Kürtlerle iç savaş senaryosu!

Suriye süratle Lübnanlaşıp iç savaş derinleşirken, ülkemizde dozajı kasten artırılan hormonlu terör eylemleriyle Türkler ile Kürtler ayrıştırılıyor. Son 10 yılda Suriye’ye 62 defa giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Esad rejimi ile önce “kanka” oldu, sonra ise “düşman”. İhvanı Müslim atına oynayan Ankara halen şaşkın, ama ordusunu Suriye’ye zorla sokmaya çalışan global çeteye direniyor.

Gelinen noktada Türkiye, Suriyeli Kürtlerin otonom içerikli siyasi taleplerini geri çevirirse savaş çıkabilir. Zaten çoğu Türk vatandaşı veya Türkiyeli Kürtlerle akrabalar. Yakında Tunceli, Van, Hakkari, Şemdinli, Cizre, Şırnak, Mersin, Şemdinli ve Diyarbakır’da “sivil itaatsizlik” soslu iç savaş planlayan PKK, ülkede Türk ve Kürt gerilimini yabancı servislerinin istihbarat, lojistik, akademik, strateji, medya ve yazar katkılarıyla tırmandırıyor ve Suriye kartını mükemmel kullanıyor. PKK’ya teorisyenlik yapan yabancı servisler ve yerli işbirlikçi baronlar, zamana yaydıkları üç ana Kürt politikasına oynuyorlar ve iç savaş senaryosu adım adım titizlikle hazırlanıyor.

Birincisi, Suriye’de bir iç savaş yaşanıyor, savaşın dışında kalan Kürtler, ne Esad rejimiyle çatışıyorlar ne de Suriye muhalefetine katılıyorlar. Kürtler kendi özerk bölgelerini kuruyorlar. PKK güdümünde sanılan PYD de PKK gibi ulusalcı ve Kürt milliyetçisi! İkisi de gerek Suriye’deki gerek Türkiye’deki Kürtlerin statü talepleri peşindeler, dinden uzaklar, seküler fikirleri ve hayatı benimsiyorlar. Sanıldığı gibi PYD, PKK’nın kurduğu, yönettiği bir örgüt ve siyasi parti değil. PYD’nin geçmişi 1950’lere kadar gidiyor. Aralarında bir ast-üst ilişkisi yok. Bugün PYD’yi PKK yönetmiyor. Suriye Kürtleri PKK’nin yönetimini kabul etmezler ama birlikte hareket etmeyi kabul ederler. Bugün Suriye Kürtleri kendi yaşadıkları bölgelere uygun siyasal yapılar oluşturuyorlar. Suriye’de bir Kürt siyasi yapısının oluşması PKK’ya moral veriyor.

AK Parti’ye Türkiye’de “Kürt açılımı” adı altında teröristlere siyasetin önü açmasını salık verenler, PKK’nın eli kanlı militanlarını siyasallaştıran Almanya! Hedefleri, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Nelson Mandela havasıyla milletvekili yapılması ve dağdaki teröristlerin genel afla şehre inip paralel devlet yapılanmasının başına geçmelerinin sağlanması. KCK’lıları salan AK Parti’ye hata yaptırıldı, Beşir Atalay’a yazıklar olsun!

İkincisi, Öcalan, Kürt nüfusunu artırmak için çocuk yaptırma politikasına yöneldi. Her Kürtden dokuz on çocuk sahibi olması talep ediliyor. Türkler iki çocukta kaldığına göre, 25 yıl sonra 14 milyonluk Kürt nüfusu üç katına çıkacak ve Türk nüfusuna karşı psikolojik üstünlük sağlanacak. Örnek vereyim. Adana’da  Hürriyet Mahallesi, Dağlıoğlu Mahallesi, Çamlıbel Bulvarı, Şehit Erkut Akbay Mahallesi, Şakir Paşa Mahallesi ve Gülbahçesi Mahallesi, doğu illerimizden göç etmiş Kürtlerle kaynıyor ve buralara Türkler giremiyor.

Bu mahallere  kaçak ve legal sigara satışı yapan bir dostum, şahit olduklarını şöyle anlattı: Birbiri içine geçmiş evlerde her odada bir kadın vardı. Kahvede erkekler tüm gün sigara içip, kağıt, tavla ve okey oynuyorlar, çalışmıyorlar, tek görevleri her yıl iki adet eşlerinden birer çocuk yapmak. 5 veya 10 milyara başlık parası ile satın alınan Kürt kızlarını sömürüyorlar burada ve Kürt nüfusu çoğaltılıyor. Çocuklara sokaklarda seyyar satıcılık yaptırılıyor, polise taş attırılıyor. Çocuk asker kullanan PKK elebaşlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verirsek, belki bu çocuk istismarcılarından kurtulabiliriz. Varsın Avrupalı düşünsün, bizim teröristlerle uğraşması kolay mı, hem İmralı sakinini beslediğimiz yeter!

Üçüncü politika, her Kürt ekonomik bağımsızlığını kazanacak, Türklere muhtaç olmadan yaşayacak, iş yeri sahibi olacak ve Türkleri emrinde çalıştıracak politikası. Örnek verelim. 2003’de 300 milyon dolarlık bir güç iken bugün 30 milyar dolarlık tiran haline gelen Mesut Barzani ve aşireti kara parasını başta Mersin ve Gaziantep olmak üzere ülkemizde aklıyor. Vigor marka sigara üreten European Tobacco Genel Müdürü Hulusi Kaymaz’ın da bulunduğu toplam 33 kişi, sigara kaçakçılığından geçtiğimiz yıl Eylül ayında tutuklandı. European Tobacco, Türkiye’de sigara üretme ve ihraç etme yetkisine sahip 7 firmadan biri. Firma ürettiği sigaraların tamamını yurtdışına ihraç kaydıyla üretiyor ve bu nedenle vergi ödemiyor. Sattığı her dört sigaradan biri kaçak.

Bu şirketin yüzde 40 ortağı görünen Ermeni asıllı Lübnanlı Nasri Kardeşler, Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin kasası olarak biliniyor. Şu anda şirketin çoğunluk hisseleri, Saskatchewan’da mercimek fabrikaları ile bir dev haline gelen Arbel’in Saskcan veya borsadaki şekliyle Alliance Trader’in büyük hissedarları Mahmut Arslan, Hasan ve Hüseyin Arslan kardeşlerle Hulusi Kaymaz’ın elinde. Emniyet, Kaymaz’ın Azerbaycan’da çok üst düzey bazı isimlerle gayri resmi ortaklıkları olduğunu belirledi. Kaymaz ayrıca Yunanistan’da da güçlü bir ilişkiler ağına sahip.

Mahmut Arslan, bu iddiaları yalanlıyor, Nasri Grup’la 2005’te yollarını ayırdıklarını, Barzani’yle ortaklık iddialarının doğru olmadığını ileri sürüyor ama tüm Mersinliler gerçeği biliyor! 2004 yerel seçimlerinde Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı için AKP’den aday olan Mahmut Arslan’ın evi bundan bir yıl sonra PKK tarafından bombalandı. 1.5 milyar dolar cirolu, 165 milyon dolarlık ihracata sahip Arbel Gıda’nın patronu Arslan, fabrikalarında çalıştırdığı PKK’lılardan ve bu zamana kadar verdiği haraçlardan kurtulmaya çalışıyor. MÜSİAD ve TUSKON üyesi olan Arslan’ın şirketi European Tobacco polis takibindeyken, devlet bakanı Ali Babacan’la kaçakçılıkla mücadele toplantısındaydı. Müthiş bir ironi!

Kürtlerin en büyük geliri uyuşturucu, insan kaçakçılığı, İstanbul’da  fuhuş ve eğlence merkezi işletmeciliği dışında petrol kaçakçılığı taşeronluğu! 2006 yılında akaryakıt kaçakçılığı konusunda Meclis Araştırma Komisyonu’nun yayınladığı 310 sayfalık rapora göre, kaçakçılığın sadece yüzde 10’u sınır ticareti kapsamında ya da sınır ihlalleri yoluyla yapılıyor, geri kalan yüzde 90’ını, kaçak akaryakıttan asıl büyük payı alanlar ise büyük holdinglere bağlı dağıtım şirketleri yürütüyor.

Komisyonu’nun tespit ettiği ve kamuoyundan gizlenen kaçakçı şirketler arasında Koç Holding bünyesinde faaliyet gösteren Opet, Türkiye akaryakıt sektörünün yabancı şirketleri Total, Shell ve Shell tarafından satın alınan Turcas, Turgay Ciner’in de ortağı olduğu Aytemiz Petrol ve Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ) de bulunuyor. Bu şirketlere ek olarak, irili ufaklı pek çok akaryakıt şirketi de, daha düşük miktarlarda olmak üzere kaçakçılık faaliyetinin içerisinde yer alıyor.

Rapordaki bu veriler, akaryakıt kaçakçılığında Irak’a akaryakıt taşıyan tanker şoförlerinin ya da katırlarla veya sırtlarında mazot taşıyan köylülerin günah keçisi ilan edildiğini, Kürtleri bahane eden Beyaz Türkler’in vurgun yaptığını gösteriyor. Sektör uzmanları, 2003 yılı sonunda yürürlüğe giren Petrol Piyasası Kanunu’nun akaryakıt ithalatını serbest hale getirmesinin, akaryakıt kaçakçılığının artmasında en büyük etken olduğunu belirtiyorlar. Aynı kanunla birlikte devletin sektörde denetim olanaklarını yitirdiği de yapılan değerlendirmeler arasında. Özelleştirme uygulamalarıyla ise akaryakıt piyasasında devletin müdahale olanakları tamamen ortadan kalktı. Hatırlanacağı gibi, ülkenin en büyük dağıtım şirketi olan POAŞ, 2000 yılında Aydın Doğan’a, Türkiye’nin akaryakıt ürünleri üreten tek şirketi Tüpraş ise Koç-Shell Ortaklığı’na satılmıştı. Birileri Kürtlerle iç savaş senaryosu, provokasyonu hazırlarken, birileri şahane soygun yapıyor. Biladı Ekrad: Kürdistan kitabımı okuyun, Ekim’de kitapçılarda…

Faruk Arslan, Çorum Manşet, 24 Eylül 2012

http://www.corummanset.com/kose_yazisi.asp?id=6950

Clip to Evernote
3 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi