İbni Teymiye ve İbni Arabi savaşı yaşanıyor!

İbni Teymiye ve İbni Arabi savaşı yaşanıyor!

Yalancılığı ve çarpıtmaları ile meşhur İbn Teymiyye, bir eserinde İbni Arabi’nin hatemü’l-evliya (velilerin sonuncusu)-hatemü’l-enbiya (nebilerin sonuncusu) kasten öyle çarpıtmıştı ki, bugünün siyasal İslamcılarına yalan, iftira ve bühtan geleneği miras bırakmış gözüküyor. İbn Arabi velilerin yetersiz, peygamberlerin ise kamil insanlar olduklarını anlatır. İbni Teymiye, İbni Arabi’nin sözünü tersine çevirdi. İbni Arabi, ‘velilerin ulaştıkları en son nokta nebilerin başlangıç noktası. Veli, şeriat sahibi peygamberlerin hallerini yaşamamıştır’ demişti. İbn Teymiyye’ye ait olan “İbn Arabi son velinin son peygamberden üstün olduğunu söylediği, yalandan da öte bir iftira ve açık bir bühtandır. “Son veli” kavramı ilk defa Muhammed b. Ali el-Hakim et-Tirmizi tarafından telaffuz edildi. İbni Teymiye, hem devrin müçtehid ve müceddidi Mevlana’yı hem de evvelki müçtehid ve müceddid İbni Arabi’yi aşırı kıskanmıştı. Gülen’i kıskananlar da İbni Teymiyecilerdir!

Allah, bazı müminleri, müminlerden evliyaları, evliyalardan enbiyaları, enbiyalardan, bazı resulleri diğerlerinden daha üstün kılmıştır. Sufi, Hakkalyakin iman dereceleri içinde “Hatemü’l-Evliya” ve “Hatemü’l-Enbiya” makamları olduğunu bilir ama az sayıda insan buna ulaşır. “Hatemü’l-evliya” olsan Resul ve nebi değilsin, Hz Musa’nın hangi makamda iken Allahü teâlâyı görmek istediğini bilemeyiz” der İbni Arabi. Yine, “Sufiler haber verdikleri makam ve halleri bizzat yaşamayı şart koşarlar” diyen İbni Arabi samimi bir Hak dostuydu, ancak ne olduğu şaibeli İbni Teymiye İbni Arabi eserlerinde sayısız sahtecilik yaptı! Bugün onu babaları görenler çok daha fazlasını yapıyorlar!

İbni Teymiye, “’şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar.” ayetiyle İbni Arabi’yle dalga geçmiştir. Bugün, Gülen Hocaefendi ile “Allah ile konuşuyor, peygamberimiz ile yakazatan görüşüyor” diye dalga geçtiler ve bunu Latif Erdoğan’a ekranda söylettiler. Fitne aynı yani! İbn Teymiyye, İbn Arabi’nin şeytanın kendisine fısıldadığı ruhlardan olduğunu bu yüzden peygamberlere muhalefet ettiğini iddia etmişti. İbn Teymiye’ye göre İbn Arabi, son velinin Allahü teâlâyı bilme noktasında son nebiden daha üstün olduğunu savunuyordu. Külliyen yalandır. Bugün onu takip eden AKP partizanlarının Gülen Hocaefendi’ye pervasızca, utanmazca ve edepsizce saldırmalarının ardında bu dini referans ve fetvalar vardır. İslam alimine Vehhabilerden başka terbiyesiz olan cahil yoktur.

Gerçekte ise ilham kalpte oluşan ve kişiyi amel etmeye sevkeden bir çeşit bilgidir. İlhamın meşruiyeti ise Kur’an ve Sünnet’le sabittir. Siyasal İslamcılar, şekilcidir, akılları gözlerine inmiştir, Batılı müşrik ilim adamları gibi elle tutup, gözle görmediklerine inanmayan, ilham, sünuhat, tuluat, hads gibi ledünni kalbi ilim kaynağından habersiz veya fersah fersah uzaklardadırlar. İbn Teymiyye bir müslümanın kalbinde oluşan bilgiyi tereddütsüz şeytanın ilkasıyla eşdeğer gördü, ve İbni Arabi’yi önce şeytanlaştırdı, daha sonra tekfir etti ve en son kafirleştirdi. Kur’an’ı ret ediyordu ve bunu ciddi bir problem olarak görmüyordu. Kur’an’a siyasi anlayışına göre yorum getirdi, nabza göre şerbet verdi; bu gün onu taklit eden AKP avaneleri hızla “Neo-Hariciler “gibi oldu ve “Vehhabi terörizm”ini geçtiler.

İbni Teymiye’nin İbn Arabi’nin Firavun ve benzeri kafirleri övdüğü iddiası da gerçeklere aykırıdır. Oysa bunun tam tersidir, ispatı ise çok kolaydır. Fütuhat’ın 62. Babında İbni Arabi, Firavun’un akibetiyle alakalı şöyle demektedir: “Firavun ebediyen cehennemde kalacak ateş ehlindendir.” Ancak İbni Teymiye ve bugün onu izleyen Siyasal İslamcıların gerçekle işi yoktur. Oysa Allah Resulü sallallahü aleyhi ve sellem, “bir kul yalan konuştuğunda melek gelen pis kokudan dolayı o kişiden otuz mil kadar uzaklaşır” buyurmuştu. Yalancı münafıklığa adım atar. Doğruluktan ödün ve hiç taviz vermeyen İbni Arabi, “vaizler her şeyden önce peygamberlerin saygınlığını korumalı ve Allahü teâlâya iftirada bulunmaktan haya etmelidirler.” diyordu. Yani bugün Gülen Hocaefendi’nin dediği herşeyi İbni Arabi siyasi İslamcılara söylemişti ve “eğer çakma Müslümanlığa devam ederseniz Moğollar gelip size keser de” demişti. Bugünün siyasal İslamcı geleneği de aynen onun açtığı “takiyeci ve münafık yolu” maalesef izliyor. İbni Teymiyye 1263’te Urfa’da doğdu, ailesi Moğol işgalinden kaçıp, Şam’a gittiğinde yedi yaşındaydı. Hiç evlenmedi, 300 kitap yazdı.

İbn Arabi, İbn Teymiyye’nin iddialarından hem lafız hem de mana olarak uzaktır. Peki, neden Teymiye apaçık gerçekleri tahrif etmektedir? Ya İbn Teymiyye okuduğunu anlayamadı ya İbn Arabi iftiralarını tahkik etmeden alıp-kullandı ya da okumasına rağmen ifadelerini çarpıttı! Bugün AKP mollaları ve partizanları Gülen Hocaefendi’nin sözlerini işlerine gelmediği için nasıl çarpıtıyor, vicdanlarını karartıyorsa, o günde İbni Teymiyeciler yalancılığa soyunmuştu. Bugünküler gibi İbn Teymiyye’nin yetiştiği ortama ve verdiği eserlere bakıldığında okuduğunu anlamamasını farz etmek düşük bir ihtimal. AKP’lilerinde okuduklarını anlamayacak kadar cahil olduklarını sanmıyorum. İbn Arabi’nin eserlerini tahkik etmeden İbni Teymiye’nin tenkit etmesine gelince, her ana konuyu aynı ifadelerle sloganvari tekrar ediyorsa; yalancılık, iftira ve bühtan atma işini bilerek yaptı demektir. Bugün AKP’lilerinde bilmeyerek kendilerini dinlerinden çıkaracak kadar küfre saptıklarını zannetmiyorum, alay ediyorlar, içlerinde bazı saflar topluluk psikolojisi ile kanmış olabilir. Ancak çoğu dünyalıklarını korumak için dini değerleri ve Hizmet’i satıyor. İbni Teymiye’nin okuduğu metinleri önce tahrif edip sonra muharref hallerini tenkit etmesine gelince bu, ihtimalden öte bir realitedir. Bugünde zaten AKP’lilerin zevahiri kurtarmak için yaptıkları evrakta düpedüz tahrifattır. Suçları büyüyor.

İbni Teymiye akımı Suudi Arabistan ile Vehhabi rejimine dönüştü ve yazdığı 10 ciltlik Kur’an tefsiri, 1926’da resmen bu devletin güya şeriat anayasası ve kanunu oldu. Aslında istibdat rejimiyle Kraliyet ailesinin zenginliği, saltanatı ve adaletsiz düzenini koruma maskesidir. İbni Teymiye, insanlara doğru bilgiyi aktaran İbni Arabi kaynağını, siyasilerin emriyle saptırdığı için İslam alimi ünvanını hak etmiyor. İran ve Suudi Arabistan’da İslam devleti ünvanını hak etmiyorlar. İbni Teymiye ve Vehhabilik zihniyeti, Sünnet ve Cemaat akidesine sahip alimleri şirk ve küfürle itham eder bir işleve kavuşmuşlardır. Yeni selefiler adlı grup İbn Teymiyye gibi tahkik edilmeyen bilgilerle kendileri dışındaki her alimi bidat, şirk ve küfürle itham ediyor. “Ehl-i Sünnet” akidesine sahip alimleri “ehl-i zeyğ” olarak tanıtan grup, insanların doğru bilginin kaynağına ulaşmalarına engel oluyor. IŞİD’in rol modeli İbni Teymiye’dir. İbn Teymiyye’yi müslümanlar için yol gösterici addetmeleri ve fitne çıkarmaları eski bir İngiliz oyunudur.

İbn Teymiyye İbn Arabi’nin her metnini, eserini okumuş, Onun ifadelerini kendine mal ederek Ona söylemediği hezeyanları isnat etmiştir. Bugünün İbni Teymiyeleri, Erdoğan’ı ve AKP zihniyetini esir aldı. Suudi İstihbarat Başkanı Prens Bender ve Yasin El Kadı’ya satıldılar. Bugün ülkemizde yaşanan Cemaat ve AKP savaşı değildir. Yabancı istihbaratların Ibni Teymiye İslam’ı ile bir İbni Arabi veya bir Said Nursi savaşıdır. Kıskanç İbni Teymiye büyük müceddid, müçtehid ve evliya İbni Arabi’yi yıpratarak kalplerin fethini erteletti, bugün hemdaşları da İslami Hizmetleri geciktirme, engelleme, Türk okullarını kapattırma telaşındadır, şeytanı dinliyorlar. Moğolların İslam medeniyetini yıkmasından sonra 50 yıllık büyük bir kaos dönemi yaşanmıştır. İngilizler, ‘Osmanlıyı nasıl yıkar, Arap milliyetçiliğini nasıl hortlatırız’ diye kafa patlattığında 17. yüzyılda İbni Teymiye’yi buldular, kullandılar ve Arapları bizden koparmayı başardılar.

