Ruhumun Aynası Aşk adlı şiir kitabım 2012 yılı sonuna kadar olan şiirlerimi kapsamaktadır. Buradan ücretsiz pdf olarak indirebilirsiniz

ruhumunaynasıaşkson

ruh

Bazı seçmeler

Beyaz Gül (S.A.V.)

Ellerini tutmak istesem, sana sarılmak istesem, ashabın gibi severmisin beni?

Rüyamda dört eşini tanıttın: Hz.Meryem, Hatice, Aişe, Asiye; mesrur ettin beni

Yüzün suyu âlemlere Sultansın, sen beyazımsı kırmızı gülüm, gedân say beni

Ölümsüz aşka güler ölüm gülüm, ayrılığı yok etmez ölüm, gülsün sevsin beni

 

Gür siyah sakalın, yağmurda ıslanmışca parlak kara saçlı, kara gözlü gülüm

Zülfüne rüzgâr değse baktığın yere merhamet damlatır, Hâlimsin yaz gülüm

Yokluğunda derbederim, eğer gayrı yoksan ne etsin bana ölüm, yıkılır gülüm

Baksan hazırım, tutsan uçarım, sıvazla sırtımı, kanatlanır sevdân doğar gülüm

 

Güllere sevdâmı anlatırken sana Beyaz Gül’üm dedim, elbet öylesin sâf gülüm

Bülbüller ağladı gül kokusuna, kokunu solumak istedim göründün bana gülüm

Bir nefeste ben koklasam beyaz gülü, kokun eksilmez dedim, geldin can gülüm

Çöllerin ortasında gül deryasında nadide açan orkidesin, ismetsin Beyaz Gül’üm

 

Gül yaprakları örtsün ölümün gülen yüzünü, dünyada ukbâda şefaatsin gülüm

Sevdâmın renginde aşığın dili var, öterim bülbül gibi inim inim, şarkımsın gülüm

Tatlı gülüşün geliyor aklıma, güvercin kalbim güm güm atar, hep gel, sev gülüm

Güller bahçesinin bahçevanı Kırmızı Gülsün, aşk u tevhid bahçesi Beyaz Gül’üm

 

Sevdân buram buram burnum da tüter, görmek kavuşmak isterim, aşka yanarım

Çekilmez artık sensizlik, kalbim kan ağlıyor, söndür ateşimi, görmezsem yanarım

Al beni mâsumiyetine, sar sımsıcak, hissettir sevdiğini, değer vermezsen yanarım

İsteyip sâfiyane arzuluyorum tek seni, seviyorum  derim, inanmazsan eğer yanarım

 

Terk edemem seni, seven kalbin hıçkırığı, çırpınışı, umutsuzluğudur nurunda aşkım

Elimde değil, ruhum, kalbim aşkını ister, ayıpla ama gitme, kurtar lütfunla aşkım

Çektiğim acıyı sen anlarsın, bilirsin derdime âşığım, derde devâ Şâfi Şekûr aşkım

Hakk’ın şahs-ı mânevisiyle câmian insanlığa yanar, başka bir aşka kanmam aşkım

 

Sendeki sevgi ateşi, merhameti, şefkatinle egomu mıhladın, iyiki esir aldın beni

Ne olacak şimdi? Ya şefaatine nâil, layık olamazsam, gör bak aşkın zebûn etti beni

Aşkımı ifşâ edersem, o  zaman derdime yana yana kalırım, yakar nurun  kül et beni

Aşkın mânevi bir okuyla vuruldum, nurlu siman kalbimi aşkına mecbur etti beni

 

Keşke 43 yıldır titremeseydim köşelerde, yapayalnız benliğimde sarabilseydim seni

Sıcak nefesinle ölmüş ruhlar ve ruhum dirilseydi, kuşatan aşk mutlu ederdi seni

Dönebilsem sevgine her an zevk olurdu kulluğum, unutmadım unutmam asla seni

Şiirimde yarım kalan mısralarıma âcizim, aşkımı dillendiremem sadece özlerim seni

 

Madem  âşığım, ne olur mahrum etme o güzel sevgini,  anam babam feda olsun!

Yetiş imdatıma, muhtaç yaralı, ölümsüz aşk ararım, canım cananım feda olsun!

Seni düşünmekle heyecanlı genç delikanlıyım, ölüme susamış ruhum feda olsun!

Şefaatinle ruhum 33 yaşında, dipdiri, kalp gözüm açık, davana yolcun feda olsun!

Kitchener, Kanada

10 Temmuz 2012

20 Temmuz 2012′de yenilendi

NOT: 30 Temmuz 2012’de herkul.org’da yayınlanmıştır.

 

Aşk Sensin Ya Rasûlullâh!

 

Aşk bir nevi delilik, çılgınlık hali derler…

Kürdemirli Vusal’ım Londra’dan sordu:

Allah aşkı deliliğe, yanlış yola götürür mü?

Allah bizden kendisine âşık olmamızı mı bekliyor?

Yoksa sadece ona kulluk yapmamızı mı ister sizce?

İki ana kaynağımız Kuran ve Hadis, ne der aşka?

 

Mevlâna şöyle izâh eder ki, Allah ne der;

Kimi benden çok seversen onu senden alırım..

Ve ekler, onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım..

Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur

Sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur..

Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur

Öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur..

Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın

En garibi de budur ya, öldüm der durur, yine de yaşarsın…

 

Hanimiş suskun Mevlana sustu, peki kül eyleyen aşka değer miydi?

Düsseldorf’da devrem Mustafa, Konya’da âşık Ahmet’e yakan aşkı yazdı:

Doyamadım sana gül yüzlü yarim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Bir sevdâya düştüm diyârlarda gezerim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Gecemi günümle bir eylemişim
Sevdanı şiire su eylemişim
Gözümdeki yaşı nur eylemişim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Mapusta günler bitmek bilmedi
Gardiyan gözyaşlarımı gördü silmedi
Sensiz yaşayacak dermân kalmadı
Yak bitir sevdanla küle döneyim
Bak bitirdin senin dileğin oldu
Diktiğin sevda bahçen sararıp soldu
Dost Mustafa’nın gözlerine yaş doldu
Yak bitir sevdanla küle döneyim

Sağolasın Mustafa’m pirim sustu, söz Kitchener, Kanada’da

Nebiler Serveri’ne mektup yazdım ki, sorayım aşk ne tutku ne

Ey Hz. İbrahim’in duası, Hz. İsa’nın müjdesi Hâtem’ül Enbiya!

Sana binlerce hasret dolu yüreklerce salat-ı selâm duâ olsun…

Sana ümmet olmakla şereflendiren Rahman’a Hamd-ü senâlar…

Efendim; Gül Efendim! Asırlar ötesinden yazıyorum bu mektubu

Satırlarımın Sana ulaşması umuduyla, söyle bize Kur’an ne der aşka?

Ahirette Sana olan muhabbetimin bir şahidi olsun diye naat yazıyorum

Günahkar ellerimle, hasret dolu yüreğimle, terennüm eden dillerimle

Asırlar ötesinden geliyorum kapına! Yılların yorgunluğunu getirdim

Hüznümü, hasretimi..böyle bırakmamıştın bizi, günahlarımı getirdim

Kapının dilencisiyim ya Rasulallah!..gülüşünü, gül yüzünü göremedim

Hasretini yudumladım yıllarca, gözlerim o nur cemâlinden yoksun kaldı..

O engin himmetine vâsıl olamadım, fakirim ama sana hasret zenginliğim

Aç kapını Sultanım bir an olsun göreyim, o gözlerinle bir kez nazar et bana

Gözlerin cennetin yansıması, gözlerin rahmet pınarı, sevdâmın vuslat demi

 

Yıllarca hayalini kurduğum, yandığım gözlerini göreyim ne olur Yâ Rasûlullâh!

Layık olamadım Sana. Aşka dair her şeyin manasını yitirdim içimde, aşk ne ki?

Hıçkırıklarıma boğuldum, hakkıyla sana ne ümmet oldum, nede şükreden kul

Hürmetine yaratılmıştı onsekizbin alem, saf aşkı Allah’a olan aşkında buldum

Yâ Habibullâh! Ey Allah’ın habibi, sevgilisi, en sevdiği; sevgiydi , aşktı senin diğer adın..

Herkes Seni bir başka sevdi..kimi gönüllerde bir sızıydın, kimi gözlerde gözyaşıydı adın..

Dillerde dolanan Leylâydın Sen, uykuları kaçırtan Mâşuk, yürekleri yakan sevgilidir adın..

Farklı sızıların tek manasıydın Sen, şairlerin ilhamı, ruhumuza şen ruhi Muhammedi adın..

Müştakız sana Rasûlullâh! Sana meftun yüreğimiz, Sensin bu âlemin sebebi, aşk Sensin

Sen tanıttın bize Rahman u Rahim’i, velâdetinle can geldi bu çorak topraklara, aşk Sensin

Sana muhtacız Ya Habibullâh! Bıraktığın gibi değiliz, emanetine ihanet ettiğimiz aşk Sensin

Güzel âşıklar gibi, sahip çıkamadık öğrettiğin güzelliklere, affet bizi, unuttuk tek aşk Sensin

Acizlikti sermayemiz, günahkar yürek tek varlığımız! O yürekle mi sevelim Yâ Rasûlullâh!

Susuz toprakları cennete çevirdin, günahkar yüreğimi sevginle hep dirilttin Yâ Rasûlullâh!

Aşığım, susuz topraklarıma rahmet pınarlarından âb-ı hayat  akıt,  doluyum Yâ Rasûlullâh!

Seni ifade etmeye yetmedi sözlerim, hayalimde aşkın anlamı Kırmızı Gülsün Yâ Rasûlullâh!

Mülk aleminde görseydim nuru, hazan yaprakları düşe sıra geldim, aşkı tarif edip gitmiştin

Tek umudum Umman-ı bekâda buluşmak, yüzümüz yoktu bir asırdır sen yoktun gitmiştin

Keşke gitmeseydin, ayağını öpen kumun, saçını ıslatan yağmur damlan olsaydım, gitmiştin

Yolunda akıtılmış kanlı gözyaşım hasretine verilmiş can olsaydım keşke, ama Sen gitmiştin

Sana lâyık olamadım, eremedim, ümmetin olma şerefine idraksizim, mücrimim kapında

Nasıl geleyim, çıkayım karşına, Senin şefkatin ümmet soluklu diye umutluyum kapında

Kurtarmak için yaralandın yüzondört yerinden Taif’te, endişene duâna gedâyım kapında

Ümmetin cehennem görmesin deyu âşıklarınla son davayı kollarsın, hazır askerim kapında

Peygamber olmaktansa keşke ümmetinden kul olsaydım diyen Hz. Musa dahi aşkını bildi

Seni muştulamıştı Nebiler, şemsine pervâneydi kâinat, sahaben, beytin hakkıyla seni bildi

Hak dostları aşkını, Kur’an ahlâkını, harâbe garip kalp ehlinde aradı, sevgini buldu da bildi

Şefkat Peygamberi! Seni Alemlere Rahmet kılana kulluğa Sen bizi yönelttinde kul aşkı bildi

Sen Makâmen Mahmud edilen son Peygambersin, enbiyâlar serveri, âlemlere de Sultan

Sana medh u senadan dilim aciz, tek tesellim Sana muhabbetim, samimi âşığım be Sultan

Sevgim hürmetine şefaat dilenirim, yoksa Rabbin affına mazhar olamam, habibsin Sultan

Senin nurun hatrına affedildi Hz. Adem. O nurlar nuru hürmetine bizi de affet ey Sultan!

Doğumunla yeniden hayat buldu kâinat, Habib-i edibin aşkına ölmüş ruhlara hayat bahşet!

Senin bir işaretinle ikiye ayrıldı Kamer! Ya Râb! İçimizde ki Hak ile batılı da işte böyle ayır!

Senin duanla Gül şehrine yağardı yağmurlar, rahmet yağmurlarını sağnak sağnak yağdır!

Ey insanların en güzeli, merhametlisi, seni seven aşk fermanım elinde beni aşkınla haşret!

 

NOT: Rasûlullâh’a (SAV) 12 saatde yazdığım bu Naatı Şerif veya şiir kıtalar arası yazılmıştır. Türkiye’den katkı sağlayan Konya ve Manisa’ya, Almanya’dan Düsseldorf’a, İngiltere’den Londra’ya şükranlarımı sunuyorum. Kanada’da Kitchener’da aranan aşk bulundu ve Peygamberimizin aşkı ile Allah aşkına ulaşıldı, fani aşkta delilik sona erdi.

 

Kitchener, Kanada

11 Temmuz 2012

NOT: 16 Haziran 2012′de herkul.org’da yayınlanmıştır

ÖNSÖZ: Aşka Susadım, Şair Oldum

On beş yaşında Ankara’da askeri lisede okurken her haftasonu iki yüz sayfa kitap okur, öğrendiklerimi bir sayfa özet halinde yazardım, elliye yakın arkadaşım okurdu, sonra çöpe atılırdı. Çünkü yaşadığımız ortam Komünizm baskısı altındaki Sovyetler Birliği’nden beterdi, hele dini içerikli konuşmak da, yaşamak da yasaktı! Şiir yazarak stres atıyordum. 1987’de okul yıllığını, çizdiğim karikatürlerle yazdım, ancak Alanya’da dükkanımıza giren bir hırsız çantamla beraber yıllığın müsvettesini çaldı ve Akdeniz sularına atıp heder etti.1988’de Zaman gazetesi’nde ilk yazım ve 1989’da Sızıntı dergisinde ilk şiirim çıktığında çok sevinmiştim. 1990’da 21 yaşımda ilk kitabım ‘Ateşle Oynamak’ bitmişti, ancak basmaları için kitabı teslim ettiğim Zaman yazarı, TİMAŞ’ın kurucusu Hekimoğlu İsmail ve yazar Ali Çankırılı, ‘Bu çocuk genç yaşta kendini yakacak’ diye çöpe atmışlardı.

1991’de İstanbul’da Çamlıca ortaokul öğrencileriyle ‘Muhabbet’ adlı dergi çıkarmıştım,“dergi Sızıntı’ya rakip olur” diyen bir işgüzarın vesvesesiyle 1992’de kapatılmıştı. Gazeteciliğe başladığım 1992’de Azerbaycan’da Bakü  ile Karabağ savaş cephesi arasında mekik dokudum. Haber müdürüm ölüm tehlikesi olan haberlere beni gönderirdi ama gazetede habere hep kendi imzasını atardı. 3 yıl kendi ismimle hiç haberim çıkmadı, hepsi müdürüme zoraki hediyeydi! Bu haksızlığa çözüm bulmak için ‘Ferruh Aslanov’ ismini icat ettim, haber, köşe yazısı, röportaj ve yazı dizilerim Azeri Türkçe’sinde lokal yayınlandı, Türkiye’ye geçmediğim sürece müdürüm için  sorun yoktu. 1995’de yeni gelen müdürüm Osman Sönmez beni birden Azerbaycan Zaman’a haber müdürü yaptı, hem de Cihan Haber Ajansı’nın Azerbaycan temsilcisi. Gazeteci olarak tanınmamı ona borçluyum. 1995 ile 1998 arasında Cihan Haber Ajansı’nda ayda 120 haber ile en fazla haber yazan muhabiri ödülllerini üst üste alınca, herkes ‘kim bu muhabir, birdenbire nasıl yetişti, nereden çıktı?’ diye sormaya başladı. Fazla başarı başa beladır, beni hemen Ankara’ya diplomasi muhabiri olarak tayin ettiler, Bakü’deki krallığıma son verildi.

Ankara yıllarımda gerçek gazeteciliği öğrendim, hatta iddia edebilirim Ankara’da çalışmayan Türk gazeteci, gazeteci değildir! Sabah 9, gece 12 çalışıyordum, ürettiğim günde beş haber dolayısıyla haber merkezinin ekseni kaydı. Genel Yayın Yönetmenimiz Mahmut Çebi, bir gün şunu ben yok iken haber merkezinde haftada üç haber yazan uyanıklara söyledi: Adam haber yazmıyor; yumurtluyor. Onun gibi üç muhabir daha bulursam 20 muhabirin işine son veririm.3 yıl süren Ankara yıllarımda ‘en derin gazeteci’ ünvanı kazandım ama yata yata işini yapan gazetecilerden olmadığım için dokuz köyden kovulmaya devam ediyordum. Ankara temsilcimiz İbrahim Karayeğen korumasa çoktan kafamı kırmışlardı! Başka gazetelerdeki dış politika muhabirleri atlattığım haberlerden dolayı müdürlerinden fırça yemekten bezip, sonunda beni de ‘Derin Gazeteciler Konseyi’ne aldılar, başka çareleri yoktu. Çetedir bunlar çete…

Kanada’da 2000 sonlarından beri yürüttüğüm gazeteciliğim artık hobimdi. Sonsaniye.net gibi haber portallarında günlük yazıyordum. Baskılar nedeniyle zaman zaman ‘Ömer Şerif’ ismini kullandım.Sunrise dergisindeki mahlasım ‘Ali Alperen’oğlumun adıdır. Melih Gürsel adını da kullanmak zorunda bırakıldım.1998’de Gündüz gazetesinde ‘Alperen Şahin’ adını tercih ederken, Muhsin Yazıcıoğlu’nun çıkarttığı Muhalif, Gelecek ve Hür Gelecek gazetelerinde 8 yıl boyunca 2006’ya kadar ‘Türkistan’ köşemde ‘Ali Alperen’ adını kullandım. Yayın Yönetmeni Hayati Tek ve Yazıcıoğlu dışında BBP’liler benim gerçek ismimi bilmiyordu.Milli Ocak’ta 2008 ile 2011 arasında gerçek ismimi kullansam da, 2011’deki yeni BBP yönetimindeki bazı BBP’liler köşemi kapattırdı.Vicdanlarını susturamayan bazı ülkücüler, halen yazılarımı kendi sanal sayfalarına konuk ediyorlar.

Canadatürk’te Eylül 2005’den beri hem kendi ismimle hem de müstear ismim ile Eylül 2009’dan beri yazıyordum, Temmuz 2012’de  mahlas ismimi sonlandırdım. Kitaplarımı ise hep kendi adımla yazdım.

‘Garip’ adını verdiğim şiir not defterimi ve şiirlerimi yetersiz bulduğum için aslında hiç ortaya çıkartmak istemiyordum. Bana ne olduysa, 2 Şubat 2012’den 15 Aralık 2012’ye kadar günde bir veya iki şiir yazmadan duramadım. Bu eserde yer alan şiirlerin çoğunluğu, günde iki saat uyuduğum dönemde, aşk u vecd halinde kendimde olmadığım sırada yazılmış veya yazdırılmıştır, pek çoğu rüyalarda görülmüşte kaleme alınmıştır. Herkul.org’da geçen Şubat’dan beri her hafta bir şiirim yayınlandı. Kendime bir şair mahlası arayınca ortaya ‘Rüyeti Şîr’ Fârûk müstearı çıktı. Arslan Faruk’un siması, rüyası anlamına geliyor. Çünkü genellikle rüyamda akan ilhamla yazmadığım şiiri mısralara dizmiyorum, uyanık iken ilhamsız şiir yazmak pek yavan geliyor. Yunus Emre, Niyazi Mısri ekolünün keşke 21. yüzyıl temsilcisi olabilsem…

