Yeni Kitab

Mehtap Yılmaz fitnesine dair…

Your ads will be inserted here by

Google Adsense.

Please go to the plugin admin page to set up your ad code.

mehtapYeni Akit Gazetesi yazarı Mehtap Yılmaz, son dönemin en hızlı Hizmet eleştirmenlerinden biri haline geldi. Aynı kulvarda koşturduğu arkadaşlarının namlı gazetelerde köşe sahibi olmaya başlamasıyla oluşan rüzgar Mehtap Yılmaz’ı da etkilemiş olacak ki, dünkü yazısında Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ve Hizmet’i, Risale-i Nur talebelerine hedef gösterecek kadar ileri gitti. Yılmaz, Hizmet’i Risale-i Nur’u tahrif etmekle suçladı. Hizmet’e cibilli düşmanlık besleyen karanlık odacılar, Yılmaz’ın bu sözlerine mal bulmuş mağribi gibi atladı, gün boyu internet ve sosyal medyada kullandı. Ben de Bediüzzaman Hazretleri’nin Hutuvat-ı Sitte’de işaret ettiği “Hile ve fitne, perde altında kaldıkça tesir eder, Zahire çıkmakla iflas eder, kuvveti söner” kaidesince bazı gerçekleri yazma ihtiyacı hissettim.

Yılmaz’ın Yeni Akit gibi muhafazakar kesime hitap eden bir gazetede, Hizmet’e bu kadar ağır ve seviyesiz sözlerle saldırmasının altında ne vardı dersiniz? Gerekçesini şöyle belirtiyor Yılmaz: “Ulusalcılarla, CHP ile el ele İktidarı Gezi’de İP’e çekmeye kalkıştığı vakit, tek sesle Başbakan’ı itibarsızlaştırmanın sırası mı? Başbakan’a diktatör diyen K.K.’yı medya organlarınızda konuşturmanın sırası mı?” Hizmet’in gazetesinde, AK Parti ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı eleştiren yayınların yapılmasıydı Yılmaz’ı tahrik eden. Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Yılmaz’a göre, AK Parti ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı eleştirmek affedilemez, büyük bir itibarsızlaştırma operasyonunun hedefi olmayı hak eden bir suçtu. Madem AK Parti, ‘Ondan farklı düşünmenin suç olduğu, eleştirilemez konumdaki kutsal bir varlık’… Öyleyse Mehtap hanım bu suçu daha önce işlemiş mi, işlediyse ne zaman, hangi koşullarda ve nasıl işlemiş, beraber bakalım.

Yıl 2005. AK Parti’nin iktidardaki 2. yılı. İktidar olup da muktedir olamamanın sancılarını hücrelerine kadar hissediyor. Gazeteler, AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ı hedef alan manşetlerle dolu. Bir darbe planının hazırlığı bitmeden diğeri başlıyor. Genelkurmay’ın komuta kademesinde Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına, Özden Örnek ve Şener Eruygur var. Komuta kademesi topluca ATO’nun düzenlediği ‘Hilafetin Kaldırılması toplantısı’na katılıyor, AK Parti’ye çok sert mesajlar veriyor. Ahmet Hakan’ın Kanal 7′den ayrılıp, bir süre Sabah’ta yazdıktan sonra Hürriyet’te köşe yazma şansına kavuşmanın heyecanını yaşadığı günler. 

Şimdilerde AK Parti’ye sahip çıkma görüntüsü altında Hizmet’e seviyesizce saldıran Mehtap Yılmaz da işte o günlerde Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi’nde darbecilerin 1 numaralı hedefi AK Parti’yi ve Başbakan Erdoğan’ı yazıyordu. Neler yazıyor neler! Mehtap Yılmaz, 28 Ağustos 2005 tarihli yazısında,  ‘Başbakan Erdoğan’ı eleştirme suçunu taammüden’ işlediği için Yeni Şafak Gazetesi’nden gönderilen Ahmet Taşgetiren’i konu etti.Taşgetiren, Yeni Şafak’ta sansür edilip yayınlanmayan “Oldu mu şimdi?” yazısında, Kürt sorunun çözümünde DEHAP ve Öcalan’ın ‘Tüm Kürtlerin temsilcisi’ haline getirilmesini eleştirerek, Tayyip Erdoğan’ın misyonunun artık bittiğini savunuyordu.(http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2005/08/20/689459.asp) Taşgetiren, bu yazısı nedeniyle, Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sadıkoğlu’nun itirazlarına rağmen Yeni Şafak’tan gönderildi. Hemen ardından da Sadıkoğlu istifa etti.

Mehtap Yılmaz, 28 Ağustos 2005 taritinde yazdığı “Ahmet Taşgetiren neden sustu?” başlıklı yazısında, Erdoğan’a şunları söylüyordu: “Gerçek şu ki Ahmet Taşgetiren’in 16 Ağustos 2005 yazısını okuduğum zaman, bazı çevrelerinTaşgetiren’in tuttuğu aynada kendi gerçekleriyle göz göze geldikleri anda nasıl bir duruş veya duramayış sergileyeceklerini merak etmiştim. İddia edildiği üzere AKP’de etkin olan kimi siyasetçilerin demokratikleşip demokratikleşemediğini … Tabiri caizse havuz kenarlarında üstsüz güneşlenenleri doğal karşılayacak kadar meşrebi genişleyen bir demokratik bakışın, kendinden olan tarafca eleştirilmek söz konusu olduğu zaman bir sıfır noktası kadar daralıp daralmayacağını. Çok geçmeden Taşgetiren yıllık izne ayrıldı. AKP, alternatifsizliği yeterli görüyorsa diyeceğim bir şey yok diyerek mi sustu bilmiyorum. Ama herkesçe bilindiği gibi Ahmet Taşgetiren, muhafazakâr camiada bir denge unsurudur ve bu unsur aynı zamanda taban ve iktidar arasında bir tutkal vazifesi görmektedir.”

Yılmaz’ın bahsettiği Taşgetiren’in 16 Ağustos 2005 tarihli yazısı, internet sitelerinde, “Ahmet Taşgetiren’den AKP’ye şok uyarılar!” başlığı ile yayınlandı. Taşgetiren AK Parti’ye, ekonomiden yolsuzluklara,  Meclis’in iyi yönetilememesinden danışmanlara kadar, bir dizi eleştiri yöneltiyordu. (http://www.haber7.com/siyaset/haber/107103-tasgetirenden-akpye-sok-uyarilar) Yılmaz, Taşgetiren’in bu sözlerini onaylıyor ve AK Parti’nin, “kendinden olan tarafca eleştirilmek söz konusu olduğu zaman bir sıfır noktası kadar daraldığını” ifade ediyordu. Eğer AK Parti’yi eleştirmek suçsa, Yılmaz’ın “Havuz kenarlarında üstsüz güneşlenenleri doğal karşılayacak kadar meşrebi genişleyen” ifadesi, bin kez müebbet hapsi gerektirecek kadar ağırdı. (http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/22354/ahmet-tasgetiren-neden-sustu)

Yılmaz, Erdoğan’a yönelik sert eleştirilerine devam ettiği 4 Eylül 2005 tarihli “İ.Ö ve İ.S Tayyip Erdoğan mı?” başlıklı yazısındaki kısaltmalar, Miladi takvimin başlangıcı olan “Hz. İsa’dan Önce ve Hz. İsa’dan Sonra” kavramının kısaltması değil, “İktidardan Önce ve İktidardan Sonra” anlamındaydı. Yılmaz, Erdoğan’a şunları söylüyordu: “Saadet Partisi’nin, içindeki muhalif sesleri kısma mücadelesi sonucunda sandıklarda nasıl da ebediyete irtihal ettiğine bizimle birlikte tanıklık etmedi mi?.. Tayyip Erdoğan’ın sıçrama tahtası bu kişiliği değil miydi? (Nitekim oy verme nedenim de bu aykırı ve samimi duruşudur) Şimdi, (üstelik en mağdur olduğu dönemler de dahil) arkasında duranların eleştirisine tahammül etmekte güçlük mü çekiyor?Tayyip Erdoğan tarihini İ.Ö ve İ.S (İktidardan Önce ve İktidardan Sonra) diye ayırıp ayrı ayrı mı incelemek gerekiyor? Samimiyetine inandığım için soruyorum AKP’yi demokratik yörüngesinden kaydıran, önce partiye yönelik eleştirisinin hemen ardından Ahmet Taşgetiren’i izne ayırdıktan sonra Serdar Arseven’in kalemini kırdıranlar kim?” (http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/22353/io-ve-is-tayyip-erdogan-mi)

Your ads will be inserted here by

Google Adsense.

Please go to the plugin admin page to set up your ad code.

Yazılarında o kadar çok AK Parti eleştirisi vardı ki,  (http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/22366/basbakana-mektup-iyi-kotu-cirkin) seçmenden de yoğun tepkiler alıyordu. Bunlara cevap olarak 11 Eylül 2005 tarihinde, “Menfaatiniz icabı dediği noktada dur demek gerekiyor. Çünkü çok şükür bu ölümlü dünyada hiçbir fikrin ne fahişesi oldum ne de zamparası… Değerli AKP’li okurlarımdan yazdıklarım benim için tehlikeli olabilir uyarı sinyalleri alıyorken kimse beni AKP menfaatleriyle başı göğe ermiş biri olarak tanımlayamaz” diye yazdı. (http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/22352/bikmisim-olumlerden)

Yılmaz’ın AK Parti’de en çok yakındığı şey ise kendisini kaale almamasıydı. 26 Mart 2006 tarihinde “Başbakan duyacak mı?” başlıklı yazısında AK Parti’nin sadece kendisinin zengin ettiği Aydın Doğan’ın medya grubundaki gazetecileri dikkate aldığını belirterek, “Bazı yanıtları almamız için tekel medyasında mı kalem tutmamız gerekiyor? İlkeli basın, müfteri basın mensupları kadar olsun cevap alma hakkına sahip değil mi?.. Bu durumu parti isminizde de bulunan Adalet sözcüğüyle nasıl bağdaştırıyorsunuz?” ifadelerini kullanıyordu. (http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/22324/basbakan-duyacak-mi)

Mehtap Yılmaz bunların dışında, Yeni Akit’teki “Hıristiyanlara yaklaştığınız kadar olsun bize de yaklaşın” diyerek ‘diyalog’ konusuna atıf yapıp Hizmet’i eleştirdiği yazısında olduğu gibi Hıristiyanları ve Papa’yı konu alan yazı da kaleme aldı. 17 Nisan 2005 tarihinde, “Papa’nın ardından” başlıklı yazısında, hayatını kaybeden Papa 2. John Paul’le ilgili övgü dolu şu ifadeleri kullanıyordu. “Papa 2. John Paul, İslam, Yahudi, Hıristiyan… Tüm dünyayı hüzne boğan ve çoğuna göre yeri kolay doldurulamayacak bir isimdi.Ancak Vatikan’daki cenaze töreni aynı zamanda pozitivizmin yıkmayı başardığını sandığı değerlerin sapasağlam ayakta durduğunun da apaçık bir göstergesiydi. İşte bu yüzden Papa 2. John Paul, son yolculuğuna kendinden önceki papaların sessiz gidişinin tam aksine çok sesli ve çok renkli bir topluluk tarafından uğurlandı.” (http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/22373/papanin-ardindan)

Mehtap Yılmaz, bu yazıları, AK Parti’nin en zor zamanlarında, darbe planlarının birbirini kovaladığı günlerde yazdı. O dönemde ise AK Parti’ye ve dolayısıyla Millete darbe yapılmasın diye Hizmet gönüllüleri gece gündüz fiili ve kavli duadaydı. Hiçbir zaman, Zaman Gazetesi’nde ve Samanyolu Televizyonu’nda AK Parti’ye yönelik, “havuz kenarlarında üstsüz güneşlenenleri doğal karşılayacak kadar meşrebi genişleyen” türü seviyesiz bir hakaret olmadı. Başbakan Erdoğan için “İktidardan Önce ve İktidardan Sonra” tanımları yapılmadı.

Eğer, “Onlar 2005 yılındaydı, zaman değişti” denirse, Gezi olayları sırasındaki AK Parti ile ilgili en sert eleştirilerin yer aldığı yazılara bakın derim. O yazılar, Zaman Gazetesi’nin değil, Mehtap Yılmaz’ın da yazdığı Yeni Akit’in en öndeki yazarlarından Abdurrahman Dilipak’ın yazılarıydı. Dilipak, tıpkı Ahmet Taşgetiren gibi AK Parti’ye “para, lüks ve sefahate düşkünlük” konularında çok sert eleştiriler yöneltmiş ve bunlar twiter’da gündem olmuştu.  (http://www.habervaktim.com/haber/335249/dilipaktan-carpici-ak-parti-analizi.html)

Gelelim Mehtap Yılmaz’ın Hizmet’in Risale-i Nur’u tahrif ettiği iddiasına… İlk olarak şunu ifade edeyim ki, Risale-i Nur’un aslı ortada duruyor ve inşallah kıyamete kadar da duracak. Risalelerin aslını anlamaya basamak olacak şekilde günümüzde anlaşılmayan bazı Arabi kelimelerin yerine, anlaşılır kelimler koymak tahrifat değildir Sayın Yılmaz. Nitekim Üstad Hazretleri, Kastamonu Lahikası’nda “Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimat-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risale-i Nur yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshilat (kolaylık) olması için bazı tabiratı değiştirirseniz iyi olur” diyerek buna cevaz vermiştir.

Risale-i Nur bugüne kadar yaklaşık 60 dile tercüme edildi. Dünyanın dört bir yanında insanlar Risale-i Nur’u kendi dillerinde, anlayabilecekleri şekilde okuyor ve imanlarını kurtarıyorlar. İman Hakikatleri’nin anlaşılmasını daha fazla insana ulaşmasını sağlamak için yapılan çalışmalara ‘tahrifat’ demek bir iftiradır ve “Risale-i Nur Talebelerini nasıl bir birine düşürürüz?” gayretinden başka bir şey değildir. Nur Talebeleri’ni birbirine düşürmeye çalışmak, Müslüman’a yakışmaz. Tahrifat iddiası ispatı gerektirir. Mehtap Yılmaz’ı iddiasını ispata davet ediyorum. Yoksa ben kendisini müfteri ilan edeceğim.

‘Tahrifat’ iddiasını gündeme getiren Mehtap Yılmaz ve bir süredir belirli mahfillerde Hizmet’i ve Hocaefendi’yi itibarsızlaştırmak için Nur Cemaatlerini Hizmet’e karşı tahrik etme planları yapanlar bilsin ki, Nur Talebeleri arasında, Risalelerin el yazısı ile çoğaltılması gerektiği düşüncesi, basın-yayın, okul açma ve benzeri konularda görüş ayrılığı olsa da, asla birbirine beddua etmez, fitneye yol vermezler.  Çünkü Nur Talebeleri, fena-fil-İhvan yani kardeşinde fail olmayı öğütleyen Hazreti Pir-i Mugan’ın talebeleridir. Günde 5 vakit tüm Müslümanlara ve birbirlerine dua ederler. Boşuna plan yapmasınlar. Bu fitne planları tutmaz!..

Dün AK Parti’yi ‘en mağdur olduğu zamanlarda’ dahi acımasızca eleştiren  Mehtap Yılmaz, şimdi de aynı üslupla Hizmet’i hedef alıyor.

Siz karar verin!

AK Parti eleştirilmesi suç olan kutsal bir varlık ise bu suçu Mehtap Yılmazmı işledi yoksa Hizmet mi?

Enes Malik

http://enesinfikirharmani.wordpress.com/2013/08/27/mehtap-yilmaz-fitnesine-dair/https://twitter.com/EEnesMalik

Your ads will be inserted here by

Google Adsense.

Please go to the plugin admin page to set up your ad code.

Clip to Evernote
2 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi