Teksas’da bulunan Rice Üniversitesi’nde Boniuk Merkezi’nde Dinlerde Tolerans Çalışmaları kürsüsünün Başkanı olan öğretim üyesi Dr. B. Jill Carroll, Toronto Üniversitesi’nde düzenlenen Mevlana sempozumunda konuşma yapmak için Toronto’ya geldi. Carroll’un geçtiğimiz baharda ABD’de yayımlanan A Dialogue of Civizlizations: Gülen’s Islamıc Ideals and Humanıstıc Discourse kitabı, amazon.com kitap satış raporlarına göre bir anda kategorisinde en çok satan kitap oldu. Houstan merkezli Dinlerarası Diyalog Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Muhammed Çetin tarafından Türkçe’ye çevrilen kitap, bu hafta Türkiye’de okuyucusuyla buluştu. Dünya’da dinler arasında diyaloğun kurulması için seminerler vermek amacıyla kurduğu Religiosites Inc’in başkanı olan Carroll, yine kurucusu olduğu Adjunct Solutions için Kuzey Amerika’da danışmanlık hizmeti veriyor. Rice Üniversitesi’nde İnsan Hakları ve Dinler konulu dersler vermeye devam eden Carroll, Konfiçyüz, Plato, Immanuel Kant, John Stuart Mill ve Jean Paul Sartre ile Fethullah Gülen arasında benzerlikler olduğunu düşünüyor.

Türkler ile nasıl tanıştınız?

Jill Carroll: Houstan merkezli Dinlerarası Diyalog Enstitüsü’nin davetiyle Teksas, Oklahoma ve Kansas’tan 20 profesörle birlikte Aralık 2004’de Türkiye’ye diyalog gezisine gittik. Bizi çağıran gençlerin siması güven telkin ediyordu. Hepimiz ilk defa Türkiye’yi görecektik, doğrusu ne beklediğimizi de bilmiyorduk. Türk ailelerin evlerine misafir olduk, özel eğitim kurumları ve hastaneler gezdik. Hepsi çok iyi insanlardı. Bir sosyal aksiyon haraketi ile muhatap olduğumu hemen anladım. Daha sonra öğrendim ki, hepsi Fethullah Gülen’in konuşmalarından, derslerinden, eğitim mesajından bir şekilde etkilenmişti. İzmir’de başlayıp önce Türkiye’ye sonra tüm dünyaya yayılan bu eğitim ağırlıklı sosyolojik haraketi incelemeye karar verdim.

Kitap düşüncesi nasıl oluştu?

Jill Carroll: Kasım 2005’de başkanı olduğum kürsüde Gülen’in fikirlerinin tartışılması için ABD, Avrupa ve Merkezi Asya ülkelerinden geniş katılımın olduğu bir konferans düzenledim. Ortak tertiplediğimiz pek çok panel, ders ve etkinliklerle çalışmalarımız devam etti. Mayıs 2005 ve Haziran 2006’da tekrar Türkiye’ye giderek Gülen’in kişisel olarak şahıslara ve topluma ne kadar etki ettiğini gözlemlemeye çalıştım. Gülen ile ilgili pek çok tercüme kitap okudum, çok sayıda insandan görüş aldım. Sufızm, Türkiye tarihi ve Gülen uzmanı değilim. Ama 15 yıldır dünya dinleri, felsefesi ve insan hakları gibi konularda lisans ve lisans üstü öğrencilerine dersler veriyorum. Batı ile Doğu dinleri arasında karşılaştırmalı olarak dini felsefeleri inceliyoruz. Gülen’in fikirlerini okur okumaz, geçmişte yaşamış dünya entellektüelliğine katkıda bulunmuş büyük filazoflar ve düşünürlerle arasında bir ilişki olduğu düşüncesi kafamda canlandı. Kitap, Nisan 2007’de basıldı, epey araştırma yaptım.

Gülen ile yüzyüze görüştünüz mü?

Jill Carroll: Evet. Bir çok hastalıkla boğuşmasına rağmen vakit ayırıp benle görüştü. Kafama takılan soruları sordum ve cevaplarını aldım.

Kitabınızda Gülen ile karşılaştırma yaptığınız düşünürleri neden seçtiniz?

Jill Caroll: Konfüçyüz, Plato, Immanuel Kant, John Stuart Mill ve Jean Paul Sartre’yi seçtim. Çünkü bunlar Gülen gibi farklı din, tarih, kültür ve zaman döneminden gelmesine rağmen insan merkezli fikir beyan eden Hümanist düşünürler. Bazıları farklı düşünebilir ve dini olan ile olmayan Hümanizmi veya Hümanistti birbirinden ayırmak isteyebilir. Bilimsel tanım böyle değildir. Herşey insan içindir ve Hümanizm’in temeli olan bu fikir ateist insanlarla başlamamıştır; eski Yunan medeniyetinde izleri vardır. Rönasans döneminde Allah’tan uzaklaşılması nedeniyle dinsizlerin perspektifi diye modern döneme ayrı bir Hümanizm yolu taşınmıştır. Hıristiyanlık, bu noktaya kanlı savaşlardan sonra geldi. İnsanın gücü harakete geçirilerek Allah’ın kainata koyduğu kanunları keşfettiler. Bunu Allah’a rağmen veya karşı güç kullanarak yapmadılar. Aslında İslam dünyası, bilimi çok evvelden keşfetti ve geliştirdi. İslam’da Hümanizm, Rönasansdan çok önce gelişti. Rönasans, bu dönemden faydalandı. İkiside kainata Allah’ın yerleştirdiği bilinmeyenleri bulmak için ter döktü.

Gülen ve diğer düşünürleri hangi temalarda aynileştirdiniz ve karşılaştırdınız?

Jill Carroll: İnsan yaşamıyla ilgili beş ana temada fikirlerini yakalamaya çalıştım. Bunlar; insanın değeri ve onuru, özgürlük, ideal insanlık, eğitim ve sorumluluklar. Bu temalar eski zamanlardan bugüne kadar çok iyi bilinen merkezi konulardır. Gülen’in İslam içindeki fikirleri ve çok güçlü olan ifade tarzı beni etkiledi. Gülen’in diğer düşünürlerden en önemli farkı, kendisini dinleyenleri devleti ele geçirme düşüncesinden uzak tutmayı başarması, ideal bir topluma ulaşmak için Plato ve Konfüçyüz’ün aksine hedef göstermemesi. 15 yıldır derslerde öğrencilerime bu konuları zaten anlatıyordum. Bu nedenle Gülen’in seküler veya dindar olması farketmezdi. Yaşadığımız toplumda mümkün olduğu kadar aynı dil, kültür, din ve sosyal konumdan gelenlerle görüşüyoruz ve sınırlar çiziyoruz. Kendimizi tecrit ediyoruz. Globalleşen ve teknolojinin yardımıyla bir köy haline gelen dünyada bunun uzun vadeli olarak çalışmayacağına inanıyorum. Ortak paydalarımızı bularak beraber yaşamayı öğrenmeliyiz. Gülen, İslam’ı Mevlana gibi anlayan bir düşünür olarak gördüğüm için ayrıca dikkatimi çekti. Herkesi olduğu gibi kabul etme, insan olduğu için tüm insanlara değer verme erdemi, Gülen’i farklı kılıyor ve İslam’ı Mevlana gibi anladığını gösteriyor.

Batı’da Mevlana’yı yanlış yorumlayanlar olduğunu görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Jill Carroll: İki büyük tehlike görüyorum. Birincisi, Mevlana’nın barış ve sevgi mesajını yüzeysel ve duygusal olarak ele alıp dini çok basitleştirenler var. Mesela Mevlana’ya yaslanan New Age Akımı, dini yaşamı çok basite indirgiyor. Oysa Mevlana derin ve koyu bir müslüman. Hz. Muhammed’e ve Kuran’a bağlı. Onun yolu çilelerle dolu, zirveye çıkmak, olgun bir insan olmak hiçte kolay değil. Mistik bir gezintiye çıkarak kıyısında duranlar ve kendisini avutmak isteyenler yanılıyor. Vitrin seyrederek Mevlana öğretisi anlaşılamaz. İkincisi, mesajı aşırı mistikleştiriliyor. ‘Bir bardak şarap iç, sonra sev’ diyenler bile var. Mevlana, cinsel bir sevgiden değil Allah sevgisinde derinleşmeden bahsediyor. Mevlana bir fenomen. O bir dualist değil, inancı sağlam. Allah sevgisinin zirvesine çıkıp insan sevgisinin önemini ve insani ilişkiler gerçeğini keşfetmiş evrensel bir din alimi. Yaşadığı dönemde çok dinli bir ortam var; Konya, birbiri içine geçen dini kültürlerin huzur içinde yaşadığı bir kent.  ‘Önce kendin gibi ol, sonra başkasıyla ol, başkasını ne olursa olsun affet’ kültürünü dini referansları sayesinde gerçekleştirdi. Bu barış mesajına 21. yüzyılda ihtiyacımız var.

Başka dinlerde de Mistizm var, Mevlana’nın farkı nedir?

Jill Carroll:  Tüm büyük dinlerde Mistizm geleneği vardır. Bunlarla uluslar arası konferanslarda biraraya geliyoruz. İnsanlar, akademik dini seminerlere değil onların fantastik söylemlerine ilgi gösteriyor. Allah’ı tanımak, bilgisine ulaşmak zordur. Sadece tecrübe ile o bilgiye yaklaşılabilir. Mevlana, doğmatik değildir. Tecrübeyle, o bilgiye ve sevgiye kavuşmuştur. Şems ile karşılaşmadan önce tamamen farklı bir insan olan Mevlana, hayatında hiç şiir yazmamıştı. Sufizm hayatında yoktu. Şemsi kaybedişiyle birlikte aşkında yandı; yani biri hayatını değiştirdi. Burada insan ilişkilerinin önemini anlıyoruz. Mistik derinliğe şiirleriyle erdi. Okyanus gibi bağrını herkese aç diyerek ufkunu genişletti. Onun sevgisi duygusal değildi, bir tutku, bir gönül bağlılığıydı. Bu yolla tertemiz aşka ulaştı. Onun Allah aşkı böyle bir zirvedeydi, bu nedenle insanları sevdi.

Doğumundan 800 yıl sonra, yaşadığımız 21. yüzyılda Mevlana’nın mesajı neden hala önemli?

Jill Carroll: Nükleer faciaların, soykırımların, ölümlü nefret savaşlarının, etnik katliamların yaşandığı bir 20. yüzyıl geçirdik, halende bu vahşetler devam ediyor. Başkasını anlamaya ve sevgi sunmaya çok muhtacız. Tüm dinlerde barış mesajı vardır ve bu değerleri anlayarak dünya barışına hizmet edebiliriz. Mevlana’nın felsefesi, bu  evrensel barış mesajını tüm dinlere, insanlara sunuyor. Başkasını değiştirmeye çalışarak değil Mevlana gibi sinemizi herkese açarak, evrensel yaklaşarak orta yolu bulabiliriz.

Diyalektik materyalizmin baskısı ve etkisi altında olan bir toplumda yaşıyoruz. Din ile Bilim, sanki barışmaz gibi gösteriliyor. Sekülerleşme kutsallaştırılıyor. Bu ayrışma ne zaman sona erecek?

Jill Caroll: Sekülerleşme, yani laiklik gerekli. Din de vazgeçilmez bir olgu. İkisi arasında birbirine geçen unsurlar var. Politik olarak devletin dinileştirilmesi düşünülemez. Toplumun üyeleri dindarlaşabilir. Dini dışlayan bir sekülerizmin de yaşama şansı zayıf. Bu noktaya uzun bir süreçten sonra gelindi. Dinlere ve inançlara saygı ve hoşgörü açısından laiklik elzem. Ancak Fransa ve Türkiye’de uygulanan katı laiklik, bu tanımın dışında yer alıyor. Hoşgörüsüzlük zorba laiklik doğurur.

Geçtiğimiz yüzyılda hiçbir dönemde olmayan miktarda milyonlarca insan birbirini öldürdü, soykırımlar yaşandı. İnsanların dini inançlarının çok zayıfladığı ve medeni vahşiliğin arttığı bu dönem, inanç boşluğundan kaynaklanmış olamaz mı?

Jill Carroll: Sanmıyorum. Daha çok sayıda insan öldü, çünkü savaş teknolojisi çok gelişmişti. Ayrıca tarihte geçmiştede insanlar birbirlerini öldürdü. Din savaşları yaşandı. Dini inançlara bağlı olmakla savaşların ve insan ölümlerinin, soykırımların ortadan kalkması arasında bağlantı göremiyorum.

Herhalde soruyu yanlış sordum. Eskiden bir kaç tane firavun, kral, derebeyi vardı, insanları sömürüyordu. 20. yüzyılda ise insanların egoları, benlikleri, nefisleri firavunlaştı. Her nefis bir firavun taşımaya başladı ve çevresine karşı zalimleşti. Din, insanın kendi firavununa, nefsine karşı bir savaş yapmasını ve topluma ve kendine faydalı iyi bir insan olmasını sağlar. Bilimde firavunlaşanların inançsız söylemini soruyorum…

Jill Carroll: Batılı bilim adamları inançsız değildir. Newton ve Albert Einstein asla ben Allah’ım demediler. İrfanını, bilgisini artıran bir alimin Allah’a yakınlaşması gerekir. Çünkü neticede kainata Allah’ın koyduğu bilnmeyen sırları çözmek için uğraşıyorlar. Bilinmeze olan tutku bilime olan arzuyu ateşliyor. herşeyin gerçek sahibi olan Allah’ın kainata yerleştirdiği nizami, düzeni keşfediyorlar. Bu onların maneviyatlarını artırıyor. Zalimleşen bilim adamı zaten bu sıfatı hak etmiyor.

Ama Dualizm henüz sona ermedi. Bilimi Allahlaştırarak inançsızlıklarına kaynak gösterenler var. Elbette onlara da saygı duyuyoruz. Öte yanda asırlardır dini taassup seviyesinde tutup bilimi terkedenler, bunlarla çatışıyor. Allah’ı ve şu kainat kitabında vaaz edileni kavramanın iki kanatlı kuş olduğu ne zaman fark edilecek?

Jill Carroll: Dualizmin olmadığını düşünüyorum. Ayrıca dinin herşeye cevap verdiği, bilim ve teknolojiyi geliştirdiği konusunda kuşkuluyum. İslam’ın tarihinde farklı olabilir, ancak Hıristiyan tarihinde bu gelişim farklı oldu. Dinin siyasileşmesi ve devlet sistemini kontrol eder hale gelmesi sakıncalı. Ancak fertler dindar olabilirler, dinlerini istedikleri gibi yaşayabilmeli, özgür olmalılar.

Zaten politik olandan değil dinin fert ve topluma kazandırdıklarından yola çıkarak dualizmi sorgulamak istemiştim. Gülen’in faydalandığı kaynak Said Nursi’nin eserleridir. Peygamberlerin gösterdiği mucizelerin insanlığın bilim ve teknolojide ulaşacağı zirve olduğundan bahsedilir. Orada mesela Hz. Süleyman’ın kuşlarla konuşması, 4000 km uzaktan bir tahtı ışınlaması, Hz. Yakup’un oğlu Yusuf’un kokusunu binlerce kilometre uzaktan duymasının karşılığının kainatta olabileceği anlatılır…

Jill Carroll: İlginç bir yaklaşım. Daha kainatta bilinmeyen bir sürü sır var. Verdiğin örneklerde bunu ispatlıyor.

 

Jill Carroll'ın ses getiren Fethullah Gülen kitabı tarihe altın damgasını vurdu