Türk medyasında meşhur bir köşe yazarının köşesini dış politika ağırlıklı olarak beş yıl, başka birini bir yıl yazdığımı itiraf etmeliyim. Azerbaycan Zaman’a 1996’da başyazar yaptığım meşhur Azeri şair Bahtiyar Vahapzade, ‘oğlum ben yaşlıyım, ben anlatayım, köşemi sen yaz’ deyince 2 yıllığına her hafta Vahapzade’nin evine taşındım. O Azerice anlatır, Türkçe yazardım, tercüman tekrar Azericeye çevirirdi, yazılanı Vahapzade’ye telefonda okurdum, çoğu zaman ‘pek güzel olmuş’ derdi, bazen küçük değişiklikler yapardı. İlginç bir deneyimdi. Ülkenin Necip Fazıl’ı sayılan Vahapzade’nin başyazısını yazmak ağır sorumluluk gerektiriyordu.

Bugünün gençleri bir anda gazeteci ve yazar olunduğunu sanıyorlar. Hemen isimleri medyada çıksın, “şöhret olalım”, “hava atalım” diye yanıp tutuşuyorlar. 12 yıldır haberlerim CHA’da kurum kuralı gereği isimsiz çıkıyor, gıkımız çıkmıyor! Nefsimi, izzetimi yıktım Rabbim…

Kanada Türk Ticaret Odası’nın 1 Ağustos 2012’den  itibaren çıkardığı Business Platform Canada İngilizce yayımlanan dergisinde müstear ismim editör olarak ‘Frank Lion’ oldu. “Meşhur olayım”, “çok para kazanayım” diye bir derdiniz varsa sakın gazeteci ve yazar olmayın, hele şair asla! Canadatürk’te 1 Temmuz 2012’de mahlas adımın son yayınlanan aşağıdaki veda yazısını aşk şiirinden başka hiç bir şey yazmama kararı aldığım bir sırada yazdım: Aşka susadım…

Ölmeden öldüm ve ne olur ne olmaz diye belkide ömrümün en ilginç makalesini gerçek aşka dair şöyle yazdım: Maddî mânevî azalarım aşkın elinde hamur olsa, gözüm hiçbir şey görmez, o zaman yorulmaz koşarım. Aç ve susuzum aşka, tıpkı patlamaya hazır volkan gibiyim. Keşke ölümsüz aşkı soluklasam, ruh ikizim peygamberim olsa…

Çılgınca sevsem ve sevilsem umurumda mı dünya! Tek istediğim, bir fânîde bâkî aşktır. Sevgilerin en güzeli kalpden sevmek, sevilmek. Özlemlerin şâhı özlemek, doyumsuz bir zirvede. Bir kez aşık oldum, halen aşkım aklımda, kalbimde, ruhumdadır.

Gecenin karanlığında, güneşin ışığında, hayalde, en aydınlık ve karanlık anlarında günün, gecelerde aşkım gönlümdedir, kaçamam. Suyun damlasında, selin coşkusunda, deli akarsuda  görürüm aşkımı, ya yanımda ya rüyamdadır. Hayatımın tadı tuzudur. Her gece, her sabah kalktığımda çok sevdiğimi var bilmekle yaşıyorum.

Buruk bir acı saplanırsa yüreğine, perişânsan inim inim. Gözlerin zamansız takılırsa bir noktaya boş ve anlamsız. Kulakların zamansız deli gibi çınlarsa, duymazsan kimseyi. Bil ki, bir yerlerde özlemişsindir beni, bende özledim seni! Aşıklar unutursa sevmeyi, belki o zaman unuturum seni!

Senin üstüne gül koklamam, ‘Beyaz Gül’ümsün.Seni koklamak olsa da ölüm, koklayacağım, engel tanımam.İnan uğrunda ölmeye değer tek varlığımsın, ruhumsun. Kalbimin sultanısın, sen benimsin, bende senin kulun! Gördüğüm en güzel rüya sensin uyanıkken, sevgi mimarımsın. Duyduğum en derin aşksın, paha biçilmez hazinemsin. Efendimsin, peygamberimsin.

Ufkumsun, güneşimsin, gördüğüm en güzel dünya ruhundadır. Aşkım meğerse yakında, evindeymiş, kalbimdeymiş, buldum Sen’i. Önce aşk vardı, sevgi vardı kainat yaratılırken. Aşksız yaşamak ne kadar tekdüze ve saçma, işkence imiş. Kibrim, enaniyetim boş kuruntu, nefsim aşkıma engel imiş. Ruhdaşım, sırdaşım, gamdaşım neredesin? Duy aşkımı duy! Kalbim boş, ruhum boş, bedenim zevksiz, aşkım seni bekler. Kırmam, üzmem, bozmam seni, benim aşk yurdumsun.

Tut, sarmala, kucakla, şefkatli kollarına al beni, garîbim. Hep teskin et, umut ver, aşk ver, şevk ver yalnızlığıma! Ruhlarımız sevişsin daima, kalplerimiz öpüşsün, beden ne ki! Dudaklarımız kavuşmasa, tenim sıcaklığını hissetmese ne olur? Birbirimizin nefesinde nefes olmasakta olur, kalbimdesin! Sünnetini yaşatmak boynumun borcu olsun…

Bırakma beni sevdiğim, ne olur yalvarırım, gidişine dayanamam, âcizim. Kalbim durur, ruhum çölleşir, hep serap görürüm her yerde, aç susuzum! Hasret gözyaşlarımla kendimi avutamam, azla yetinemem, yaşayamam. Bıraktığın anılarla sensizlik imkânsız, gitme! Çılgındır benim sevgim, hem kuşatır, hem yakar yüreğini bilirim, doyumsuzdur. Kalp kalbe karşıdır derler, doğrudur kalbin kalbimin içinde, kaçınılmazım, dayanamazsın!

Bugünde yarında, dünyada ve ukbâda yüreğin kadar yanındayım, hep yakınım. Kendini yanlız hissettiğinde elini yüreğine, gözlerini ruhuma koy!  İşte ben hep senle oradayım, hep orada seni bekliyeceğim, ölümsüzdür aşkım! Aşk sensin ya Resullallah. Allah aşkını seninle bildim.

Ne güneşi, ne yıldızları, ne ölümlü dünyalıkları isterim, bir seni istiyorum. Baykuşluğuma son verir senin aşkın, sevgin bana yeter, yaşatır ölümsüzlükte! Biliyor musun, uğruna canımı verecek kadar seviyorum desem, inanır mısın? Unutma sen benim gözlerimde sâf bir gerçeksin, idealimsin. Aşkın yüreğime bahar getiren kokulu bir çiçek, hiç bir zaman solmayacaksın…

Sen güldüğünde, bende gülüyorum, sen kendine ne yaparsan, bende hissederim. Güven ve inan, kalbin ne kadar büyükse, o kadar güçlü inan! Hiç kimse kânaatını değiştiremesin, her zorluğa, engellere göğüs ger, aşkı yaşat! Aşkımızda mâsumiyet, sâfiyet, iffet, edep, sabır, vefâ, sadakat, samimiyet, saygı var. Dahası ruh, akıl, kalp, duygu, sır, beden; hepsinin toplu rengi, cümbüşü var. Aşkın gönül dili konuşur, kalbin benim neşem, sevincim, gel gitlerim coşar, güler ağlarım.

Kadere teslim ol, tevekkülle sağlam, dik dur. Sen beni yakacaksın severek, külüm kalmayacak, bende seni, sevmek yanmaktır! Kalbini verdin ya bana, sabırla, umutla, heyecanla haber bekleyeceğim, ne kadar sürer bu dayanılmaz çile Allah’ım! Aklımı başımdan aldın, kalbimi aldın, bedenimi de alabilmen Rabbin taktirindedir. O, ‘ol’ dese akan sular durur, Hz. Meryem bâkiresi, Hz. Sârâ 90 yaşında doğurur. Azken Hz. Musa firavunu yener, Kızıldeniz yarılır, mucizeler, kerametler görülür.Ateş Hz. İbrahim’e gül, sinek Nemrud’a cellat olur, Hz. Davud kuşlarla konuşur.Hz. Süleyman Belkıs’ın tahtını ötelerden anında getirir, Belkıs hemen âşık olur.

Allah  dilerse imkânsızlar olur, duâmda ümmeti İslam için bolca istedim, duâ ettim dava aşkımıza. Çünkü, aşka susadım. Bir kere görsem, koklasam seni rüyamda bin kere ölsemde gam yemem. Sadece bir kere gösterdin gül cemalini, ben öldüm artık, bundan sonraki yaşamımı aşka adadım. Seve seve kalacağım, yana yana kalacağım… Ahirette şefaat eyle, mahrum eyleme mağfiretinden.

Şiirlerimde aşkın şiir coşkun sevgi dili var. Bir kadına aşkdan ziyade ilahi aşka geçişin lezzetini, peygamber efendimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V.) duyulan eşsiz, benzersiz, doyumsuz, ölümsüz aşkın tadını yudumlayacaksınız.

Anne

Her şey içimde kaldı, biliyor musun anne!

Dertler, gözyaşlarım, geceler boyunca sessiz hıçkırıklarım…

Söyleyemedim sana üzülürsün diye.

Hiç sana kıyar mıyım?!

Kalbimi parçalayan hasretin, içimde büyüyen gurbetin..

keskin bir kılıç olduğunu söyleyemedim sana…

 

Gökyüzünde yıldızları seyrediyorum.

Karanlıkta ışıl ışıl, ulaşılmazlar!

Sende uzaklardasın yıldızlar kadar..

sana ulaşamıyorum…

Sarılamıyorum anne sana!

Kokunu duyamıyorum…

 

Ne zordur içimde biriktirmek…

Yaralarımı, acılarımı, kederlerimi..

bende anneyim, biliyorum seninde neler çektiğini.

Annelerin kaderi mi bu yoksa?!

Dağ yürekli, sabır taşı olmak…

Hüzünlerde, acılarda, kederlerde yoğrulmak…

 

Bu baharda geldi geçti, alel acele..

Mevsim kışlara gebe…

Dağlar laleye, çöller suya, ben sana susadım anne!

Bir tek dostum var, oda Allah (c.c.)

O’na dayanıyorum

O’na anlatıyor

O’ndan medet umuyor

O’ndan dileniyorum

O’nun mekanında bari beraber olabilecek miyiz anne?

Rüyeti Şîr Fârûk’un Eşi Suna Arslan, Kitchener, Kanada, 03 Ağustos 2012.

Bu şiir kitabımı hayatımın cankuşu eşim Suna Arslan veya Azeri adıyla Sona Hasanova’ya, en kıymetli paha biçilmez varlığım kızım kerimem Hafsa Meryem Arslan’a ve kalplerin fatihi safiyane oğlum Ali Alperen Arslan’a ithaf ediyorum.

Sözümüzü Yunus Emre misali şeker bal ile, 30 Temmuz 2012’de Kanada’nın Kitchener şehrinde yazdığım Şekeristân adlı şiirimle bağlayalım.

Haktan yana uçan kişi benlikten geçer ola

Aşk şarabın içen kişi candan canandan ola

Gözü kördür münâfık kişi zehri dilinden ola

Halkın acı sözünü duyan kişi şekeristân ola

 

Dünya bana zindân olsa, ukbâ bostân ola

Cümle âlem düşman olsa, bağı bostân ola

Ayrılıklar hicrân gam olsa, gülü bostân ola

Beyaz Gül (SAV) yâr olsa, aşkım bostân ola

 

Her çiçeğe konar olsam, arıdan sâf derviş ola

Aşk yolundan geçer olsam, bülbülü ermiş ola

Senin ilmin bilir olsam, hâsların hâsı şâkird ola

Sözü sultân dildâr olsam, dilim şeker şerbet ola

 

Gerek tek Dost’a kul olam, ruhum gülistân ola

Şakıyan Şekûr kul olam, kalbin evi gülistân ola

Benliğimi satıp düz kul olam, özüm gülistân ola

İşin Haktır Rüyeti Şîr Fârûk âleme ibret destân ola.

Faruk Arslan veya Rüyeti Şîr Fârûk

Kitchener, Kanada

26 Ocak 2013