Sufi aksiyoner adanmıştır!

Sufi aksiyoner adanmıştır!

Fethulah Gülen Hocaefendi, Sufizmi insani bir sevgi, aşk ve barış için çözüm olarak görür. Diyalog çalışmaları ile tüm dünyada barışcıl bir dünya modeli sunuyor. Sufizm, kendine özgü kalp merkezli metotları, prensipleri, kuralları olan İslami bir bilimdir. Saflaşarak kalpte Allah’a bir yönelmedir. Mevlana’dan farklı olarak Gülen’e göre, ilahi aşk ve tecellileri müşahade kamil insan olmaya yetmez, Sufi Allah’ı anlatmalı, yaşadığı toplumda aksiyoner ve faydalı olmalıdır.

Batılıların anladığı dini yaşamdan uzak şekilci Sufizm’den Gülen’in anlayışı çok farklıdır. Sufi veya Sofi, Sufizmi takip eden demektir. İslam’in özlü sözünü temsil, hal dili ile yaşayandır. Gülen’in yazılarında ve konuşmalarında görülen dört ana kaynağa sıkca atıfta bulunur. Bunlar: Kur’an, Hz. Muhammad (sas), kainat kitabı ve vicdan. Bu dört unsur tevhid ile Allah’a iman yetmeye yeterli delili barındırır. Müslüman olmasa bile vicdan ile aklı Allah’ı bulabilir.

Gülen, egonun terbiyesiyle bireyin gerçek özgürlüğe ve yüksek insan kalitesine kavuşacağına inanır. Saflaşma ve temizlenme için kalp önemlidir. Manevi kalp hasta ise beden ve ruh hastadır. Gülen, üstadı Said Nursi’nin Sufizm fikrini yaşayarak hepimize sahabe tarzı tarikatsız Sufiliği tanıttı. Sufiler ruhsal gelişimleri sırasında arayışta olan ve başkalarını yaşatmak için yaşayan adanmış ruhlardır.

Koreli Kim, Gülen Hocaefendi’nin Sufilik anlayışı ile ilgili 440 sayfa doktora tezi yazdı: Yesevi, Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş Veli yoludur. Kim’e göre Gülen Hocaefendi Sufililik karakteristiği postmodernitede çağın idrakına dört ana reform sunmaktadır: “İslami Ruhsallık”, “Sufi tarikatlar olmadan Sufizm”, “Sosyalleşerek Katılımcı Sufizm” ve “Diyaloğlu Sufizm”.

Gülen Hocaefendi 1991’de İstanbul çetele şampiyonu olduğum için bir kitabına, 1993’de cevşenime aynı şeyi yazmıştı: “Batılı hakdan ayıransın.” Kısaca, “Batılın hakdan ayrılmasındaki dava arkadaşım ve dava kardeşim” ifadelerini kullandı, “mümtaz ve mübazzel” olarak kişliğimi niteledi. Bugün kırılma noktasında iman ile küfürü ayırmak gerek diyerek karakterimin gereği gibi davranıyorum.

“Bir soğan soyuluyor gözler yaşarıyor, bir devlet soyuluyor yaşarmıyor gözleri eşeklerin, öküzlerin” diyen kaymakam şair Eşref’e bayılırım. Molla Nasreddin’i 120 yıl önce çıkartan Azeri Mirza Elekber Sabir ile aynı çizgide yazıyorum. Oda kim diyorsunuz değil mi? Şeyh Google’da atama yapın ve öğrenin. Hiciv, satirik konuşma tekniği Sufilerin uyandırma aracıdır. Uyku hapını fazla atmışları, devlet büyüsü hapı yutup içmeden sarhoş oanlara 2 yıl tokmak cezası verdim. Bir mizah dergisi çıkarsam adı Molla Nasreddin olurdu, Erdoğan ülkeyi Selçuklu yıkıldığı dönemdeki gibi satirik hale getirdi, hicivlik olduk, Erdoğan bol bol malzeme veriyor. Ne zaman susacağımı, normale döneceğimi merak edenlere, ‘zulüm sona erdiği zaman’ diyorum, o zaman abi demek ki hiç susmayacaksın ki diyorlar. Gülüyorum, zulüm devam etmez.

Tevazunun enaniyetini yapmaktan çakma politika yapıp riyakar olmaktansa hiç olmadığın gibi olmamak iyidir. İğneli laflarım kibirden değil. İki Müslüman tipinin savaşını izliyoruz!

İslam düşmanları siyasal İslam, IŞİD, Taliban, Vehhabi, Şia anlayışı ile müslümanları ajite ediyorlar ve Batı’da medyada ‘işte barbar müslümanlar, hepsi aynı’ diyorlar. İslam düşmanları, her zaman Hariciye, Cebriye, Selefi Vehhabilerle, siyasi Şiileri kullanarak dış komplolar kurarlar. Yesevi, Mevlana Yunus modeli tüm dünyaya sunan Gülen, diyalog, eğitim ve Kimse Yok Mu gibi kurumlarla İslam’ı ve Türkiye’yi vicdanı kirlenmemiş insanlara sevdiriyor.

İnsanlar zulmeder ama kader adalet eder. Dershaneler yüzünden “neocon karanlık şebeke”nin ülkemizde fitne çıkaracağını Gülen 15 yıl önce bir sohbetinde söylemişti. Dershaneler, yıllarca fakir ve garip, öteki yapılıp dışlanmış müslüman Anadolu çocuğunu edepli, ahlaklı ve eğitimli hale getirdi, elbette devlete de soktu. Süfyanizm’in belini böyle kırdı, AKP kılığına giren Süfyanizm Oligarşisi’nin Erdoğan’ı kullanarak yıkmak istediği 40 yıllık kazanımlardır.

Bu cumhuriyet oligarşisine karşı sadece solcular ve Hizmet bir devlet burjuvazisi yetiştirmeyi başardı. Süfyanizm, Hizmet’i devletten tasfiye ediyorsa yerine solcu burjuvazisiyi getirecektir. Çünkü Milli Görüş’ün yetiştirdiği siyasi İslamcılar, her iki gruba da benzeyemedi. Kendi cemaatlerini kurma stratejisi toplum tabanında iticidir, halkımız devletten nemalanarak, haram yiyerek sivil toplum cemaatı kurulamayacağını bilecek kadar basiretlidir. Erdoğan’ın ve AKP’nin desteklediği IŞİD’in fitne ordusu ahirzaman hadislerinde var. Bu fitnecileri, “asma kesme, ona buna kafir, münafık, hain deme, kaba sabalık” olarak tanımlayan Cübbeli Ahmet Hoca hadislere ışık tutan sohbetinde durumu ahvali net izah etti.

Süfyanizm, yıllarca topluma “Malkoçoğlu Müslümanlığı”nı pazarladı. AKP ve Erdoğan’ın mantığıyla uyuşan bir noktada, ortak paydada birleştiler. Muta olayları, 2. eşler, cariyeler gibi zafiyetleri tepe tepe kullanan Süfyanizm Oligarşisi, “kılıçla vur devir, çal çırp, ganimet topla, güzel Macar huri gördün mü yatağa at, intikam al, nefret et dur, kinci ol ama namazlaşma Ramazanlaşma olmasın” taktiği izledi ve bu ahlaki erozyan “AKP Müslümanlığı”na yapıştı.

“Bir insanda iman kamil noktada ve tahkiki, yani hakiki ise kainata meydan okuyabilir” diyor Said Nursi. Kalbi konuştu, AKP ve Erdoğan gibi çakma siyaset izlemedi. Tefekkür bir şeyle yeni şey arasında irtibat kurabilmedir. İlim adamı olmak bir şeyi nakletmek değildir. Erdoğan şeyi kullanmayı çok sevdiği için şeylerle izah ediyorum ki, okumadan alim olanlarda ikna olsun… İman ve ahlakla insana eşit bakma olan öz İslam’ı öneren Sufi anlayış yerine herşeye şekilci yaklaşan görüntü müslümanlığını AKP moda yaptı. “Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal” diyor Nursi. Kuran’ı ve Sünneti yeni dünya düzenine uyduracak ortak akıl ve müçtehidler lazım.

Toplum ve toplumsal kurumlar bağımsız düşünceyi engeller. Tüm insanlar fikren cesur olamaz, özgür düşünce sansürsüz cins beyinlerden çıkar. Kalp gözü açılınca düşünce ateşi parlar. Akli ve nakli ilimlerin birbiriyle örtüştüğünün farkına varır. Zahiri doğru bir şekilde yorumlar. Nasıl bir Sufi olduğumu soruyorlar. Ebu Dücane, Ebu Derda, Ebu Zer Gifari, Vuslati, Hayrati, Şeyh Galip, Nesimi, Nizami Gencevi, Sarı Saltuk, Niyazi Mısri, Behlül Dana, Muhyiddin Arabi ve Şemsi Tebrizi tarzında bir Sufiyim; zulme asla rıza gösteremem, ortak olamam. Çıtam oldukca yüksek olabilir, enaniyet veya kibir yapmıyorum, bir başkası değil kendim olmaya çalışıyorum.

farukarslanallahlogo

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi