02.10.2011

Tasavvuf dünyasının renkli isimlerinden Ömer Tuğrul İnançer, Kanada Sufi Kültür Merkezi’nde 1 Ekim’de düzenlenen seminerde Mevlâna Celaleddin Rumi’nin Hz. Muhammed’e (SAV) olan aşkını anlattı. Büyük ilgi gören seminerin konukları arasında Türkiye’nin Toronto Başkonsolosu Levent Bilgen ve Etobicoke Lakeshore bölgesi Muhafazakar Parti Milletvekili Bernard Trottier de vardı.

Tuğrul İnançer ile konferanstan bir gün sonra Kanada Türk toplumunun dedesi olarak adlandırılan Dr. Fuad Şahin’in Niagara-on-the- Lake’teki evinde Mevlâna merkezli bir söyleşi yapma imkanı bulduk.

 

FARUK ARSLAN

Yazar Elif Şafak’ın Mevlâna’yı anlattığı “Aşk” adlı romanı epeydir gündemde ve çok satanlar listesinin en başında duruyor. Siz bu romanı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kitap Mevlâna’yı ne kadar anlatıyor?

Ö.T.İ.: Çok satması doğru yazdığına işaret etmiyor. Zamanın modasından istifade ederek Mevlana’yı hiç bir şey bilmeden para kazanmak için kitap yazmış. Adı Mevlana’yla yanyana bile gelemez. Buna engel olmanın çaresi yok. Onlar üzerinden hiç bilgi edinilmese, Mevlana’yı tanımasalar daha iyi. Öbür tarafta hesap veremezler.

Herkes Mevlana’yı neden kullanmak  istiyor?

Ö.T.İ.:  Çok büyük olduğu için. Bakın Mevlana şekeri var, kebabı var. Garson bağırıyor kes bir Mevlana pidesi diye. Sen neyi kesiyorsun? Konya pidesi olmuş Mevlana pidesi. İnsaf yahu! Eskiden Konya’da peynir şekeri vardı, şimdi kimse bilmez, onunda adı olmuş Mevlana şekeri.

Mevlana ile ilgili 100 milyon dolarlık bir film çekilecekti, akibeti ne oldu?

Ö.T.İ.:  Sırf 62 milyon dolara eski Konya şehrini inşa edecekler, sonrada tırizme açacaklardı. Bizde bu projeyi gerçekleştirecek deli yok. Parası olan çok ama cesaretli adam bulmak zor. Hiç başlayamadık.

Herkes nefsi kabahatlerine Mevlana’yı perdedar ediyor demekle neyi kastediyorsunuz?

Ö.T.İ.: Nefislerine önplana çıkartıp kabahatlarını örtmek için özellikle Batı’da kasten yanlış imaj çizerek Mevlana’yı kullanıyorlar. Doğru tanıtarak bunları engeleyebiliriz. Hayatı ve eserleri hakkında elimizde bir sürü döküman var. Hangi delile ve belgeye dayanarak Mevlana’yı tersinden gösteriyorsunuz dediğimizde kaynak gösteremeyeceklerdir. İş bize düşüyor.

Hz. Pir’i ısrarla şeriatsız, namazsız bir hoşgörü ve sevgi ideolüne dönüştürmelerine ne diyorsunuz?

Ö.T.İ.:  Süleymaniye kütüphanesinde Abdullah Kureyşi’nin yazdığı Cevahiril Müdhiye Tabakatıl Hanefiye kitabının 2. cildinde hem Sultan Veled hem Hz. Pir var. Mevlana bir fıkıh alimidir. Ahmet Eflaki Dedenin Hanefiyi Eflak’ın kitabında Selahaddin Zerkavi Konevi anlatıyor. Mevlana’nın dünürüdür. Rasulullah muhabettinden bahsederken Pir’i birden ateş bastı, soğuk kış gecesi dışarı çıktı. Dışarısı dondurucu ayaz. Saatlerce gelmedi. Eyvah bir hal oldu dedik. Dışarı çıktık,  gördük ki buz gibi havada karın üstünde namaz kılıyor. Secdede donmuş kalmış, kendinden geçmiş. Ağlamış, göz yaşı donmuş ve buzdan bir sütun olmuş. Zerkavi, hohlayarak buzu eritmiş ki gözüne buz girmesin. Aşk budur. Mevlana’nın kaynağı İslam’dır, bunu göstermeliyiz.

Mevlana’yı peygamberimizden kopartmak isteyenlerin maksadı nedir?

Ö.T.İ.:  Mevlana, Kuran ve peygamber aşığıdır. Onu İslam’dan ayırmak gayretinin amacı Hz. Muhammed’i (SAV) gizlemektir. Mevlana, alemlerin uğrunda yaratıldığı peygamberimizin yanında bir toz bile değildir. En büyük ve yegane nimet olarak Allah vardır ve Mevlana’nın gayesi O’nın rızasını kazanmaktır. Mevlana’nın Huda’sının hoşnutluğunu kazanmak peygamberimizin hoşnutluğunu kazanmaktan geçer. Huda’nın hoşnutluğunu kazanmadan peygamberimizin rızası kazanılmaz. O tüm alemlere rahmet sebebi olarak gelmiştir. Herşey Allah’ın görülmesi, bilinmesi, ibadet edilmesi için yaratılmıştır. Mevlana, bir an O’ndan ayrı olmak veya yolundan ayrılmayı düşünmek ruhumu depremin yeryüzünü sarstığı gibi sarsar der. Namaz kılıyor mu kılmıyor mu diyenlere işte kaynak gösteriyorum. Tüm Osmanlı alimleri Mevlana ile ilgili eserler yazmıştır, bunları toplamaya çalışsak ciltler dolusu eserler çıkar.

Osmanlı’nın son yüzyılında Mason Bektaşiler olduğu gibi Mason Mevlevilerde var mıydı?

Ö.T.İ.: Üç taneyi geçmez. Son Osmanlı Şeyhüİslam’larından Musa Kazım masondur. Abdülhakim Çelebi’nin mason olduğu söylenir. Küçük Hüseyin Efendi, Mevlevi değil Nakşidir. İttihad ve Terakki Partisi döneminde masonluk moda oldu. Mustafa Reşit Paşa ve şehzade 5. Murat masonluğu kabul etti. Masonlar herkesi kullanmaya çalıştılar. Osmanlı’ya masonluk bir İngiliz birde Fransız locası üzerinden girdi. Bektaşiliğin kendisi masonlaşmadı ama kişisel olarak  mason olan ileri derecede Bektaşiler vardır. Halk sevmediklerine hakaret olarak  mason dedi. Ürgüplü Hayri Efendi ve daha sonra Gümrük bakanlığı yapan, Yüce Divanda yargılanıp aklanan oğlu Suat Hayri bunlardandır, ikiside mason değildir.

Masonlar şimdi de etkili mi?

Ö.T.İ.: Masonluk artık gizli bir örgütlenme olmaktan çıktı. Arşivleri açık, kimin mason olup olmadığını biliyoruz. Herkesi kullanır idiler, şimdi bitti.  Kadınları masonluğa aldılar, işin cılkı çıktı, masonluk bozuldu. Yalan mı? (Gülüyoruz)

Osmanlı padişahlarının hemen hepsinin bir tarikat mensubu olduğu iddia ediliyor..

Ö.T.İ.: Külliyen yalan. Hiç bir Osmanlı padişahı tarikat mensubu olmamıştır. Birinci nedeni, tarikatta şeyhe tam teslimiyet esası vardır. Bir padişah bunu yapamaz. İkincisi Yavuz Selim’den itibaren Osmanlı padişahları aynı zamanda İslam halifesidir. Tüm İslam alemine ve tebasına tarafsız yaklaşması gereken padişah bir tarikata üye olup, onu  üstün tutamaz.

Ama 2. Beyazıt Mevleviliği, Nakşiliği ve Bektaşiliği Osmanlı’da ana kollar haline getirdi ve tarikatları  imparatorluk düzenine uyarladı…

Ö.T.İ.: Tarikatların sözlü kültürü vardır, öyle kalmalıydı, iş ehil olana verilirdi. 2. Beyazıt’ın davetiyle Balım Sultan Bektaşiliğe sistem getirdi ve yazılı erkan yazdı. Ordumuzun bel kemiği, ana tarikatını baltaladı, tarikat olmaktan çıkartıp mezhebe dönüştürdü. Tarikat yozlaştı, zamanla namaz kılınmaz hale geldi. Oysa Göztepe’de Bektaşi Şeyhi Hüseyin Hilmi Dede, Eyüp’te Bektaşi Hafız Baba beş vakit namaz kılardı. Bugünküler kılmıyorlar. Bu arada Gül Baba Ahidir, Bektaşi değil, yanına Cem Evi yapılan Karacaahmet ise Alevi değil Horasan Eridir.

Peki bugün Tasavvuf ve Sufizm modernite ile uyuşuyor mu?

Ö.T.İ.: Moderniteyi kabul etmiyorum. Eskiden insanlar daha mutlu ve huzurlu yaşıyordu. Bu devir menfaatperestlik dönemidir. Az beden gücü ile işler kolay yapılıyor, o kadar.

Tarikat mürşidi bu devirde inzivaya çekilip, zikir mi çekmeli?

Ö.T.İ.:  Derviş keşiş değildir, tekke de manastır değildir, insanlardan bir insandır. Alvarlı Efe Lütfullah Efendi’nin dediği gibi Allah hepimizi insan ve insanı kamil eylesin.