Savaş korosu ve hırsız kim Efendi!

Savaş korosu ve hırsız kim Efendi!
Dört gündür sitem MİT’in yan kuruluşları Ankara EGM Bilgi İşlem ve Çizgi Bilgi İşlem Merkezi’nin cyber saldırısına uğradı ve devre dışı bırakıldı. Yeni Şafak, Star, Sabah, Takvim, Akit başta olmak üzere hükmettikleri gazete ve televizyonlarda, psikolojik savaş amaçlı açılan sitelerde AKP devletinin tek taraflı kara propoganda savaşı yürütülüyor. Sosyal medyada,özellikle twitter’da binlerce maaşlı veya AKP davası şuuruyla ücretsiz çalışanlar inanılması güç bir partizanlıkla gerçekleri tersinden gösteriliyor. Demokrat sandığımız köşe yazarları devşirilmiş; kimliklerini, kişiliklerini, itibarlarını yitirmişlerin sayısı her geçen gün artıyor. Belkide postu kurtarmak veya bilmediğimiz sebeplerden dolayı resmen derin devletin devlet sandıkları güç merkezine, en hafif ifadesiyle saf değiştirmeye zorlanmış, biraz daha ağır tabirle “satılmış” durumdalar. Daha dün askeri vesayetin, 28 Şubatcıların yaptığı kara görevi icra etmek için ukbasını yakan muhafazakarlar işe alınmış ve ortak düşman belirlemişler: Fethullah Gülen Hocaefendi, the cemaat veya camia…
İçininizde doğruyu yanlışı göstren Hakkı hakkaniyeti anlatan bulunsun diye bilinen ayet ve hadislere inat, günah keçisi yapılan masum alperenler güya hükümeti yıkmaya çalışan global Yahudi çetesi, İsrail, ABD’deki Yahudi lobisi veya MOSSAD’a çalışıyorlarmış. İftiranın, nifakın, fitnenin böylesi ne görüldü nede duyuldu. Ülkemize sanki başkanlık sistemi gelmiş, kuvvetler ayrılığı ilkesi sona ermiş, demokrasi rafa kalkmış, cadı avı başlamış, fişlenen halkımızın dindar kesimi devletten temizleniyor. 28 Şubat, yeşil kadrolar tarafından yürütülüyor. Kendisine “Efendi” denilen liderimiz, sanki halifelik, Mehdiyet makamının sahibi olmuşta tek adamlık despotluğu kral gibi sivil toplumu boğuyor. Basın ve ifade özgürlüğünden tutunda demokratik bir ülkede olması gereken nice haklar ayaklar altında çiğnenirken, aydınlarımız kış uykusuna yattı.
Kimdir bu savaş korosu, kimdir savaşın tarafları, kimdir vatan evlatlarını biçenler ve kime hizmet ediyorlar? Bu anlamsız kavgada bir tuhaflık yok mu? Neden herkes camiayı suçluyor, “sonunuz kötü olur” diyorda, oyunu oynatanı göremiyor? AK Parti ile camia arasında kara kedileri sokan Türkiye’nin geleceğini karartmak, önünü kesmek istiyorda, bunun tek çaresi kazanının olmayacağı bu fitne değil mi? 12 yıllık iktidarını camianın desteğine borçlu olan AK Parti, aklını peynir ekmekle mi yedi de ayağına kurşun sıkıyor? Veya camia, böylesine yüksek bir oy ile iktidara gelmiş güçlü bir iktidara açıktan savaş açmış görüntüsü ile Hizmet hareketinin kredisini tüketmeyi neden göze alıyor? Oysa biliyoruz ki, itibarı sarsılmasın diye camia, nice fertleri toplumun felahı için gözyaşlarına bakmadan bir çırpıda feda edebilir. Tasfiye edilme riskini Hocaefendi göze alıyorsa, sulhu seven biri olarak daha büyük bir tehlike görüyorsa, bu işin içinde mutlaka gayretullaha dokunmaya gidişat vardır.
Hizmet hareketini hep öven hemde döven Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, neden “örgüt”, “paralel devlet”, “bana itaat etmiyorlar” diyerek dünyanın 160 ülkesinde İslam davasının yeryüzü mirasçıları olan fedakar, cefakar Türk insanını göz göre göre ateşe atıyor? Hizmet hareketi içinde “derin bir damar”, “örgüt” arayan Erdoğan, asıl operasyonun AK Parti’ye yapıldığını göremeyecek kadar neden basiretten yoksun hale geldi? Erdoğan iyi ise, çevresindeki danışmanlar mı kötü? “Yoksa sen artık devletsin, bedeli camiayı bitirmekten geçer” diyen Özel Hareketler Komutanlığı’nın (ÖKK) dolmuşuna Erdoğan’da mı bindi? MAKcı denilen Özel Harbin birimleri, AK Parti ve cemaatlerin içine sızarak camiaya karşı yürüttükleri akıl almaz savaşta vatanlarına mı çalışıyorlar yoksa CIA, MOSSAD, BND, MI5 gibi yabancı istihbaratların nüfuz ajanlığını mı yapıyorlar? Fitne korosu kimler?
Sorular çok, cevapları ise aslında vicdan sahibi olan, kalbini karartmamış herkesin anlayacağı kadar basit: Türkiye’yi bölme operasyonu başladı. Önce Gezi olaylarıyla halkı kutuplaştırıp, ayrıştırıp, kamplara böldüler, nefret ve kin büyütüldü. Liderin yüksek egosu ve padişahlığa özenmesini iyi analiz eden, neye nasıl tepkiler verdiğini hesap ederek fitneler çıkartan kara şebeke, halkımızın aşırı milliyetçilik ve aşırı devletçilik temayülünü de mükemmel kullanıyor. “Yakoben”, “despot” bir istihbarat ve istibdat devletinin “yeni Türkiye” diye satılması tam bir illüzyon olsa gerek. Medya’da onlarca gazeteci ve köşe yazarı işini kaybetti. 28 Şubat sürecinde derin askerlerin bile yapamadığı zulmü, sivil bir iktidarın reisi gayet normalmiş gibi yaptı, medya susturuldu, satın alındı, devşirildi. Hizmet camiası çok ustaca yalnızlaştırıldı, Zaman ve Bugün gazete ve ilişkili televizyonları ile sınırlı marjinal bir medya azınlığına sıkıştırıldı. Devletin kılcal damarları ile oynandı, bileğinin hakkı ile bürokraside yer edinmiş Anadolu evlatları fişlendi, tasfiye edildi ve bu zulmü yaparken “devleti habis unsurlardan koruma” gibi absürt bir bahane uyduruldu. Hizmet hareketi bir tarikat, lideride bir tarikat şeyhi olmadığını yüzlerce defa ifade etmesine rağmen Camia üyeleri, şeyhine itaat eden tarikat mensupları seviyesine indirgendi. Bu gerekçeyi uyduranlar, YAŞ kararları veya irtica bahanesi ile ordumuzdan atılan onbine yakın Anadolu evladını benzer mantıkla kapı önüne koymuştu. AK Parti, aynı zulme ortak olarak son 10 yılda yapmış olduğu devrimi çöpe attı.
AK Parti’ye bu kadar yanlış zorla mı yaptırılıyor? Halkın kafasındaki temel soru budur. AK Parti seçmeni, yapılan hırsızlık, hortumculuk, rüşvet, kamu malını çarçur etme, israf, zımmetine para geçirme gibi onlarca suçu görmezden geliyor veya bizimkiler yapıyorsa doğrudur havasında. Camiayı başta İsrail ve ABD olmak üzere Yahudilerin “truva atı” olmakla suçlayanlar, AK Parti’de devlet kaymağını yiyen tabakanın kimlerle iş tutupta 12 sene içinde bu kadar zenginleştiğini sorgulamıyor. Yahudi lobisinin iki devi Rothchild ve Rockyfeller ailesinin 50 milyar dolar yakın parasını ülkeye sokan, büyük inşaat ihalelerini hazine garantisi ile İsrail devletinin ana koruyucu derin gücü bu şirketlerin yan kuruluşlarına altın tepside sunanların, camiayı İsrail ve ABD’ye çalışmakla suçlaması tek kelime ile iki yüzlülük ve arsızlıktır. Yahudi paraları ile kirlenen, kamu hakkına giren, masayı, kasayı, nisayı götürenlerin yaptıkları ahlaksızlığı örtbast etmek için tertemiz kalmayı başarmış camiayı meze yapmaları utanmazlıktanta öte bir densizlik. Çünkü sadece kul hakkına değil cemaat hakkında da girdikleri için ahirette hesap vermeleri için tüm camia mensuplarından helallık dilemeleri gerekir. Kamu hakkı yemek yetim hakkı yemekle eşdeğerde günah olduğuna göre, ayet ve hadislerde bu büyük günahın cezası zaten ateştir.
AK Parti’nin İran ile yoğun ilişkilerini bugüne kadar ideolojik, duygusal, doğu bölgemizin kaçak ticareti ilee ayakta kalmasına katkı olarak gördüm. İran’dan getirilen, muta nikahı ile haremlerine aldıkları 5000’e yakın Fars kadınını cinsel tercihleri yada özel hayatları olarak görmekle birlikte ajanlık faaliyetine engel olmadıkları için MİT’i kınamakla yetindim. Meğerse olay sadece duygusal, cinsel ve ideolojik değilmiş! Son dört yılda İran’dan gelen karşılıksız sıcak para 30 milyar dolar, Halk Bankası’nın fatura ibraz edilmeden kanunsuz olarak aldığı transfer ücreti 150 milyon dolar, sadece banka müdürünün evinde yakalanan 4.5 milyon dolar. “Ambargoyu deldik, gaz aldık, birazda rüşvet aldık” denilerek büyük yolsuzluk operasyonunun sulandırılmasını kanıksayan kalem erbabına “yuh olsun” diyorum. Bu ortaya çıkan “yağma Hasan’ın küçük bir böreği.” Peki dev inşaat ihalelerinde alınan rüşvetler, komisyonlar, Hazine garantisini peşkeş, belli firmalara devlet piyangosuna ne diyeceğiz. Bunlarda AK Partili kaymak yiyicilerin devletimizi çok güzel idare ettikleri için hak ettikleri helal kazançlar mı? Hadi bizi kandırdınız, Allah’ı nasıl kandıracaksınız?
“Kabadayılık”, “mertlik” havası taslayan liderimizin bir soruya daha cevap vermesi gerekiyor. Aldığım istihbarata göre, MİT, Reza Zehrab ile bakanlar arasındaki ilişkileri daha önce Erdoğan’a bildirdi. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda adı geçen tüm şüphelilerle ilgili MİT de teknik ve dijital takip yapmış. Bu bilgilerden bir bölümü de Büyük Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonunu yürüten mercilerle paylaşılmış. MİT’in operasyona katkısının uluslararası boyutu da ilginç. İran istihbaratı, MİT ile özellikle Reza Zarrab’ın “sınırı aşan” faaliyetleriyle ilgili istihbarat paylaşmış. İşlenen bu bilgiler de soruşturmada kullanılmış. Şimdi sorulması gereken soru şu: MİT, bu bilgiler ışığında Reza Zarrab’ın bakanlarla illişkilerini Başbakan Erdoğan ile paylaştıysa, Erdoğan neden sustu ve bekledi? “Zamanlama sorunu var?” diyorsunuz ya, hangi zaman sizin için uygundur?
Sayın Erdoğan, ülkenize 1.5 ton kaçak altın taşıyan bir uçak geliyor, 17 gün sonra Dubai’ye içi boş gönderiliyor. İddia edildiği gibi altınlarla gönderilmiyor. İki gümrük yetkilisini göstermelik olarak açığa almakla yetiniyorsunuz. Bakanınız Zafer Çağlayan’ın emriyle, rüşvetini cebe indirmesiyle yapılan yolsuzlukta İçişleri bakanınız Muammer Güler’in oğlunun da avantası var. Güler, evine gelip giderken evindeki 6 çelik kasayı ve rüşvet balyalarını hiç görmüyorsa, (görmüştür tabi kör mü, o yemez canım!) bu ülkenin güvenliğinden sorumlu kalabilir mi? Soruşturmanın selameti açısından bari istifaları kabul etseydiniz, samimiyetinize bir nebze inanabilirdik. “Bakana, Emniyet Müdürüne haber vermedi” diye soruşturmanın gizliliğini haklı olarak koruyan polisleri görevden aldınız. Ne yapsalardı, “Güler’e haber verip, evindeki çelik kasaları ve balyaları yok et, gelip arama yapacağız, başın yanmasın mı” deselerdi! Tuz baştan kokmuşsa devletin polisi ne yapsın? Savcıların işine karıştınız, yargıya ağır müdahale ettiniz, hangi demokratik devlette böylesine büyük bir skandal işlenir ve bir sivil toplum günah keçisi yapılarak onca günahtan yırtılanabilir. Kurduğunuz “Yeni Türkiye” bu mudur?
“AK Parti’ye global operasyon var, canlar yedirmeyelim koruyalım” diyerek kendi kendilerini avutanlara son çağrı: “Uçak kalktı, camia dolmuştan indi.” AKP ile birlikte bu onursuz savaşta birlikte olmak ve hırsızlık karesinde görünmek istemiyor. Son soru: ÖKK ve MAK’ın fitne masasına bu kadar malzemeyi camia mı verdi, yoksa bu günahları işlerken camiaya mı sordunuz? Neden “Efendi” dedim, kim bu diyenlere küçük dipnot: Başbakanın rüşvet alırken, ihale verirken dar dairedeki kod adı “Efendi”.

Clip to Evernote
3 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi