Hataların söylenmesi en büyük suç

“2015’in Şubat ayında Cumhurbaşkanı bana özel mesaj yolladı, “Çözüm Süreci’ni eleştirmesin; başkanlık sistemini eleştirmesin” diye. 1 ay sonra ise kendisi Çözüm Süreci’ni toptan çöpe attı.”

4 gün gözaltında tutulduktan sonra yurt dışı yasağı ile serbest kalan Prof. Laçiner, Aksiyon’a önemli açıklamalarda bulundu.

“İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, âdeta Gestapo mantığı ile çalışıyor.” diyen Laçiner, “Saray-Perinçek ittifakı var.” şeklinde konuştu.

İşte, o röportaj:

Cadı avı ve nefret operasyonlarının son kurbanlarından biri Prof. Dr. Sedat Laçiner oldu. Bakanlıkların âdeta ‘Gestapo mantığı’yla çalıştıklarını söyleyen Laçiner’e göre, “Çekirge sürekli zıplıyor; ama her seferinde zıplaması gereken mesafe artıyor.”

“Sedat Laçiner’i paralel diye gözaltına alan akıl artık sana söylenecek söz bulamıyorum.” Gazeteci- yazar Levent Gültekin’in attığı bu tweet aslında olan bitenin en iyi özetiydi. Son iki yıldır süren cadı avı ve nefret operasyonlarının son kurbanlarından biri Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin eski rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’di. 4 gün gözaltında tutulduktan sonra yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı.

Laçiner, uzunca bir süredir AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarını eleştiriyor, uyarılarda bulunuyordu. Hükümeti eleştirmeye başlayınca bir dizi haksızlıklar yaşamaya başladı. Rektörlük seçiminde en çok oyu almasına rağmen Cumhurbaşkanınca atanmadı. Star Gazetesi’yle yolları ayrıldı, TRT’de programdan çıkarıldı. İnternethaber sitesinde yazıları kesildi.

Laçiner’le son yaşadıkları konuşuldu:

-Tam olarak neyle suçlanıyorsunuz?

İlk gözaltı kararında mevzuatın neredeyse tüm suçlarını yazmışlar. Devleti yıkmak, hükümeti devirmek, yasama organının işini yapmasına engel olmak, terör örgütü kurup liderliğini yapmak ve daha birçok suç. Bu yazıları gören bir polis, ben olduğumu bilmeden arkadaşına dedi ki, “Kimmiş bu adam? Suç makinası gibi, her suçu işlemiş.” Serbest bırakılırken hâkim, ‘terör örgütü üyeliği, örgüt kurmak vs…’ diye serbest bıraktı. Bu suçlardan zanlıymışız.

-Gözaltına alınmanıza verilen tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz. Akademik camiadan açıktan destek veren oldu mu?

Koray Çalışkan da açıktan, “Laçiner hangi örgütten diyorsanız, ben de o örgüttenim.” diye yazdı. Pek çok öğretim üyesi mesaj göndererek yanımda olduklarını hissettirdiler. Adliye’ye gelen birçok insan da vardı. İsimlerini tek tek vermek istemiyorum. Malum, tam bir cadı avı söz konusu. İnsanlar korkuyor. Beni yakalayanların bile başları öndeydi. İfademi alanlar dahi okudukları suçlamaları tebessümle karşılıyordu. Emin olun akademik camiada bu suçlamaların doğru olduğuna inanan pek çıkmaz. Sadece Perinçekçi birkaç kişi bu işe sevinmiş. AK Partililer bile anlam veremediler.

GÖZALTINA ALINMAK BENİM İÇİN ONUR MADALYASI OLDU

-4 günlük gözaltı nasıl bir tecrübe oldu?

Gözaltı beni susturmak için gözdağıydı. ‘Konuşursan uzun süre de yatırabiliriz’ diyorlar. Aslında böyle şeyleri bekliyordum. İçeridekilere bakınca ‘Benim neyim eksik?’ diye düşünmüştüm. Onur madalyası oldu. Rütbe atladım.

-Yazmaya devam edecek misiniz?

Bundan sonra da doğru bildiğimi söyleyeceğim. Kolluktan yargıya herkesin gözündeki korkuyu gördüm. Korksam da korkmuyormuşum gibi yapmak, dik durmak, örnek olmak zorundayım. Gerekirse bu yolda canımı veririm, ama doğru bildiğimi söylemeye devam ederim. Utanması, sıkılması gereken ben değilim. Tek silahım kalemim, klavyem, kitaplarım. Başka da bir aracım yok.

-Sizinle son üç yılda Aksiyon’da iki röportaj yapmıştık. Oradaki analiz ve yorumlarınızın çoğunun gerçekleştiğini görüyoruz. Hükümet görüşlerinizden mi rahatsız oldu?

Sorun o zaten. Hükümetin yanlışlarını net şekilde ortaya koyuyorum. Ayrıca AK Parti tabanı sözlerimi yakından takip ediyor. Çünkü milliyetçi-muhafazakâr ve liberal bir çerçevede analizlerimi yapıyorum. Parti, tabanındaki etkisi nedeniyle görüşlerimden rahatsız. 2015’in Şubat ayında Cumhurbaşkanı bana özel mesaj yolladı, “Çözüm Süreci’ni eleştirmesin; başkanlık sistemini eleştirmesin” diye. 1 ay sonra ise kendisi Çözüm Süreci’ni toptan çöpe attı.

-Çelişkilere dikkat çektiğiniz için mi sizi susturmak istiyorlar?

Hükümet oradan oraya savruluyor. Sarkaç gibi. Bu savrulmayı makul bilim insanları ve gazeteciler ortaya koyunca onları susturmaya kalkıyorlar. Çünkü Parti tabanının önemli kısmı propagandalarla kolayca ikna edilebiliyor. Bizim gibi insanlar susturulunca işleri kolaylaşıyor.

-AK Parti birçok konuda söylemlerinin 180 derece tersini yapmaya başladı. Kürt meselesi, İsrail… Nasıl yorumluyorsunuz?

Erdoğan’ın stratejisi rakip grupları birbirine karşı kullanmak. Politikası tükenince 180 derece tersine kolayca atlamak. Akil insanlar, bu savrulmayı net bir şekilde ortaya koyuyor. Ama onlar da korkutuluyor. Böylece bağırıp çağırarak kitleler sorun yokmuş gibi yanıltılıyor. Şu anda AK Parti’nin oyu yüzde 50’den fazladır. Rusya ile girilen kriz AK Parti’nin oyunu arttırdı. Güneydoğu’da işler kötüleştikçe oyları artıyor.

-Erdoğan’ın stratejisinden tam ne anlamalıyız?

Erdoğan, ‘salam taktiği’ ile muhaliflerini ufaltıyor bir yandan. Diğer taraftan ise bunları birbiri ile vuruşturuyor. Herkesle işbirliği yapabiliyor. Erdoğan’ın en büyük ustalığı burada. Perinçek ve Ulusalcılar ile Cemaati ve CHP’nin ılımlı kanadını bitirebilirlerse, yarın onların düşmanlarıyla Perinçek ve Ulusalcıları bitirecek.

-Perinçek’le işbirliğine AK Parti’den itiraz yok mu?

Erdoğan, parti içinde en ufak bir eleştiriye bile engel oluyor. Hataların söylenmesi en büyük suç. Benim içeri attırılmam da böyle bir şey. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, âdeta Gestapo mantığı ile çalışıyor. Efkan Ala gibi birkaç kişi Erdoğan’ı asla sorgulamıyor. Ancak bu işin sonu felaket. Erdoğan’ın şahsi sorunları nedeniyle hepimiz bedel ödüyoruz, ödeyeceğiz. Çekirge sıçrayıp duruyor, ama her seferinde sıçranması gereken mesafe artıyor.

-Gazetecilerin tutuklanmaları bu bedele mi dâhil?

Gazetecilerin, hocaların ve diğer muhaliflerin hapsedilmesinin iki nedeni var. Bir, dikkatleri başka yöne çekmek ve hataları saklamak. Diğer nedeni ise grupları vuruşturmak. Perinçek ve Ulusalcılar ile anlaştılar. Ayrıca beni gözaltına alan, Can Dündar ve diğer birçok ismi içeri attıranın sadece Erdoğan olmadığını düşünüyorum. Ortada bariz bir Saray-Perinçek ittifakı var.

-Kürt meselesinde gelinen noktadan baktığımızda ‘kullan at’ politikası daha ne kadar sürer? Başarıyla yürütülebilir mi?

Deniz tükeniyor. Güneydoğu sorunu bambaşka bir boyuta doğru gidiyor. Ülkenin o kısmında yaraları sarmak artık imkânsıza yakın. Erdoğan, Kürt sorununda 12 Eylül’ün yaptığı tahribattan fazlasını yaptı. Kürt sorununda uçlarda dolaşıyor. Önce okşuyor, seviyor, sonra tekme tokat girişiyor. Kürtler âdeta akıllarını yitirecekler. Ortam radikallere kaldı. Nesil kaybedildi. Bundan sonra iş çok zor. Rusya sorunu, Ortadoğu sorunu, insan hakları ihlalleri ve kutuplaşma büyük felaketler olmadan çözülecek gibi durmuyor.

-2016’da da benzer şeyleri mi konuşacağız?

Ekonomi ve siyasetteki kırılmalar nedeniyle 2016’da herkes olağanüstü gelişmeler bekliyor. Aslında bu gelişmeler gecikmiş, geciktirilmiş felaketler. 2016’ya çok fena bir miras kaldı. Bence dozajı artırmaya çalışacak, artıracak da. Dibe hızlı vuruş olmadan çıkış yok. Türkiye’nin durumu kuşatılmışlık hâli. İçeride ve dışarıda büyük tehlikeler var. En kötüsü bölünmüşlük. Erdoğan’a karşı Putin’i tutan insanları bile gördüm. Veya Erdoğan’a karşı Suriye’yi tutanlar var. Ülkeyi o kadar böldüler ki millî birlik zarar görüyor.

-Gelişmeleri hep Erdoğan üzerinden okuyorsunuz. Bu ülkede bir hükümet yok mu? Bu analizlerde Başbakan Davudoğlu’nu nereye koyuyorsunuz?

Davutoğlu benim için büyük bir hayal kırıklığı. Partide sadece bir irade var. O iradeye karşı gelen ‘hain’ ilan ediliyor. Davutoğlu da bunu öğreniyor. Ancak Erdoğan kadar mahir olmadığından bazen gündemin gerisinde kalıyor. Ayrıca Davutoğlu söylem düzeyinde de büyük açıklar veriyor. İyi polis-kötü polisi bile iyi oynayamıyor.

Aksiyon

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi