Alevilerden Almanya modeli

Berlin/ Hamburg dan haberler….

İnanç hürriyeti doğrultusunda eşit ve adil muamele talebi ile uzunsoluklu bir eylem planı hazırlayan Aleviler, bugüne kadar verilmediğini savundukları haklarını alabilmek için AB’nin Ankara ile oturacağı pazarlığa güveniyor. Almanya’da 92 dernekten oluşan Turgut Öker başkanlığındaki Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Berlin’de faaliyet gösteren bin 200 üyeli Anadolu Alevileri Kültür Derneği, AB tarafından Ankara’nın önüne konulması beklenen bir Almanya modeli ortaya çıkardı. Berlin’de 40 bin Alevi Türk vatandaşına din eğitimi verme yetkisini alan Dernek Başkanı Metin Küçük, Berlin’de elde ettikleri hürriyetle şekillenecek yeni modelin Türkiye içinde model olacağını söyledi. Küçük, Aleviliğin İslam dininin Batıni bir yorumu olduğunu Almanların benimsediğini bildirdi.
Başbakan Bülent Ecevit’in ve bugüne kadar siyasi partilerin Alevilere verdikleri sözleri tutmadığını ifade eden Metin Küçük, hükümet ve parlamantonun duyarsızlığını sürdürmesi halinde önce Türkiye’de davalar açılacağını, sonuç alınmaması halinde daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilerek inanç hürriyetlerine yönelik hakların alınacağını savundu.

Verilen yetki alınamaz
Alman Danıştay’ının kendilerini bir dini cemaat olarak kabul ederek din eğitimi verme yetkisi verdiğini hatırlatan Küçük, verilen yetkinin alınamayacağını ve baskılarla yozlaştırılamayacağını belirtti. Küçük, ” 1949 Alman anayasasının 23. maddesine göre dini
kurumlar ders verebiliyor. Berlin ve Werder Bremen’de 1948’deki eski anayasa da geçerli olduğu için bu yetki kolay alınıyor. Hamburg’da farklı olarak yetki kiliselerde. Ancak tolarans göstererek mevcut müfredat içinde ders verilmesine izin veriyorlar. Berlin modelinde ise kendi müfredatımızı oluşturarak hukuken elimizden alınamayacak bir
hürriyet elde ettik. Sunduğumuz kültürel projelere göre devletden maddi destekde alıyoruz. ” dedi. 2001’de başlayacakları, seçmeli Alevi din dersi müfredatı ile ilgili ev ödevlerini çalıştıklarını, hazırladıkları müfredatın Alman bakanlık komisyonu tarafından uygun bulunduğunu ileri süren Küçük, ” Sünnilere din eğitimi verme yetkisi alan İslam
Federasyonu ve diğer cemaatlerle ortak bir müfredatı kabul etmemiz mümkün değil. Bunun için yasalar değişmeli. ” diye konuştu. Din dersini Türkiye’deki yöntemle değil bilimsel, pedagojik olarak vereceklerine değinen Küçük, sadece Türkiye’den değil Balkanlardan gelen Alevi çocuklarınında bu eğitimden yararlanacağını söyledi.
AB’de kültürler ve dinler kaynaşırken, Alevi toplumuna haklar verilirken asırlardır yaşadıkları Anadolu’da inanç hürriyetlerinden yoksun bırakılmalarını sert bir dille eleştiren Küçük, Tekke ve zaviyeler kanununa göre 1925’den beri Hacı Bektaş Veli’nin türbesinin
müze ve yasaklı bölge olarak kullandırılmasının inanç hürriyeti ile örtüşmediğini öne sürdü. Diyanet İşleri bütçesinden Alevilere pay verilmesini öneren Küçük, önemli olan Alevilerin AB yolunda iken Türkiye’deki hak ve hürriyetlerini almaları olduğunu vurguladı.
Türkiye’ye giden AB’li diplomatların ve Alman politikacıların Türkiye’yi kendilerinden sorduklarını iddia eden Küçük, ekim ayında açıklanacak AB’nin Türkiye İlerleme 2000 raporunda Alevilerle ilgili bölümünde yer alacağını kaydetti.

AB “ikiyüzlü”
Roth’dan “askeri” uyarı
Roth, topa tuttu

Faruk ARSLAN
Berlin ZAMAN— Alman Federal Konseyi İnsan Hakları
Komisyonu Başkanı, Yeşiller Milletvekili Claudia Roth,
AB’nin Türkiye’ye karşı iki yüzlü politika izlediğini
belirterek, yıllardır Türkiye’yi dışarıda tutmak için
insan hakları sorunlarını bahane ettiğini söyledi.
Roth, “Kırmızı Kart” gören Türkiye’nin diğer aday
ülkelerle eşit şansa kavuşturulmasını tarihi bir fırsat
olarak nitelendirdi. Roth, “Türkiye’de güç hala
Genelkurmay ve askeri kesimin elinde. Burada değişim
olması gerekli. Sivil hukukta askerin rolü önem taşıyor.
Genelkurmay’ın işlerine açıklık getirilerek nokta
konulmalı. AB’ye uyum için büyük bir bütçe harcanacak.
125 milyar dolarlık askeri silahlanma yapılırsa Kopenhag
kriterlerini yerine getirmek için Ankara bütçe
oluşturamaz. Türkiye seçimini yapmalı. Ya AB yolu. Ya
militar demokrasi. Türkiye’nin son 30 yılında yolunda
gitmeyen işlerden askerler sorumlu.” dedi. Roth,
silahlanma yolunu seçecek Türkiye’nin insan haklarında
iyileştirme yapamayacağını, demokratik hukuk devleti
anlayışını yerleştiremeyeceğini savundu.
Bakanlar Kurulu’ndan geçen AB için yapılacak
reformlar raporunun referans ve çalışma belgesi olarak
kabul edilmesine olumlu not veren Roth, görevden alınan
Gürsel Demirok tarafından hazırlanan rapordan çıkartılan
bölümler ile ilgili uyarılar yaptı.
Fikir özgürlüğünün “kozmetik” biçimde tartışılmasını
eleştiren Roth, “311. ve 312. maddede de Terörle Mücadele
Kanunu’nun 8. maddesinde de değişiklik yapılmalı. Basın
özgürlüğü şartsız biçimde gerçekleştirilmeli. Özgürlükler
herkes için geçerli olmalı. Azınlık ve kültürel haklar
verilmeli.” diye konuştu. Roth, demokratik çözüm için
askeriyeye mi, yoksa sivil idarenin iktidarı ele almasına
mı ağırlık verilmesi gerektiğine Türkiye’nin karar
vermesini istedi.
Neyin değişeceği belli
Türkiye’nin AB’ye alınmasını istemeyen Hıristiyan
Demokratlar’ın (CDU) Türkiye’ye silah satılmasını
desteklemesini “iki yüzlülük” olarak tanımlayan Roth,
AB’yi Hıristiyan kulübü olarak gören Türkiye
karşıtlarının “kültür uyuşmazlığı” gerekçesini ortaya
attığına işaret etti. Din meselesinin kriter olmadığını
hatırlatan Roth, “CDU, müslüman Türkiye’yi AB’ye
aldırmamayı politika haline getirdi. AB’de ideolojik
tartışmalar yaşanacak. Bunlar olurken TSK’nın istikrarı
koruma adı altında idareye karışmasını ciddiye alıyorum.
Bu yanlış bir yoldur. Neyin değişmesinin istendiğini
Türkiye artık bilmeli.” dedi. Demokrasi yolunda
ilerlerken TSK’nın PKKlı diye kürtleri öldürmesini sert
bir dille eleştiren Roth, ” AB’nin yolu Diyarbakır’dan
geçer.” diyen ANAP lideri Mesut Yılmaz’ı “kurnaz bir
politikacı” olarak nitelendirdi. Avrupa’nın en büyük
ordusunun TSK olduğunu, NATO üyesi Türkiye’nin güvenlik
konusunda yalnız kalmayacağını savunan Roth, son
zamanlarda gelişen Türk–Yunan dostluğunun devam etmesi
halinde bu konuda da sorun beklentisinin kalmayacağını
ileri sürdü. Roth Türkiye’ye yardım etmek istediğini,
ancak kusurları görmezlikten gelerek “üç maymunları”
oynamayacağını vurguladı.
Roth geliyor
Öte yandan Roth 20—26 Kasım tarihlerinde 6 kişilik
bir heyetle Türkiye’ye geliyor. Ankara, İstanbul,
Diyarbakır, Siirt, Batman ve Hasankeyf’i kapsayan özel
gezisinde bir rapor hazırlayacağını ifade eden Roth, TBMM
İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sema Pişkinsüt, insan
hakları örgütleri, Türk yetkililerle görüşeceğini, İHD
eski başkanı Akın Birdal ve DEP eski milletvekili Leyla
Zana’yı da ziyaret edeceğini söyledi. Sendikalarla bir
araya geleceğini dile getiren Roth, basın ve ifade
özgürlüğü konularını konuşacağını, Almanya’nın
Güneydoğu’da yürüttüğü atık su projelerinde incelemelerde
bulunacağını bildirdi. Roth, Pişkinsüt’ü Almanya’da insan
hakları durumu ile ilgili incelemelerde bulunmak için
davet ederken,ortak bir seminer düzenlenmesini önerdi.
————
IRKÇILIK AB’yi KORKUTUYOR

Faruk ARSLAN

Berlin ZAMAN—İki Almanya’nın birleşmesinin ardından artan yabancı düşmanlığı
AB’yi tedirgin ediyor. Almanya ve Avusturya’dan sonra yabancılara yönelik artış
gösteren ırkçı eylem ve kriminal olaylar İsviçre’ye de sıçradı.
Geçtiğimiz günlerde İsviçre’de büyük bir miting düzenleyen Neonazistler ve
yabancı işçi karşıtları, yabancıların çalışma ve oturma izinlerinin iptal edilerek
sınırdışı edilmelerini istedi.
Konuyla ilişkin bir grup Türk gazetecinin sorularını cevaplayan Almanya Adalet
Bakanlığı Ceza Kanunu uygulamalarından sorumlu Daire Başkanı Klaus Abmayer,
20 yıl önce önemsemeyerek önlem almadıkları yabancı düşmanlığının büyük bir
sorun haline geldiğini söyledi. Bir çok ırkçı, Neonazist partiyi kapattıklarını, şiddete
başvuranları cezalandırdıklarını ifade eden Abmayer, “Kızıl Tugaylar terör örgütü
gibi aşırı sol grupları kontrol altına aldık, ancak aşırı sağ grupları ihmal ettik. 20 yıl
sonra aklımız başımıza geldi. 1991’den sonra ırkçı eğilim arttı. Yabancı
düşmanlarına karşı yoğun bir mücadele başlattık. Toplum bilinçlendiriliyor.”dedi.
Alman Başbakan Seröder’in Doğu Almanları, “Irkçı saldırılar devam ederse zararlı
çıkarsınız. Yatırımlar azalır, maddi bakımdan çökersiniz.”diye uyarı yaptığını
hatırlatan Abmayer, ırkçı saldırıların Batı Almanya tarafında da görülmesinden
dolayı endişelerinin arttığını bildirdi.
BÖLÜCÜLÜKLE KARŞILAŞMADIK
Alman anayasasına göre ülke bütünlüğüne karşı gelenleri ve anayasal düzeni
bozmak isteyenleri ömür boyu hapisle cezalandırdıklarını dile getiren Abmayer,
ancak bugüne kadar bölücülük yapanlarla karşılaşmadıkları için, kimseye ceza
verilmediğini söyledi.
SORUN MERKEZİ YÖNETİM
Türkiye’nin Güneydoğu’sunda karşılaştığı soruna karşı aldığı önlemleri anladıklarını
belirten Abmayer, Almanya’da böyle bir sorun çıkmadığı için kendilerini mutlu
saydıklarını kaydetti. Türkiye’deki sorunun merkezi yönetimde ısrar edilerek yetkinin
paylaştırılmamasından kaynaklandığını savunan Abmayer, “Almanya da 16 eyalet
var. Eğitim , okul, üniversite ve polis sistemi konularında yetki eyaletlerin elindedir.
Kültürel her türlü hakkı veriyoruz. Bir vatandaş istediği gibi serbest dolaşamıyorsa
rahat değildir. Merkezi yönetimle rahatlığı sağlamak zordur. Belediyelere yetki
verilirse pek çok sorun cözümlenir”diye konuştu.
PKK’nın ve Avrapa’daki siyasal kuruluşu ERNEK’nın çizgisini değiştirerek artık
şiddet eylemine başvurmadığına değinen Abmayer, bireysel olarak suç işlemeyen
herkesin hukuk devleti anlayışı çerçevesinde serbestçe yaşayabileceğini ifade etti.
Öte yandan Alman Parlamentosu İçişleri Komisyonu üyeleri 15—20 Ekim’de, göç,
PKK ve iki ülke polisleri arasında işbirliği konularını görüşmek maksadıyla Ankara’ya
geliyor. 21 Ekim—2 Kasım tarihleri arasında ise Ankara’yı ziyaret edecek Alman
Savunma Komisyonu üyeleri, Almanya’nın Türkiye’ye silah satışında karşılaşılan
sorunları masaya yatıracak.
KUTU
——————————————————————————————————————-
AVRUPA’DA YABANCILARIN NÜFUSLARA GÖRE ORANI
Lüksemburg:34.1 İsveç :6
İsviçre :19.3 Danimarka :4.7
Avusturya :9 Hollanda :4.4
Belçika :9 İngiltere :3.4
Almanya :9 İrlanda :3.2
Fransa :6.3 İtalya :1.8

Almanya’da din dersi çıkmazı

Faruk ARSLAN
Berlin ZAMAN—Berlin’de yaşayan Türklere din dersi verilme yetkisini alan İslam
Federasyonu ve Anadolu Alevi Derneği’ne gelen tepkileri göz önüne alan Berlin Eyalet
Yönetimi ‘ortak müfredatın’ belirlenmesi gerekçesi ile Türk dernek ve vakıf yöneticileri
arasında uzlaşma zemini arıyor. Ankara’nın Diyanet’in muhatap alınması önerisi ise, Almanya anayasası ve eyalet yasası nedeniyle geri çevrildi.
Berlin Eyaleti Yabancılar Sorumlusu Barbara John, Almanya’da laiklik anlayışının
Türkiye’den farklı olduğunu belirterek, din dersi sorununu politik değil hukuk çerçevesinde
çözümleyeceklerini söyledi. İslam Federasyonu’nun FP ile ilişkilendirilmesinin sorun
meydana getirdiğini ifade eden John, “Din dersi müfredatı devlet tarafından onaylandı.
Ancak eğitim yetkisi sırf devletin elinde değildir. İslami taologlar görüşlerini ortaya koysun.
Tüm gruplarla sağlayalım istiyoruz. Berlin modeli oluşturuyoruz. Diyanet’i tek başına
muhatap alamayız. Ama katılımcı olur.” dedi. Türkiye gibi merkezi bir yönetime sahip
olmadıklarını, yasalar doğrultusunda uygulamanın Berlin Eyaleti tarafından
gerçekleştirildiğini ifade eden John, Hristiyanlara devlet kontrolünde din eğitimini İslami
örgüt olarak kabul ettiği İslam Federasyonu’nun vermesini Alman laiklik anlayışına göre
yasal bulduklarını vurguladı. John, Alevilere din eğitiminde ayrı yetki verilmesini ise,
“Sünni İslam’ın dışında olduklarıı belirtiyorlar. Bu nedenle muhatabımız Alevi Derneği’dir”
diye açıkladı.
Din eğitimi Almanca olsun
Konuya ilişkin görüşlerini dile getiren Yeşiller Partisi’nin Türk asıllı milletvekili Cem
Özdemir, Almanya’da yaşayan diğer milletlere mensup müslümanların da dikkate alınarak
din eğitiminin Almanca verilmesini savundu. Diyanet’i Alevilerin kabul etmediğini
hatırlatan Özdemir, ” Yeşiller iktidarda iken hiç bir sünniye alevi, hiç bir aleviye de sünni
din eğitimi verdirmem” dedi. İslam Federasyonu’na yetki verilmesini Alman politikacıların
yasaları değiştirmede gösterdiği ciddiyetsizliğe bağlayan Özdemir, “Ortak müfredattan
uzlaşma sağlanmadan Federasyon eğitime başlayamaz. Yaşar Nuri Öztürk ve diğer islami
grupların katkıları ve Alman yetkililerle yapılacak görüşmelerle çerçeve belirlenmeye
başladı. Önemli olan dil değil, içerik. Türkler Almanya’da iyi bir vatandaş olmalı. Din
dersinde tüm dinlere ait bilgileri Almanca olarak öğrenmeli. Entegre olmuş bir Türk,
Türkiye’nin çıkarına işler yapabilir. ” diye konuştu.

Berlin Eyaleti Parlementosu’nda Türkleri temsil eden Yeşiller milletvekili Özcan Mutlu, ise
Özdemir ile aynı görüşü paylaşmadığını bildirdi. Mutlu, Türk çocuklarının Almanlarla aynı
sınıfta din eğitimi görmesini istedi. Berlin Eyaleti bütçesinin tüm dini gruplara ayrı din
eğitim verilmesi için bütçe ayıramayacağını savunan Mutlu, “İslam Federasyonu 20 yıl
mücadele etti. Berlin yasaları Alman anayasasından daha önce kabul edildiği için yasal bir
yetki aldı. Bunu fırsat bilen Aleviler de yetki iznini kopardı. Sorun bir iken iki oldu. Türkler
arasında diyalog kurularak din dersinin tek bir müfredat halinde okutulmasına çalışıyoruz.
Tüm dinler derste tanıtılmalı. Türkler Almanlarla ancak böyle kaynaşabilir” diye konuştu.

——–
AB göçmene mecbur
AB göçmen peşinde

Faruk Arslan
Hamburg ZAMAN
7.5 milyon göçmen yabancı işçinin yaşadığı Almanya’da ilk defa
bir Türk, Yabancı Göçmen Komisyonu üyeligine seçildi. 22 üyeli
komisyodnda görevine başlayan Öger Tur sahibi Vural Öğer, başta
Almanya olmak üzere nüfusu yaşlanan, genç sayısı azalan AB
ülkelerinin yabancı göçmen kabul edeceğini söyledi.

Almanya’nın en büyük sorununn göç olduğuna dikkat ççeken Vural
Öğer, “Alman istatistiklerine ve BM araştırmasına göre, 2050
yılında 82 milyon nüfuslu Almanya’da nüfus 60 milyona inerken
yabancı nüfus 22 milyona yükselecek. 25 milyon genç nüfus 11
milyona düşücek. Yeni doğan 700 bin çocuktan 180 bini yabancı
asıllı. Her yıl 870 bin insan ölüyor. Alman toplumu değişiyor.
1000 Alman kadını 1400 çocuk doğuruyor. Yunan medeniyeti de
böyle bitti. Durumun vehametini anlayan yömetim, yılda 500 bin
genç, eğitimli, meslek sahibi yabancıyı göçmen olarak almaya
hazırlanıyor. Ancak bunu sokaktaki insana nasıl anlatacaklarını
bilmiyorlar.” dedi. Yeni kabul edilecek yabancı göçmen yasasının
olumlu bir sayfa açabileceğine değinen Öğer, AB’nin genişleme
sürecinin bu sorunla doğrudan ilişkisi olduğunu savundu.
Öncelikli olarak AB’ye girecek Çek Cumhuriyeti, Polonya ve
Macaristan’dan yılda Almanya’ya 280 bin diğer AB ülkelerine 40
bin yabancı göçmenin gelmesinin beklendiğini ifade eden Öğer,
“Özellikle enformatik alanında Almanya’nın 500 bin yetişmiş
insana ihtiyacı var. Türk gençleri bu alanda meslek sahibi
olmalı. Diğer milletlerle eşit şanslara sahipler. Almanya’ya
yabancı ile evlilikten 60 bin insan her yıl geliyor. 50 bin
civarında Rusya’daki Almanları getiriyorlar. Açık kapanmıyor.
Almanya yabancı politikasını değiştirmek zorunda. ABD, Kanada,
Avustralya’da olduğu gibi göçmenlere cezbedici imkanlar
sunacaklar. Almanya ve AB’nin geleceği buna bağlı.” diye
konuştu.

AB pazarlığı çözümleri belirleyecek

Faruk Arslan
Essen ZAMAN
Türkiye Araştırmalar Merkezi(TAM) Başkan Yardımcısı Çiğdem
Akkaya, AB’ye Türkiye’ye tam uyum sürecinde kapalı kapılar
arkasında yapılacak pazarlıkların ihtilaflı konularda çözümü
belirleyeceğini söyledi.
Bir grup Türk gazetecinin sorularını cevaplandıran Akkaya, 8
Kasım’da AB tarafından açıklanacak Katılım Ortaklığı Belgesi’nde
sanıldığı gibi iltilaflı konuların da yer aldığı detaylı
konuların yer almayacağını belirterek, Türkiye’nin ödevlerinin
kaba hatları ile kalemeahınacağını bildirdi. AB’nin Türkiye’ye
baskı yapmayacağını sorunları ortaya koyarak kararı Türkiye’ye
bırakacığına dikkat çeken Akkaya, “AB Helsinki Zirvesinden sonra
geriye dönüş olmaz.Ancak Türkiye pes ederse o zaman durum
değişir.” dedi. AB’nin de kendi içinde ihtilafları bulunduuna
değinin Akkaya, “İngiltere, İsveç’le beraber DAnimarka’da Euro
para birimine geçmeyli reddetti. AGSK’da NATO üyesbi Norveç yer
almayı geri çevirdi. AB kendi içinde entegrasyon konsunda
bölünüyor.” diye konuştu. Aralık Fransı zirvesinde AB’nin tarihi
bir karar alacağını hatırlatan Akkayı, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Genişleme sürecinin 2003’de başlatılıp başlatılamayacağı bile
belli değil. AGSK karar mekanizmasında AB üyelerinin nüfuslarına
göre etkin olması karara bağlanacak. Buna göre İngiltere,
Almanya, Fransa ve İtalya etkin konuma gelirken küçük ülkeler
güçsüz konuma itiliyor. Türkiye, AB’ye giirerse nüfusuna göre
etkin ülkelerden olacak. AB bugünkü AB olmayacak.”

Vural Öger :

Türkiye’yi tanıtmaktan aciziz

Faruk ARSLAN
Hamburg ZAMAN – Öger Tur sahibi Vural Öger, katı devlet görüntüsü ile Türkiye’nin
tanıtım yapmakta aciz kaldığını belirtken, makro turizm politikası olmamasından yakındı.
Genelkurmay gibi planlı, insani ilişkilerde uzman kamu ve özel sektör görevlileri ile tanıtım
yapılması gerektiğini vurgulayan Öğer, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının istihdam
edilerek Türkiye’nin partilerüstü başarılı bir tanıtım kampanyası yapabileceğini savundu.
Turist götürdükleri Mısır, Fas, Tunus, Küba ve Çin’den tanıtım için para aldıklarını
söyleyen Öğer, Türkiye’den ise söz verilmesine rağmen tek kuruş almadıklarını ileri sürdü.
Turizm Bakanlığı’nın Öger’e ayrılan 20 milyon DM’lik tanıtım bütçesi payının halen
kendilerine ulaştırılmadığına işaret eden Öger, ” Türkiye broşürüne bile para alamadık.
Türkiye’de makro turizm politikası yok; zaten mevcut bütçesi ile bu imkansız. Türkiye’nin
kendi zenginliği satış yapıyor. Bu yokluk içinde Turizm Bakanı Erkan Mumcu pratik
zekasıyla büyük işler başardı. ” dedi. Hannover’deki Expo–2000 fuarında yer alan Türk
pavilyonunun hiç ilgi toplamamasını örnek gösteren Öger, uluslararası bir fuarda bile
Türkiye’nin kenri kültürünü, ülkesini tanıtmaktan aciz kaldığına dikkat çekti.
Uludağ’a Alman turist
Bacasız fabrika turizmin 12 aya yayılması için projeleri bulunduğunu ifade eden
Öger, bu yıl ilk defa kış turizmi için Uludağ’a Alman turist getireceklerini söyledi. 2001
yılındaki yeni turizm hedeflerini açıklayan Vural Öğer, 2000 yılında 750 bin turist
getirdiklerini, 2001 yılında 1 milyon turist getirmeyi amaçladıklarını bildirdi. Öger, ”
Almanya’nın 11 şehrinden uçak kaldırarak 2001’de Ege bölgesine ağırlık vereceğiz.
Marmara bölgesini ilk defa tanıtım kataloglarına aldık. Side, Kemer, ve Marmaris’te golf
sahaları yaparak kaliteli döviz bırakan turisti getirmeyi hedefleliyoruz. Golf turizmine
gelecek turist bir haftalığına 10 bin dolar veriyor. Türkiye’nin otelleri çok iyi noktaya geldi.
Ancak çevre düzenlemesinin yetersizliği ve eğlenecek mekan yokluğu nedeniyle para
harcayan turisti getiremiyoruz. ” dedi.
‘AB markasıyız ‘
Son 7 yıl içinde Türkiye’ye 1 milyar dolar turizm geliri kazandırdıklarını hatırlatan
Öger, ” 2000 yılında tanıtım kampanyalarının katkılaryla çok iyi bir turizm sezonu geçirildi.
Yüzde 70 satışlarda artış oldu. Türkiye’ye 750 bin turist getirdik. 9 milyar DM’lik
ciromuzun 700 milyon DM’si Türkiye’den. 2 otel inşaatı bu yıl bitirerek, 11. otelimizi
Türkiye’de açacağız. Türkiye’de 180 milyon DM’lik turizm yatırımımız var. 7 bin kişi
çalıştırıyoruz. TUI ve Nechermann gibi firmalar 600 bin turist getirdi; otellere yatırım
yapmıyor, kiralıyorlar. Buna rağmen yabancıların büyük turizm atağından bahsedilirken
Öger gözardı ediliyor. 10 yıldır Avrupa’da bir numarayız; bir AB markasıyız. Öger AB’ye
girdi. Markasız AB’de hiç bir iş yapamazsınız. En zor iş: Türk’ü Türk’e anlatmak. ” diye
konuştu.
Öte yandan Öger Tur’un 2.5 milyon marklık yardımı ile Alman-Türk Yardım Vakfı,
Gölcük Değirmendere’de depremzede kimsesiz çacuklar için 120 kişilik çocuk köyü
inşatına başladı. Vakıf Başkanı Mehpare Bozyiğit, 12 bin metrekare kurulu alanı bulacak
çocuk köyüne yerleştirilecek çocuklara Alman kardeş aile de bulacaklarını söyledi.

Ude SteinBach :
“Değişmeden Türkiye AB’ye giremez”

Faruk Arslan
Hamburg ZAMAN
Almanya Şark Enstitüsü Başkanı Prof.Dr Ude Steinbach,
Türkiye’nin mevut haliyle değişmeden AB’ye giremeyeceğini
söyledi.
Bir grup Türk gazetecinin sorularını cevaplandıran Ude
Steinbach, 1923 laiklik ve milliyetçilik anlayışına göre
kurulmuş Türkiye’nin artık değişimi farketmesi gerektiğini
belirterek, toplum içindeki değişimleri gözönüne alarak
gerçekleştireceği reformlarla AB’ye üye olunabileceğini
savundu.Ude Steinbach, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da
etkili Türkiye’nin AB’ye üye olmasını “Avrupa için büyük bir
kazanç, zenginlik” olarak değerlendirdi.
‘Arabulucukta bulundum ‘
1994’de PKK lideri Öcalan ile görüştüğü için “istenmeyen
adam” ilan edilerek Türkiye’ye giremediğini hatırlatan
Steinbach, arabuluculukta bulunduğunu itiraf etti. Steinbach,
“Öcalan’a şiddete başvurmaması için öneri götürdüm. Bunu Almanya
için yaptım. Arabulucukta bulunmam sayesinde PKK Almanya’da
terörü bıraktı. Daha esnek oldu.” diye konuştu. Daha önce”
Kürtler yok” söyleminde ısrar eden Türkr politikacı ve
diplomatlarının ağız değiştirdiğini ileri süren Steinbach,
“Alman hükümetinin terör örgütü PKK ile ilişkilerinin hatalı
olduğunu kabul ediyorum. PKK bitmesine rağmen Almanya’da halen
yasaklı. Bunun gibi Kürtlerin varlığını inkar eden Türk
devletine de bir anlam veremiyorum.” dedi. Türk politikasını
Almanya’ya , AB’ye satmak” isteyenlerden büyük tepki gördüğünü
dile getiren Steinbach, buna rağmen Alman yönetimine Türkiye’in
AB’ye alınmasına ilişkin raporlar sunduğunu bildirdi. Steinbach,
Atatürk’ün merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal gibi gerçekçi ve
programist olduğunu belirtirken, ” Atatürk bugün yaşasaydı
Türkiye’nin AB’ye üye olmasını isterdi. Daha gerçekçi
davranırdı. Toplumun değiştiğini görür, Türkiye’nin çok renkli
kültürel yapısına sahip çıkardı.” ifadelerini kullandı.
AB tarafgirlerden soruyor !
Öte yandan AB’nin Türkiye’yi Avrupa’da yaşayan radikal
uçlu Türk vatandaşlarından sorduğu ileri sürüldü. Türk Toplumu
Genel Başkanı Prof. Dr. Hakkı Keskin, AB diplomat ve
politikacılarının “aşırı uç” olarak bilinen kesimleri muhatap
kabul etmesini “bilinçli tarafgirlik” olarak nitelendirdi.
Hakkı Keskin, 200 Vakıf ve derneği çatısı altında toplayan
kuruluşları yerine Almanların Türkiye karşıtlarını muhatap
aldığını savundu. Türkiye hakkında olumsuz görüş bildirenlerin
dikkate alındığını söyleyen Keskin, AB’nin kendilerini de
dinlemesini istedi. Almanya’da yaşayan Türklerin toplumun
ayrılmaz bireyi olması için mücadele ettiklerini belirten
Keskin, “Türklerin azınlık sorunu oluşturmayacaklarını
belirttik. 40 yıldır yabancı değil göçmeniz. Eşit hak istiyoruz.
Amerikalıların araştırmasına göre 2030’da Almanya’da 7.5 milyon
Türk, 50 milyon Alman yaşayacak. Almanlarda tedirginlik var.”
dedi.