Mavi Marmara ve Fethullah Gülen HocaEfendi’yi Anlamak

Mavi Marmara ve Fethullah Gülen HocaEfendi’yi Anlamak

Okuyuculardan gelen yoğun talep üzerine Mavi Marmara olayını, “Fethullah Gülen HocaEfendi’yi Anlamak” adına yorumlayacağım. Görüşlerim şahsımı bağlar, sosyolojik ve tarihi realitelerdir, belkide hatalı analiz ediyorumdur. Bu yazacaklarımı 2010 Haziran’ında Toronto’da Başbakan’ın bir başdanışmanına ve bakanına açıkca söyledim ve Recep Tayyip Erdoğan’a iletmelerini rica ettim. Muhataplarım, ABD’de Yahudi lobilerini ikna turundan geliyordu, bu nedenle beni can kulağı ile dinlediler ama başbakana ilettiklerini sanmıyorum.

Gülen’in Amerikan gazetelerine ilan vererek, “Mavi Marmara’da İsrail otoritesinden neden izin alınmadı” görüşünü savunması, AK Parti ile cemaatın kırılma noktasıdır. Muhatabım, AKP’nin dış politika ve kamu diplomasisini 7 yıl yönetmiş, başbakanın dünya liderleri ile yaptığı tüm ikili görüşmelere katılmış, tercümanlık yapmış, tüm yurt dışı gezilerinde bulunmuş, tüm yurt dışı heyetleri ağırlamış en etkili isimdi. Gençlik yıllarımızda 2 yıllık sıkı bir arkadaşlığımız olduğu için benim sözünü esirgemeyen, kalpten konuşan “çılgın bir derviş” olduğumu bilirdi, bu nedenle sonuna kadar dinledi.

İlk tepkim ve sorum şu oldu: “Mavi Marmara gemisiyle gerçekten, samimi olarak Gazze’ye yardım mı götürüyordunuz, yoksa amacınız siyasi bir şov yapmak mıydı?” İHH Başkanı Bülent Yıldırım bu projenin sahibi olarak gözüksede Erdoğan’ın emri ile yapılıyordu. Cevap veremedi, ben cevap verdim. Gayeniz siyasi bir gösteri yaparak Arap dünyasında Erdoğan’ın popülerliğini artırmak, ölü doğan Büyük Ortadoğu Projesi’nde halife lider oluşturmaktı. Eğer gerçekten yardım götürmek isteseydiniz, Kimse Yok mu Derneği gibi yapar, İsrail ile diplomatik kanallarla görüşür ve yardımınızı Mısır üzerinden kara yolu ile yapabilirdiniz. İsrail terör devleti, Filistinlilere zulmediyor söyleminizin Gazze’deki mazlumlara, mağdurlara faydası olmadı. Kimse Yok Mu, milyonlarca dolarlık yardımını elden ulaştırdı, siz ise ulaştıramadınız. Mesele İsrail’e boyun eğmek değildi, mazluma yardımdı. Bir mazlumun derdine deva olmak siyasi getirilerden evladır. Aramızdaki fark bu, bizim siyasi takıntımız yok, Allah rızası gayemiz.

Bu görüşüme, “uluslararası sularda 9 vatandaşımızı öldürdüler, hırsızın hiç mi suçu yok Faruk” diyerek yanıt verdi. “Suçu var” dedim ama suç işleyeceğini biliyordunuz. MİT’in aldığı istihbarat üzerine son anda gemiden AKP’li 5 milletvekilini indirdiniz ve siyasi krizin büyümesini ve sıcak savaşa dönmesini engellediniz. Siyasilerin canı canda, gemidekilerin canı patlıcan mıydı? Amacınız İsrail’i dünya kamuoyu nezdinde küçük düşürmek, haksız olduğunu dünyaya göstermekti. Bu politikanızda ısrarcı oldunuz ve konuya Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan sahip çıktı, her gittiğiniz ülkede kahramanlık tasladınız. Diyelim ki, doğru yaptınız. İsrail zalimine ders verdiniz. Öldürülen vatandaşlarımız için tazminat ve İsrail’den zoraki özür aldınız, bunun Gazze’dekilere faydası oldu mu? İsrail zulmünü daha da artırdı, elinizin ulaşmadığı topraklarda daha fazla masum öldürüldü. Bir masum canı korumak için bir gemi batırılmaz. Bu üstadımız Said Nursi’nin bize öğrettiği barış yoludur.

Muhatabım kendinden emin ve gururla dedi ki, “İsrail’a haddini bildirecek Türkiye’den başka ülke yok, bu olay imajımızı yükseltti, gücümüzü pekiştirdi, müslüman ülkelerde başımız dik dolaşıyoruz.” “Tamam, haklısın” dedim. Gazze’ye giden gemilere saldıran İsrail, aptallık denizinde yüzüyordu. Beyaz bayrak taşıyan 32 milletten oluşan aktivistlerin 400’ü Türk kökenli, 700 silahsız kişiydi. Çok sayıda gazeteci bulunan gemiye saldıranların sanırım imaj derdi yoktu. Savaş suçu veya insanlığa karşı suç işliyorlardı. İsrail ile Türkiye savaş hâlinde olmadığı hâlde, hangi akla hizmetle barış misyonu olan gemide Türk vatandaşları katledilemezdi. Osmanlı döneminde olsa bu bir savaş sebebiydi. Sınırsız güç kullanan İsrail’i dizginleyebilecek tek güç Türk ordusudur. Böyle bir beklenti var. Krize tek çözüm yolu bence şudur: Artık NATO bünyesinde Türk Barış Gücü, Gazze Şeridi’ne yerleşmeden insani yardımlar mazlum Filistinlilere asla tam ulaştırılamaz.

Şu konularda da hemfikir olduğunu beyan ettim ve çözüm önerimi sundum: Tel Aviv’in, İsrailli politikacıların hiçbir bahanesi kabul edilemez. Devletini savunmak böyle olmaz.  İsrail, meşruiyetini kaybetti. Suçu savunma, acizliğin, edepsizliğin itirafıdır. Uluslararası suda insan öldürmek ve yaralamak sadece korsanlara mahsustur. 1947’de bağımsızlığını ilan eden İsrail, hâlen “korsan devlet” gibi davranıyor. Bir devlet İsrail’in yaptığını yaparsa bunun adına “devlet terörü” denir. Elini Türk kanına bulayan İsrail, resmen cami duvarına işedi.  Zannımca siyaseten intihar etti. Müslüman dünyasındaki 50 yıllık dostunu kaybetti. Türkiye’de eski dostları bile onu savunamaz artık! İsrail’i Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, hatta tüm dünya ülkelerinin kınaması yetmez. Nasıl olsa takmıyor. Yaptırımlar uygulamadan İsrail uslanmaz. Ekonomik ve siyasi boykotla yalnızlaştırma, nükleer silahlarının elinden zorla alınması da yetmez. İsrail sadece silahtan, güçten anlar. Yıllardır Sam Amcası şımartmıştır onu. Tüm çakma yalanlarına inanmak zorundadır. Uyanalım; bir millet, Filistinliler ölüyor. Dünya vicdanı için atılan son adımı da iğfal etti İsrail. Söz ve kararlar geçersiz, bahane denizi tükendi. Filistin devleti artık kurulmalıdır. Tarafların anlaşamayacakları tek sorun olarak kalacak Kudüs’e ‘uluslararası kent’ statüsü verilebilir. Tüm inançlara açık politika dışı bir şehir hâline getirilmesi ve güvenliğinin NATO Türk Gücü tarafından sağlanması tek çözüm yoludur. Ordumuzun eline, bozulan imajını düzeltmek için mükemmel bir fırsat geçti. TBMM acilen bu kararı almalıdır.

Peki bu kararları alacak ve aldıracak güce sahip misiniz? Cevap veremedi. O halde Mavi Marmara ile Arapların gönlünü kazanıp ABD’den kaçan 1 trilyon dolar ve Arap ülkelerinden gelecek milyarlarca dolar yabancı sermayeyi çekmeye çalıştınız. Başını salladı, net konuşamadı. Buna da “tamam” dedim, Arapların parası 11 Eylül 2001 olayından sonra ABD’den Fransa, Rusya ve Almanya’ya kaçtı, Türkiye aslan payını bırakın, leşini bile alamadı. Ancak Filistinlilerin kanı ve beklentileri üzerinden politika yaparsanız ve onları yarı yolda bırakırsanız yarın Arap dünyasını bir anda kaybedersiniz. Kendi liderleri yıllardır halkını aldatıyor, sizde aldatırsanız, bunun adı kurtarma veya yardım götürme olmaz, kendinizi düşünmek olur. Bugün sizi alkışlayan müslümanlar, sokaklara dökülenler, ve pankart açanları siz terkederseniz, umutları söndürürseniz, bu hayal kırıklığının hesabını veremezsiniz.

“Hocaefendi neden böyle yapıyor?” diye sordu. Elbette binbir emekle büyüttüğü hayır ağacının sizin siyasi şovunuz nedeniyle kesilmesini istemiyor ve sizle aynı karede görünmenin yarardan ziyade zarar getirdiğini görmeye başladı. Yarın Afrika’da milyonlarca insana yardım götüren, katarakt ameliyatı yapan İHH ve Deniz Feneri gibi insani yardım kuruluşlarınız “terörist listesi”ne alınır ve yardımlarınız engellenirse, bunun vebalini de taşıyamazsınız. Kimse Yok Mu, 80 ülkede mazlumların yardımına koşuyor, keza İHH ve Deniz Feneri’de öyle. Bunların yolunu siyasi şovlarla kesmeye hakkınız yok. Nitekim dediğim gibi oldu, İHH ve Deniz Feneri, Yahudiler tarafından kara listelere sokuldu, önleri kesildi, milyonlarca mazlum yardımsız bırakıldı.

Asıl can alıcı kritiği ve yorumu başdanışmana söylerken, yanımıza bugün “Camia’yı bitirmekten sorumlu” psikolojik savaş haberlerini yazan ekibe başkanlık yapan AKP genel başkan yardımcısı, halen “turistik işlerden sorumlu bakan”da vardı. Erdoğan ve AKP, İslam düşmanı, siyonist evanjelist, neocon Amerikan derin devleti cumhuriyetçilerin rakibi olan demokrat Amerikan devletinin onayı, desteği ve önünü açması ile iktidara geldi. Size Yahudi Haham Konseyi karşı olmasına rağmen siyasi rakipleri olan diğer alternatif Yahudi lobilerini yanınıza çekmek için gayret ettiğimizi de biliyorsunuz. Bu aldığınız destek sayesinde, eski Türkiye’yi yöneten global ve yerli baronların size devirmek için ayırdıkları 1 milyar dolarla yaptırdığı 7 askeri darbe girişimi, başbakana 14 suikast engellendi. Ergekoncuları temizlemek için başka bir derin Amerika’nın yardımını aldınız. Gülen grubu haktan yana oldu. Sizi devirmeye çalışan “koç baron”umuza, çetelere dur demek için yırtındık durduk. Şimdi Mavi Marmara ahmaklığı ile öyle bir damarı, taşı çatlattınız ki, iki ayrı yahudi lobisi size devirmek için birleşti ve 10 milyar dolar ayırdı. 1 milyar dolarlık fitneyi 8 yılda zor savuşturduk, şimdi 10 milyar dolarlık fitneyi nasıl savacağız? Faili meçhul cinayetler ve kaostan beslenen eski Türkiye’yi hortlatmak isterlerse, camia sizi tekrar kurtarabilir mi? Söyleyin bakalım, ABD’de Yahudi lobilerini Mavi Marmara konusunda ikna edebildiniz mi?

Başdanışman, “tavrımızı sonuna kadar savunduk, dik durduk, dinlediler ama kabul etmediler” dedi. “Turistik bakan”, ağzında purosu ile bana çıkıştı: “Sen Kanada’da yahudi lobisini ikna edebiliyor musun?.Kolaysa sen adamları şeytanlıktan vazgeçir!” Güldüm. Yahudilerin yapısını anlattım ve müslümanlarla diyaloğa kapalı olan bu kapalı toplumun liberal ve laik kesimlerini İslam düşmanı ve müslümanlara önyargılı bakan ve savaşan kesime karşı ikna edip,  etkin ama sivil lobicilik yapmak gerektiğini izah ettim. “Purolu bakan” adımı, “Bangladeş Faruk” koydu. Bunun nedeni, onları gezdirdiğim arabamın 1992 model, eski püskü bir Nissan Sentra olmasıydı. “Koskoca bakan ve başdanışmanı bindirecek başka araba bulamadın mı?” diye sordu. “Ben dervişim” dedim, “buda derviş arabası.” Ekledim, “Sizin şişen egonuzu patlatmak için, havanızı almak için Allah beni görevlendirdi.”  “ Turistik bakan, başdanışmana döndü ve gülerek beni takdir etti: “Dostun gerçekten eşi benzeri bulunmaz bir derviş. Anlattığın kadar varmış. Bu sözleri bize söyleyecek başka bir adam tanımıyorum.”

Mavi Marmara balonunu patlattım ama egolarını patlatamadım.

farukarslanallahlogo

 

 

Clip to Evernote
27 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi