Erdoğan cumhurbaşkanı da olsa er geç yargılanacaktır

YOLSUZLUĞU YAPANLAR FATURAYI DEVLETE KESTİ

Ertuğrul Yalçınbayır, AKP, yolsuzluk, yalan, yalakalık, haberler
Siyaset – 10 Ağustos 2014

“Biz sandıktan çıktık. Her şeyi yaparız. Beraat ederiz. Milli irade bunu istiyor” diyemezsiniz! Kararın alınmasına katılmak da yetmez… Bu kararın denetlenmesine katılmak benim en önemli hakkımdır. Denetimsiz yönetim olmaz.”

AK Parti eski Genel Sekreteri ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, 17 Aralık soruşturmasına konu olan yolsuzluk iddialarıyla ilgili hükümetin şahsa özel düzenlemeler getirdiğini söylüyor.

Ertuğrul Yalçınbayır, “Danıştay kararının uygulanması 2 yıl geciktiriliyor. Yerine getirilmeyen mahkeme kararına ceza ve tazminat davası açılamıyor. Tazminat şahsilikten çıkarılıyor. Ama faturayı, bütün bunlara sebep olanlar değil, devlet ödeyecek” diyor.

Kurucusu olduğu AK Parti’nin ilk kabinesinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Ertuğrul Yalçınbayır, aynı zamanda partinin genel sekreterliğini de yürüttü. Başbakan Erdoğan ve uygulamalarıyla yıldızı barışmayan Yalçınbayır, 2007 seçimlerinden önce AK Parti’den ayrıldı. Halen hukukçu olarak yaşamını sürdüren Yalçınbayır’la Bursa’da konuşuldu…

*17 Aralık’tan sonra Türkiye’de bambaşka bir siyasi ve sosyolojik tablo var. AK Parti eski genel sekreteri ve hukukçu kimliğinizle 17 Aralık’a özgü neler gözlemlediniz?

17 Aralık sabahı haberleri dinleyince, yargıya olan müdahaleyi fevkalade önemli buldum.  17 Aralık’taki o operasyondan sonra ofisime gelip, sabah erkenden çalışmaya başladım. Burada apaçık yargının işine el atmak vardı. Bu, hukuk devletiyle bağdaşmayan bir iş.

Kuvvetler ayrılığına rağmen, zaman zaman yasama ve yürütme iç içe olabilir. Çünkü yürütmenin ihtiyaç duyduğu yasal düzenlemeler, kanun tasarıları vasıtasıyla Meclis’e gelir ve yasama böyle görev yapar. Yasamayı daha çok çalıştıran kurum, yürütmedir. İç içelik doğaldır ama yargıya müdahale en tehlikeli yönüdür. Bu pek rastlanan bir olay değildir.

Bundan endişe ettiğim için, 25 Aralık’taki operasyonu da duyunca, 26 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü arayıp randevu istedim.

*Randevuyu verdi mi?

Sağ olsunlar 31 Aralık 2013 itibariyle randevuyu verdiler. 7 sene sonra Sayın Gül’le bir kez daha görüşme fırsatı buldum. Orada da endişelerimi anlattım.

*Nasıl endişelerdi bunlar?

Milletvekilliğinden sonra Anayasa üzerine çalışmalarım oldu. Gerek Bursa Barosu, gerekse İstanbul Politikalar Merkezi bünyesinde… Yönetişim hakkının en önemli hak olduğunu ve Anayasaya yazılması gerektiğini, kanunlarla tanınması gerektiğini ve bütün hakların üstünde yönetişim hakkı olduğunu ifade ettim. “Türkiye’yi de yönetişim hakkı bakımından irdeleyelim” dedim. Yasamanın, yürütmenin ve yargının yönetimini ele aldım. Dediğim şudur: “İyi yönetimi istemek, herkesin hakkıdır. Kamunun birinci görevi de iyi yönetimdir.”

DENETİMSİZ YÖNETİM OLMAZ

* ‘İyi yönetim’den kastınız?

İyi yönetim, demokratik bir yönetimdir. Demokrasinin vardığı seviye, katılımcı bir seviyedir. Katılımcı seviyede herkes görüşlerini açıklıkla, belli konjonktürde bildirme durumundadır. Süreçler belirlenir, belirlenen süreçlere göre kişiler görüşlerini ifade ederler. Ondan önce kamu kurumları genel düzenleyici işlemlerle ilgili hazırlıklarını yaparlar. Diğer kurumlardan bilgi alırlar, durum etki analizlerini yaparlar. Ondan sonra kişilere bu görüşleri açarlar. Bu nedenle açıklık, şeffaflık önemlidir.

Onun ötesinde, bilgiye, belgeye ulaşım, adalete erişim hakları vardır. İdarenin verdiği bilgilere ben güvenmek durumunda değilim. Belgenin kendisini görme hakkım var. Böylece ben o kararın alınmasına katılırım. Bu, çoğunlukçu değil, çoğulcu bir anlayışı benimsemektir. “Biz sandıktan çıktık. Her şeyi yaparız. Beraat ederiz. Milli irade bunu istiyor” diyemezsiniz! Kararın alınmasına katılmak da yetmez…

*Devamı ne olur?

Bu kararın denetlenmesine katılmak benim en önemli hakkımdır. Denetimsiz yönetim olmaz.

SAYIŞTAY RAPORLARI ÇIKSA, YANACAKLARDI!

*Denetimi açar mısınız?

Denetim, şeffaflık, açıklık ve hak edebilmektir. Benim idareye şikâyet etme hakkım, başvurma hakkım ve temsilcilerim eliyle Parlamento’da denetim yollarını işletme hakkım vardır. Nedir onlar? Soru, gensoru, genel görüşme, soruşturma…

En önemli hak ise bütçenin yapılmasıdır. Çünkü vatandaş olarak benim cebimi de ilgilendirir. Bütçenin denetimi de Sayıştay eliyle yapılır. Sayıştay eliyle Meclis adına yapılan denetimler, son üç senedir Türkiye’de yapılmıyor. Benim bütçe hakkım engelleniyor.

*Neden yapılmıyor sizce?

Yöneticilerin zaman zaman yaptıkları açıklamalarla, siz açıkları buluyorsunuz. AK Parti Grup Başkan Vekili Nurettin Canikli, “Bu raporları getirirsek, biz yanarız” dedi. Nurettin Canikli, müfettiş kökenli, maliye kökenli birisi. O, ne olduğunu gayet iyi biliyor.

*Canikli’nin sözleri, denetim dışılığa yani yolsuzluklara mı işaret ediyor?

Eğer denetim yapılamıyorsa, yolsuzluk gündemdedir. 22. Dönem’de  (14 Kasım 2002-22 Temmuz 2007), TBMM’de, yapılan ilk işlerden birisi de Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurulmasıdır. Bu komisyon 1200 sayfadan ibaret, Azmi Ateş’in başkanlığında bir rapor hazırlamıştır. Bu, 22. Dönem’in ve AK Parti’nin birinci döneminin en önemli çalışmasıydı. Bunların takibi ve izlenmesi fevkalade önemliydi. Bu sadece, geçmişe dönük, sadece birkaç bakanın Yüce Divan’a sevkiyle sonuçlanacak iş değildi. Geleceğe de yönelik bir işti. Türkiye’nin Dünya Şeffaflık Örgütü’nün saydamlık kriterleri içindeki yerini dikkate aldığınızda, yolsuzluklar liginin üst sıralarında yer aldığını görürsünüz.

Yönetmelikler ‘KiŞiYE ÖZEL’ çıkarıldı

*Yola çıkarken yolsuzlukla mücadeleyi şiar edinen AK Parti, bu düşünceden ne zaman vazgeçti?

Özü itibariyle, bu sözler hâlâ devam ediyor. Verilen sözler de, yapılan yasal düzenlemeler de önemli değil. Bunları ne ölçüde uygulayacağınız önemli. (Dolabından bir klasör indiriyor…) Bakın, burada Yüksek Planlama Kurulu kararlarının neleri içerdiği yazıyor. Saydamlığın Artırılması Ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Strateji Belgesi… Bu belgenin tarihi, 14 Mart 2014. Yolsuzlukları kabul eden belgeler, bunlar! Sayıştay’ın Strateji Planı… 2014-2018… Biz bunları, içinde bulunduğumuz uluslararası kuruluşlara gönderelim diye yazmıyoruz. Bunları Dünya Şeffaflık Örgütü’ne, Avrupa Birliği’ne gönderiyoruz. Bunlar izleniyor.

*Az önceki sorumu tekrarlayayım o halde… Şeffaflığın önü ne zaman kesildi?

İlk iş, adli kolluk yönetmelikleriyle başladı. HSYK’daki 7 ve 10 no’lu yönetmeliklerin değişmesiyle başladı.

HSYK’NIN KONUŞMASI YASAL

*Neydi o yönetmelikler?

Örneğin 21 Aralık tarihindeki yönetmelik, Adalet ve İçişleri bakanlıkları tarafından yayınlandı: Adli Kolluk Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Bu yönetmeliğin yürütümünde kim var? Sadullah Ergin ve Muammer Güler. Sadullah Ergin, ‘Ali Dibo’ diye siyasi literatüre geçti. (2006 yılında ortaya çıkan Ali Dibo skandalında, dönemin AKP Grup Başkan Vekili ve Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in, bir bürokrata verdiği ve içeriğinde Hatay ilindeki arkadaşı olan partililere ihale verilmesi yönündeki direktiflerini gösteren el yazılı belge ortaya çıkmıştı. Buna göre, Hatay’daki 271 adet kamu ihalesinin tamamının, partinin 17 AKP’li yerel yöneticisi tarafından kazanıldığı anlaşılmıştı.) Muammer Güler de, oğlu 17 Aralık operasyonunda gözaltına alınan, İçişleri Bakanı. Bu yönetmeliklerin kişiye özel düzenlendiklerini görüyorsunuz…

*“Kişiye özel” derken?

2011 Kasım’ında, HSYK ile ilgili 17 yönetmelik hazırlandı. Bütün bunlar, AB’ye uyum sürecinde, uluslararası kuruluşların görüşlerini alarak yaptığımız yönetmeliklerdi. Bu yönetmeliklere göre sadece yasama ve yürütme konuşmaz! Gerekirse HSYK da konuşur!

EN İYİ 88. DEMOKRASİ

HSYK’nın da açıklama yapmak üzere görevlendirdiği hâkim ve savcılar vardır. Örneğin 10 No’lu genelge… Tarihi, 18 Ekim 2011… Bunların hepsi AB standartlarında hazırlandı. Türkiye bunları hem kendi insanına, hem de izlenmek üzere uluslararası kuruluşlara vaat etti. Bu aynı zamanda bir dış denetimdi. AB İlerleme Raporları’na bakın, ne kadar az ilerlediğimizi görürsünüz. Demokrasimiz, dünyada 88. sırada. Temel hak ve özgürlükler, insani gelişmişlikte saklı. Türkiye, insani gelişmişlikte 92. sırada. Sonrada “17. büyük ekonomiye sahibiz” diyeceksiniz. Bu yeterli mi?

İşte bütün bunları söyleyip, Abdullah Gül’e, “Bakın, yasama iyi yönetilmiyor. Kanunlar, evrensel standartlarda yapılmıyor. Bakın şu (bir klasörü gösteriyor), sizin altında imzanızın olduğu bir düzenlemedir” dedim.

YENİ ‘3Y’: YANDAŞLIK, YALAN, YALAKALIK

*Nedir bu belgenin içeriği?

Bu belgenin altında Başbakan’ın, Meclis Başkanı’nın ve Cumhurbaşkanı’nın imzası var. Bu, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik. Daha kanunlaşmadan, hazırlık safhasında; hazırlanacak kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, Bakanlar Kurulu kararları ile ilgili sizin görüş almanızı öngörüyor. Buna göre kamu kurumlarından, kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarından, üniversitelerden, belediyelerden, sivil toplum örgütlerinden görüş alacaksınız. Aldıktan sonra, düzenleyici etki analiz raporlarını hazırlayacaksınız. Bunların, üstün hukuk normlarına aykırı olup olmadığına, imzaladığımız uluslararası sözleşmelere aykırı olup olmadığına bakacaksınız. Şimdi yaptığınız gibi torba kanun yapmayacaksınız.

Torba kanun da değil, şimdi çuval kanun var! Beş-altı maddelik diye başlayıp, yüzlerce maddeyi içeren torba kanun anlayışını ortaya getiriyorsunuz. Ya da kafanıza göre, kimseye sormadan dershaneleri kapatmaya karar veriyorsunuz.

Toplumdaki yaygın kanaat, partizanlığın, yandaşlığın, yolsuzluğun arttığıdır. Ben, AK Parti’nin kurucusuyum. Tüzüğün, programın yazılmasına katkım oldu. Genel sekreterliğini yaptım. Yola çıkarken, “3Y” dedik: Yolsuzluklar, yasaklar, yoksulluk. Bunlarla mücadeleye bakıldığında, bunların başka bir ‘3Y’ ile takviye edildiğini görüyorsun.

*Bahsettiğiniz ‘3Y’nin açılımı ne?

Yandaşlık! Yalan. İnsanları kibirlenmeye ve gururlanmaya götüren yalakalık.

*Bu yalakalık, çıkar birliğine mi dayalı?

Eğer siz etik değerleri, ilkeleri dikkate almayıp, kendi çıkarınız ve hevesiniz peşinde koşuyorsanız ve içinizde bir fren mekanizması yoksa ölçünüz olmaz.

MECLiS’TEKi YEMiN VE PARTi PROGRAMI YALAN OLDU!

*Erdoğan bu fren mekanizmalarından ne zaman sıyrıldı?

Meclis’te yemin ediyorsunuz, parti programınız bir taahhüttür ve söz veriyorsunuz; ama hiçbirine riayet etmiyorsunuz. Giderek, her şeyi yapabileceğini düşünüp, hesap vereceğiniz aklınızın ucundan bile geçmiyor. Bu, sınırsız bir güç kullanımıdır. Hukuk devleti, sınırlandırma yapan bir devlettir. Ve anayasaların varlığının, hukuk devletinin varlığının korunması, bireylerin devlete karşı korunması içindir. Sen denetimi, hesap sormayı, benim hesap sorma hakkımı nasıl kaldırırsın? Çünkü o yolsuzluklar, benim bütçemden çalınan paralardır. Bakın, 21. Dönem’de   (18 Nisan 1999-14 Kasım 2002) on binin üzerinde sorudan cevaplandırılamayanlar var.

*Neler, bunlar?

Bankaların içi nasıl boşaltıldı? Ticari sır! Devlet, sırlarla kaplanmış bir kap gibidir. Bu sırları açmak lazım. “Benim iktidarımı kimse sınırlayamaz. Danıştay’dan karar çıksa, ben bunu uygulamam. İki sene geciktiririm.” Bunu nasıl dersin? Kimsin sen ya?

Bunların ötesinde, mahkeme kararlarını yerine getirmediği için ceza davası açılamayacak, tazminat davası açılamayacak. Tazminat davasını o kişinin aleyhine değil, devletin aleyhine açacaksın. Buna sebebiyet veren, sensin! Mahkeme kararını dikkate almayan sensin, bunun faturasını neden devlete çıkarıyorsun? Onların ceplerine giden paralar, benim vergilerimden, yatırım kaynaklarına giden paralardır.

GÜL’ÜN YARGILANMAMASI TÜRKİYE’NİN AYIBI

*Erdoğan, Cumhurbaşkanı olursa, bu mekanizma nasıl işleyecek?

Cumhurbaşkanlarının dokunulmazlığı yoktur. Şu anda da yoktur. Abdullah Gül’ün trilyonluk Refah Partisi davasından yargılanmaması, Türkiye’nin ayıbıdır! Cumhurbaşkanlığı bitince yargılanacaktır. Beraat edebilir, o ayrı iş. Ama sistem işliyor. Cumhurbaşkanının dokunulmazlığı, ancak Anayasada yazarsa, bir anlam ifade eder. 1961 Anayasası’nda Cumhurbaşkanı’nın dokunulmazlığı vardı. 1982 Anayasası’nda dokunulmazlığı yoktur.

Cumhurbaşkanı ancak vatana ihanet suçundan yargılanabilir. Vatana ihanet suçu da 1991 tarihinde, Özal’ın getirdiği af kanunuyla ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’de ‘vatana ihanet’ diye bir suç yok! Onun için Tayyip Bey, Cumhurbaşkanı olsa da, olmasa da, er geç yargılanacaktır.

Abdullah Bey’e de şunu sordum, görüşmemizde: “Ben hangi devletin vatandaşıyım? Üniter devletin mi, derin devletin mi, ‘paralel devlet’in mi, teokratik devletin mi, federatif devletin mi?” “Bakın, ‘paralel devlet’ diyorsanız, bu devletin organlarının olması gerekir. Bu devletin gücünün olması gerekir” dedim.

Devlet içinde kusurlu, hukuka aykırı davrananlar varsa, bunlar başka. Ama devlet içinde bir devletin varlığını, Başbakan söylüyor. Hevesine dayanarak mı, husumetine dayanarak mı, kendi geleceğini planlayarak mı, yoksa istihbarata dayanarak mı söylüyor?

BU iSTiHBARATA KiM GÜVENiR?

*Sizce?

Ben soruyorum. Eğer kendi hevesiyle değil de, istihbarata dayanarak söylüyorsa, Türkiye’nin ve dünyanın en önemli sorunlarından birisi istihbaratın güvenilirliğidir. İstihbaratın, hesap verebilirliği ve demokratikliğidir. Şimdi alt alta yazalım: “İstihbarat-Oslo, istihbarat-Uludere, istihbarat-Reyhanlı, istihbarat-Adana, istihbarata-Suriye, istihbarat-İran, istihbarat-Irak, istihbarat-KCK, istihbarat-Ergenekon, istihbarat-şike, istihbarat-Gülen Cemaati” Şimdi bütün bunları sıraladıktan sonra, siz bu istihbarata güvenebilir misiniz? Bu istihbaratın hesap verebilirliğini görebiliyor musunuz? Bu istihbaratın, tek başına birisine bağlanmasına ne diyorsunuz?

Hafiyelik kurumu olan istihbaratın ikinci başkanını, temel hak ve özgürlüklerin en önemlisi olan telekomünikasyonun iletişim başkanlığına, TİB’e nasıl getiriyorsunuz? Birisi hafiyelik alanı, diğeri özgürlük alanı! Türkiye bu çelişkilerden kurtulmalıdır. Birilerinin bunu söylemesi lazım.

iSYAN ETME HAKKI DOĞDU

*Başbakan’ın etrafında bunları söyleyebilecek birileri var mı hâlâ?

Sayın Başbakan, etrafındaki bakanlardan, milletvekillerinden uyarı ve yeterince öneri almıyor. Ortak akıl, ancak özgürlük ortamının olduğu bir yerde cereyan eder. Biz partiyi, ortak akıl cereyan etsin diye kurduk. Korkutma, sindirme, azarlama, disiplin tehdidi, ekonomik baskı uygulama, maliyeyi üzerine salma gibi yöntemlerle hareket ederseniz, orada ortak akıl olmaz. Orada, güce karşı sesini çıkaramayanlar olur. Sadece kalben buğz edebilirler. O da inancın en zayıf halidir. Hiç kimse bir başkası üzerine zorlayıcı değildir. Peygamberler dâhil! Sadece sözünü söyleyip, nasihat edecektir. Zorlamayı, Allah yapar. Bunları yapamıyorsan, sana bir hak düşer.

*Nedir o hak?

Zulüm karşısında isyan etme hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin giriş kısmının ikinci paragrafında, insanların isyan etme haklarını kullanmalarına gerek kalmaksızın, insan haklarının hukuki güvence altına alınması gerektiği yazar. Siz isyan etmeyi, bozgunculuk çıkarmayı, bir yol olarak seçemezsiniz. Demokratik yolları sonuna kadar kullanmalısınız. Ben isyana teşvik etmek için söylemiyorum. İsyan eden kişilerin bu haklarının varlığını söylüyorum. Ama onların da demokrasi içinde kalarak, mücadele etme görevlerini hatırlatıyorum.

Bunu yaparken yine yumuşak bir üslupla hareket edeceksiniz. Firavuna giderken, Hz. Musa’ya emredilen neydi? “Yumuşak söz söyle!” O firavuna biat edenler ne oldu? Firavunu daha da firavunlaştırdı ve hep birlikte helak oldular.

Röportaj: Fatih Vural/Bugün Gazetesi

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi