Yeni Kitab

Kürt diyarının Bilinmeyen Saklı Tarihi Bilâd-ı Ekrâd: Kürdistan

KÜRDİSTAN

BİLAD-İ EKRAD

Kürt Diyarının Bilinmeyen Saklı Tarihi

FARUK ARSLAN

Bilâd-ı Ekrâd: Kürt diyarı demektir.

Osmanlı padişahlarının tabiriyle Kürdistan.

18 Ekim 1525 tarihli, Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanında egemenlik alanı dile getirilirken Kürdistan ifadesi kullanılıyordu. Oysa ki günümüzde çok korkulan bir kelime haline getirilen Kürdistan, aslında tarihi bir realite ve gerçeklik miydi?

 

  • Kürdistan’ın ve Kürtlerin Kökeni
  • Antik Çağda Kürt Aşiretleri
  • Tarihte Bilinmeyen Kürt Beylikleri
  • Orta Anadolu’da İlk Kürt Yerleşim Bölgeleri
  • Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanındaki Kürdistan
  • Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde 16 ve 17. Yüzyıllarda Kürdistan
  • Canbolat Kürtleri neden Osmanlı’ya Başkaldırdı?
  • Şeyh Ubeydullah İsyanının Nedeni ve Belgeleri
  • Marogulov’un Kürtçe alfabesi
  • Hürriyet Âşığı Bir Osmanlı Kürt Aydını
  • 150′likler kimdiler, Ne yaptılar, Ne oldular?,
  • Kürt Alevilerin Kürdistan hayali
  • Bugünkü Kürt meselesi 90 yıllık İngiliz planı mı?
  • Yahudi Kürtlükten Nakşibendi – Halidi Şeyhliğine
  • Barzan Aşireti ve Barzaniler
  • İdrisi Bitlisî ve Said Nursi’nin Faaliyetleri
  • M. Fethullah Gülen’in Kürt sorununa çözümleri
  • Son Kürt İsyanı: PKK

 

Kısacası bu kitap, Kürtlerin saklı kalmış tarihini ele alarak, kısılmış sesine ve asırlardır kardeş olan iki halkın ortak aklına kulak veriyor. Bu kitapla bir yandan neredeyse yok sayılan Kürtlerin medeniyetini Kürt kaynaklarıyla ortaya çıkartılırken bir yandan da Kürtlerin kimlik sorunu masaya yatırılıyor. Kürtlerin kurduğu beylikleri, Kürt edebiyatını, Kürt dilini, Kürt aşiretlerini ve Kürt isyanlarını derinlemesine ele alan bu kitap bir kaynak eser özelliği taşıyor.

Barkod: 978-605-5114-00-8

Eserin Adı: KÜRDİSTAN / BİLAD-İ EKRAD / Kürt Diyarının Bilinmeyen Saklı Tarihi

Yazar :  FARUK ARSLAN

Sayfa Tasarım : Arzu Ünal

Kapak Tasarım: Kenan Özcan

Kâğıt Kalitesi: 60 gr. Kitap Kağıdı

Sayfa Sayısı: 272

Ebat: 13,5 x21 cm

Baskı Tarihi: 10 NİSAN 2013

Fiyatı:  15,00 TL

 

kurd

Takdim

Bu eserde, Kürtlerin kurduğu beylikleri, Kürt edebiyatını, Kürt dilini, Kürt aşiretlerini ve Kürt isyanlarını değişik bakış açıları ile derinlemesine inceliyoruz. Bilad-ı Ekrad: Kürt diyarı demektir. Osmanlı padişahlarının tabiriyle Kürdistan. 18 Ekim 1525 tarihli, Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanında egemenlik alanı dile getirilirken Kürdistan ifadesi kullanılıyordu.

Bizde Kürdistan tabusunu yıkarak bu kelimeyi kullanmaktan çekinmedik. Bugün çok korkulan bir kelime haline getirilen Kürdistan, tarihi bir realite ve gerçekliktir. Kürt sorunu, aslında II. Mahmut’la (1808-1839) başlayan modernleşme ve merkezileşme çalışmaları sırasında, Kürt bölgelerinin özerk statüsünün kaldırılmasıyla başlamıştır. Doğu ve Güneydoğu’da çok önemli faaliyetlerde bulunan İdris-i Bitlisî, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’e mektubunda, Bilâd-ı Ekrâd denilen Kürtlerin asırlar boyunca Türkler et ile kemik gibi iç içe yaşadığını vurgulamıştır. Çünkü Kürtler hiç bir zaman azınlık görülmemiştir.

Bitlisli İdris’in büyük himmet’i Osmanlı Hakanı Yavuz Selim’le beraber Anadolu’nun Osmanlı Birliğine katılmasında gösterdiği faaliyet ve eriştiği merhaledir. Öyle ki, Yavuz Selim, fethettiği Kudüs’e Onu muvakkat Vali olarak bırakmıştır. Osmanlı hizmetinden evvel Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yanında bulunan Bitlis’li İdris, kendisini Şiî hareketine karşı Osmanlı Sünnilerinin safına sokamayınca, İstanbul’a gelmiş ve İkinci Beyazıd’a vaziyeti anlatmış, tedbir istemiştir. Doğu Anadolu’da Osmanlı idaresini tesis, oğlu Yavuz’un zaferleri neticesi olunca, fikrin sahibi İdris, yeni hakanın güvenine sahip olmuş ve onun yakından bildiği mıntıkanın Osmanlı’nın bölünmez parçası olması için düşünce ve tavsiyelerinden sonuna kadar istifade etmiştir. Sadrazamların huzurunda titrediği celalli Osmanlı Hakan’ı Yavuz Selim’in kendisine “Fikr-i vahdetin rehberi, birlik düşüncesinin öncüsü” dediğini oğlu Ebu Fazl Mehmed Efendi Heşt- Bihişt’in zeylinde yazıyor. 1520′de İstanbul’da ölen Bitlisli İdris, Eyyub Sultan’da yatıyor.

Birbirinden tam 440 sene sonra hayata gözlerini kapayan ve ikincisi birincisine heyr’ul-halef iki üstad Bitlis’li İdris ile, o’nun mirasının devamı uğruna ömrünü vakfeden hemşehrisi Bediüzzaman Said Nursi’den Kürt sorununa çözümler sunuyoruz. İkisi de Bitlis’in Hizan İlçesi’nde doğmuşlar… İdris’in babası beldesinin zahiri ve batıni ilimlerde ma’rûf şahsiyetlerinden Hüsâmeddin Ali El Bitlisî Nur Bahşi Tarikatinin kurucusu Muhammed Nurbahşi’nin halifesi… Bu Nurbahşi Tarikatı’nın, mefhum olarak ifadesi, ışık bahşeden ve dağıtan mâ’nâsı ile Nur hareketinin zaman ve mekân içindeki manevi irtibatını, mevzu üzerindeki salâhiyetler araştırabilirler.

Bitlis’li İdris’in elimizdeki on iki eseri, kendisinin tarih, tasavvuf, edebiyat ve siyaset sahasındaki kıymetinin âbideleri… Bunlar arasında, Osman Gazi’den başlayarak, sekizinci Osmanlı Hâkânı II. Bâyezid Hân Devri’ni anlatan Fârisî “Heşt-Bihişt=Sekiz Cennet” tarihi, I. Sultan Mahmud’un emriyle Van’lı Abdülbaki Sa’di Efendi tarafından lisanımıza çevrilmiş. Hâlen Hamidiye Kütüphanesi’nde muhafaza ediliyor.

Büyük Osmanlı coğrafi çalışması olan Katib Çelebi’nin Cihannüma’sı ve Evliya Çelebi Seyahatname’sinde Kürdistan gezilerini de anlatır. O yıllardaki resmi yazışmalarda Kürdistan idari birim olan bir eyalet adıydı. Çelebi’nin tarihçi Miğdisi (Mighdisi) ‘den aktardığına göre, hala diyâr-ı Kürdistân’da isti’mâl olunan lisân-ı Kürd Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim’den kalmışdır ve on iki gûne lisan-ı Ekrâd vardır. Bitlis Kürt Hükümdarı tarafından, 1512’de yazılan Şerefname Kürt tarihi ile ilgili en önemli ve tek kaynaktır.

Kürt sorunun çözüm yolunu, iki milleti birleştiren asrın söz sultanı Bedüzzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yazdı. Türklerin ve Kürtlerin benimsemesi gereken üç hakikatten bahsetti.

Birincisi, Müslüman bir ülkede yaşayan insanla arasında azınlık-çoğunluk ayırımı asla yapılamaz. Bu ayırım Müslümanlar için, ancak gayr-ı müslimler, mesela Ermeniler açısından mümkün ve geçerlidir. Asırlarca ilây-ı kelimetullah uğruna cihadda beraber olmuş Müslüman Anadolu halkı için geçerli değildir. İkincisi, Doğu Anadolu halkı ile Anadolu’nun diğer belgelerindeki insanları birbirine bağlayan bağ, kuru bir ırkçılık değildir. Zira kuru bir ırkçılık fikri, Avrupa tarafından İslâm âlemini ve özellikle Osmanlı devletini parçalamak için içimize bir Frenk illeti olarak atılmıştır. Üçüncüsü, Biz Müslümanlar, indimizde ve yanımızda din ve milliyet, bizzat müttehiddir; bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Aralarında itibarî ve ârızî bir aynlık var. Belki din, milliyetin hayatı ve ruhudur. Biz şarklılar, garplılar gibi değiliz. İçimizde ve kalbimizde hâkim olan din duygusudur. Kaderin çoğu peygamberleri, şarkta göndermesi işaret ediyor ki, şarkı uyandıracak ve terakki ettirecek sadece ve sadece din duygusudur. Asr-ı saadet ve Osmanlı dönemi bunun en bâriz misalidir.

Bu üç hakikati nazara aldığımızda, görülecektir ki, günümüzdeki Doğu ve Güneydoğu yaralarının merhemi, 400 seneye yakın Osmanlı devleti tarafından gayet mahirce kullanılan mezkur üç hakikattir. Avrupalı tarafından nifak tohumları ekildiğini hisseden Doğu Anadolu bölgesinden çıkmış İslâm âlimleri, tehlikeye zamanında dikkat çekmişler ve çaresini de bizzat göstermişlerdir. Şarktaki cehalet sebebiyle, eğer bu insanlardaki dinî duygular zayıflarsa, ancak anarşist olabileceklerini ve böylesi insanların devletin varlığı için büyük tehlike teşkil edeceklerini gören asrın sahibi Bediüzzaman, II. Abdülhamid zamanından beri, bölge halkının dinî ilimlerle mücehhez kılınmasını ve bunun temini için de bu bölgede bir üniversite açılmasını ısrarla teklif etmiştir.  Bu proje sürekli engellenmiştir. Bölgenin kaderi halen değişmedi. Eğitimsizlik, yoksulluk ve ayrımcılık halen Kürt sorunun ana nedenleridir ve reçetesi bellidir.

Bu zamana kadar Ergenekoncu askerler, MOSSAD ile PKK işbirliği olmasaydı, çoktan terörün kökleri kurutulmuştu. PKK, 1980 ile 1987 arasında Diyarbakır Cezaevinde yapılan işkencelerle zorla doğurtuldu. Kasıt vardı. Daha sonra PKK’yı kullanmayan istihbarat örgütü kalmadı, ‘Yedi Kocalı Hürmüz’e döndü. Devletin karanlık yüzü elini uyuşturucudan, insan kaçakçılığından, silah ticaretinden çekmeden PKK veya Kürt sorunu bitirilemez. Bölgede kimse kimseye güvenmiyor. Halkın korkusu bitirilip, belirsizlik devletine güvene dönüşmeden açılım ve yatırım paketleri hikayedir… O halde üçüncü yoldan başka  mantıklı seçenek kalmıyor. Bölgeye gelecek beş bin kişilik özel eğitimli polis timlerinin personeli, 2 yıl değil 10 yıl orada kalacak ve halk ile iç içe, kardeşce yaşayacaktır. Öldürmeye değil yaşatmaya geliyorlar. Bu sefer, 1993 ile 1996 periyodunda ‘bin operasyonla onbin kişiyi faili meçhul cinayet’ ile yok eden Ergenekon’un silahlı örgütü JİTEM yok! Ergenekon’un karanlık general ve subayları hapiste yargılanıyor. İsrail ülkemize batamıyor! ABD, Irak ve Afganistan’da çuvallamış, yeni maceradan uzak duruyor.  Ekonomik krizlerle boğuşanlar, ekonomik patlama yapan ülkemizin dinamizmini pörsümüş PKK ile durduramaz…  Bundan sonra, halkın dinine, inancına, gelenek ve göreneklerine saygılı, devletin gülen yüzünü gösterecek bir polis kuvveti görev başında olacak. Vatandaşı yaşatırsan, devlet bölünmeden yaşar!.

Bu kitapda, Kürtlerin saklı kalmış tarihini ele alarak, kısılmış sesine ve asırlardır kardeş olan iki halkın ortak aklına kulak veriyoruz…  Ulus devlet anlayışımızın inkar politikaları ülkemizi bölünme noktasına getirdi.  Bu eserde yok sayılan Kürtlerin medeniyetini  Kürt kaynaklarıyla ortaya çıkartıyoruz. Kürtlerin kimlik sorunu artık çözülmelidir. Yoksulluk ve eğitimsizlikte…

 

Faruk Arslan

Kitchener/ Kanada

1 Nisan  2013

NOT: 15 Nisan’dan itibaren kitapçılarda satışa sunulmuştur.

 

Clip to Evernote
7 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi