz. Hacer ve Hz. Asiye olmak!

Hz. Meryem, Hz. Hacer ve Hz. Asiye olmak!

Hz. Meryem, Kur’an’da örnek kadın modellerinden biridir. Ben Kur’an’ın kadınlarından başka hiç bir kadını model olarak tanımadım ve anlatmadım hayatımda. Hz. Meryem, benim için ideal kadın tipidir. Kimdir bu ihlaslı, seçilmiş kadın? Meryem mihenk’tir Perdedir. Birbirine mütecaviz olması yasaklanmış biri tatlı, diğeri acı iki denizin arasındaki çizgi gibidir. Berzahtır. Sırrı tutandır. Söylemeyen, konuşmayan, Kelime’ye hamile, lakırdıya oruçlu. Ağzı pek sıkı, simli, ele vermeyendir o. Onun iftarı, evladının konuşmasıdır.

İbn-i Meryem konuştuğunda cümle oruçlar açılır, kalpleri hakikate kapalıların perdesi aralanır, odalara ışıklar dolar. İbn-i Meryem konuştukça. Annesi Meryem kandil gecelerinde şerefelerinde mumlar yanan minareler gibi ışıldar. O susar, evladı konuşur. Evladı konuştukça, Meryem’in açık alnı kandildir. Kibrittir. Kibril-i Meryem’de Cebrail’in taşıdığı nefes asılı durur. O nefes ki değdiği yeri diriltir, gülistan eyler. Ölülerin dirilmesi, hastaların iyileşmesi, kuşların uçması hep Allah’ın izniyle ve kaderiyledir. Meryem’in açık alnı ufuktur. Her seher, güneş oradan yükselir ve her gecenin içine o çizgiden batarak yürür. Meryem’in açık alnı haritadır. O, yol gûsterir, işaret eder, el sallar, uğurlar, dua eder, yolcular hepimizi. Kadim günlerden bilinmez yarınlara doğru ilerleyen zaman gemisinin, bakarak yolunu rotasını çizdiği ışıklı fener, onun alnında yanar.

O bir deniz feneridir… Meryem’in açık alnı, içinde nur yanan bir misbah gibi parıldar. Kimse ve hiçbir güç el degdiremez, berkitemez, sûndüremez o parıltıyı… O nur, Allah’ın inayetidir.Meryem’in açık alnı dertli bir annenin yazgısını anlatır. “Ya leyte-niy” diye inler. “Bu yaşadıklarımı göreceğime, ölüp gidenlerden, adı sam unutulanlardan olaydım keşke…” Meryem’in açık alnı dünyanın en ağır yüküdür. O alında Ağrı Dağı oturur, Himalayalar oturur. Beli bûkülüdûr Meryem’in…

En ağır suçların tartıldıgı bir terazi isler Meryem’in açık alnında, “Harun’un kız kardeşi olarak, nasıl böyle bir suçu islersin!” diye soran azgın denizin ortasında tek basına çalkalanan bir saman çöpüdür o. Okyanusta iğne. Derin olanın en derininde ve dibinde. Çok ve güçlü olanın içinde, deryada bir karre… Meryem, matematiğin ve sayıların çıktığı yerde. Her sayı Meryem’den fazla. Matematiğin göremeyeceği kadar hiçliğe itilmiş bir kadın.

Çünkü o tüm kadınlık alemi, kadınların alnına çalınan kara lekelere missal olsun diye insafsızca suçlanmış. Sıfır kuyusunun içinde. Bir kadına atılabilecek en ağır suçun zannı alanda… Ama Rabbidir. onun beraat dilekçesini yazan tûm kainata! Meryem tek tabanca.

Kendisi zaten hem yetim hem de öksüz Ayrıca… Babasız bir çocuğun hem anası hem de babası olma yolunda. Yazgısı demirden bile ağır olan kadın. İnsan. Kadın insan. Meryem hırkasız. Meryem taraksız. Ne sırtını sıvazlayan oldu. ne saçını ören. hem yetim hem öksüz… Ah! Üzülme yine de. Rızkı Allah’tan gelir her yetim gibi Meryem’inde Allah varsa ne gam! Trajedi yok. Trajik olan Allahsızlığımız. Kalabalıklar, güçler, tutku, arzu ve mülkler içindeki ıssızlığımız… Meryem mukarrebdir. Yakınıdır Rabbinin. Elinde Allah’ın Kelimesi’ni tutar. Onun harfleriyle açılmayacak kapı elbette yok. Tüm kapılar cümle kilitlerini çözer o mukarrebin karsısında. Meryem’in açık alnı kapısızdır.

Hz. Meryem’in en yüce vasfı nedir, anneliğimiz midir, Mesih’i doğurması mıdır? Meryem kuldur! Onun açık alnı “Uknut ya Meryem!” emrine amadedir. Secdeler o pak alnı öpmek için birbiriyle yansır. Rabbinin rızasından başka hiçbir taca yüz vermeyen o pak alnı, hidayet nuruyla nişanlıdır. Meryem nişan’lıdır. Alnı, kınayla nişanlanmış kurbanlık koçlar gibi Rabbi için süslenmiştir. Meryem süslüdür. Razı olmuş merziyye kul olarak alnı secde, elleri su ile nişanlıdır. İşaretlidir güllü ağzı. Dualarla mühürlü, zikirlerle rabıtalıdır.

Meryem’in açık alnı utangaçtır. Hicabından titreyen, kendi kendinden utanan, kendi olmaktan çekinen, kendi adına istemektense dilsiz toprak olmaya can atan mahcubedir Meryem. Bürünendir, örtünen, sakınan. Ehl-i rida’dır Meryem. Sakınır görünmekten. Riste-i Meryem İle örmüştür kızıl bekaret örtüsünü. Masumdur. ip egirenler dokumamıştır örtüsünü. Merdivenle çıkılan Mihraptır tesetürü. Settar olan Rab’dır onun örtüsünü Mihrap eyleyen. Meryem’in açık alnı ana sütü kadar ak, ana sûtû kadar helaldir. Meryem’in açık alnı hamdedenlere mahsus hikmetle yükseltilmiştir… Meryem’in açık alnı kelime-i tevhid ile mühürlüdür…

Meryem’in tutan elleri, evladını kaldıran, bağrına basan, koruyan, savunan ve yükselten elleri… Tarih içinde onu düşleyen hiçbir ressam tarafından içe kapalı ve yumuk olarak tahayyül edilmemiştir. Herkesin nazarında ve niyetindeki Meryem; “açık ellidir”… Bu “açık el” yazgıya nza kadar gayrettir. Merhameti ve sabn da Şiirleştirir sanki, dua gibidir. Duayla güç kazanmış, zahmetlerle sınandığı halde Allah vergisi bir gayretle geleceğe hediye edilmiş bir vasiyeti tutmanın bilincindedir bu “açık eller”…

Meryem, küskün ve içe kapalı, yorgun ve yumuk değildir. Bir “aktaran” olarak Allah’ın “Kelimesi”ni; bir tezahür, bir yansıma, bir ışıma olarak dünyada tutabilen elleri, aslında tam da bir eşik anlamını ifade etmiyor mu? Kelimenin dışa taştığı eşik.
Kelime’nin kab’ı.
Kelime’nin tas’ı.
Kelime’nin kadelı’i. Kelime’nin yatak’ı. Kelime’nin kılıfı…
Çocuğu Kelime olan bir annedir o.
Evladıysa, tüm insanlığa hibe edilmiş bir iyilik gibidir…

Hz. Meryem gibi keşke olabilseydik.

Kur’anda diğer model, örnek kadınları kimlerdir?

Kur’andaki diğer önemli kadında Hz.Hacer’dir. Bir kadın, hakir görülmüş bir Afrikalı, Bir siyah cariye… Sare’nin Habeşili hizmetçisi. Ama tevhid planında bu cariye Allah’ın muhatabı, Allah’ın büyük peygamberlerinin anası…Hac tiyatrosunda, başrol oyuncusu, en önemli sima, Allah’ın haremindeki tek kadın, tek anne! Aşk buyruğu gereği oğlunu aldı yaşadığı şehirden, yaşadığı evden, akraba topluluğundan ayrılıp, taşlık tepelerin ortasına geldi.

Yalnız, kimsesiz ve korumasız. Yalnızca aşkla geldi. Aşka geldi. İlahi buyruğun gereği çocuğunu vadinin ortasına bıraktı. İşte mutlak tevekkül…Allah söylemiştir böyle yap diye. Ve Rab teslimiyet ve tevekkülün, aşka inancın büyük galibi olan bu cariyeyi himayesi altına almıştır.Teslimiyet gereği çocuğu vadinin ortasına bıraktı… Ayağa kalktı ve işe koyuldu.Mekke’nin ortasında kuru ve yanık dağlar arasında su bulabilmek için koşuşturmaya başladı. Arayışla, gayretle, himmetle, kararlılıkla, kendine güvenle, kendi ayakları üzerinde durmakla, kendi iradesiyle, kendi düşüncesi ile…

Hacer bir yalnız kadın, bir anne, bir sorumlu, telaşlı ve arayışlı… Aşık, mü’min, perişan, sancılı, korumasız, sığınmasız, evsiz, toplumsuz, sınıfsız, ırksız ve kabilesiz, ailesiz, ümitsiz… Aradığı su…Ve suyu iradesini gösteren ayakları ile gücünü gösteren elleri ile arayışa koyulur. Mucize baklemez, görünmez yerlerden bir el uzanacağını düşünmez, tevekkülü ihtiyacı için yeterli görmez çocuğu aşka emanet eder ve koşmaya başlar. Suyu aşkla fakat sayettikten sonra bulur…Bir medeniyet bir şehir…Siyahi bir cariye ve çocuğu ile başlar…

Hacer… aşkı iki kişilik bir bencillik olarak gösteren kör romantizme, onu çarpıtıp putlaştıran çirkin erotizme, ona yaşamda dosdoğru bir yer tanımak istemeyen materyalizme karşı eylemsel duruşun adıdır… Allah katındaki üstünlüğün sembolü olan takvanın tecessüm etmiş halidir…

Başka Kur’anda başka hangi kadındır örnek bize?

Diğer kadın modelim Kur’anda bahsedilen Hz Asiye’dir, Nil melikesi… Lüks ve debdebe içinde yaşadığı Mısır saraylarında insani sorumluluğunu, Firavunun gölgesi altında bile unutmamış… Allah’a kul olmaktan ve ibadet etmekten bir an bile vaz geçmemiş, kişilik sahibi, sorumlu bir kadın… Firavun, zalim ve şeddat bir koca. Doğacak her erkek çocuğunu kendi hakimiyetine engel görüp öldüren zalim. Ama Asiye Allah’ın peygamberini onun sarayında şefkatli ellerinde güvenle tutan kadın…Ta ki annesi gelene kadar…İşte bazen Meryem, bazen Asiye, bazen Hacer, bazen Hatice, bazen Fatıma ve bazende bir Aişe olmalıdır ideal Müslüman kadını.

Asiyede kendine ait olmayan çocuğa bile annelik yapma yürekliliğini, lüks ve debdebede boğulmamayı, şartlarım ne olursa olsun Allah’ı asla unutmamayı, şeddat bir koca bile olsa, duruşu bozmamayı öğrendim… Hacer’de, imkansızlıklarda anne, sevgili, kul olmayı öğrendim. Hacer’in baştan sona aşk olduğunu öğrendim…İşte aşktan kastımız bunlardır, ulvi duyguları ucuza pazarlamak değildir müslüman kadının işi. Öyleki, göz görmeyecek kadar derindir aşk.. ama anlatılamaz ki…

Meçhul Okuyucu

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi