Waterloo Üniversitesi’nin Türk Rektörü: Prof. Dr.
Feridun Hamdullahpur ile tarihi röportaj
03/09/2009        Ottawa, Kanada
Waterloo Üniversitesi Rektörlüğüne 1 Kasım 2010’de resmen atanan Prof. Dr. Feridun Hamdullahpur, daha öncede 1 Eylül 2009’dan başlayarak beş
yıllığına 30 Haziran 2014’e kadar Akademi ve Provost’tan (bir numaralı yetkili müdür) sorumlu rektör yardımcılığına atanmıştı. Kanada’da bu denli
başarılı olmuş bir Türk bulmak zor. Bunun sırları nelerdir? Hamdullahpur, 2000 yılından beri Ottawa’da Carleton Üniversitesi’nde aynı görevi başarı ile
yürütüyordu. 4 yıldır başkanlığını üstlendiði Üniversitelerin Ulusal Araştırma Labratuvarı Kurulu çerçevesinde Kanada’nın 2007 ile 2017 arasındaki genişleme projesini hazırladı. DalTech-Dalhousie Üniversitesi’nde 1997 ile 2000 yıllarında yüksek lisans öğrencileri ve araştırmalar bölümünde görev yaptı. Benzer işi 1993 ile 1997 arasında doktorasını yaptığı Nova Scotia Teknik Üniversitesi’nde dekan olarak yürüttü. 28 milyon dolardan teslim aldığı Carleton Üniversitesi araştırma bütçesini 101 milyon dolara çıkartması nedeniyle, ekonomik krizin yaşandıðı bu günlerde dikkatleri üzerine çekti.
Kanada’nın en önemli ve büyük araştırma üniversitesi olan Waterloo Üniversitesi’ni yönetecek olan Hamdullahpur ile veda etmeye hazırlandığı Ottawa’da Ağustos 2009’da bir Tim Horton Kahve dükkanında görüştük. Görüşmete kısa şort ve atlet ile saç sakal tıraşı düzgün olmadan geldiği için fotoğraf çekemedim. Klasik bir Kanadalı rahatlığı içindeydi.


Kanada’ya ne zaman geldiniz?

F.H.: 1981’in Eylül ayında çalışma izni ile Halifax’taki Nova Scotia Üniversitesi’ne araştırma mühendisi olarak geldim. Aslında mezun olduğum ve master yaptığım ıstanbul Teknik Üniversitesi’nde doktoramı tamamlamama 6 ay kalmıştı. Türkiye’ye dönmedim, oradaki doktoramı da tamamlamadım. Kimya mühendisliği alanındaki doktoramı Nova Scotia Teknik Üniversitesi’nde üç buçuk yılda bitirdim.

Çok zor ve karışık bir dönemde Türkiye’de üniversite okumuşsunuz…

F.H.: Evet, 1980 öncesi çok kötü bir dönemdi. 1976’da mezun olmam gerekirken, olaylar nedeniyle üniversite bir yıl kapatıldı; geç mezun oldum. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde önce master yaptım, sonra asistan araştırmacı olarak çalışmaya başladım. Doğma büyüme İstanbulluyum. Beş kardeşimin hepsi de İstanbullu. Dede babalarım ise 80 yıl önce İran’dan göç etmiş Azeri Türklerindendir.
Kanada’yı nasıl keşfettiniz?
F.H.: Türkiye’de araştırma yapmak için hiçbir imkanımız bulunmuyordu, üniversitenin de kaynağı yoktu. Bir hocam beni teşvik ederek akademik hayatı sürdürmemi istedi. Kanada’da her türlü maddi ve manevi imkan, ayrıca mükemmel bir araştırma ortamı buldum. Temelli kalmayı hiç düşünmüyordum. Daha sonra Kanadalı bir hanımla evlendim, iki oğlum doğdu. Bugün biri 20 diğeri 22 yaşındalar, her ikisi de üniversiteye gidiyor.

Türkiye’de aldığınız eğitimin size katkısı oldu mu?

F.H.: Kanada’da elde ettiğim tüm başarıyı Türkiye’de aldığım eğitime borçluyum. imkansızlıklar içinde ülkemde iyi bir eğitim aldım. Benim gibi olanlar, tam aldıklarını ülkesine geri ödeme, meyve verme zamanı geldiğinde yurt dışına çıkmak zorunda kalıyor. Çünkü ilerlemeniz, iyi bir araştırmacı olmanız için yeterli imkanı hazır bulamıyorsunuz. İstanbul’da kalsaydım belki de bugün araştırmacı biri olamazdım. Burada kalmam sayesinde sayısız Türk master ve doktora öğrencim oldu. Bulunduğum konumu ülkem ve
vatandaşlarımızın yararına kullandım, bir şeyleri geri vermeye çalıştım. Ülkemin bana verdiğini unutamam.

Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde bir danışmanlık maceranız vardı galiba…

F.H.: 1992 ve 1993 yıllarında hem enerji hem de çevre bakanlarının danışmanlığını yapıyordum. Bir sene kadar İstanbul’da kaldım. Bu sırada Boğaziçi Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yaptım. Akademisyen arkadaşlarım İsmet Uğursal ve İbrahim Dinçer ile çok güzel günlerimiz geçti. Dinçer, bugün Oshawa’daki Ontario Üniversitesi’nde başarılı çalışmalar yapıyor. Her ikimizde Türk genç akademisyenlerin ellerinden tutmaya çalışıyoruz. Danışmanlık görevini uzatmak için tam bir anlaşma imzalanıyordu ki, Özal vefat etti. Kabine dağılınca da sözleşme havada kaldı, imzalanmadı. Sonra tekrar Kanada’ya döndüm.

Türkiye ile Kanada’daki akademik ve araştırma ortamı arasındaki farklar neler?

F.H.: Türkiye’deki akademik ortamda çelişki var. Çok yetenekli ve başarılı arkadaşlarımız bulunuyor. Dünya çapında ses getirecek çalışmalara imza atabilir, akademik dünyada etkili olabilirler. Ancak motivasyon yok, ayrıca imkanlar yetersiz. Vizyon ve yaratıcılık bulunmuyor. Kopyalama anlayışı var. Yeni bir fikir ve proje üretelim, acaba ne olabilir düşüncesi pek az. Kendi yaratıcılığımızı ortaya koymamız lazım. Fikir bazında bazen bir şeyler yapılıyor, ancak uygulamada pratiği yok. Bunun nedeni, üniversite camiasının endüstri, iş dünyası ve genel olarak toplum ile bağlantılarının çok zayıf olması.

Teorik çalışmalar pratiğe dökülemiyor. Sizce bunun nedeni nedir?

F.H.: İlkokuldan itibaren ezberci bir eğitim anlayışı uygulanıyor. Hangi kolej ve üniversiteyi öğrenci seçecekse, robot gibi çalıştırılıyor. Ezberlemesi isteniyor, öğrenmesi değil. Çok bilgililer ama araştırmacılık yönleri yok. Öğrenci buna üniversitede de devam ediyor. Aşırı yüklemeden dolayı beziyor, mezun olup kurtulmaya, hayata hemen atılmaya çalışıyor. Öğrencilerin sosyal yönü çok zayıf. Bu öğrenciler bitiripte ne olacak? Bu sorunun cevabı verilemiyor. Hedefi yok çünkü. Bu anlayış akademik hayata da yansıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılmış çalışmaların kopyalanmasının Türk akademik hayatına faydası olamaz. Türkiye’nin her şeyi taklit, dış teknolojidir, yerli üretimi sayılıdır. Yeni, kendilerine özgü orjinal çalışmalar yapmalılar. Bu alanda üniversitelerimizin vizyon sahibi olması ve yönlendirme yapması çok önemli.

Sizin Carleton üniversitesindeki en büyük başarınız 28 milyon dolarlık araştırma bütçesini 101 milyon dolara çıkartmanız olarak gösteriliyor. Bunu nasıl başardınız?

F.H.: Vizyona sahip iyi bir takımla çalıştım. Bizim en güçlü olduðumuz alanlar nedir, önce onları belirledik. Dışarıda ne gibi kaynak, itme var onları tesbit ettik, kaynaklarımızı birleştirdik. Akademik kadronun bürokraside boğulmasını engelledik, onları idari işlerden uzakta tuttuk, sadece ilmi çalışmalara yoğunlaşmalarını istedik. Kanada’da üniversitelerin tamamı genişleme planlamalarını toplayacağı bağışlar ve yardımlar üzerinden yaparlar.
Devletin üniversitelere desteği her geçen yıl azalıyor. Son ekonomik kriz ortamında bu sorun daha da derinleşti. Güçlü sermayesi olan özel şahısların yapacağı bağışlar, yeni yapacağımız üniversite ek binalarında en büyük kaynağımızı oluşturuyor. Bazısı yeni binaya veya bölüme kendi adının verilmesini istiyor, kimisi kendi seçtiği araştırma alanında araştırma yapılmasını şart koşuyor. Üniversite, binaların sadece elektrik, su, gaz gibi sabit masraflarını ödüyor. Üniversite kaynaklarını katalizör olarak kullanıyor. Diyelim ki, 20 milyon dolar maliyeti olan bir ek bina yapılacak, tamamını veya yüzde 95’ini üniversite dışı kaynaklardan bularak işe başlıyoruz. Federal ve eyelet yönetimleri, destekleme programı çerçevesinde bazen yüzde 40’ını veriyor. Mesela 60 milyon dolarlık en büyük projemizin tüm maliyetini dışarıya çıkıp topladık.

Peki Türkiye’de durum nasıl?

F.H.: Türkiye çok zengin olmalı. Özel üniversiteler dışında devlet üniversitelerinin genişleme bütçelerinin tamamını devlet saðlıyor. Biz bir proje yürüttüğümüz zaman dışarıdan uzman çağırıp üçüncü görüş alıyoruz. Objektif görüş alışverişi çok önemlidir, hem şeffaflığı sağlar, hem de ufuk açar. Türkiye, maalesef bunu yapmıyor. Doktora yapacak akademisyeni seçerken bile biz bunu yapıyoruz. Başka üniversitelerden sahanın uzmanını getirip onun oyuna da başvuruyoruz. Doktoraya öğrenci seçimini de, projelerimizi de kendi aramızda yapmıyoruz. Böylelikle üniversitemizin imajı yükseliyor.

Türkiye’nin bugün araştırma bütçeleri çok az veya yetersiz olduğu için mi ciddi akademik çalışma çıkmıyor?

F.H.: Tam tersine bugün Türk üniversitelerin imkanları çok iyi. Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK’tan muazzam fonlar alıyorlar. Ancak bütçelerini inanılmaz kötü harcıyorlar. Avrupa Birliği Bilimsel Araştırmaları Destekleme Fonu’ndan, hatta NATO’dan bile Türk üniversitelerine kaynak akıyor. NATO, üyesi Kanada’nın üniversitelerine ise fon vermiyor. Türkiye’de eksiklik bugün maddi değildir. Üniversite toplumu, toplumda üniversitenin
çalışmalarını niçin yaptığını anlamalı. Pratik hayatta, endüstri ve iş dünyasında karşılığı olan araştırmaların yapılması çok önemlidir.

Bunların dışında başka kaynak bulma formülünüz var mı?

F.H.: Var. Nova Scotia’da iken federal ve eyalet yönetimlerine defalarca sunumlar yaptım, yetkililere tavsiyelerde bulundum. Amerikalı yabancı bir şirket; mesela McDonald’s Kanada’dan büyük paralar kazanıyorsa, bunun karşılığını topluma hizmet için üniversitelere bağış yaparak ödemeli. Nihayet bu teklifim kabul gördü. Yabancı firmalar bugün Kanada üniversitlerinin genişleme ve araştırma bütçelerine önemli bağışlar yapıyorlar. Aynı formülü
Türkiye de kullanabilir. Bunun için ülkemizde büyük kazançlar elde eden şirketlerin biraz yönlendirilmesi gerekiyor.

ABD’ye Türkiye’den ciddi oranda doktora öğrencisi akını var, Kanada’ya neden az geliyorlar?

F.H.: Kimi devlet bursuyla, kimi kendi imkanlarıyla gidiyorlar. Hatta bazı Amerikan üniversiteleri Türk doktora öğrencilerini 60 kişi birden toptan alıyor. Bunlara bir yıl İngilizce öğretiyorlar, ikinci yıl doktoranın zorluklarıyla karşılaşan 40’ı eleniyor veya kendisi bırakıyor. Üniversiteler, üzerlerinden 2 sene para kazanmış oluyor. Çok sayıda Amerikan üniversiteleri arasında ciddi kalite farkı var. Kaliteli olanlara zaten kaliteli öğrenci hak ederek giriyor, burs da buluyor. Kanada üniversitelerinin seviyesi ABD’nin en kaliteli üniversiteleri
ile aynı seviyede, düşük seviyede yüksek öğretim kurumu yoktur. Eyaletler arasındaki üniversitelerde kalite farkı da fazla yok. Toronto Üniversitesi ile Regina Üniversitesi üç aşağı beş yukarı aynı seviyede eğitim veriyor.

Siz de doktora öğrencisi alıyorsunuz, onları nasıl bir sistemle yetiştiriyorsunuz?

F.H.: Bugüne kadar 50’den fazla master ve doktora öğrencim oldu. İlk sene onlara sizin seviyeniz bu, benim seviyem bu diyorum. 2’inci sene seviyelerimizin eşit olmasını bekliyorum. 3’üncü sene beni geçmelerini talep ediyorum. Limit koyar, sınırlama getirirseniz gelişme olmaz. Çok iyi verim aldım. Elbette öğrencinin hocasını geçmesi kolay değildir. Mesele hocadan fazla bilme değil karşılaştırma ile motivasyon, hedef göstermektir. Öğrencilerimin bazen bir yerde saplandığını gözlemliyorum. Özel bir sorunu olduğunu
anlayıp doktorayı bir kenara bırakıp yardım etmeye çalışıyorum. Bir de bakıyorum ki, sorun aşılmış öðrenci azimle doktorası üzerinde yoğunlaşıyor. İnsani ilişkiler, öğrencilerin dertleriyle ilgilenmek başarı için önemlidir.
Carleton Üniversitesi ile Waterloo Üniversitesi’ndeki görevleriniz benzer gözüküyor.
Neden Waterloo’yu seçtiniz?

F.H.: Carleton’da 23 bin, Waterloo’da 30 bine yakın öğrenci var. Waterloo dünyanın en yoğun “Co-op” denilen öğrencilerin ücretli istihdam edilip staj yaptığı bir üniversite, bu alanda bir numara. Buna paralel olarak araştırma alanı çok daha köklü yerleşmiş. Mesela Blackberry denilen cep telefonları Waterloo’da üretildi, dünyaya yayıldı. Görevlerim aynı gözükse de, Carleton’daki bir numaralı müdürlük (provost) vazifem ile Waterloo’nun
sunduğu içerik arasında fark var. Waterloo’da hem akademi ve araştırma, proje ve planlarını hazırlama, hem de bütçeyi onaylayan makam olarak maliyede son kararı veren yetkili konumundayım. Bürokratik engellere takılmadan planlamanın bütçesini alacağım için işlerimiz daha hızlı ve sorunsuz yürüyecek.
Waterloo’nun Dubai’de kampüs kurduðunu duydum, bu doğru mu?

F.H.: Evet, daha yeni inşaat ve makine mühendisliği fakülteleri açıp bir kampüs kuruyoruz. İlk yıl 26 öğrenci ile başlıyoruz. Öğrenciler, 2 sene Dubai’de, 2 sene ise Waterloo’da okuyacak. Ekonomik kriz ortamında üniversiteler kendilerine yeni kaynaklar aramaya koyuldu. Pek çok ABD ve Kanada üniversitesi yurt dışında şubeler açıyor. Üniversitemizde
akademik kaliteden ödün vermemek için ekstra kaynaklar bulmalıyız.

Yoğun çalışma temponuz içinde bazı görevlerinizi bırakmayı düşünüyor musunuz?

F.H.: İlk yılım çok yoğun geçecek. 4 yıldır başkanlığını yürüttüğüm Kanada’nın bir ulusal labratuvarı olan TRIUMF’deki görevimden ayrılıyorum. Altıdan fazla devlet kurumunda sürdürdüğüm danışmanlık görevlerinden bazılarını azaltacağım.

Evinizi Waterloo’ya mı, yokya büyük şehir diye Toronto’ya mı taşıyacaksınız?

F.H.: Üniversiteye üç kilometre uzaklıkta ev satın aldım. işe yürüyerek veya bisikletle gideceğim.