IŞİD’i İbni Teymiye İslam’ı ile Erdoğan ve MİT’in Fidan’ına kurduran global ve yerli karanlık şebeke ile hesaplaşma vakti yakınlaşıyor. Bugün ülkemizi bölmek ve Kürdistan’ı kurmak için düğmeye basan İngiliz, Neocon grup ve İsrail, İbni Teymiye modelini AKP’ye benimsetti. AKP ve Erdoğan’ın İbni Teymiye İslam’ını referans kabul etmeleri, çözüm bekleyen sorunlara yenilerini ekledi, bundan başka herhangi bir anlam ifade etmiyor. Satıldıklarını, vatana ihanetlerini ispatlıyor.

Dünya yuvarlaktı ama buna bile inanmayan Vehhabîler diyordu ki: “Muhakkak ki gece ve gündüz, Allah’ın birer mahlukudurlar, haşa dünyanın dönmesiyle oluşmazlar.” Yahudîlikte ve Vehhabîlerde Teşbih ve Tecsimler birbirine çok benziyor. Bu nedenle İbni Teymiye, fitneci şeytanların kullanma aracıdır. İbni Teymiye gibi Allahü Teâlâ’nın cisim olduğunu, mekânı bulunduğunu, Allahü Teâlâ üzerine zaman geçtiğini söyleyen kimse de kâfirdir. Çağdaşlarından İbni Battuta diyor ki: “İbn Teymiyye’nin aklından zoru vardı.” İmâm-ı Ebül-Hasen de “İlmi aklından çok olan bir kimsedir.” dedi. Teymiye İslâm âlimlerine ve bilhâssa Hulefâ-i râşidîne karşı ahmakca itirazlarda bulunmuşdur. Aklı noksan olan kimsede irfân bulunur mu? Muhammed İzz-ibni Cemâ’a der ki: İbni Teymiyye, Allahü teâlânın dalâlete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İbni Teymiyye’nin son nefeste nasıl gittiğini Allah bilir. Biz ise zâhire bakarız. Kitaplarında bid’at ve küfür olan bir çok ifade var. İbni Teymiyye “İslam’a hizmet eden âlimlerden” biri değildir. Mücessime ve müşebbihe taifesindendir. Böyle birini övmek ve yüceltmek tehlikelidir. AKP’lilerin övmesine bakmayın, Vehhabilerin IŞİD kazığını Türk toplumuna nasıl yutturacaklarını bilemiyorlar!

Sapık din adamı İbni Teymiye’nin fikirleri ile İngiliz Casusu Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir. Kemalizm’den beterdir. Abdülvehhab oğlunun Kitab-üt tevhid ve torununun buna yaptığı Feth-ül mecid adındaki şerhde var, 250’den fazla bozuk inanışları vardır. Vehhabilerin fıkıh üstadı ve ideoloji babası sayılan İbn Teymiyye “mülhit” olarak markaladığı insanları mahkum edebilmek için her türlü yolu mübah, meşru kabul ederdi. Yeni selefiler grubu IŞİD de İbn Teymiyye gibi tahkik edilmeyen bilgilerle kendileri dışındaki her alimi bidat, şirk ve küfürle itham etmektedir. İbni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuştu, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu.

Pek çok İslam alimi İbn Teymiyye’nin sözlerinde küfür vardır” diyerek reddiyeler yazdılar. Erdoğan ve AKP, ülkemizi bu bataklığa çekiyor ama gerçek devler ve derin millet patlayacaktır. Türk toplumu Erdoğan ve ekibi tarafından dayatılan bu sapık İslam türevini kaldıramaz. “Bid’at ve Müstehâb Kabir Ziyaretleri” kitabı İmam Birgivî tarafından değil, İbni Teymiyye talebesi İbni Kayyım’ın ismi bilinmeyen başka bir talebesince yazılmıştır, kitapçılarda satması için İmam Birgivî adını istismar edip kullanıyorlar. İbni Teymiyye, “Allah için had vardır, mekanı için de bir had vardır” diyen sapıktır. Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyin kitabını yazarak bu sapkınlığı temizledi. Çünkü İbni Teymiyye’nin kitaplarını okuyanlar arasında “Allahü teâlâyı yaratıklara benzetmek” temayülü ve başka sapık görüşler de yayılıyordu. İbni Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağını  güya savunurdu, oysa ayet açıktır, ebediyen ateş onların yurdudur. Şifâu’l-Alîl’de talabesi İbnu’l-Kayyım’ın, cehennem azabının son bulup bulmayacağı konusunda İbn Teymiyye’nin yazdığı o “meşhur eser”i kaynak göstermesi münafıkca bir aldatmacadır.  Hangisidir peki?  Teymiye’nin böyle bir eseri yoktur, varsa bile sapıktır!

İbni Teymiyye’nin ve İbni Kayyım’ın fena-i nar görüşünü nasıl savunduklarını ortaya koyan yeni akademik çalışmaları da burada yazalım:

Muslim Scholarly Discussions on Salvation and the Fate of Others’ ” (Ph.D. diss.,University of Michigan, 2007) by Muhammad Hassan Khalil

Islamic Universalism:Ibn Qayyim al-Jawziyya’s Salafi Deliberations on the Duration of Hell-Fire, The Muslim World, Jan 2009 by Jon Hoover

“The Creation and Duration of Paradise and Hell in Islamic Theology.” Der Islam 2002, vol. 79, no 1, pp. 87-102 by Binyamin Abrahamov.

Şiir, kaside, naat, sanat, nesir nazım Peygamberimizi övse bile karşıdır Vehhabiler. Sebeplere yapışmaya, vesileye tevessüle şirk derler. Vehhabiler, “Arş kadimdir, Allah Arş’ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” derler. sapıktırlar! Vehhabi de Mescid-i nebeviye namaz kılmak ve selam vermek için kabre gitmesi, Hücre-i saadeti ziyarete uzak yerlerden gelmesi de yasak! Vehhabilere göre, ölüden dua, şefaat istemek, ona tapınmak olur. Bu nedenle IŞİD ve Taliban türbeleri, İslam medeniyetini yıkıyorlar. Vehhabilere göre, Resulullahı övme, Ondan şefaat isteme şirk, böyle yapan müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basarlar. Allah için adak yapmak, hayvan kesmek, bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere Evliyaya hediye etmek şirk derler!

Vehhabilere göre, Mısırlıların en büyük mabudları büyük İslam alimi Ahmed Bedevidir. Muhyiddin-i Arabi, yeryüzünün en büyük kâfiridir! Vehhabilere göre, her türbe, her alim puthanedir. Bunların çoğu Lat ve Uzza putları gibidir. Müslümanların çoğu müşrik oldu) derler. Vehhabilere göre türbelerdeki Evliyaya tevessül etmek, şirktir. Peygamberlerin ve Evliyanın mezarlarına türbe yaptırma, puta tapınmaktır. Sapık IŞİD ve Vehhabiler, bir Mezhebe uymayı kabul etmezler. Şefaate, Keramete, Tasavvufa, Alime, Sufilere, Tarikatlara asla inanmazlar. Vehhabilikten önce ölenlerin kâfir olarak öldüklerini söylüyor, zikrin sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirk diyorlar. Vehhabilik, selefilik adı altında sinsice İbahilik hızla yayılıyor. Mezhep, âlim falan tanımıyorlar. Vehhabi olmayana kâfir diyorlar. İngiliz casusu Lawrence ile gaza gelen Suud bin Abdülaziz, “Vehhabilik gelmesi ile, dininiz şimdi tamam oldu, Türklerden kurtulduk” demişti, IŞİD’in Türkmen katliamı, kalanları da yok etmek istediklerini ispatlıyor.

İfrat ve tefrit noktasında Vehhabilere itidale gelme uyarıları yapan Said Nursi’nin bazı sözleri bazı talabelerce Risaleden çıkarılmıştı. Nursi’ye göre de Vehhâbi meselesinin kökü epey derindir. Sahabe dönemine kadar gider. Hazret-i Ali (r.a.), Vehhâbilerin ecdâdı Hâricîlerle savaşmıştı. Minareyi çalan kılıfını hazırlamaya çalışsa da mızrak çuvala sığmadı. Vehhabiliğin bid’at bir fırka olduğunu Ehl-i sünnet âlimleri yazdı. Hazret-i Ali (r.a.), Vehhâbilerin ecdâdından ve çoğunluğu Necid halkından olan Hâricîlerle savaşmıştı. Nehrivan’da pek çoğunu öldürmüştü. Hz. Ali’nin Hâricîleri sert cezalandırması derinden derine onları yaralamış ve Hz. Ali’nin faziletlerini inkarla ona düşman olmuşlardı. Hazret-i Ali (r.a.) “Şâh-ı Velâyet – Velilerin şahı” ünvânını kazandı ve tarikatların çoğunluğu ona bağlandı, bu nedenle Vehhabiler Sufileri sevmezler.

Tarikatların Hz. Ali sevgisi Hâricîlerde hep nefrete yol açtı; devrimizin neo Hâricîleri olan  IŞİD ve Vehhâbiler, bugün alim, tarikat ve velâyeti inkar ediyorlar. Ehli Beyt, Hz. Ali sevgisi Anadolu mirasımızdır, Sufi kültürü topraklarımızı yoğurmuştur, Vehhabi ve Şia zihniyet baş düşmanımız oldular. Müseylime-i Kezzâb’ın fitnesiyle irtidâda yüz tutan Necid yöresi, Hazret-i Ebû Bekir’in (r.a.) devri Hâlid İbni Velid’in kılıcını tattı ve bunu hiç unutamadılar. Tarih boyu bu yüzden Necid ahalisi Hulefa-i Raşidîn’e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaat’e gücenmişlerdi. Vehhabililk burada doğdu. Necid ahalisi daha sonra hâlis Müslüman oldukları halde, yine eskiden ecdatlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlardı. İngiliz bunu çok net gördü ve kumpas planını yaptı.

VEHHABİLİK  İNGİLİZLER TARAFINDAN NASIL DOĞDURULDU!

Suudî Arabistan’ın kurucusu olan ve Muhammed bin Abdülvehhab’ın yolunu sahiplenen İbni Suud’un, İngilizlerin adamı olduğu bir gerçektir. Düşünceleri, İngiliz paraları ve İngiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri Muhammed bin Suud tarafından 18. yüzyılda desteklendi. Sapık din adamı ibni Teymiye’nin fikirleri ile İngiliz casusu Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir Vehhabiliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhabdır. İngiliz casuslarından, Hempher’in tuzağına düşerek, İngilizlerin (İslamiyet’i imha) etmek çalışmalarına 17. yüzyılda alet oldu.

Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Mekke’nin müftisi ve reis-ül-uleması ve Şafii şeyhul-hutebası idi. Birçok eserleri olup, (Hülasat-ül-kelam fi beyani umerail beledil-haram), (Firreddi alel-vehhabiyyeti-etba-ı mezhebi İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye) kitaplarında Vehhabilerin içyüzlerini açıklamakta, yanlış yolda, sapık olduklarını âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle göstermektedir.

Yusüf Nebhani’nin (Şevahid-ül-hak) kitabında, ikinci Abdülhamid hanın bahriye mirlivası [amirali] Eyyub Sabri Paşanın (Tarihi Vehhabiyan) ve (Mirat-ül-Haremeyn) kitaplarında da iç yüzleri yazılıdır.
İbni Abidin’in üçüncü cildinde bagileri anlatırken ve (Nimet-i İslam) kitabının nikah bahsinde, Vehhabilerin ibahi yani dinsiz oldukları açıkça yazılıdır. bni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Vehhabiler, kendilerini Müslüman sayıp, vehhabilere muhalif olanların müşrik olduğuna inanırlar. Bundan dolayı Ehl-i sünneti ve Ehl-i sünnet âlimlerinin öldürülmesini mubah görürler. (Redd-ül-muhtar)

Nimet-i İslam kitabını her yerde bulmak mümkündür. Bu kitapta Hıristiyan ve Yahudi kadınlarla evlenmek caiz olduğu bildirilirken Vehhabilerle evlenmenin caiz olmadığı bildiriliyor. Şirk sebebiyle muharremattan olanlar bahsinde bâtıniyye ile evlenmenin haram olduğu bildirildikten sonra, 1 numaralı dipnotta deniyor ki: (Bâtınıyye ki, onlara Talimiyye ve İsmailiyye ve İbahiyye dahi denir. Son asırlarda onlar vehhabiyye ismini almışlardır Ve din kisvesi içre, öteden beri dinsiz oldukları halde ehl-i dine ihanet ede gelmişlerdir.)

Nimet-i İslam kitabı, herkes tarafından en sahih ilmihal olarak kabul edilmektedir. Mezhepsizler bile bu kitabı övmektedir. Mezhepsizliği savunmak için (Mezhepsizlik Yaygarası) isimli kitap yazan müteveffa Ahmet Gürtaş bile, adı geçen yaygarasında Nimet-i İslam için “Şaheser” tabirini kullanmıştır. İbni Âbidin hazretlerinin Redd-ül-muhtar kitabı ise en sahih, en kıymetli fıkıh kitabıdır.

İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır. Bu kitabı, www.hakikatkitabevi.com adresinden okuyabilir ve temin edebilirsiniz. Mirat-ül-Haremeyn kitabının basıldığı 1888 senesinde Necd emiri, Abdullah bin Faysal idi. Aşağıdaki bilgilerin çoğu Mirat-ül-Haremeyn’den alınmıştır:

Mehmed’in babası Abdülvehhab, iyi bir müslüman idi. Bu ve Medine’deki âlimler, Abdülvehhab oğlunun sözlerinden, yeni bir yol tutacağını anlamış, herkese, bununla konuşmamasını nasihat etmişlerdi. Fakat, Abdülvehhab oğlu, 1738 senesinde Vehhabiliği ilan etti. İngilizlerin siyasi ve askeri yardımları ile, Arabistan’a yayıldı. Vehhabilere inanan Deriyye hakimi Abdülaziz bin Muhammed bin Suud ilk olarak 1791 senesinde, Mekke emiri şerif Galib efendi ile harp etti. Daha önce, vehhabiliği gizlice yaymışlardı. Sayısız müslümanları öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını almışlar ve işkence etmişlerdi.

Abdülvehhab oğlu, Beni Temim kabilesindendir. 1699 senesinde Necd çölündeki Hureymile kasabasında, Uyeyne köyünde doğmuş, 1791’de Deriyye’de ölmüştü. Önceleri ticaret için Basra, Bağdat, İran, Şam ve Hind taraflarına gitmiş, çok zeki ve bozguncu sözleri ile (Şeyh-i Necdi) adını almıştı. Dolaştığı yerlerde çok şeyler görmüş, şef olmak düşüncesine kapılmıştı. 1713 senesinde, Basra’da tanıştığı ingiliz casusu Hempher, Abdülvehhab oğlunun devrim yapmak arzusunda olduğunu anladı. Bununla uzun zaman arkadaşlık yaptı. İngiliz Sömürgeler Bakanlığından aldığı hile ve yalanları buna telkin etti. Abdülvehhab oğlunun bu telkinlerden zevk aldığını görünce, yeni bir din kurmasını teklif etti. Bu yeni dinin esaslarını ona bildirdi. Casus da, Abdülvehhab oğlu da aradıklarına kavuşmuş oldular.

Yeni bir din kurmak için, önce Medine’de, sonra Şam’da, Hanbeli âlimlerinden okudu. Necde dönünce köylüler için küçük din kitapları yazdı. Bu kitaplara, ingiliz casusundan öğrendiklerini ve Mutezile ve başka bid’at fırkalarından aldığı bozuk düşünceleri de karıştırdı. Köylülerin çoğu buna tâbi oldular. İslamiyet’i içerden yıkmak için, İngiltere’de kurulmuş olan (Sömürgeler Bakanlığı), bu hâli, Necd şeyhi olan (Muhammed bin Suud)a bildirdi. Çok para vererek ve siyasi, askeri yardımlar vaat ederek, Abdülvehhab oğlu ile işbirliği yapmasını temin etti. Arabistan’da hasebe ve nesebe çok ehemmiyet verirlerdi. Kendisi ise, cahil olduğundan, Abdülvehhab oğlu Vehhabilik adını verdiği bu sapık inancı yaymak için, Muhammed bin Suudu maşa olarak kullandı. Kendisine (Kadı), Muhammed bin Suuda (Hakim) ismini taktı. Kendilerinden sonra da, çocuklarının bu makama geçmelerini temin eden bir anayasa yaptırdı.

Abdülvehhab oğlu, önceleri Medine’de okurken, Medine’nin salih, temiz âlimlerinden olan babası Abdülvehhab ve kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab ve kendisine ders okutan hocaları, bunun sözlerinden ve davranışlarından ve sık sık söylediği düşüncelerinden bunun ileride İslam dinini içeriden yıkacak bir sapık olacağını anlamışlardı. Kendisine nasihat verirler ve müslümanlara, bundan sakınmalarını söylerlerdi. Fakat, korktukları çabuk meydana geldi. Düşüncelerini Vehhabilik adı ile açıkça yaymaya başladı. Cahilleri, ahmakları aldatmak için İslam âlimlerinin kitaplarına uymayan yeniliklerle, dinde reformculukla ortaya çıktı. (Ehl-i sünnet vel-cemaat) mezhebinde olan doğru müslümanlara kâfir diyecek kadar taşkınlık yaptı. Peygamberimizi ve başka Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek, Allahü teâlâdan bir şey istemeye ve bunların kabirlerini ziyaret etmeye şirk dedi.

Abdülvehhab oğlunun, ingiliz casusundan öğrendiğine göre, bir kabir başında dua ederken, meyyite karşı söyleyen, müşrik olurmuş. Allah’tan başka bir kimse veya bir şey için, yaptı demek, mesela, Falanca ilaçtan fayda oldu veya Peygamber efendimizi veya bir Veliyi vasıta yaparak istediğim oldu diyen müslümanlar müşrik olurmuş. Abdülvehhab oğlunun, bu sözlerine vesika olarak ortaya attığı şeyler, hep yalan ve iftira ise de, cahil halk, doğruyu eğriden ayıramadıkları için sözleri, işsizlerin, çapulcuların, bilhassa Deriyye hakimi Muhammed bin Süud’un hoşuna gitti. Cahiller ve vurguncular, taş yürekliler, Abdülvehhab oğlunun sözlerine hemen yanaştılar. Doğru yolda olan halis müslümanlara kâfir dediler.

Abdülvehhab oğlu, düşüncelerini kolayca yayabilmek için, Deriyye hakimine başvurunca, o da topraklarını genişletmek ve kuvvetlerini arttırmak için ve Londra’dan aldığı emirleri yaymak için, Abdülvehhab oğlu ile seve seve işbirliği yaptı. Onun fikirlerini her tarafa yaymakta bütün gücü ile uğraştı. İnanmayıp karşı duranlarla harp etti. Müslümanların mallarını yağma etmek, canlarına kıymak helal denilince, çöldeki vahşiler, soyguncular, Muhammed bin Suud’a asker olmak için yarış ettiler. Suud oğlu ile Abdülvehhab oğlu el ele vererek, vehhabiliği kabul etmeyenlerin kâfir ve müşrik olduklarına, kanlarını dökmek ve mallarını almak helal olduğuna 1730 senesinde karar verip, 1738 yılında vehhabiliği ilan ettiler. Buna göre, Abdülvehhab oğlu, otuziki yaşında bozuk fikirleri yaymaya başlamış, kırk yaşında ilan etmiştir.

Mekke-i mükerreme şafii müftüsü Esseyyid Ahmed bin Zeyni Dahlan, El-Fütuhat-ül-islamiyye kitabının 2.cüz 228.sayfasından başlayarak, Fitnet-ül-vehhabiyye başlığı altında bunların bozuk inançlarını ve müslümanlara yaptıkları işkenceleri anlatmaktadır. Bunun 234.sayfasında diyor ki: “Mekke’deki ve Medine’deki Ehl-i sünnet âlimlerini aldatmak için, buralara kendi adamlarını gönderdiler. Bu adamlar, İslam âlimlerine cevap veremediler. Cahil ve sapık oldukları anlaşıldı. Kâfir olduklarını ispat eden bir karar yazılıp her tarafa gönderildi.”

Hicaz’da bulunan dört mezhep âlimleri ve bunların arasında Abdülvehhab oğlunun kardeşi Süleyman efendi ve kendisine ders okutmuş olan hocaları, Abdülvehhab oğlunun kitaplarını inceleyerek, İslam dinini yıkıcı, bozguncu yazılarına cevaplar hazırladılar, sapık yazılarını çürüten kuvvetli vesikalarla kitaplar yazarak, müslümanları uyandırmaya çalıştılar. Süleyman bin Abdülvehhab’ın, kardeşine karşı yazdığı kitabın ismi, Savaık-ul ilahiyye firreddi alel-vehhabiyye’dir.

Bu kitaplar onları gafletten uyandıramadı. Müslümanlara karşı olan düşmanlıklarını arttırdı ve Muhammed bin Suud’un müslümanlar üzerine saldırmasına, akıtılan kanların çoğalmasına sebep oldu. Bu adam, (Beni Hanife) kabilesinden olup, Müseyleme-tül Kezzabın peygamberliğine inanmış olan ahmakların soyundan idi. Muhammed bin Suud, 1765 senesinde ölünce, oğlu Abdülaziz yerine geçti. Abdülaziz bin Muhammed bin Suud, 1803 senesinde, Deriyye camiinde, bir Şii tarafından, karnına hançer sokularak öldürüldü. Bundan sonra, oğlu Suud bin Abdülaziz vehhabilerin şefi oldu. Arabları aldatmak, sapık inançlarını yaymak için müslümanların kanını dökmekte, üçü de, birbiri ile yarışırcasına çalıştılar.

Vehhabilerin ve mal, mevki ele geçirmek için bunların arasına karışan cahil, vahşi kimselerin, Taif’de, Mekke ve Medine’de ve diğer yerlerdeki müslümanlara yaptıkları işkenceler ve kadınların, çocukların barbarca öldürülmeleri, Ahmed bin Zeyni Dahlan’ın Hulasat-ül-kelam kitabında ve Eyyub Sabri Paşanın 1879 senesinde basılmış olan Tarih-i Vehhabiyan ve Mirat-ül-Haremeyn kitaplarında uzun yazılıdır. Yüreği dayanabilenler oradan okuyabilirler. Bunların, Osmanlı devleti tarafından nasıl cezalandırıldıkları ve birinci cihan harbinden sonra, ingilizlerin bol para ve silah yardımı ile tekrar nasıl devlet kurdukları da yazılıdır.

Vehhabiler, cahil Müslüman Arapları inandırmak için, Ahkaf suresinin 5.âyet-i kerimesini, Yunus suresinin 106.âyet-i kerimesini ve Rad suresinin 14.âyet-i kerimesini vesika olarak ileri sürmüştür. Halbuki bunlara benzeyen, daha birçok âyet-i kerimeler vardır. Bu âyet-i kerimelerin hepsi, puta tapan kâfirleri, müşrikleri bildirmek için gönderildiğini, tefsir âlimleri sözbirliği ile beyan buyurmuşlardır.

Abdülvehhab oğlunun düşüncelerine göre, bir müslüman, Peygamber efendimizden veya başka Peygamberlerden yahut Velilerden, Salihlerden birinin kabrinin yanında veya uzakta iken bundan (istigase) etse, yani sıkıntıdan, dertten kurtulması için yardım istese, yahut o zatın ismini söyleyerek şefaat etmesini dilese, yahut kabrini ziyaret etmek için gitmek istese, o müslüman müşrik olurmuş. Allahü teâlâ, Zümer suresinin üçüncü âyetinde, puta tapan kâfirleri bildirmektedir. Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek dua eden müslümanlara müşrik diyebilmek için, bu âyet-i kerimeyi ileri sürüyorlar. Müşrikler de putların yaratıcı olmadığına, her şeyi Allahü teâlânın yarattığına inanıyorlardı diyorlar. Hatta Ankebut suresinin 61. ve Zuhruf suresinin 87. âyet-i kerimesinde mealen, (Bunları kimin yarattığını, onlara sorarsan, elbette Allah yarattı derler) buyuruldu. Allahü teâlânın da böyle buyurduğunu söylüyorlar. Kâfirler böyle inandıkları için değil, Zümer suresinin 3.âyetinde bildirilen, (Allah’tan başkalarını dost edinenler, onlar Allahü teâlâya şefaat ederek bizi yaklaştırırlar derler) meali şerifini söyledikleri için kâfir ve müşrik oluyorlar, diyorlar. Peygamberlerin, Evliyanın kabirlerinden şefaat, yardım isteyen müslümanlar da, böyle söyleyerek müşrik oluyorlarmış.

Abdülvehhab oğlunun, bu âyet-i kerimeyi ileri sürerek, müslümanları kâfirlere, müşriklere benzetmesi, çok çürük, ahmakça ve gülünç bir şeydir. Çünkü, kâfirler, şefaat etmeleri için putlara tapınıyorlar. Allahü teâlâyı bırakıp, dileklerini yalnız putlardan istiyorlar. Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed aleyhisselama ve getirdiği İslam dinine inanmıyorlar. Biz Müslümanlar ise, Allah’a ve Resulüne iman ediyor, getirdiği İslam dinine inanıyoruz. Zaten buna iman ettiğimiz için müslüman oluyoruz. İman edenler ile putlara tapan müşrikler hiç mukayese edilebilir mi? Hiç birbirine benzetilebilir mi? Üstelik bu müşrikler, Peygamber efendimize iman etmemekle kalmayıp, Ona ve iman eden müslümanlara her türlü eziyeti yapmış, sayısız harpler etmişlerdi. Biz, Peygamberlere, Evliyaya tapınmıyor, her şeyi yalnız Allah’tan bekliyoruz. Evliyanın vasıta, vesile olmasını istiyoruz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen en sevgili kul, en büyük Peygamber Muhammed aleyhisselamın şefaat etmesini istiyoruz.

Kâfirler, putlarının diledikleri gibi şefaat edeceklerine, her dilediklerini Allah’a mutlaka yaptıracaklarına inanıyorlar. Biz Müslümanlar ise, Allahü teâlânın, sevdiği kullarına şefaat için izin vereceğini, sevdiklerinin şefaatlerini ve dualarını kabul edeceğini, Kur’an-ı kerimde bildirdiği için, Kur’an-ı kerimde bildirilen bu müjdeye inandığımız, iman ettiğimiz için, Allahü teâlânın sevgilisi olan yüce Peygamberimizden, sevgili kulları Evliyadan şefaat ve yardım istemekteyiz.

Kâfirlerin putlara tapınması ile, müslümanların Evliyadan yardım istemeleri birbirine benzetilemez. Bir müslüman ile bir kâfir, görünüşte hep insandır. İnsanlıkları birbirlerine benzemektedir. Fakat, müslüman, Allahü teâlânın dostudur. Sonsuz Cennette kalacaktır. Kâfir olan ise, Allahü teâlânın düşmanıdır. Sonsuz Cehennemde kalacaktır. Görünüşte birbirlerine benzemeleri, hep aynı olacaklarına senet olamaz. Allahü teâlânın düşmanı olan putlara, heykellere yalvaran ile, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine ve veli kullarına yalvaranlar, görünüşte benzeyebilirler. Fakat, putlara yalvarmak, Cehenneme götürür. Peygambere ve Evliyaya yalvarmak ise, Allahü teâlânın af etmesine, merhamet etmesine sebep olur. (Allahü teâlânın sevdiği kulları hatırlanırsa, Allahü teâlâ merhamet eder) hadis-i şerifi meşhurdur.

İbni Hacer-i Hiytemi’nin Minhac şerhi olan Tuhfe kitabına haşiyeleri ile meşhur Muhammed bin Süleyman şafi’i, Abdülvehhab oğlunun bozuk ve sapık bir yolda olduğunu, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış manalar verdiğini, vesikalarla ispat etmiştir.
Kitabında şöyle demektedir:
“Ey Abdülvehhab oğlu! Müslümanlara dil uzatma, sana Allah rızası için nasihat ediyorum. Allah’tan başka yaratıcı olduğunu söyleyen varsa, ona doğruyu bildir! Vesikalar göstererek onu doğru yola çevir! Müslümanlara kâfir denilemez! Milyonlara kâfir dememek için, bir kişiye kâfir demek daha doğru olur. Sürüden ayrılan koyunun tehlikede olduğu muhakkaktır. Nisa suresinin (Doğru yol gösterildikten sonra, Peygambere uymayan, imanda ve amelde müminlerden ayrılan kimseyi, küfür ve irtidadda bırakır ve Cehenneme atarız) mealindeki 115. âyet-i kerime, Ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılmış olanların halini göstermektedir.”

Ecdadıdımız Vehhabi teröristlerini isyana sevk edenleri İstanbul’da asarak cezalandırdı. Bugünün Vehhabilerinin devleti ele geçirdiğini  ve oyuncakları olduklarını ecdadımız mezarından kalksa ve görse kahrından kıyamete kadar bir daha uyanıp gözünü açmazdı! Tükürürdü yüzlerine hayasızların ve bu vatanı size Vehhabi ve Şia terörizmine dayakcı, destekci olasınız diye mi emanet ettik derlerdi! Emin olunuz! İbni Teymiye ve İbni Arabi savaşı yaşanıyor ama mücadeleyi her zaman kalplerin sultanı İbni Arabiler, Mevlanalar, Gülenler kazanmıştır.

farukarslanlogo

Clip to Evernote
Yorum Yok

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi