Gurbetde Aykırı Konuşmalar 15 Tarihi Röportaj

Bu eserde, 1992 ile 2011 arasında aykırı insanlarla gurbet ellerde yaptığım 15 aykırı konuşmalara, röportajlara yer veriyorum. Rahmetli Azeri lider Haydar Aliyev ile yaptığım tarihi röportaj, Karabağ diplomasisi ve bol petrol konsorsiyumlu yıllarım, araştırmacılara kaynak teşkil ediyor… Rahmetli Elçibey ile son yaptığım vasiyet gibi röportaj. Rahmetli Azeri şair Bahtiyar Vahapzade ile geçen 7 yılın sırları, hatıraları. Namık Kemal Zeybek, değerli sanatçılar Ahmet Özhan, Tuluyhan Uğurlu ve Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne ile sıra dışı konuşmalar. Yarım yüzyıla yakın ömrünü gurbetde geçirmiş başarılı akademisyenlerimiz; Prof. Dr. Fuad Şahin, Prof. Dr. Tözün Bahçeli, Prof. Dr. Feridun Hamdullahpur ve Prof. İbrahim Dinçer’dan müthiş tesbitler… Kanadalı yabancı akademisyen Prof. Dr. Dimitri Kitsikis, din adamı Dr. Damien MacPherson ve politikacı Prof. Dr. Tony Ruprecht’den tarihe not düşen önemli açıklamalar. Ve Amerikalı Dr. Jill Carrol’a göre Fethullah Gülen…

 

TIKLA ÜRÜNÜ  AŞAĞIDAKİ LİNKTEN GÖR,

http://www.lulu.com/spotlight/astrapulses

Tıkla İndir :  Röportaj kitabı   (Dosya yenilendi, arıza giderildi.)

ÖNSÖZ

Gurbetde Aykırı Konuşmalar’da, 1992 ile 2011 arasında aykırı insanlarla gurbet ellerde
yaptığım 15 aykırı konuşmalara, röportajlara yer veriyorum. Yurt dışına çıkınca insanlar daha serbest konuşur. Bunların arasında politikacı, yazar, şair, akademisyen, ses sanatçıları, gurbetçi akademisyenler, Amerikalı ve Kanadalı yabancılar bulunuyor. Rahmetli Azeri lider Haydar Aliyev ile yaptığım tarihi röportaj, Aliyev’le geçen Karabağ diplomasisi ve bol petrol konsorsiyumlu yıllarım, araştırmacılara kaynak teşkil ediyor… Rahmetli lider Ebulfez Elçibey ile ölmeden önce son yaptığım vasiyet gibi röportaj: Türkiye ile birleşmeliyiz. Rahmetli Azeri şair Bahtiyar Vahapzade ile geçen 7 yılın sırları, hatıraları. Türk dünyasının saygın politikacısı Namık Kemal Zeybek, değerli sanatçılar Ahmet Özhan, Tuluyhan Uğurlu ve son yıllarlın katalizör aydını Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne ile sıra dışı konuşmalar. Yarım yüzyıla yakın ömrünü gurbetde geçirmiş başarılı akademisyenlerimiz; Prof. Dr. Fuad Şahin, Prof. Dr. Tözün Bahçeli, Prof. Dr. Feridun Hamdullahpur ve Prof. İbrahim Dinçer’dan müthiş tesbitler… Kanadalı yabancı akademisyen Prof. Dr. Dimitri Kitsikis, din adamı Dr. Damien MacPherson ve politikacı Prof. Dr. Tony Ruprecht’den tarihe not düşen önemli açıklamalar. Ve Amerikalı Dr. Jill Carroll’a göre Fethullah Gülen…

Nasıl gazeteci oldum?

Eşim Bakülü bir Azeri olduğu için kendimi hep ‘Odlar (Ateşler) Diyarı’nın bir parçası addetmişimdir. Azerbaycanla ünsiyetimin başlangıç tarihi 20 Ocak 1990 Bakü katliamıdır. Bu katliam olmasaydı hayatımın akışı başka türlü cereyan edecekti, belki de gazeteci olmayacaktım. Neden mi? Son 21 yılını Türk dünyasına vermiş biri için tuhaf olacak ama, bu olaydan önce böyle bir ülkenin varlığından habersiz idim. Resmi tarih onlardan bahsetmiyordu, Sovyet demirperdesine ek olarak dış Türkleri dışlayan rejimimiz gözümüzü perdelemişti.
27 Ocak 1990 Şadırvan/İzmir vaazında bu olayı anlatırken bayılan Fethullah Gülen kanımı dondurmuş, birden ‘kardeşlerin zulüm görürken sen rahat içindesin’ diyen vicdanımın sesine kulak vermiş, tüm dünyevi arzuları bir kalemde silerek beni hızla çeken bu ülkeye gitmenin yollarını aramaya başlamıştım. İstanbul’da ücret almadan Bulgaristan ve Romanya’dan gelen ilk öğrencilerin belletmenliğini yapmış, Moğolistan’dan gelmiş Kazak Türklerine ve yetişkinlerden oluşan Çeçenlere Türkçe öğretmiştim. 1991′in sonlarında İstanbul’a gelen bir Azeri heyet, ‘ Ne olur gel, size her türlü imkanı sağlarız’ dediğinde bir saniye bile düşünmemiştim.

Azerbaycan macerasına başlarken hayır-duasını eksik etmeyen Fethullah Gülen, Azerbaycan ve Orta Asya’da yayımlanacak Zaman gazetelerini kurmaya giden 19 kişilik ekibimizden bekar olanlara ’ orada akrabalık ilişkisi kurun’ demişti. 5 bekar gazeteci arkadaşım deneselerde yerli gelin bulamadılar, içlerinde akrabalık tavsiyesini yerine getiren tek kişiydim. Bunun için dört deneme yaptığımı kabul etmeliyim… Azerbaycan’ın Eğitim Bakanı Mısır Merdanov ve suikasta kurban giden Prof. Dr. Ziya Bunyadov cinayetiyle ilgili 1998’de haksız yere görevden alınan İçişleri eski bakanı Nizami Gocayev yakın akrabalarım olmuştu. Azerbaycan Meclis Başkanı Murtuz Elaskerov, AMİP Lideri İtibar Memmedov ve SOCAR Başkan yardımcısı Salmanov ise uzak akrabalarımdı.
Milli Küreken ( damat) olarak çağrılıyordum. Faruk ismi Azerbaycan’da olmaması nedeniyle yeni ismim Ferruhtu. 1992 yılı başında İstanbulda vize aldığımız Sovyet Konsolosluğu, bir haftalık vize vermişti, üstelik Bakü yerine Sibirya’daki kentlere giriş vizesi yazmıştı. Rüşvetle ilk tanışmamda o günlerde Hakkari otobüs terminaline benzeyen Bakü havaalanında bu sayede oldu. Rus polisi parayı seviyordu. 7 günlük vize ile geldiğim Azerbaycan’da tam 7 yıl kaldım. Savaş muhabirliği ve bölge gazete bürolarını kurma görevim nedeniyle Azerbaycan’ın her kentini en az 20 defa dolaştım, Bakü’nün her sokağı bana avucumun içi kadar yakındır. 8 değişik Azeri şivesini anlarım, en sevdiğim Şirvan lehçesini mükemmel kullanırım, Bakü’de Uluslararası İlişkiler okumam uluslararası hukuk masteri yapmam nedeniyle akademik ve edebi Azeri diline de hakimim. Azerbaycan’dan Türk medyasına 5 binden fazla haber yazdım, Televizyon ve radyolara konuştum; yerli Azeri basınında yazdığım Kril ve Azeri Latini alfabesinde haber ve makale sayısıda 3 bin civarındadır. 7 yıl boyunca hergün yayımlanan tüm gazeteleri okudum, en iyi haber ajansları Turan ve Şark’dan gelen bilgilerle gıdalandım.

Röportaj yapmadığım siyasi lider ve politik fıgür yoktur diyebilirim. Azerbaycan’da girmediğim hiç bir delik, tanımadığım kimse, eski Sovyet ülkelerinde gezmediğim yer olmadığı kanısındayım. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’i 1993-1998 arasında yurtiçi ve yurtdışında adım adım izledim. Bu nedenle sürekli Azeri televizyonunda görünmemden dolayı gittiğim heryerde Azeriler bana bizden biri şeklinde yaklaşmıştır. 2000 yılı sonuna kadar Bakü’ye iki defa gittim. Aliyev, her Türkiye’ye geldiğinde beni arkasında buldu. Rahmetli Elçibeyle olan yakın ilişkilerim Aliyev tarafından hep şüphe ile karşılanmış, muhaliflerle yaptığım röportajlar kızgınlığını hep artırmıştı. Azeri mentalitesinde muhalif ses, hain demektir. ABD Başkanı Bush’un dediği gibi ‘ Ya bizdensin, ya onlardan’ kuralı geçerlidir. Hiç kimseye siyasi olarak taraf olmamamın avantajını çok iyi kullandım.
Türkiye’den Aliyev’i devirmenin moda olduğu dönemde ve devletin her kesiminin bulaştığının ortaya çıktığı bir sırada Azerbaycan’ın eski Dışişleri Bakanı Hasan Hasanov’in bir gün yüzüme şöyle haykırdı: ‘ Seni çok araştırdık, sen temizsin’. Azerbaycan dış politikasına vukufiyetim nedeniyle Hasanov’un kendi adına sormadam demeç yazma izni verdiği tek gazeteciydim. Tüm bunlar doğruları yazmamı hiçbir zaman engellemedi. Merhum Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev’i tam 5 yıl adım adım izlerken, Kurt politikacının Hazar’daki kurtların dansını nasıl idare ettiğini gözlemledim.

Derin konuları cesur yazılarıyla kaleme alan gazetecilerin kaderi ajanlıkla suçlanmaktı. Hele yurtdışında görev yapıyorsa şüpheci bakışlar üzerinde toplanırdı.’ 007 Türk James Bond’u’ lakabını bana 7 yıl Azerbaycan Zaman gazetesinde aynı haber merkezini paylaştığım Azeri meslekdaşım Aziz Mustafa takmıştı. Delili ise, 1998′de Amerikan Kongresi’nin Sovyetleri yıkmak için kurduğu Azatlık ( Liberty) Radyosu’nun beni Türkiye’de yayımlanan yukarıdaki haftalık Bakü Mektubu köşe yazımı esas göstererek ‘ Türk ajanı’ olarak suçlamasıydı. Almanca ve İngilizce bilmem, koyu bir Türk milliyetçisi olmam nedeniyle emindi: Ben silah yerine kalemini kullanan ‘Türk James Bond’ idim. Diğer Azeri meslekdaşım İmran bey ise, Türkiye’nın petrol çıkarlarını amansızca savunduğum için adımı ‘ Baku-Ceyhan profesörü’ olarak koymuştu. Ankara’daki Rus diplomatlara görede kesinlikle MİT hesabına çalışan biriydim; hatta bir ara CIA olduğumdan şüphelendiklerini hissettirdiler.

1994′den itibaren Azeri petrollerine yapılan yatırımlar ve Bakü-Ceyhan boru hattı ana haber kalemim haline gelmişti. Yazdığım 3000′e yakın petrol haberi ile Türkiye’de isim yaparken, yabancı basın tarafından bağımsız kaynak olarak kabul edilmeye başlandım. Azeri dostlarıma göre, bu projenin gerçekleşmesi benim takibim olmadan mümkün olmazdı. Hem İngilizlerin oyunları, hem Aliyev’in, hem Amerikalıların oyunlarını ortaya çıkarmak; Rusları ve İranlıları rezil etmek ve Türkiye’nin yaptığı hatalara zamanında müdahele etmek görevimdi. Bu arada haftada beş gün çıkan Zaman gazetesinin haber merkezini idare etmek, haftada Azerbaycan Zaman’a üç köşe yazısı sunmak, CHA temsilcisi olarak Türkiye’ye günde beş haber yazmak, haftada Türkiye Zaman’a bir köşe göndermek rutin işlerimdi. Başta BBC Azerice servisinin olmak üzere saygın yabancı haber ajanslarının haber doğrulayan bağımsız kaynağı haline gelmiştim. Tam bir ‘ Newsman’, haber adamı, ‘haber manyağı’ olup çıkmıştım.
Gürcistan, Ermenistan ve Rusya haberleri avucumun içi kadar yakındı. Türk televizyon ve radyolarına konuşan Türk gazeteci olmak aynı bir heyecan veriyordu. Azerbaycan Lideri Haydar Aliyev’in içerideki ve dışarıdaki temaslarını, programlarını izlemek kısa sürede Azerbaycan Cumhurbaşkanlığında kredi oluşturmuştu. Aliyev, yurt dışına götüreceği muhabirleri özenle seçerdi. Masraflar karşılandığı için bu tüm gazetecilerin arzusuydu. Yabancı gazeteci olarak Aliyev heyetindeki tek muhabirdim. Azeri meslekdaşlarıma göre, Aliyev heyetindeki tüm gazeteciler mutlaka ajandı. Azatlık Radyosu için çalışan rahmetli Elmira Ahmetli, Azeri istihbaratı, Elmira Akındov Rus istihbaratı, şu anda milletvekili olan Amerika’nın Sesi Radyosu temsilcisi Rafael Hüseynov güya CIA adına çalışıyordu. Geriye kalan bendenizde Azeri dostlarıma göre MİT adına çalışıyor olmalıydım ki, Aliyev beni de yanına yaklaştırıyordu. Aliyev, KGB’nin eski elemanı olarak hala Andrapov tarzı bir diktatör polis-isthbarat rejimi yönetirken, yanına istihbaratçı olmayan birini almazdı onların mantığına göre. En yakın Azeri dostlarım bile’ Bizim MİT dindar, milliyetçi birini eleman yapmaz’ şeklinde kendimi savunmamı anlayamıyor, gerekçemi komik bularak bıyık altından gülüyordu.
Azeri meslektaşlarım artık bana ‘ 007 Türk James Bond’u diyordu. 1998 cumhurbaşkanlığı seçiminde Aliyev’in seçim fotoğraflarını ve aile albümü için özel fotoğraflarını çekmek için Zaman Gazetesi’nden Kemal Kazaz ve beni kullanması, iddialara tüy dikti. Aliyev’in 35 yıllık özel fotoğrafçısı bile beni kıskanmış, özel fotolar için götürüldüğümüz özel yerlere kendisinin bile götürülmediğini söylemişti. Aliyev fotoları beğenmiş, Alman ve Rus fotoğrafçıların çektiklerini beğenmeyerek bizimkileri hem seçimde kullanmış hemde büyütürek her tarafda astırmıştı. Diktatör Aliyev’le ilişkileri korumak için belki bu gerekliydi, ama herşeyinde bir sınırı vardı. Aliyev’i en çok kızdıran Elçibey, İsa Kamber ve Azeri muhalefeti ile olan dostluklarım idi.
‘Türk James Bond’u takılmalarını makaraya sararken, beni şok eden teklifi aldım. Aliyev’in sadece kendisine bağlı özel bir istihbarat teşkilatı daha vardı. Basını izlemekle görevli özel eleman bir gün beni odasına çağırdı. Aliyev, kendisine bağlı özel istihbarat elemanıı olmamı istiyor, düzenli rapor istiyordu. 2. Abdülhamit’in Yıldız İstihbaratı gibi sistem kuran Aliyev, sağlamalı istihbarat yapar, resmi istihbarat bilgilerini kendine bağlı, kimliği sadece kendince bilinen özel elemanlarına teyit ettirmeden inanmaz, çalıştığı adamlar hakkında kalın dosyalar tutardı. Benim tarafsız, dürüst, rüşvet yemiyen her olayıderinlemesine araştıran özelliklerim dikkatini çekmişti. İlk talep edilen raporlar, rüşvet alarak haber-şantaj yapan Azeri gazetecilerin listesi ve sivil toplum örgütü adı altında Hıristiyan misyonerlikte bulunan 38’den fazla yabancı kuruluşların rüşvetle satın aldığı yerel yöneticilerin isimleriydi.

Azerbaycan’dan ‘Gazeteci-Ajan’ olmamak için Temmuz 1998′de süratle ayrıldım. Daha doğrusu, benim Aliyev’e ajanlık yapmaya başladığım iftirasını atan idarecimin işgüzarlığı ile acilen tayinim çıkartıldı. Güya beni koruyorlardı. Bana iftira atan kardeşim 1999 yılına Ankara Zaman’a gelip gözyaşları içinde helallık istemese, iftirayı fark edemiyecek kadar saftım. Kıskançlık, hırs ve kindarlık iyi müslüman, dindar insanlarda da bulunur. İnsanlar hakkında hüsnü zan eder, iyi düşünürüm. Bu bir hadistir ve müslümanın ibadetidir. O arkadaşımı af ettim mi? Ben helal etsem bile ulvi heyetin kutsi şahsi maneviyesi af etmiyebilir… Çünkü ben Azerbaycan’a dönmeye değil ölmeye gelmiştim. Bu hakikatı samimiyetle bana tayin mektubumu uzatan Zaman Gazetesi Genel Müdürü Hüseyin Gülerce ve Ankara temsilcisi Hidayet Karaca’nın yüzüne söyledim. Kaderinizden kaçamazsınız ama ihlaslı halis niyet sevabını ihmal etmemelisiniz…

‘ 007 Türk James Bond’ lakabının Ankara’da üç yıl süren diplomasi muhabirliği yıllarımda beni gölge gibi takip ettiğini söylemeliyim. Diplomasi muhabirinin işi gücü Ankara’da diplomatik misyonlarda çalışan pek çok resmi ve diplomat gözüken gayriresmi yabancı ajanla lüks otel lobilerindeki resepsiyonlarda, büyükelçiliklerde, özel yemeklerde laklak etmektir. Öğretim görevlisi, Başbakanlık müşaviri, bürokrat, iş adamı, emekli büyükelçi, asker veya danışman görüntüsünde pek çok MİT elemanı kendileri ne kadar çaktırmasada haber kaynağımdı. Bu bilgileri kullanmak maharet ister. Spekülatif bilgi ile gerçek bilgiyi birbirinden ayırmak bazen çok güçleşir, yanılgılara düşer veya hedef saptırmaya yönelik politikalara alet olduğunuzu hissedersiniz. Ama sağlam muhakeme yaparak sizi yönlendirmeye çalışanları kendi silahları ile vurursunuz. Tersini yazarsınız. MİT, eleman olarak benim gibileri değil yüzde yüz emredileni yapanları seçer; kimi kullanacağını iyi bilir.

Sorumun cevabına dönecek olursam, nasıl gazeteci olduğumu inanın ben de daha çözemedim… Belki de bu sorunun cevabı röportajlarımda gizli…

Gazeteci Yazar

Faruk Arslan
Toronto, Kanada
20 Haziran 2011