Tuluyhan Uğurlu:  Konserime gelmeyen, siyasetin ruhunu anlayamaz

Dünyaca ünlü piyanist-besteci Tuluyhan Uğurlu, Toronto Türk Festivalinde 7 ile 8 Ağustos 2009’da Fatih Belediyesi Mehter Takımı birlikte konser verdi. Konser öncesi Uğurlu ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Kanada’yı nasıl buldunuz?

Tuluyhan Uğurlu: Çok güzel buldum. ABD’ye sık sık konser için gidiyorum ama Kanada’ya ilk defa geliyorum. Ülkenin doğal kaynakları, özellikle su rezervleri beni çok cezbetti. Muhteşem bir güzellik. Doğayı kendi başına bırakmışlar. Avrupa’da böyle değildir, farklı bir anlayış vardır. Mesela her ağacın nasıl budanacağı bile bellidir. Toronto, çok kültürlü bir kent. Festivalde değişik milletlerden konserime gösterilen ilgiden dolayı çok memnun oldum.

Eğitiminizi Avusturya’da yapmıştınız..

Tuluyhan Uğurlu: Yüksek lisans, master ve doktoramı toplam 12 senede Avusturya’da yaptım. Sadece askerlik yapmak için Türkiye’ye döndüm.

Avrupa’da meşhur olmuştunuz ama ülkemizde o zamanlar fazla tanınmıyordunuz..

Tuluyhan Uğurlu: Maalesef öyleydi. Bunu kendi kendime çok sorguladım. Kendi insanım beni  niye tanımıyordu? Avrupa’da isim yapmıştım. Oysa ülkemde 6 yaşında sahneye çıkmış ve piyano çalmıştım. Altın çocuk olarak anılıyordum. Salon beni ayakta alkışlamıştı. Beni konuşturdular ve onlara şunları söyledim: Beni neden alkışlıyorsunuz ki? Ben meşhur bir müzisyen Bach’ın eserini sadece seslendirdim, kendi eserimi çaldığım zaman beni böyle alkışlarsınız.

Mozart’ın, Beethoven’in vatanında eğitim görmeniz sanatınızı nasıl etkiledi?

Tuluyhan Uğurlu: Hiç etkilemedi dersem inanır mısınız? Ben Avrupa’ya gidip de Batı kültürüne hayran olan ve kendi kültürünü, medeniyetini unutan insanlardan değilim. Çünkü çok iyi bir aile terbiyesi aldım. Ben kendi medeniyetimizin müziğini, sanatını eserlerime yansıtmak için çabaladım. Kendim olarak yükseldim, başkası olmadım. Bir müzisyen kendi eserini  yapıyor ve onunla tanınıyorsa gerçek sanatçıdır.

En fazla neden etkilenir, kimden ilham alırsınız?

Tuluyhan Uğurlu:  İstanbul’dan, Anadolu uygarlıklarından etkilenirim. Hitit’den, Sümer’den, Osmanlı’dan, Selçuklu’dan ilhan alırım. Anadolumuz muhteşem medeniyetlerle yoğrulmuştur. Zaten yöresel olmayan evrensel olamaz. Eserimde Mimar Sinan vardır, Dede Efendi’de, Tanburi Cemil’de. Bir kombinazyon, doğaçlama yapıyorum, bir bina inşa eder gibi davranıyorum.

Eserlerinizi yazdığınız bir eşrefi saatiniz var mı?

Tuluyhan Uğurlu: Geceleri uyumuyorum. Güneşi görmeden yatmam. Gecelerin sessizliğinde müthiş bir ses var. Ayrıca tabiatın doğal güzellikleri de beni çeken ortamlardır.

Yılda kaç konser veriyorsunuz? Aldığınız ödüller var mı?

Tuluyhan Uğurlu:  Aldığım ödüllerin benim için hiç bir ehemmiyeti yok. Sanatçının en büyük ödülü konserlerdir ve onu dinlemeye gelenlerdir.  Bir sanatçıya ödülünü ancak sanatseverler  verebilir.  Yurt içi ve yurt dışı beraber yılda toplam 105 konser veriyorum, yani yılda 105 ödül alıyorum. Yurt dışı konserlerim genellikle üniversite çevrelerinde gerçekleşiyor. Konserlerimin  40 veya 45 tanesi Anadolu şehirlerinde oluyor.  Gittiğim kentde sırf konser vereceğim diye piyano satın alıyorlar. Şu anda 19 Anadolu kentinde satın alınmış piyano var. Ekonomik kriz yaşandığı bir ortamda boğazından lokmasından keserek konserimin biletini alan Anadolu insanına hayranım. İnsanımız, bana ve piyanoma sahip çıktı. Piyano giren yere çok seslilik girer. Bu da demokrasi demektir.

Mehter ile piyano nasıl başladı, birlikte Doğu Batı sentezi yapma fikri nasıl oluştu?

Tuluyhan Uğurlu: İlk defa ordumuzdaki Mehter takımında bunu denedik. Kültür Bakanlığı’nın Senfoni Orkestrasında devam ettirdik. Klasik Batı ve Türk müzik enstrümanları ile birlikte piyano ve Mehter ilk 2001’de sahne aldı. Böylece başladı. Mehter’in zengin bir repertuarı var, bunu bozmadan piyanoyu nasıl monte edebiliriz diye epey uğraştık. Mehter’in orjinalliğini bozmamak için azami gayret gösterdik. Fatih ve Eyüp belediyelerinin Mehter takımlarıyla bugün konserlere gidiyoruz.

Mehter ve piyano uyumunu nasıl sağlıyorsunuz?

Tuluyhan Uğurlu:  İşin sırrı burada.  Eğer uyum içinde olmaz iseniz ortaya katafoni çıkar. Ben sürekli Mehterbaşı ile göz gözeyim, ilişki halindeyim. Her Mehter eserinde piyano olmuyor. Uygun eserlerde piyano esere zenginlik katıyor. Biz ortak bir sinerji meydana getiriyoruz. İnsanlar uyuma önem verirler, bizim nasıl göründüğümüz değil onların bizi nasıl gördüğü önemlidir. Ritm tutuyoruz, bunu devamlı gözümle ve kalbimle Mehterbaşı ve ekibimizle sahnede temasta olarak ortak uyumu sağlamama borçluyum. Bu ilk sırrımız.

Peki başka sırlarınızda var mı?

Tuluyhan Uğurlu:  Var. Saygı göstermek önemli bir sırdır. Kainatda bir uyum ve ritm vardır, bu bir dinamiktir. Kendi iç dünyanızdaki ritm ile kainatdaki uyum arasında bütünlük sağlamak zorundasınız. Mevlana’nın, Yunus Emre’nin bahsettiği  içimizde, ruhumuzun, kalbimizin yaratıcımızla kainat arasında olan ahengidir. Bu uyum sağlanırsa sanatda zirveye çıkılır.

Yaptığı politik çıkışlarla gündeme son zamanlarda sanatı ile değil görüşleri ile gelen sanatçımız Fazıl Say ile sizin aranızda büyük bir farklılık görüyorum. Siz de görüyormusunuz?

Tuluyhan Uğurlu: Başkası beni ilgilendirmiyor. İnsanlarla ilgilenecek zamanın yok. Kendi sanatımı icra etmekten başka vakit bulamıyorum. Benim sağlam bir duruşum, kendi halkıyla barışık bir kültür zenginliğim ve inancım var. Halkımız içinde olmaya önem veriyorum ve seviyorum. Kendimi hep halkımın bireyleriyle eşit ve denk gördüm. Başkası ile ilgili yorum yapmaktan kaçındım.

Sahnede vücud dilinizi çok iyi kullanıyorsunuz, bu da sırlarınızdan biri mi?

Tuluyhan Uğurlu: Vücudumun nasıl şekil aldığının farkında bile değilim. Bomba patlasa, kıyamet kopsa duymam. Ben sahnede kendimden geçerim. İç dünyamla kainat arasında iribata geçer, ritme uyum sağlarım. Konsantrasyon çok önemlidir. Piyano ile bütünleşiyorum ve adeta ayrı bir dünyaya gidiyorum.

Bir sanatçı olarak sanatseverlerden ne bekliyorsunuz?

Tuluyhan Uğurlu: Elbette konserlerime gelmelerini bekliyorum, benim en büyük ödülüm budur. Yazdığınız melodilerinizin, müziğinizin gelecek nesillere iletilmesi her sanatçının dileğidir. İçi boş, kof olan, sanal gerçekler bir gün çöker, yok olur. Örneğin Lehman Brother adlı şirket, abartılmış şişirtilmiş olduğu için son ekonomik krizde bir anda bitti. Sanatçıda böyledir, ilim ve irfanla donanmamış sanatçı kısa ömürlü olur, gelecek kuşaklar tarafından hatırlanmaz.

Sizi unutturmayacak en önemli eseriniz sanırım İstanbul Kanatlarım Altında’dır..

Tuluyhan Uğurlu: Ülkemde tanınmamı sağladığı doğru, ancak bugün baktığımda benim için çok amatör bir çalışma gibi geliyor. Halkımız beni ilk orada sevdi, beğendi. Eskiden beni sadece Avrupa’da ve Türkiye’de belirli bir kesim tanırdı. Çok üzülürdüm. İstanbul Kanatlarım Altında, aslında bir belgesel niteliğinde uygarlık resitalidir. Ankara’da yedek subay iken film senaryo teklifi geldi ve film çekilmeden müziği bitirdim. İlk kez bu albümde elektronik aletler kullandım. İstanbul’un binyıllar içindeki tüm renklerini yansıttığım albümüm Dünya Başkenti İstanbul’da ise çağdaş eserlerim bulunuyor.

Yeni film müziği tekliflerine açık mısınız?

Tuluyhan Uğurlu: Film müziği tekliflerini artık kabul etmiyorum. İstanbul Kanatlarım Altında’yı geçecek eserler olmalı ki, ilgi göstereyim. Konserlerle çok yoğunum.

Siz çocuk yaşta sanata başladınız, hiç hayatınızda keşke dediğiniz anlar oldu mu?

Tuluyhan Uğurlu: Önümde bir Tuluyhan Uğurlu olmamasının çok eziyetini çektim. Kendi seslerimizi, müziğimizi çalan bir piyano sanatçımız yoktu, eğer olsaydı daha evvel pişerdim. 6 yaşında konser vermiştim, 15 yaşında eser yazmaya başlayabilirdim. Şimdi sadece kendi yazdığım, bestelediğim sanat eserlerimle konser veriyorum.

Politikacılar konserlerinizin açılışında yer alıyor, sonra gidiyorlar. Sanatdan anlamadıkları için mi?

Tuluyhan Uğurlu: Sizin aracılığınızla şu mesajı herkese ve özellikle politikacılara vermek istiyorum. Siyaset yapmak isteyen politikacının benim konserlerime gelip, baştan sona kadar kalıp saygıyla dinlemesi lazım. Çünkü ben sadece müzik yapmıyorum, esinlendiğim, ilham aldığım kaynakları tüm Anadolu uygarlıklarını sinevizyonda gösteriyorum. Güneş ülke Anadolumun tüm renkleri hem görsel olarak hemde müziğiyle eserimde sergileniyor. Türkiye için planı, hayali olan siyasetçileri daha fazla duyarlı olmaya ve konserlerimi takip etmeye çağırıyorum. Konserin açılışında gelen ve on dakika sonra kalkıp giden politikacı, siyasetin ruhunu da anlayamaz. Konserime gelen siyasetçi veya başbakan her sanatsever gibi bir buçuk saat dinlemeli ki, Türkiye’nin hayallerini, Roma’dan Bizans’dan Selçuklu ve Osmanlı’ya Cumhuriyet’e kadar medeniyetini, kültürünü hissedebilsin ve sanat ruhlu siyaset yapabilsin. Konserime gelmeyen politikacı siyasetin ruhunu anlayamaz.