Ölmeden Ölmek!

Ölmeden Ölmek!

Sufiler ölmeden ölme makamına büyük önem verirler.  28 Mayıs 1996’da Bakü, Azerbaycan’da yazmıştım bu şiirimi:

Şehit Ölümü

Garip doğdu, yaşadı, hicreti ve ölümü, tam sır işi.

Onsekizinde ölmüştü, ölü diriydi, ölmezdi bir daha.

Korkmadı, sevdi ölümü, ‘şehadettir’ dedi ulu Kişi.

Film şeridi gibi geçti hayatı, dirildi nurlu ikinci bahara.

 

Hep ölü sandı kendini, yaşarken bir şehit gibi dipdiri.

Hayır ölmedi, öldü öldü dirildi duayla, havf ve recayla.

Ecel bir değişmez ki, pervasız Arslandı, hep diri ve iri.

Ol dedin, son nefesinde döndü, ölmüşken geri semaya.

 

Olmasın hiç  mezar taşı, isimsiz bir garip, yetim gibi.

Ağlamadan oturun üstüne, oku Fatiha kimsesiz gibi.

Kabirde de yalnız, gurbet içinde kurbet, bir garip gibi.

Önderi yetim ve garip, ümmeti ağlar tıpkı gurbet gibi.

 

Osmanlı şairlerinden Ahmed Nâmî, ‘hazır mısın?’ der dava adamına: “Yüri bir pîr-i kâmil bul tarîk-i Hakka oldur yol. Çalış ölmekden öndin öl o dem her şeyde hâzırdur.”

Aslında ölmeden önce ölmek için nefsin eğitilmesi gerekmektedir. Bu kolay olmayıp herkesin başarabileceği bir iş değildir. Çileyi ve derdinizi sevmelisiniz.

Azmizade Haletî, hal ehlinin ölmeden önce ölmenin nasıl olduğunu bildiklerini şöyle söylemektedir: “Ölmeden ölmek niceymiş bildiler ey Hâletî.”

Ölümsüz bir ömür kazanmak, “ölmeden önce ölmeye” bağlıdır: “Ger isterseñ ki kesb idesin ömr-i câvidân. Ölmezden öñdin ölmege sa‘y idegör hemân” der Hayretî divanında. Bu temayı işleyen beyitleri şunlar: “Ehl-i diller kim virüp cân öldiler ölmezin öñ Hızr gibi içdiler âb-ı hayat-ı hoş-güvâr. Hayât âbın içüp ömr-i ebed bulmak nedür ey dil. Düşüp ışk u mahabbet tîgine ölmek durur ölmek” diyen Hayretî ‘ye hayret edenlere hayret ediyorum…

Vuslatî’nin bir beytinde ölmeden ölmek güzel görülür: “Ölmeden evvel ölüp kabre girüp haşre çıkup Manzar-ı nûr-ı tecellî ile ihyâ olalum.”

Birbirine zıt iki kavram olan ölmek ve dirilmeyi birbirinin sebebi der Vuslatî: “Ölmeden öldür öldürüp dirgür. Vaslına irgür ey ulu Mevlam.” Vuslatî daha da ileri giderek aşık olmanın sırrını verir: “Gel bu sırra mahrem olmak diler isen ey hâce. Dünyede ölmezden evvel hâsılı ölmek gerek.”

Koy Vuslatî konuşsun ölmeden nasıl ölünürmüş bir dinleyin: “Kalmaya aslâ kedûret feth ola dil-hânesi. Her nefesde dost kokusı cânına gelmek gerek.: Vuslatî, gönül evinin fethedilmesi ve oraya dosttan güzel koku gelmesi için yine “ölmeden önce ölmek” gerektiğini belirtir ama anlayana elbette.

“Ölmeden evvel ölüp kabre girüp hem haşr olup. Mâlikü’l-mülkün şühûdunda gönül hayrân gerek” diyen Niyazi Mısri’yi anlamak ne kadar kolaydır. Hocası Ümmî Sinan’a göre tevhîd-i hakîkî için olmazsa olmaz şartlardan biri “ölmeden önce ölmek”tir: “Ölmezden ön ölün didi Tevhîdi yetmez kişinün.”

Hatta Sufiler, “Ölmeden önce ölünüz!” emrine dünyada iken uymayan kişinin insan bile olamayacağını söylemiştir. Razı olan ve olunan nefistir zira. İsmail Ankaravi, “Ey güvenilirler! Beni öldürünüz, beni öldürünüz. Hayatım ölümümdedir benim” derken herhalde “ölerek dirilmeyi” itiraf ediyordu.

Yunus Emre’yi anlamak ölmeden ölmek sırrını anlamakla başlar: “Ölmegi dirlik ola ölümsüz dirlik bula. Ölmiş gönül dirile şundaki sen olasın.” Yunus Emre, “Tozını yel almaya bir zerre ayrılmaya. Âşık cânı ölmeye ma’şûkı sen olasın” derken sırr dairesinde kalp ve ruhun hassas bir inceliğini anlatır.

Maşuku Hak olan âşıkın yani gönlünden mâsivâyı çıkarmış kişinin canı ölmeyeceği gibi cismine bile en küçük bir zarar dokunmayacaktır. Yunus Emre, “sen aşık olamazsın” diye boş yere demez erenler: “Yüz bin riyâ çerisi bilün vardur bu yolda. Nefs öldürmiş er gerek ol çeriyi kırası.”

Tasavvuf yolunda binlerce riya askeri bulunmaktadır, bunlarla nefsini öldürmüş kişiler baş edebilir. Siyaset yoluna girenler Sufiyi anlamaz. Zombiler, yaşayan ölülerdir! Allah can verir dervişe ve gerçek diriliğe erer: “Ol can kaçan öliser sen ana can olasın. Ölmiş gönül dirile anda ki sen olasın.”

İnsan ölüm endişesinden ancak aşkla kurtulabilir. Âşık Yunus der: “Kogıl ölüm endîşesin âşıklar ölmez bâkîdür. Ölüm âşıkun nesidür çünki nûr-ı ilâhîdür.” Yunus’a göre ölmeden önce ölmesiyle mümkün olacak ve ulaşılacaktır Kamil İnsan zirvesine: “Ma’nî eri bu yolda melûl olası degül. Ma’nî tuyan gönüller hergiz ölesi degül.” Ölmeden ölmeyi en güzel anlatan şairdir: “Öldür nefsün dilegini ilet teneşür üstine. Yohsa gensüz ölicegez sana fermân olur gassâl.”

Hamzavî-Melâmî Kemâlî Efendi “sen seni terk eyle!” şiirinde coşkuludur: “Ey gönül ağla, gönülde hükmeden sultanı bul. Sen seni terk eyle, sende sâhib-i fermânı bul.”

Sinan Paşa ise Tazarruname’sinde “Tevhid”i anlatır: “Ölmedin ol kendüyi fânî ide Varlığın yoklıkda Hakkânî ide Ârif-i esrâr-ı tevhîd olasın.”

“Dâsitan-ı Sultân Mahmud” mesnevisinin ilk beyitlerinde: “Şol kişi kim nefsin öldürmiş-durur. Kendüzinden Tanrıyı görmiş-durur.” şeklinde ölmeden ölmeyi betimler.

En sevdiğim şairimiz Niyazî-i Mısrî ölmeden ölmeyi şiirinde izah eder: “Terk it Niyâzî sen beni bir eylegil cân u teni. Tuysam diyen Hak sırrını sırr-ı Hudâ halvetdedür.”

Mevlânâ Celâleddin-i Rumî, ikilikten kurtulmak, gerçek tevhide ermek için Hak’ta fanî olmak için “ben”i öldürmek, “ölmeden önce ölmek” diye özetler ölmeden ölmeyi.

“Ölmeden önce ölün” sözünden anlaşılması gereken nefsin sufli taleplerini öldürme türü bir ölümdür. Putlarını kıramayanlar bunu yapamazlar. Sufiler ölmeden ölmeyi Hakk’ın “Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön” (el-Fecr 89/28) buyruğunu yerine getirmek için iradi olarak yaparlar.

Ölmeden ölmek “fena fillah”tır. Bu Hakk’ta fani olmak; yani ene/ben’i öldürmektir. Marifet sırrını elde etme ve gerçek âşık olma şartıdır. Tasavvufta ikilikten kurtulup birliğe ulaşmaya “ölmeden önce ölmek” denmiştir. Buna “Birlik” veya “Cem Makamı” da denilmektedir.

farukarslanallahlogo

 

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi