Okumaya cesaretiniz varsa buyurun!

Gültekin Avcı Şubuo Haber’in sorularını yanıtladı. Gündeme bomba gibi düşecek röportajda Selam-Tevhid’e dair daha önce duymadıklarınızı okuyacaksınız.

07 Ekim 2014 Salı

Okumaya cesaretiniz varsa buyurun!


Baştan söylemek gerekiyor… Bu röportajı tek nefeste okuyabilirsiniz. Röportajda başlığa çekmemiz gereken o kadar manşet var ki. Biz onları manşetten vermek için bile seçemedik.

Bu arada sosyal medyada bizi takip etmeyi unutmayın. Twitter: @subuotv

Selam-Tevhid örgütü nedir? Kimleri kapsıyor? Uydurma bir örgüt müdür?

İran’ın özel harp yapısı olarak tanımlayabileceğimiz Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü tarafından Türkiye’de oluşturulan istihbarat ve terör örgütüdür.

İran’ın değişen bölgesel politik stratejilerine göre bazen espiyonaj bazen de terör faaliyetleri yürütüyor.
Ama en önem verdikleri husus, hedef ülkenin yönetim aygıtlarına sızmak ve adam angaje etmek.
Çünkü bu sağlandığında terör eylemlerine veya daha zahmetli operasyonlara gerek kalmıyor.
Selam-Tevhid’in Türkiye’de kanlı eylemlerinden bahsediliyor? Nelerdir bunlar. İlk defa hangi olayda görülüyor?

Polis kayıtlarına yansıyan 21 terör eylemi var bu örgüte ve mensuplarına ait.
Yargıtay kesinleşen 18 terör eylemi sayıyor 2014 tarihli içtihadında.
İlk eylemleri 1988’de.
Ve örgütün ilk terör eylemi Hakan Fidan’la görüşmeleri tespit edilen Hakkı Selçuk Şanlı tarafından gerçekleştiriliyor.
1- 10.03.1988 tarihinde İstanbul Harbiye’deki Suud-Amerikan Bankası’na bomba konulması
2- 25.10.1988 tarihinde Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli Abdulgani Bedevi’nin tabanca ile öldürülmesi,
3- 02.04.1989 tarihinde İngiltere Büyükelçiliğinde görevli Hüseyin Osman’a ait araca ve Türk İngiliz Kültür Derneğindeki oto garajı önüne bomba konulması,
4- 16.10.1989 tarihinde Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli Abdurrahman El Silebi’ye ait araca bomba konulması,
5- 14.01.1990 tarihinde Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli Abdurrezzak Keşmiri’ye ait araca bomba konulması,
6- 18.06.1990 tarihinde Türkiye Diyanet Vakfı Kitap Satış Mağazasına bomba konulması,
7- 31.01.1990 tarihinde Muammer Aksoy’un tabanca ile öldürülmesi,
8- 06.10.1990 tarihinde Bahriye Üçok’un bombalı paket ile öldürülmesi,
9- 26.03.1991 tarihinde Irak Büyükelçiliği görevlisi Kayıs Ali Hüseyin’e ait araca bomba konulması,
10- 28.10.1991 tarihinde A.B.D vatandaşı Victor Marwick’in aracına bomba konularak öldürülmesi ve Mısır Ankara Büyükelçiliğinde görevli Abdullah Hüseyin Kurabi’ye ait araca bomba konulması
11- 30.12.1991 tarihinde Hürriyet Gazetesi Ankara bürosu önüne bomba konulması,
12- 12.12.1991 tarihinde Hindistan Büyükelçiliğinde görevli Yash Palkumar’a ait araca bomba konulması,
13- 07.03.1992 tarihinde İsrail Büyükelçiliğinde görevli Ehud Sadan’ın aracına bomba konulması,
14- 24.01.1993 tarihinde Uğur Mumcu’nun aracına bomba konularak öldürülmesi,
15- 19.04.1994 tarihinde Yugoslavya Konsolosluğunda görevli Zivarov Simiç’e ait araca bomba konulması,
16- 07.06.1995 tarihinde Yuda Yürüm’e ait araca bomba konulması,
17- 14.07.1999 tarihinde Çankaya’daki elektrik trafosuna bomba konulması,
18- 21.10.1999 tarihinde Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına bomba konularak öldürülmesi

Hakan Fidan bu örgütün neresinde? Aktif olarak içerisinde mi?

Örgütün Türkiye faaliyetlerinde 4 temel hücre tespit edilen soruşturma dosyasındaki takip verilerine göre, Fidan’ın illegal 1 ve 2 hücreleriyle derin bir bağlantısı var.
Tapelere bakılırsa illegal–2 hücresiyle birlikte hareket ediyor.
İllegal–2 hücresini yöneten kişi İran DMO/KG generallerinden Seyed Ali Akbar Mir Vakili.
Ve bu hücrede Mir Vakili, AKP 22. Dönem milletvekili Faruk Koca, örgütün ilk bombalama eylemini gerçekleştiren ve Türkiye yapılanmasını kuran
Hakkı Selçuk Şanlı isimleri öne çıkıyor.
Dosyada mevcut teknik araçlar ile izleme kayıtları incelendiğinde Hakkı Selçuk ŞANLI’nın ‘tehlikeli adamdır, diye rejim bi ara takip ediyordu şimdi takip etmiyor şeyden beri Hakan o MİT’in başına geldiğinden beri,  daha önce bazen yakın takip de yapıyorlardı’ dediği görülüyor.
Fidan’ın İllegal–1 hücresinde faaliyet gösteren ve İran ajanına devletin gizli bilgilerini servis ederken görüntülenen H.Avni Yazıcıoğlu ile de eskiye dayanan sıkı irtibatı var.
Öyle ki Yazıcıoğlu, MİT’e personel alımı için görüşmeler yapıyor. Fidan’a güvenli kuryeler üzerinden mesajlar iletiyor.
İran istihbarat generali Mir Vakili’ye özel uçağı MİT ayarlıyor.
Mir Vakili, en gizli devlet toplantılarını “Emin” kodunu kullanan Fidan’dan aldığını söylüyor.
Belli ki örgüt gayesine ulaşmış ve Türkiye’de yönetimi ve istihbaratı kuşatmış durumda.

Hakan Fidan İran ajanıysa, bu ülkenin Başbakanı, Cumhurbaşkanı neden gerekeni yapmıyor?

Erdoğan Fidan için “sır küpüm” diyordu. Doğru söylüyor. Fidan düşerse yalnız başına düşmez. Uçuruma kendisiyle yuvarlanacak ilk kişi Erdoğan olur.

Çünkü Erdoğan’dan habersiz yaptığı bir şey yok.

Gül, Çankaya’da olduğu süreç içinde MİT-Erdoğan ekibinin icraat ve oyun sahasının dışında tutuldu.
Böyle olmasaydı bile gördüğü yanlışlara ve suçlara müdahale yanlısı değildi.
Böyle bir iktidarı da hiç olmadı.
Devlet seviyesinde yürütülen tüm illegal faaliyetler, görev sahası olsun veya olmasın MİT-Fidan ekibince yürütüldü.
Erdoğan “sır küpüm” dediği Hakan Fidan’a en az kendisi kadar önem veriyor.
Vermek zorunda.
Artık öyle gelişmeler oldu ki Hakan Fidan ile RTE birbirine mahkûm.
Başbakan bakanların hepsinden vazgeçebilir ama Hakan Fidan’dan o istemedikçe vazgeçemez, ondan yüz çeviremez.
Dilediğinde Hakan Fidan’ı tek taraflı bir inisiyatifle görevden almak veya “harcamak”, Erdoğan’ı çoktan aşmıştır.
Erdoğan’ın istese bile Fidan’ı harcayabilmesi artık hiç mümkün değil.
Çözüm süreciyle işlenen anayasal suçlar, MİT Tırlarıyla işlenen suçlar, yargı ve bürokraside işlenen suçlar, fişlemeler…
Hepsi Erdoğan-MİT patentlidir.
Fidan düştüğünde tüm AKP toptan düşer ve çöker.
Sağlık, milli eğitim, dışişleri, içişleri, adalet, enerji vs… Erdoğan tüm bu sahalarda önce MİT’le hareket etti. Yani bugün devlet hala bakanlık faaliyetleriyle değil MİT faaliyetiyle yönetiliyor. İlgili bakanlıklar işin vitrine akseden yönlerini düzenliyorlar ve MİT-RTE tarafından tamamlanan planları uygulamaya koyuyorlar hepsi bu. Tüm bakanlık politikalarında MİT öncelikli olarak devrede. AKP’nin gerçek basın ve halkla ilişkiler faaliyetini göründüğü gibi genel başkan yardımcıları değil, MİT mensupları yürütüyor. Muhalif genel yayın yönetmenlerinin tüm özel hayatı ve anlık temasları MİT’çe kesintisiz takip ediliyor.
Örgüt şuan Türkiye’de aktif olarak göreve devam ediyor mu?
Örgüt şu an Türkiye kadrolarında Selam-Tevhid soruşturması sebebiyle yaşadığı deşifrasyonlardan dolayı kadro değişimine gitti.
Diplomatik misyon kadrosu değişiyor.
Türkiye yönetimindeki angaje kadroları faal olduğu için sorun yaşamıyor.
Siyasal İslamcı tabandan da yoğun destek görüyor.
Havuz medyasıyla halen içli dışlı.
TİB’de yönetim seviyesinde etkili.

Devlet kademesinde ne kadar etkililer? Son yaşanan süreci sadece bu örgütle açıklamak mümkün mü?

Hükumet, istihbarat, iktidar medyası ve dışişlerinde yoğun olmasa da etkili ve yönlendirici kadrolara sahipler.

En büyük etki ve kadro hareketini MİT üzerinden yapıyorlar.
İran istihbaratı, AKP içi yolsuzluk ve skandallarla ilgili ciddi bir arşive sahip.
H.Avni Yazıcıoğlu’nun irtibatlı olduğu İran DMO/KG Türkiye sorumlusu Naser Ghafari’ye bağlı Türkiye’de önemli statüdeki kişilerle ilişkiye geçen geniş bir Mutaşa ağı vardı.
İran’da ve Türkiye’de tespit edilen görüntüler Devrim Muhafızları arşivinde.
Gerektiği ölçüde ve azami rantabiliteyle kullanılıyor bunlar.
Hedef kişiler de konumu ne olursa olsun, boyun eğiyor kendisine söylenenlere.
İsim zikretmeyeyim.
Son yaşanan gelişmelerden kastınız 17 Aralık ve Selam operasyonunun yapan polislere yönelik soruşturmalarsa; bu süreci bu örgütle açıklamak doğru olsa da eksik olur.
İktidarın bu örgütle olan ilişkileri dışında ferdi suç ve skandalları da var.
Ama Selam’la olan ilişkiler, kuşkusuz yolsuzluklardan daha da vahim ve acıtıcı.
Türk tarihinin belki Göktürklerden bu yana en büyük ihanet tablosu var karşımızda.

Peki bu örgüt nasıl çalışır? Kurumlara nasıl sızıyor?

Doğrusu kurumlara sızmak için çaba harcamıyorlar, hükumet tarafından açıkça atanıyorlar.
Hükumette, TRT’de, basında, STK’larda eskiden beri irtibatlı olduğu kişiler var.
Sızma, istihbaratta başarılı bir espiyonaj faaliyetidir ve ev sahibinin rızası hilafına gerçekleştirilir.
Türkiye için böyle bir şey söz konusu değil.
Bu dönemden önceki zamanlarda sızmalar söz konusuydu. Bu dönem ise kapıyı rahatça çalıp içeri giriyorlar.
Evvelce sızan unsurlar ise şimdi altın çağlarını yaşadıkları için aktif hale geldiler.

Yargıda etkililer mi?

Yargıda etkileri çok az.
Arzuladıkları ve görevlendirebilecekleri kâfi kadrolar yok.
Hükumete yakın hakim-savcılar üzerinden etki icra etmeye çalışıyorlar.
İran istihbarat unsurları, HSYK seçimlerinde AKP destekli Yargıda Birlik Platformunun kazanmasını istiyor.
Zaten örgütün Türkiye’de çekindiği iki kurum var.
Biri Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı diğeri ise Yargı.

Özellikle MİT’e çok yükleniliyor bu örgüt kapsamında. gerçekten MİT Selam-Tevhid’e mi çalışıyor?

Selam-Tevhid’e mi çalışıyor bilemem ama Selam-Tevhid’le birlikte çalıştığı ortada.

Bu sorunun kesin cevabı bağımsız bir yargısal soruşturmayla ortaya çıkar.
Ama çıkamıyor, çünkü savcılar ve hâkimler AKP ablukası altına alındı. Soruşturma hukuksuzca kapatıldı.

Erdoğan bu konuda bir kara kutu mudur? Tabi Hakan Fidan da?

Erdoğan, Beşir Atalay, Fidan, Mir Vakili… kara kutular birden fazla.
Son olarak HSYK seçimlerinden bahsedelim. İktidar öyle gözüküyor ki HSYK’nın yapısını değiştirecek. HSYK’yı bu kadar önemli kılan ne?
HSYK bağımsız yargıda değiştirici, cezalandırıcı ve atayıcı etki icra edebilen en önemli kale.
HSYK, AKP’den bağımsız kalırsa AKP’nin nice entrikayla kapattığı tüm soruşturmalar (17/25 Aralık, Selam-Tevhid, KCK/PKK, MİT Tırları…) yeniden başlar.
Çünkü normal bir hukuki sistemde olması gereken budur.
Yani hukuk normal rayında ilerlemeye devam eder.
Bu ise AKP’yi ağır yaralar.
Çünkü boğazına kadar suç içerisinde.
TC tarihinde bu kadar çok ve nitelikli suçlar işleyen hiçbir siyasal iktidar yok.
Bir dönem TSK cumhuriyeti iktidar için araç yapmıştı, bunlar da demokrasiyi araç olarak kullanıyorlar.

Son olarak bundan sonra ne olur? Süreç için bir öngörünüz var mı?

İşlenen her suçun hesabı mutlaka sorulacaktır.
12 Eylül darbesi gibi 30 yıl filan sürmeyecek bu hesabın sorulması.
AKP de doğal olarak dramatik bir sondan kaçamayacak.
Oraya doğru süratle ilerliyor.
Lakin işlediği suçların hesabını vermemek için bu ülkeye ve bu millete çok acılar çektirecek.
Ortadoğu yangınında kavuracak bu milleti.
Ne diyeyim?
http://www.subuohaber.com/roportaj/okumaya-cesaretiniz-varsa-buyurun-h890.html
Clip to Evernote
Yorum Yok

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi