9. Seans Eminlik ve Emaneti Koruma

Tasavvuf’un her yönü terapidir

 24 sayfalık 9. seansın mektubunu aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

sufiterapinewsletter9Türkçe

Modern manada terapinin ilk yıllarına baktığımızda, ne zamanki insanlar toplumdan uzaklaşmış, yalnızlığın limanında boğulur olmuşlar, işte orada anlaşılmış başka bir insanın kendi varlığı ile olan ilgisinin ne kadar önemli olduğu…
Bu şekilde başlayan psikoterapi yaşantıları da göstermektedir ki tasavvufun bizlere sunduğu o hâl, sadece mânevî hayatımızı, ibadetlerimizi değil; toplumla olan ilişkilerimizi, sosyal hayatımızı da etkilemektedir. Herhangi bir tasavvuf meclisinde ya da bir sohbette elde edilen tat, kişiyi hem bedenen hem de ruhen olumlu yönde etkilemektedir.

Terapi de tıpkı tasavvuf gibi iki tarafın da bir şeyler öğrendiği hoş bir sohbet ortamıdır. Bu açıdan baktığımızda ise terapinin İslâm tasavvufundan etkilendiğini görürüz ve tasavvufla yaşayan bir insanın terapiye ihtiyaç duymayacağını da anlarız. Çünkü tasavvuf dediğimiz o yaşantı başlı başına Kur’ân ahlâkı ile yaşayan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hâlidir.

Bir kısım psikolog ve psikiyatrisler arasında yeni yeni ruhsal sağlıkta ve ruhsal hastalıkların tedavisinde dinin önemini vurgulayan bazı görüşler ortaya çıkmaya başlamıştır. Allah’a imanın, harika bir güç olup, dindar insana yaşamın zorluklarını göğüslemede, ruhsal yönden büyük bir güç verdiğini kabullenen batılı düşünürler ve psikologlar arasında doğu kültürüne yöneliş görülmektedir. Bu yöneliş her ne kadar imanî boyutta olmasa da takdire şâyandır. Bu sayıda sizlerle  bunları paylaşacağım; lâkin öncelikle şunu da ifade etmek istiyorum: Maddenin ön planda tutulduğu, maddî kazanç yüzünden kendisini dehşetli yarışların peşinde sürüklediği, bu modern çağda yaşayan bir çok çağdaş insanın, muzdarip olduğu psikolojik rahatsızlıklardan ancak imânî bir güç ile korunabileceği unutulmamalıdır. Batı bu dönüşümü henüz yeni anlamaya başladı.

Oysa çağları aşıp gelen dinimiz, inancımız, Kur’ân-ı Mübinimiz, o Yüce Peygamberimiz, âlimlerimiz ve tasavvuf büyüklerimiz her fırsatta bunu zikretmişlerdir. Kişi hasta olmadan ilacını vermişler ve asıl tedaviyi uygulamışlardır.
“Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı anmakla sükuna erer, rahatlar, huzura kavuşur, başkasıyla değil!” diyerek bizleri ikaz eden Yüce Yaratıcımız’ın bu ayetindeki derin imgelerde de gördüğümüz gibi en büyük terapi kaynağımız olan Kur’ân-ı Kerim, ruhsal problemlerin kaynağını da çözümünü de göstermektedir.

Teğâbün sûresinin on birinci âyet-i kerimesinde geçen: “Başa gelen her musibet (hastalık, insanı üzüntüye sokan her olay) Allah’ın izniyledir. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğru düşünceye götürür” âyetini, İbn-i Kesir yorumlarken şöyle der: “İnanan insan, başına bir musibet geldiği zaman bunun Allah’ın kaza ve kaderiyle gerçekleştiğini bilir. Buna sabreder, öldüğünde bunun mükafatını alacağını umar. Allah onun kalbine hidayet, yakîn ve doğruluk verir. Böylece başına gelen musibetin onu töhmete sevk etmek için gelmediğini, bunun Allah tarafından olduğunu bilir. Böylece ondan razı olur ve ona teslim olur” der.

9. Seans Eminlik ve Emaneti Koruma

Bediüzaman’dan tavsiye: Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin mâliki herşeye kadîr, herşeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir. O senin yanındaki mülkünü senden satın almak istiyor-tâ senin için muhafaza etsin, zayi olmasın. İleride mühim bir fiyat sana verecek. Sen muvazzaf ve memur bir askersin. Onun namıyla çalış ve hesabıyla amel et. Odur ki, muhtaç olduğun şeyleri sana rızık olarak gönderiyor ve senin takatin yetmediği şeylerden seni muhafaza eder. Senin şu hayatının gayesi, neticesi, o Mâlikin esmâsına ve şuûnâtına bir mazhariyettir. Sana bir musibet geldiği vakit, de:

“Ben Mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer Onun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin. Çünkü, elbette bir vakit Ona döneceğiz ve Onun huzuruna gideceğiz ve Ona müştâkız. Madem herhalde bir zaman bizi hayatın tekâlifinden âzâd edecektir. Haydi, ey musibet, o terhis ve o âzâd etmek senin elinle olsun, razıyım. Eğer benim emanet muhafazasında ve vazifeperverliğimi tecrübe suretinde sana emir ve irade etmiş, fakat sana teslim olmaklığıma izin ve rızası olmazsa, benim takatim yettikçe, emin olmayana, Mâlikimin emanetini teslim etmem” der.

Ömür bir sermayedir… Bize emanet edilmiştir… Dünya bir misafirhane bizler de misafirleriz. Sevdiğimiz fakat kaybettiğimiz dostlarımızla beraber, ebedî ve ölümsüz hayatta beraber olabilmek için, üzerimize düşen vazifelerimizi yapmamız gerekmektedir. Sahip olduğumuz bu sermayeyi gelişigüzel harcayamayız. Çünkü bize ait değil. Gençlik elveda diyor. Hazan yaprakları gibi sararıp soluyor. İhtiyarlığa dur diyemiyor, ölümün önüne geçemiyoruz, merhameti sonsuz Rabbim, emir ve yasaklan doğrultusunda, nefis ve malınızı Allah yolunda harcama kar­şılığında cennetimi satın alın buyuruyor. Aynı geminin mensupları, yolcuları olan bizlere Efendimiz:  “İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.  Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):  “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:

-Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında ve salonlarda ve vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” Resulullah dedi ki: “Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah’ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca bir-biriyle içli dışlı olduktan sonra, kadının esrarını erkeğin neşretmesi, o gün en büyük ihanettir.”  Helak oldu, korkup hiyanete göz yuman, EMANETİ korumaktan çekinen, uzak duran, dini de insaniyeti de terk etti, Uğradığı musibetler birbirini takip etti. Emanet (din, adalet duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine fıtrî meyiller olarak konmuştu. Emaneti korumaya yan çizenin, dini ve insanlığı bir yana bırakarak başını alıp gitmiştir. Yaşadıkça başına gelecek belalar birbirini takip edecektir. Hıyanete boyun eğmeği huy edinen kimseyi pek kısa zamanda sıranın kendisine gelmesine layıktır. Zilletler durmadan elemlerini yağdırırlar. Efendimiz  Allah’tan aldığı mesajlara karşı emîndir.. O’nda  oysa zerre kadar emanete ihanet yoktur. Sonra bütün mahlûkata karşı emîndir. Herkes O’na itimat eder. Çünkü, evvela, O herkese karşı emniyetini göstermiş, emniyet ve güven telkin etmiştir. Müslüman, işte bu rehberi gibi olmalıdır. Ayetler bu konuda çok açık ve nettir: Nisa/ 58- Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.  Muminun/8- Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler.Ahzab/ 72- Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.  Enfal/27- Ey iman edenler! Allah’a ve Resul’e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.

 

Faruk Arslan   MSW, RSW, Psikoterapist

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi