Namık Kemal Zeybek: Turancılık davasını
kaybettik

26.09.1998 Türkistan, Kazakistan
12 Haziran 1998 Bakü, Azerbaycan

Azerbaycan Zaman’ın kuruluşunun 10. Yıldönümü vesilesiyle 12 Haziran 1998’de Gülüsyan sarayında organize ettiğimiz kutlama törenlerinde ana konuşmacı olan Namık Kemal Zeybek ile Bakü’de geçen bir hafta ve 15 ile 29 Ekim 1998’de Kazaksitan’ın Türkistan kentinde geçen 15 günün meyvesi olan bir röportajdır bu…

“Türk dünyasını yüreğinde gezdiren insan” diye tanımlıyor onu Azeri kardeşleri. Dokuz yaşında Bakü radyosu ile Azerbaycan’ı, 13 yaşında ise tüm Türk ellerini izlemeye başladı Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek. O, kendini sadece Türkiye’nin değil, 200 milyonluk Türk dünyası coğrafyasının da vatandaşı olarak görüyor ve çok seviyor. Bakan Zeybek, Türkiye—Türk
dünyası ilişkileri hakkındaki sorularımızı cevaplandırdı.

Türk dünyasıyla ilişkilerimiz nasıl başladı? Neler yapıldı, neler yapılmadı?

Namık Kemal Zeybek: 1990—92 yıllarında kültür bakanlığım döneminde Türk dünyası ülkeleriyle imzalanan kültür anlaşmaları var o kadar. 1992’ye kadar Türkiye, Türk dünyasıyla hiç ilgilenmemiştir. Ahmet Yesevi’nin türbesi bile bu yıldan sonra onarılmaya başlandı. 1992—93’te 10 bine yakın öğrenci Türkiye’ye getirildi. Türkiye’de, bizim dışımızda Türk yok anlayışı hakimdi. 1991’den başlayarak 5 Türk cumhuriyeti bağımsızlığını ilan edince bir heyecan doğdu.
Bu insanların Türklüklerini unuttuğu sanılıyordu. Büyük bir potansiyel karşısında büyük ümitler yeşerdi. Yağmur gibi bu insanların bize akışıp geleceğini zannettik. Türk dünyasını sık sık ziyaret ettiğim için hesaba çekiliyordum. Sadece merhum Turgut Özal, merakla bu ülkelerin
yerini haritada göstermemi istedi. Artık gerçeklere döndük. Bu ülkelerle ortak plan ve iş programları oluşturulmaya başlanınca değişen şu oldu: Özel veya kamu sektöründen iş üreterek ortaya çıkanlar veya yüz çevirenler belirginleşti. Şunu unutmamak gerekir, bir resmi Türkiye, bir de derin Türkiye çalışıyor Türk dünyasında. Resmi Türkiye kamu sektörünün Türkiyesi. Derin
Türkiye şudur: Türkiye’den bir hocaefendi çıkar. Türk ellerine gidin, hizmet edin, kolej açın der. Binlerce insan heves ve emellerini bir yana bırakır, akıp gelirler Türk dünyasına. Bir de devletten hiç bir yardım ummadan eline çantasını alıp gelen iş adamımızı unutmamak gerekir. Resmi Türkiye, derin Türkiye kadar derin, engin ve heyecanlı değildir. Derin Türkiye’ye çok bağlıyım,
çok ümitliyim. Derin Türkiye doğru yolda ilerliyor.
Türk dünyası için Türkiye daha neler yapmalı?

Namık Kemal Zeybek : Kültür alanında ilişkilerimizi artırmalıyız. Karşılıklı evlilikler yapılmalı, kaynayıp karışmalıyız birbirimizle. Türk dünyasından Türkiye’ye gelen öğrencilerin sayısı artırılmalı. Onlara doğru dürüst maddi—manevi ortam hazırlanmalı. Geleceğe yatırım yapılmalı, yapılıyor ama yeterli değil. Ortak televizyon kurulmalı, ortak dillerimizi geliştirmeliyiz. Bu
televizyon tüm Türk dünyasında yayın yapmalı ki, şivelerimiz, lehçelerimiz yakınlaşsın. Tanıdıkça zenginleşecek dillerimiz, öz hususiyetlerini muhafaza etmekle beraber, birbirlerini de anlar konuma gelecekler. Azerbaycan’da basılan bir kitap 200 milyonluk Türk dünyasında yayılacak. Bu; edebiyat dünyamızı genişletirken, yazarlarımızı da teşvik edecektir. Resmi Türkiye, şirketlerin açtığı özel okulların daha da artırılması için destek vermeli. Kamu
sektörünün 10 liraya yaptığı işi özel sektör 1 liraya yapar. Özel sektöre 5 lira verilse hem devlet kazançlı çıkar, hem de verim artar. Bu hamur çok su götürür. Ortak konseyler kurmalı, kurulmuş olanların etkinliğini artırmalı, tabandan tavana gelişme sağlamalıyız. Diyanet İşleri başkanımız
Türk dünyasının dini liderlerini Ankara’da toplamıştı. Avrasya İslam Şurası kurulması için fikir ortaya attım, kabul edildi. İkinci toplantıyı önümüzdeki ay Almaatı’da gerçekleştireceğiz. Avrasya Konseyi’ni mutlaka kurmalıyız, aynen Venedik Konseyi gibi. Tüm şuraları, konseyleri aynı çatı altında toplamalı ve böylece siyasi yönetimi de gerçekleştirmeliyiz.

Türk dünyasından beklentimiz ne? Basınımız neler yapmalı?

Namık Kemal Zeybek : Tüm Türk dünyasında gördüğüm temel noksanlığımız, köklerimizle irtibatımızı zayıflatmış bir toplum oluşumuzdur. Köklerimize sağlam olarak dönmek, ondan güç almak zorundayız. Bizi biz yapan köklerimizdir. Köklerimiz dilimizdir, dinimizdir, tarihimizdir,
ortak değerlerimizdir. Köklerimizden yeterince hem haberdar değiliz hem de barışık değiliz. Çağın değerleriyle tanışık hale gelirsek 21. yüzyıl Türk asrı olacaktır. Buna layık bir milletiz ve bu amacı gerçekleştirmeye gücümüz var. Hem Türkiye’de hem Türk cumhuriyetlerinde karşılıklı olarak tanıtım yapılmadığı kanaatindeyim. Ciddi eksikliklerimiz var. TRT— Avrasya kanalı
olmasaydı daha iyiydi. TRT—1 Azerbaycan’da seyrediliyor, Avrasya’ya göre daha ciddi bir kanal. Yeterince Türkiye’yi tanıtıyor mu? Tabii ki hayır. Anadolu Ajansı’na bağlı Anadolu Radyo adında 24 saat İngilizce müzik yayını yapan bir radyoyu geçtiğimiz hafta Türk dünyasına ayırdık. Türkiye’ye Türk dünyasının tanıtılmasına yönelik yayınlar yapıyoruz. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Tataristan, Başkırdistan, Kafkas ve Karaçay Türkleri’nden
birer spiker getirdik. Türkiye’deki bilinç düzeyine bakın ki, bir gazete tenkid ediyor. İngilizce yayını Türkçe yayına tercih ediyor. Her basın organımız Zaman gazetesi gibi işler yapsa olay biter. Zaman’ı yürekten tebrik ediyorum.

TİKA’nın ortak dil konusunda çalışması Türk dünyasında yanlış anlaşıldı. Bu konuya açıklık getirir misiniz?

Namık Kemal Zeybek : 1990’da talimatımla Ortak Lehçeler Sözlüğü hazırlanmasını istedim. Dokuz Türk cumhuriyetinden dilci getirdik, altı ayda 7 bin 400 kelimeden oluşan dokuz lehçe ve Rusça’nın yer aldığı sözlük hazırlandı. TİKA, 2. proje olarak daha geniş kapsamlı, yaygın 50 bin kelimeden oluşan Ortak Terimler Sözlüğü hazırlamaya çalışıyor. Bunun için tüm Türk
topluluklarından uzmanlarla mutad çalışıyor. Ortak bilimsel kelimeler tesbit edilecek, hangi lehçede öz Türkçe bulunursa o kelime kabul edilecek. TİKA, ortak dil oluşturmaya çalışmıyor, bunu iyi açıklamak lazım. Ayrıca bundan sonra Moğolistan ve Kazakistan’ın yanısıra Azerbaycan’ın da ortak ekonomik karma komisyon eş başkanlığına getirildim. Aralıkta Ankara’da toplanacağız. Azeri iş adamlarının Türkiye’de Türk iş adamlarının Azerbaycan’da yatırım yapmalarını teşvik edecek, engelleri ortadan kaldırmaya çalışacağız.

Yurt dışı Türk ve akraba topluluklarımıza yeterince el uzatabildik mi?

Namık Kemal Zeybek: Suni biçimde meyil gösterdik. Tez kazanılanın çabuk elden çıktığını unuttuk. Turancılık kavgasını kaybettik…

Neden?

Namık Kemal Zeybek : Türkiye iç politika girdabında boğuldu. Türk devlet ve topluluklarına elini uzatamadı. Türk dünyası -Türkiye ilişkileri iyi gitmedi, Türk tarih tezlerinin yanlışlığı ortaya çıktı. Ortak iletişim Türkçesi, Ortak Türk Terimler Birliği ve Türkiye’nin Avrasya’da ki fırsatlara karşı izlediği politikada çuvalladık.

Kitaplarda okutulan Türk tarih tezlerinin yanlış olduğunu savunuyorsunuz; bu kanaata nasıl vardınız?

Namık Kemal Zeybek: Türkler , halen okutulan tarih tezinde iddia edildiği gibi birdenbire Altay dağı eteklerinde peyda olmadı. Kimisi Türklerin tarihini Göktürklerle başlatır; halbuki Orhun kitabelerinde Göktürk ifadesi sadece bir defa geçer. Diğer metinlerde hep Türk ifadesi kullanılır. Türklerin Hunlar, ondan önce Sakalara (İskitler) kadar uzanan Orta Asya steplerindeki tarih
yazgısı öncesi Türklerin ilk anavatanı Mezopotamya olmuştur. Sümerlerle ilgili araştırma yapan biri Azeri diğeri Türkiyeli iki tarih profesörü yayınladıkları kitap ve tezlerinde ilginç bulgular elde etmiş ve tesbitlerde bulunmuş. Bu bağlamda dünya tarihi Türk tarihi ile bağlıdır diyebiliriz. Yazıyı icat eden Sümerlerin kullandığı dilde bir çok Türkçe kelime mevcut; ayrıca adet ve
gelenekleri bugünün Türk halkları ile tıpatıp benziyor. Sümerlerin Türklerin atası olduğuna yüzde yüz inanıyorum. Sümerlerin toprakları Balkanlara, Kafkaslara güneyde Nil eteklerine Kuzey Afrikaya kadar uzanıyordu. Türkler Anadolu’ya Avrupa’ya, Kafkasya ve Orta Asya’ya sanılandan çok önce Sümerler zamanında geçiş yapmaya başladı. Altay dağı eteklerinde görülen ve Ergenekon destanı ile dağı delip ortaya çıkan Türkler, Orta Asya’da başka Türk kavimlerinin olduğunu müşahide etmiştir. Oguz Han Türklerin ortak atası olarak kabul edilir. 9 oguzlar denilen Türk boyları bir çok devlet kurdular. Ancak bazı adlar var, yanlış teleffuz edilmesinden dolayı bugünlere doğru intikal etmedi. Mesela Ötüken diye bir yer yok. Hunların büyük hakanı
Metehan doğru bir isim değil. Çinliler Bögüm Han demiş, Çinceyi çevirenler Metehan diye tercüme etmiş. Batı Hun imperatoru Atilla ile Hunlar ve Türk olan Volga Bulgarları ile çok önce Türkler Avrupa’ya yerleşti. Bu nedenle Türkler bir Ön Asya kavimi değil Avrasya toplumudur. Dünya tarihinde böyle bir toplum yoktur. Türklüğümüzle gurur duymalıyız.

Bugün Hiristiyan olan Macar, Bulgar, Çuvaş, Gagavuz ve Finlilerin Türk olduğu tezi doğru mu ? Bazı Türk kavimleri hristiyan olunca Türklüğünü kaybederken, bazıları ise niye kaybetmedi ?

Namık Kemal Zeybek: Macarlar bir bileşke milletidir; kanlarında Türk kanı karışımı vardır. Macarlar Arpatciksiz denilen 10 Türk beyinden türedi; bir kısmının soyu ise Kıpçak Türklerine dayanır. Atilla zamanında Hun Türkleri Macaristan’a hakim oldu. Bunlar zamanla milliyet oluşturdu. Zamanla Türk dili yerine Macar dili hakim oldu. Türklerde Macarlaştı. Hun’lar Macarlar içinde Türklüğü koruyup bugünlere taşıyanlardır. Macarların gelenekleri ve dili halen Türk kültürü ile içli dışlıdır. Gagavuzlar ise Oguz soyuna bağlı, Azeri Türkçesine benzer bir dil kullanan hiristiyan olmalarına rağmen Türklüklerini hiç kaybetmemiş temiz bir Türk toplumudur. 10. yüzyıl Türklerin din seçtiği asırdır. Asya Türklerinden Karahanlılar, aynı tarihlerde Volga Bulgarları müslüman oldu. Bugünkü Başkırd, Tatarların atası bu Volga Bulgarlarıdır. O zamanlar slavyenleşmiş Bulgar toplumu yoktu. Volga Bulgarları 8.-9. asırda
Aşburun Han komutasında Tuna boylarını ele geçirdi. Savaşçı halk devlet kurdu, ancak kendileri azınlıktı, halk Slavyendi. 9. asırda bu devleti Tuna Bulgarları adında Türk soyluları yönetti. Gök Tanrı dinine mensup idiler; zamanla uyum sağlamak için 10. asırda halkın dinini Hiristiyanlığı
kabul ettiler. Karışma başladı ve Slavyen oldular. Ancak adlarını bu kavme verdiler. Yeni bir milliyet oluştu, adına da Bulgar dediler. Finlilerin ise dil akrabalığından başka Türklerle ilişkisi yok; sanıldığı gibi Türk kökenli değiller. Ural-Altay dil grubuna bağlı Fin-Uygur dilini konuşuyorlar, Türkçe ile benzerlikleri var. Bu dil grubuna Koreliler, Japonlarda bağlı; o zaman
onlara da Türk dememiz gerekir, bu da saçma olur. Moğol ve Uygurlarda aynı dil gurubunun Samnelce koluna bağlıdır. Çuvaşlar ise 17. yüzyıla kadar Türklerin eski dini Göktanrı inancını koruyan tek Türk topluluğuydu. Müslüman olan Çuvaşlar göç ederek Başkırd ve Tatarlarla karıştı.
Bu halkların tarihini beraber incelemek gerekir. Rus baskısıyla Hiristiyan olan Çuvaşlar ise Stalin döneminde sürgün edilmeyen tet Türk toplumu olması hasebiyle fazla dağılmadılar. 1 milyon 800 bin nüfusu olan Çuvaşistan’ın yüzde 65’i Çuvaş’tır. Ancak dillerini koruyamadılar. Çuvaş dili Türkleri ile benzerliği yok. Ancak Türk birliği en çok arzu eden toplumun Çuvaş Türkleri olması ilgi çekici.

Ortak Türk alfabesi, Ortak iletişim Türkçesi ve Ortak Terimler Birliği ile ilgili üniversitenizin çalışmalar yaptığını biliyoruz . Sizce bu ortaklık çabaları ideali realist mi, yoksa bir hayalden mi ibaret ?

Namık Kemal Zeybek: Herhangi bir Türkçe’yi ortak Türkçe yapmak mümkün değil. İstanbul Türkçe’si tüm Türkler için iletişim Türkçe’si olamaz. Türkçe’lerin toplamı ortak Türkçe’dir. Kimse dilini tekrar değiştirmek istemez. Üniversitemiz 10 değişik Türkçe üzerinde araştırmalar yaptı, bu dillerin ilim adamlarnını Ortak Terimler Birliği Komisyonunda topladı. Tıp ilmi dışında
8 ayrı ilmi dalda yapılan araştırma sonucu tam 10. 589 kelimeyi Türklerin ortak olarak kullandığını tesbit ettik. 3500’e yakında ortak olarak kullanılabilecek işlek, günlük Türkçe kelime mevcut. Bu girişimler ortak Türkçe yönünde önemli adımlardır. Öz Türkçe’yi kullanmak varken, niye Rusca, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça , Farsca’dan geçmiş kelimeler kullanalım,
onların yapım eklerini gramerimize alalım. Ama eğer bir kelime tüm Türkçelerde kabul görmüş Türkleşmiş ise o başka; ona dokunmayalım. Ama neden milli yerine Udluk demiyelim. Farisi’nin ‘ i ‘ si bize neye gerek. Türkçe’de üç tane yapım eki var; -lık, -lük yerine niye -sel. -sal takılarını Türkçe’mize dolduralım? Samelyot yerine Kazaklar artık Uçak kelimesini benimsedi. Onlar
şimdi helikoptere ‘ dikuçak ‘ diyor. Bu doğru değil mi? Başkaları kabul eder etmez bilmem ama, ben Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Sadık Kemal Tural ile ortak iletişim Türkçe’sinde konuşmaya başladık. Türk dünyasının ortak terimler sözlüğünü hazırlıyoruz. Tüm Türk dillerinden ortak kelimeler tesbit ediliyor, ortak kelime için üç alternatifli öneride bulunuluyor. Çingenece’den de Türkçe’ye kelime geçse eğer tüm Türkçe’lere yerleşmiş bir kelime ise onu
atmıyoruz. Türkler ana dilini konuşmalı. Rusça konuşan Türkçe düşünemez, Rusça düşünür.

Peki Azeri Türkçesi ve Çagatayca konusunda ne düşünüyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Azeri Türkçesi, akıcı üslubuyla en güzel Türkçe’lerimizden biri. Ancak hiç bir Türkçe’yi Ortak Türkçe’ye en yakın olarak nitelendirmiyoruz; hepsi yakın… Azeri Türkçe’si aslında Doğu Anadolu’nun kullandığı Türkçe’dir. Bayburt, Van, Erciş, Adılcevaz, Urfa, Diyarbakır, Kars, Igdır, Erzurum eskiden beri bu Türkçe’yi kullanır. Dünyanın en güzel dili
Türkçe. Tüm Türkçe’ler dilimizin zenğinliğini gösterir. Dünyada böyle bir dil yok. Ayrıca Türkçe’nin bir takım artıları var bunları iyi antatamamış, değerlendirememişiz. Matematik ve bilgisayara uyum sağlayan en uygun dil Türkçe’dir. Yüzyılın başında üç çeşit Türkçe vardı: İstanbul Türkçe’si, Çagatayca ve Azeri Türkçe’si. Türk halkları birbirine yakın bu dillerle
birbirlerini anlar, basılan gazete ve dergileri okurlardı, henüz diller kopmamıştı. İstanbul’da sarayda, şehzadelere varana dek Çağatayca şiir yazanlar mevcut idi. Hindistan’da bile ortak anlaşma dili Çagatayca idi; Urduca, İngilizce ortada yoktu. Türkistan’da Çağatay Türkçe’sinde
okuyup, yazıyordu. Özbek ve Uygur dilleri Çagatayca’dan bir parçadır. 13. yüzyıla kadar Azeri Türkçe’si ile İstanbul Türkçe’si aynı telaffuz ediliyordu, ayrışma bu tarihden sonra başladı.

Ama yeni beliren sorunlar var. Her Türk cumhuriyeti kendi Türkçesini önplana çıkartıyor, her Türk ülkesinde ayrı bir milliyetçilik rüzgarı seziliyor?

Namık Kemal Zeybek: Ayrışan Türkçe birleşebilir. Ancak hiç bir Türk devleti ve topluluğu üstünlük davasında olmamalı. Her Türk ülkesi önce kullandıkları Türkçe’de eğitim yapmak için ugraş vermeli. Kazakistan gelecek yıldan itibaren Kazakça eğitime geçiyor, 1998-1999 eğitim öğretim yılında ise 34 harfli yeni latin alfabesine geçiş yaptı. Üniversitelerde eğitim dili hala Rusca, derslik sıkıntısı var, zamanla bunlarda giderilecek. Öncelikli olarak tüm Türk ülkelerinde derslikler kendi dillerinde basılmalı. Türkçe’nin bilim dili olması için Türkçe’ler taranmalı ortaya zengin bir Türkçe çıkartılmalı. Türkçelerin ayrışması Türkçe’yi daha da zenginleştirdi. Türkçlere ayırarak, milletleri birbirinden kopartacaklarını sananlan aldandı, bugün kendi silahları ile
vurulacaklar. Çünkü Türkçe bu zengin haliyle bilim dili olacak. İnşallah İlkokuldan üniversiteye derslikler Türkçe olarak ileride basılacak; tüm Türk dünyasında anlaşılabilecek ortak Türkçe’ninde zamanla kabul göreceğini ümit ediyorum.

Türkiye’de gelişmeler hangi yöne akıyor?

Namık Kemal Zeybek: Türkiye’de maalesef tersine gelişme var. Özel okullarda ve Üniversitelerde ingilizce eğitime ağırlık veriliyor. Kazakistan cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbeyev, Kazak aydınlarına Kazakça, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’de Azerbaycan dilinde konuşmaları için dayattı. Rusça konuşmalarını yasakladılar. Ayrı sağduyulu tavrı hepsi göstermeli. Hangi latin alfabesine geçileceği konusunda ise çalışmalar sürüyor. Kazak
hükümeti bu yönde üniversitemize yetki verdi. Yazının birleştirme de büyük rolü vardır. Alfabe çok önemli, okumayı da etkiliyor. Türkiye’de dil inkilabını yapan Falih Rıfkı Atay, Türkçe’mizin kuş diline çevrilmesinde önemli rol oynadı. Türkiye’deki alfabe fonetik açıdan tüm Türkçe’leri kapsamıyor. Örneğin Azerice de olan açık, kapalı ‘ e ‘, Türkçe’de yok. Hırıltılı ‘ H ‘ nın Türk
alfabesinde olmaması büyük eksiklik.

Türkiye-Türk dünyası ilişkileri dünden bugüne hangi seviyeye ulaştı; tarihi fırsatları değerlendirebildi mi Türkiye?

Namık Kemal Zeybek: Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra birdenbire büyük bir Türk dünyasının varlığıyla karşılaşan Türk aydınları (!), Türk bürokratları, kısa bir süre önce ‘ Turancılık ‘ iddiasıyla mağdur ettikleri insanlardan daha fazla ‘Turancı’ kesilmeye başladı. Turancılık bir heyecan olarak geldi, şimdilerde ise ‘ sel gitti kumu ‘ kaldı. Türk dünyasını tez
bulduk, çabuk kaybettik. Cumhurbaşkanı’ndan başbakan’a bakanlara, sendikalara, köylüye, memura, medya mensubuna, gönüllü kuruluşlarına kadar herkesin kendisini Türk dünyasından sorumlu hissetmesini isterdim. Tarihin yeniden yazıldığı, çatısının oluşturulduğu bir dönemdeyiz ama Türkiye’de vurdumduymazlık devam ediyor. İç çekişmeler ve siyasi kaosun hakim olduğu
Türkiye’nin Türk dünyasıyla ilişkilerinden dolayı endişe duyuyorum. Türk dünyasına ‘ zurnanın son deliği ‘ gibi bakılıyor. Turancılık kavgasını kaybettik. Kılık değiştiren elit takımdan daha fazlasını bekleyemezdim. Ancak Turancılık davası için çile çekmiş, salonlarda, mitinglerde yüksek sesle haykırmış sözde Turancıları da ortada göremiyorum. O zaman hayal olanlan bugün gerçek oldu; nerede o heyecanlı insanlar? Demek salonlarda, mitinglerde nutuk atmak, bağırmak kolaymış diyorum. Sadece Kazakistan’ın değil tüm Türk dünyasının manevi başkenti olan Türkistan’da 10.500 öğrencinin okuduğu üniversite açtık, Türkiye’den getirecek öğretim üyesi bulamıyoruz. Yüksek maaş veriyoruz yine gelmiyorlar; Türkiyedeki rahatlarını bırakmak işlerine gelmiyor. Turancılık kavgası rahat döşekte olmaz, çile ister, ihlas, samimiyet ister, feragat,
fedakarlık ister. Bu mesele gönülden, yürekten isteme meselesidir. Küçük bir asistan olan, maddi serveti olmayan Nihal Atsız, sesini demirperde ‘nin olduğu dönemde bu topraklarda nasıl duyurmuş. Bizler kapıların açık olduğu bir dönemde, maddi imkanlarımıza, eleman sıkıntısı olmaması gerekmesine rağmen niye bu kadar etkili olamıyoruz.

Gülen Haraketinin Türk dünyasındaki çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Türk dünyasında 280 Türk okulu açan Fethullah Gülen’i ve onun fedakar arkadaşlarını kutluyorum. Onlarda olmasa idi Türkiye, Türk dünyasını tamamen kaybetmiş olurdu. Türk gençlerine herkes Fethullah Hoca gibi Türk dünyasına dertlenme duygusu aşılasa neler yapılmaz ki… Türk dünyasında iletişim sıkıntısı var. Türkiye Türk dünyasından sağlıklı bilği alamıyor, onlarda bizden.

TRT veya diğer medya kuruluşları bu misyon yeterli çaba gösterdi mi sizce?

Namık Kemal Zeybek: Zaman gazetesi 15 ülkede yayın yapıyor. Bu ülkeleri enformasyon ablukasından kurtarıyor. Bu faaliyetleri destekliyorum. Zaman gazetesi, medya iletişimi konusunda Türkiye’nin imajını ve itibarırı kurtardı. Türk ülkeleri ile Türkiye arasında karşılıklı köprü kurdu.Yine Samanyolu’nun yayınları Azerbaycan’dan ve bazı Türk ülkelerinden seyrediliyor. Başka var mı ? Yok. Türk Dünyası Ajansı kuralım ama, kiminle ? 36 Türk devlet ve
topluluğundan 30 Türk gençlik teşkilatını çatısı altında toplayan Dünya Türk Gençleri Birliği veya Türk Ocakları bu görevi üstlenebilir. Gönüllü teşkilatlar devletden daha hızlı ve samimi hizmet ediyor. TRT Avrasya kanalı açtık Türk dünyasına hitap etsin diye. TRT’de zurna deliği, en son kanalı oldu TRT Avrasya; Türk dünyasından bihaber yayınları kısa sürede daha çok bu
kanalı Türkiye haline getirdi. Tüm Türk ülkelerinden haber, müzik, belgesel yayını yapması için kurduk bu kanalı. Avrasya radyosu açtık; keşke açmaz olaydık. Radyo Türk dünyasına yönelik yayın yapacağına 24 saat İngilizce müzik vermeye başladı. Bir gün uyardım yetkilileri. Günde üç saat Türkçe müzik verdiklerini söylediler. Dinledim gerçek mi diye ? Evet gece yarası saat 2-5 arası RTÜK’un (Radyo Televizyon Üst Kurulu) radyolara getirdiği 3 saatlik Türkçe müzik yayını zorunluluğunu Avrasya radyosu geceyarası heder ederek yerine getiryormuş. Bakanlığımız sırasında biraz düzellittik, şimdi yine berbat oldu. Sorumlu bakan olan Cavit Kavak’ı telefonla ve köşe yazısı yazdığım Ortadoğu gazetesinde uyardım. Gazetenin seçmen kitlesi tarafından
okunmadığını söyledi. Bu işler dertli insanlarla aşılır. Bu tip oy avcıları ile değil. Herkes ‘Turancı ‘ kesilmeye başladı. Turancılık bir heyecan olarak geldi, şimdilerde ise sel gitti, tozu, kumu kaldı. Demek ki, bize salonlarda salon milliyetçiliği yapan kuru gürültücü milliyetçilik değil Gülen’in yetiştirdiği adanmış alperenler, Hak dostları lazımmış. Geç anladık ama zararın neresinden dönülse kardır. Hepimizi Gülen’i desteklemeliyiz.

Gülen ile tanışıyor musunuz?

Namık Kemal Zeybek: Kendisini ilk defa 1978’de İzmir’de görmüştüm ve sohbet etmiştik. O zamanlar Türk -İş eğitimcilerindendim. Sendikacılara ve yetenekli işçilere ‘Hitabet, Beşeri Münasebetler, Propaganda’ konularında dersler verirdim. İzmir’e de bu amaçla gitmiştim. Hocaefendi’yi duyardık. Gidip dinlemek istemiştik. Bornova Camii’ne cumaya gittik ama içeride yer yoktu. Cemaatinde çok fazla üniversite öğretim üyesi yardımcısı vardı (Prof. Dr. Şerifali Tekalan da onlardan birisiymiş). Onlar bizi alıp medreseye götürmüşlerdi. Alçak gönüllülükte kendisiyle yarışan ve efendiliğin mücessem hali olan âlim kişi ile karşılaşmış ve sevmiştim. Sonra Hocaefendi’nin öğrencileri çoğaldı. Türkiye’de kurumlar oluşturdular ve 1990’dan sonra
Türk dünyasına ve Avrasya’ya açıldılar. Birkaç sefer Hocaefendi’yle görüşmüştük.