Efendim (s.a.v.)

Efendim (s.a.v.)

Rızandır kalbimin ibresi, aynası arş-ı Rahmân
Yerde beyt-i Hüdâ, kalbi mü’min arş-ı Rahmân
Kökleşen ilime inci mercan, Rehbersin Efendim
Hâtemü’l Enbiyâ Ekberi Fahr-i Kâinat Efendim

Yol Senin, yolcu Senle, derman ancak Sensin
Batan âleme doğan güneş, ışık sadece Sensin
Meczûbuz aşkınla Ahmed-i Muhtâr Efendim
Mahzûn Sensiz ebed-devlet cihângir Efendim

Şah-ı müşfiktir aşk kelamın Fazilet Güneşi Nebi
Ferîd-i Kevn ü Zamândır, Mahbûb-u âlem Nebi
Seyyidi’l masumin iffeti insanlığa iftihar Efendim
Hikmetin lisanı fasihi, Sâdık u Masdûk Efendim

Sevdam Sensin, hayalimsin, ufkumda tütensin
Kalbimin tahtındasın, soluduğum hava nefessin
Mahsustur pâk sâfiyet, ümmetine Settar Efendim
Zat-ı âlinle mümtâz İslâm, Hakk’ı gören Efendim

Esrarı bilen Mukallibu’l Kulûb Mevlâ-yı Müteâl
Muradın kul Abdullah ile akar Mevlâ-yı Müteâl
Sultanlar sultânısın ruhu Seyyidi’l Enâm Efendim
Habîb-i Ekremdir Habîb-i Edîb, Ekmel Efendim

Dillerde, gönüllerde Sen, tek beste, gül Sensin
Sönmeyen ziyâ, eskimeyen yeni, bülbül Sensin
Müştak ins ü cin ol âlem, ahlâkı Kur’ân Efendim
Mest ü mahmur olur iklimine giren cân Efendim

Sukûtumuz tefekkür olsun, hikmetse sözümüz
Bakışımız ibretsiz, nankör, kanaatsız sözümüz
Aşkınla ölmeyi öğret, Nebiler Serveri Efendim
Mübeccel şânın yüce, Resûl-i Kibriyâ Efendim

Ruh-î Muhammedi ile dirilir, cümleden kâinat
Zikr-î Muhammedi ile şenlenir, canlanır tabiat
Meftûndur cemiyet, medeniyeti kuran Efendim
Muhtaçtır beşeriyet, selam barış fatihi Efendim

Aşkınla, ism-i cemâlinle haz duyar sâlih ruhlar
Buğu buğu gönüller, Senle terütâzedir ziruhlar
Cândan, cânândan öte canım, Müberrâ Efendim
Anam babam Sana fedâ olsun, Mustafa Efendim

Esbab, izzet azamate perde Hâlik-ı kevn ü mekân
Mücellâ bir aynadır nazargâh-ı ilâhî kalb-i mekân
Hor ve hakir hatalar heykelimize Rahmân Efendim
Makam-ı Mahmud, Ahmed-i Muhammed Efendim


Kitchener, Kanada
24 Ekim 2012

Beyaz Gül (S.A.V.)

 

Ellerini tutmak istesem, sana sarılmak istesem, ashabın gibi severmisin beni?

Rüyamda dört eşini tanıttın: Hz.Meryem, Hatice, Aişe, Asiye; mesrur ettin beni

Yüzün suyu âlemlere Sultansın, sen beyazımsı kırmızı gülüm, gedân say beni

Ölümsüz aşka güler ölüm gülüm, ayrılığı yok etmez ölüm, gülsün sevsin beni

 

Gür siyah sakalın, yağmurda ıslanmışca parlak kara saçlı, kara gözlü gülüm

Zülfüne rüzgâr değse baktığın yere merhamet damlatır, Hâlimsin yaz gülüm

Yokluğunda derbederim, eğer gayrı yoksan ne etsin bana ölüm, yıkılır gülüm

Baksan hazırım, tutsan uçarım, sıvazla sırtımı, kanatlanır sevdân doğar gülüm

 

Güllere sevdâmı anlatırken sana Beyaz Gül’üm dedim, elbet öylesin sâf gülüm

Bülbüller ağladı gül kokusuna, kokunu solumak istedim göründün bana gülüm

Bir nefeste ben koklasam beyaz gülü, kokun eksilmez dedim, geldin can gülüm

Çöllerin ortasında gül deryasında nadide açan orkidesin, ismetsin Beyaz Gül’üm

 

Gül yaprakları örtsün ölümün gülen yüzünü, dünyada ukbâda şefaatsin gülüm

Sevdâmın renginde aşığın dili var, öterim bülbül gibi inim inim, şarkımsın gülüm

Tatlı gülüşün geliyor aklıma, güvercin kalbim güm güm atar, hep gel, sev gülüm

Güller bahçesinin bahçevanı Kırmızı Gülsün, aşk u tevhid bahçesi Beyaz Gül’üm

 

Sevdân buram buram burnum da tüter, görmek kavuşmak isterim, aşka yanarım

Çekilmez artık sensizlik, kalbim kan ağlıyor, söndür ateşimi, görmezsem yanarım

Al beni mâsumiyetine, sar sımsıcak, hissettir sevdiğini, değer vermezsen yanarım

İsteyip sâfiyane arzuluyorum tek seni, seviyorum  derim, inanmazsan eğer yanarım

 

Terk edemem seni, seven kalbin hıçkırığı, çırpınışı, umutsuzluğudur nurunda aşkım

Elimde değil, ruhum, kalbim aşkını ister, ayıpla ama gitme, kurtar lütfunla aşkım

Çektiğim acıyı sen anlarsın, bilirsin derdime âşığım, derde devâ Şâfi Şekûr aşkım

Hakk’ın şahs-ı mânevisiyle câmian insanlığa yanar, başka bir aşka kanmam aşkım

 

Sendeki sevgi ateşi, merhameti, şefkatinle egomu mıhladın, iyiki esir aldın beni

Ne olacak şimdi? Ya şefaatine nâil, layık olamazsam, gör bak aşkın zebûn etti beni

Aşkımı ifşâ edersem, o  zaman derdime yana yana kalırım, yakar nurun  kül et beni

Aşkın mânevi bir okuyla vuruldum, nurlu siman kalbimi aşkına mecbur etti beni

 

Keşke 43 yıldır titremeseydim köşelerde, yapayalnız benliğimde sarabilseydim seni

Sıcak nefesinle ölmüş ruhlar ve ruhum dirilseydi, kuşatan aşk mutlu ederdi seni

Dönebilsem sevgine her an zevk olurdu kulluğum, unutmadım unutmam asla seni

Şiirimde yarım kalan mısralarıma âcizim, aşkımı dillendiremem sadece özlerim seni

 

Madem  âşığım, ne olur mahrum etme o güzel sevgini,  anam babam feda olsun!

Yetiş imdatıma, muhtaç yaralı, ölümsüz aşk ararım, canım cananım feda olsun!

Seni düşünmekle heyecanlı genç delikanlıyım, ölüme susamış ruhum feda olsun!

Şefaatinle ruhum 33 yaşında, dipdiri, kalp gözüm açık, davana yolcun feda olsun!

Kitchener, Kanada

10 Temmuz 2012

20 Temmuz 2012′de yenilendi

NOT: 30 Temmuz 2012’de herkul.org’da yayınlanmıştır.

 

Aşk Sensin Ya Rasûlullâh!

 

Aşk bir nevi delilik, çılgınlık hali derler…

Kürdemirli Vusal’ım Londra’dan sordu:

Allah aşkı deliliğe, yanlış yola götürür mü?

Allah bizden kendisine âşık olmamızı mı bekliyor?

Yoksa sadece ona kulluk yapmamızı mı ister sizce?

İki ana kaynağımız Kuran ve Hadis, ne der aşka?

 

Mevlâna şöyle izâh eder ki, Allah ne der;

Kimi benden çok seversen onu senden alırım..

Ve ekler, onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım..

Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur

Sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur..

Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur

Öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur..

Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın

En garibi de budur ya, öldüm der durur, yine de yaşarsın…

 

Hanimiş suskun Mevlana sustu, peki kül eyleyen aşka değer miydi?

Düsseldorf’da devrem Mustafa, Konya’da âşık Ahmet’e yakan aşkı yazdı:

Doyamadım sana gül yüzlü yarim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Bir sevdâya düştüm diyârlarda gezerim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Gecemi günümle bir eylemişim
Sevdanı şiire su eylemişim
Gözümdeki yaşı nur eylemişim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Mapusta günler bitmek bilmedi
Gardiyan gözyaşlarımı gördü silmedi
Sensiz yaşayacak dermân kalmadı
Yak bitir sevdanla küle döneyim
Bak bitirdin senin dileğin oldu
Diktiğin sevda bahçen sararıp soldu
Dost Mustafa’nın gözlerine yaş doldu
Yak bitir sevdanla küle döneyim

Sağolasın Mustafa’m pirim sustu, söz Kitchener, Kanada’da

Nebiler Serveri’ne mektup yazdım ki, sorayım aşk ne tutku ne

Ey Hz. İbrahim’in duası, Hz. İsa’nın müjdesi Hâtem’ül Enbiya!

Sana binlerce hasret dolu yüreklerce salat-ı selâm duâ olsun…

Sana ümmet olmakla şereflendiren Rahman’a Hamd-ü senâlar…

Efendim; Gül Efendim! Asırlar ötesinden yazıyorum bu mektubu

Satırlarımın Sana ulaşması umuduyla, söyle bize Kur’an ne der aşka?

Ahirette Sana olan muhabbetimin bir şahidi olsun diye naat yazıyorum

Günahkar ellerimle, hasret dolu yüreğimle, terennüm eden dillerimle

Asırlar ötesinden geliyorum kapına! Yılların yorgunluğunu getirdim

Hüznümü, hasretimi..böyle bırakmamıştın bizi, günahlarımı getirdim

Kapının dilencisiyim ya Rasulallah!..gülüşünü, gül yüzünü göremedim

Hasretini yudumladım yıllarca, gözlerim o nur cemâlinden yoksun kaldı..

O engin himmetine vâsıl olamadım, fakirim ama sana hasret zenginliğim

Aç kapını Sultanım bir an olsun göreyim, o gözlerinle bir kez nazar et bana

Gözlerin cennetin yansıması, gözlerin rahmet pınarı, sevdâmın vuslat demi

 

Yıllarca hayalini kurduğum, yandığım gözlerini göreyim ne olur Yâ Rasûlullâh!

Layık olamadım Sana. Aşka dair her şeyin manasını yitirdim içimde, aşk ne ki?

Hıçkırıklarıma boğuldum, hakkıyla sana ne ümmet oldum, nede şükreden kul

Hürmetine yaratılmıştı onsekizbin alem, saf aşkı Allah’a olan aşkında buldum

Yâ Habibullâh! Ey Allah’ın habibi, sevgilisi, en sevdiği; sevgiydi , aşktı senin diğer adın..

Herkes Seni bir başka sevdi..kimi gönüllerde bir sızıydın, kimi gözlerde gözyaşıydı adın..

Dillerde dolanan Leylâydın Sen, uykuları kaçırtan Mâşuk, yürekleri yakan sevgilidir adın..

Farklı sızıların tek manasıydın Sen, şairlerin ilhamı, ruhumuza şen ruhi Muhammedi adın..

Müştakız sana Rasûlullâh! Sana meftun yüreğimiz, Sensin bu âlemin sebebi, aşk Sensin

Sen tanıttın bize Rahman u Rahim’i, velâdetinle can geldi bu çorak topraklara, aşk Sensin

Sana muhtacız Ya Habibullâh! Bıraktığın gibi değiliz, emanetine ihanet ettiğimiz aşk Sensin

Güzel âşıklar gibi, sahip çıkamadık öğrettiğin güzelliklere, affet bizi, unuttuk tek aşk Sensin

Acizlikti sermayemiz, günahkar yürek tek varlığımız! O yürekle mi sevelim Yâ Rasûlullâh!

Susuz toprakları cennete çevirdin, günahkar yüreğimi sevginle hep dirilttin Yâ Rasûlullâh!

Aşığım, susuz topraklarıma rahmet pınarlarından âb-ı hayat  akıt,  doluyum Yâ Rasûlullâh!

Seni ifade etmeye yetmedi sözlerim, hayalimde aşkın anlamı Kırmızı Gülsün Yâ Rasûlullâh!

Mülk aleminde görseydim nuru, hazan yaprakları düşe sıra geldim, aşkı tarif edip gitmiştin

Tek umudum Umman-ı bekâda buluşmak, yüzümüz yoktu bir asırdır sen yoktun gitmiştin

Keşke gitmeseydin, ayağını öpen kumun, saçını ıslatan yağmur damlan olsaydım, gitmiştin

Yolunda akıtılmış kanlı gözyaşım hasretine verilmiş can olsaydım keşke, ama Sen gitmiştin

Sana lâyık olamadım, eremedim, ümmetin olma şerefine idraksizim, mücrimim kapında

Nasıl geleyim, çıkayım karşına, Senin şefkatin ümmet soluklu diye umutluyum kapında

Kurtarmak için yaralandın yüzondört yerinden Taif’te, endişene duâna gedâyım kapında

Ümmetin cehennem görmesin deyu âşıklarınla son davayı kollarsın, hazır askerim kapında

Peygamber olmaktansa keşke ümmetinden kul olsaydım diyen Hz. Musa dahi aşkını bildi

Seni muştulamıştı Nebiler, şemsine pervâneydi kâinat, sahaben, beytin hakkıyla seni bildi

Hak dostları aşkını, Kur’an ahlâkını, harâbe garip kalp ehlinde aradı, sevgini buldu da bildi

Şefkat Peygamberi! Seni Alemlere Rahmet kılana kulluğa Sen bizi yönelttinde kul aşkı bildi

Sen Makâmen Mahmud edilen son Peygambersin, enbiyâlar serveri, âlemlere de Sultan

Sana medh u senadan dilim aciz, tek tesellim Sana muhabbetim, samimi âşığım be Sultan

Sevgim hürmetine şefaat dilenirim, yoksa Rabbin affına mazhar olamam, habibsin Sultan

Senin nurun hatrına affedildi Hz. Adem. O nurlar nuru hürmetine bizi de affet ey Sultan!

Doğumunla yeniden hayat buldu kâinat, Habib-i edibin aşkına ölmüş ruhlara hayat bahşet!

Senin bir işaretinle ikiye ayrıldı Kamer! Ya Râb! İçimizde ki Hak ile batılı da işte böyle ayır!

Senin duanla Gül şehrine yağardı yağmurlar, rahmet yağmurlarını sağnak sağnak yağdır!

Ey insanların en güzeli, merhametlisi, seni seven aşk fermanım elinde beni aşkınla haşret!

 

NOT: Rasûlullâh’a (SAV) 12 saatde yazdığım bu Naatı Şerif veya şiir kıtalar arası yazılmıştır. Türkiye’den katkı sağlayan Konya ve Manisa’ya, Almanya’dan Düsseldorf’a, İngiltere’den Londra’ya şükranlarımı sunuyorum. Kanada’da Kitchener’da aranan aşk bulundu ve Peygamberimizin aşkı ile Allah aşkına ulaşıldı, fani aşkta delilik sona erdi.

 

Kitchener, Kanada

11 Temmuz 2012

NOT: 16 Haziran 2012′de herkul.org’da yayınlanmıştır

 

 

 

 

 

 

 

 

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi