10. Seans Rıza Odaklı Yaşam

10. Seans Rıza Odaklı Yaşam

Allah’ın rıza ve hoşnutluğunu kazanmak, bir mü’min için çok önemlidir ve onun hayatının temel yörüngesidir. Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kalb ve ruh dünyasında hissetmek ise bu büyük ideale göre ikinci-üçüncü derecede bir meseledir.

24 Sayfalık Sufi mektubu aşağıdaki linkte

sufiterapinewsletter10Türkçe

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu mevzuda temel ölçü kabul edilebilecek bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Allah nezdindeki değerinizin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız Allah’ın sizin nezdinizdeki yerinin ne olduğuna bakın!” Allah’ın verdiği gam ve kederlerin perde arkasında birçok hikmet gizlendiği için, kişi, durumuna zahirî boyutuyla değil manevî yönüyle bakmalıdır. Mesela bir hadislerinde son Peygamber şöyle buyurur: “Kulunun iki gözünü alıp da sonra da onu Cehenneme sokmak, Allah’ın gücüne gider”.   Şimdi sormak lazım, iki gözün görmemesine karşılık ahirette elde edilecek güzel sonuç itibariyle körlük büyük bir ilahî hediye değil midir? Mümin, imanın kuvvetliliği ölçüsünde körlüğünü bir mesele yapmayıp, kulluğunu yerine getirmede yanlışlığa girmeyip sabrederse Allah’ın izniyle Cennete girer.

Sufi terapinin temel amacı, insanları rıza odaklı bir yaşama sevk etmek ve rıza ufkunu yakalamaktır. Hastalıklar, aslında mânâ âleminde Yaratan’dan sunulan güzel hediyelerdir. Eğer bunlar mânâ boyutuyla güzel şeyler olmasaydı, Yaratan en sevdiği kullarına hastalıkları vermezdi. “En çok musibet (bela) ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridir” hadis-i şerif bunu doğrulamaktadır. Başta peygamberler (meselâ Hz. Eyyub), sonra veliler (Allah dostları) ve sonra ehl-i salâhat (ihlas sahibi kullar), çektikleri hastalıklara birer halis ibadet, Yaratan’dan birer hediye nazarıyla bakmışlar ve sabır içinde şükretmişlerdir. Hastalığa yakalanmış bir kişi de bu önemli şahsiyetleri örnek alıp sabır içinde şükrederse bu nuranî kafileye katılmış olur. Aslında hastalık, acziyet ve ızdırap kılığında gelen gizli bir saadet kaynağıdır.

Hz. Mevlana, kederlerin ve sıkıntıların insan için bir nimet olduğunu şu şiirinde ifade etmektedir:  “Uğradığın derde, kedere razı oldun mu, hemen sana Cennet kapısı açılır. Gam elçisi gelip kapını çalarsa, onu bir dost gibi karşıla, kucakla”.  Hayır da şer de Allah’tan geldiğine göre, insanların vefasından, Allah’ın şer ve cefasının daha iyi olduğunu bilmekte fayda vardır. Hastalığın şerri, kişiye verdiği zararlar ve acılardır. İnançlı bir kişi, o acılardan ve zararlardan Allah’a sığınır ve kederlerin hayırlı yönlerini ve gizli lütuflarını düşünür. Belki tam olarak algılayamadığımız o gizli lütuflardan mahrum olmamak için, kişi Allah’a niyazda bulunmalıdır. “Hele gamın, gerçek inanç ehlinin kulu, kölesi olduğunu idrak eden kişiye, gam daha fazla lütuflarda, ihsanlarda bulunur” diyen Hz. Mevlana, rıza derecesi ile manevî lezzet arasındaki doğru orantıya vurgu yapar. Son Peygamber de bu yönde şu hadisleri dile getirir: “Büyük mükâfat, büyük musibetlerle beraberdir. Allah, bir topluluğu sevince onlara bela verir”. Ümmetimin azabı dünyadayken verilir.  

Bu gerçeklerden hareketle Said-i Nursi hastalığı Cenabı Hak’kın bir manevî hediyesi olarak değerlendirmektedir: “Ey maraza (hastalığa) müptelâ hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatim gelmiştir ki, hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmânîdir” (Hastalar Risalesi; Beşinci Devâ). Bütün hastalıklar, Allah’ın takdir ve iradesi ile meydana gelir. Allah’ın her şeye kadir olduğuna tam inanan insan, hastalık gibi kaçınılması mümkün olmayan talihsizlikler ve sıkıntılar karşısında üzülmez, tam aksine kuvvetli bir cesaretle, sağlam bir tevekkülle Allah’ın kaderine sığınır. Duayı ibadet telakki edip, hastalığı da dua ibadetinin vakti olduğuna inanır ve bu şekilde Yaratan’a iltica eder. Daimî hastalık, kaza-i mübrem açısından nihaî ve dolayısıyla değiştirilmesi mümkün olmayan bir durum bile olsa, kaderine rıza gösteren mümin, bunda da bir hayır (manevî nimet) görür ve kuruntulardan ve lüzumsuz ıstıraplardan kendini uzak tutabilir. Kader planında her şeyde bir hayır olabileceğine inanan insan, mutlak ümitsizliği ve isyanı küfür kadar tehlikeli saydığı gibi mutlak emniyeti (güveni, garantiyi) de aynı şekilde manevî bir risk (küfür) olarak görür.

Kaza-i mübrem, levh-i mahfuz’da tespit edilmiş bulunduğundan, burada tebdil, yani müdahalelerle kesin bir değişikliğin sağlanması mümkün olmaz. “Bizim katımızdaki bir hüküm değiştirilmez”(Kaaf; 50/29) mealindeki ayeti kerime bunun delilidir. Kişiye bu gibi durumlarda düşen görev, kadere rıza çerçevesinde teslimiyet ve tevekkül göstermektir.  İnsan, hayatında hoşlandığı ve hoşlanmadığı birçok değişik olayla karşı karşıya gelebilir. Ahirete, kadere, hayır ve şerrin mutlaka Allah’tan olduğuna inanan bir kimse, sevindirici olaylar karşısında Rabbine şükreder, üzüntü verici olaylar karşısında ise elinden bir şey gelmese ve iradesiyle durumunu iyileştirmesi mümkün olması dahî aktif sabır gösterir ve ilahî takdire teslim olmanın iç huzurunu ve manevî faydalarını ruhunda hisseder. Nitekim Kuran-ı Kerim kader ve teslimiyet konusunda şu öğütlerde bulunur:  “(Kıtlık ve karanlık gibi) ne yerde, ne de (hastalık gibi) nefislerinizde bir musibet başa gelmez ki, biz onu yaratmadan önce (kader planında) bir kitapta (levh-i mahfuzda) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. (Dünya nimetlerinden) elde edemediğinize (elden yitirdiklerinize) üzülmeyin. Ve (Allah’ın) size verdiğine de, güvenip, sevinmeyiniz (şımarmayınız). Allah çok övünen, çok kurumlanan hiçbir kimseyi sevmez.” (Hadid; 57/22-23).

Tasavvuf sahabe kültürüdür

Sufi Terapi çalışmasının Dinsel  Psikoloji ve Psikoterapide çığır açmasını umut ediyorum. Paralom şu: Allah’a kulluk Sufi’yi özgür kılar, Kalbin Zümrüt Tepeleri’ne çıkarır, Risale-i Nur ise İslam davasına kulu derviş yapar.  Sahabelerin her biri ayrı türden birer dervişti.

Sufi Terapi, kalp ve insan merkezli medeniyetimizdir, toplum vicdanındaki Kur’ani ve Peygamberani ahlak normlarını bozulmamış vicdanlara duyuran bir avukattır. Sufi Terapi, üstad Said Nursi ve Fethullah Gülen Hocaefendi gibi psikolojik rehberlikte ihlas ve samimiyeti bir yöntem olarak kulanıyor, yüksek “trans-ihlas vicdan” ve ahlakını esas alıyor.

Akıldan kalbe yolculuk yaptırıyor, nefsimize, çağın vicdanına ve bilime Allah’ı anlatıyor. Bediüzzaman’ın Risalelerinde psikoloji dersleri, sosyolojik tesbitler ve sosyal sinir bilim verileri sunuyor, bunlar kesinlikle Sufi Farkındalık Terapi öğretileridir. Sufi terapi, din ilimleri ile pozitif bilimleri evlendiren bir köprüdür, iman ilimlerinde Kur’an ve Hadis’e sadık kalarak öze bağlı değişim sunuyor.

Sufi Terapi, dini iman bilmine Üstad Nursi ve Gülen Hocaefendi’den yararlanarak sosyal innovatif eksenli pozitif düşünce zeminli bir terapi modeli sunuyor.

Sufi Terapi, üstad Nursi’nin ve Gülen’in vizyonu çerçevesinde ulu kişi, şeyh merkezli değildir, kalp, ruh, zihin birliği kurma yolunda eğitim odaklı kalp merkezlidir. İlla ki bir şeyhe el verip, bir tarikata girip, verilen zikirleri çekerek kemalata ermek gerekmiyor, çünkü bireysel Sufilik sahabe kültürüdür.

Bediüzzaman, Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir eser olduğunu iman hakikatlerini Risalesiyle açıkca gösterdi, çağın derdine deva oldu. Bu yol kestirme ve sağlam Kur’an ve Sünneti Seniye caddesidir. Sufi terapi yolu aydınlatıyor.

Gülen’in kendine özgü Sufizm yolunda bireyleri iyileştiren, insanlığa faydalı olmalarını sağlayan pozitif düşüncenin kaynağı nedir? İnanıyorum ki, Sufi terapi, unutulmuş çeşitli İslami pratiklerin, tekniklerin ve peygamberane ilaçların ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Sufizm içinde insan sevgisi ve kültürleri kabullenme vardır ve insan haklarına saygıya dikkati çeker. Sufi terapi ile ruhsal boyutu teşvik ederek akıl, ruh, kalp ve zihnimizdeki diğer fakültelerin içselleştirilmesi gerekiyor. Despot Laiklik, Pozivitizm, Rasyonalizm ve Objektivitizm peşinde asırlardır koşan ve boğulan insanlık hep tarafsız olacağını geveledi durdu ama asla olamadı. Sübjektiflik insanın kaderi.  Şeytan, Kur’an hakikatlerini göstermemek için tarafsız bak der, oysa tarafız.

 

Faruk Arslan  

MSW, RSW, Psikoterapist

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi