Türkiye’nin en önemli sorunu Hak ve özgürlükler

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Türkiye’nin en önemli sorununun Hak ve özgürlükler olduğunu belirtti..
Son günlerin en çok tartışılan isimlerinden biri olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Gazeteci – Yazar Metehan Demir’e çarpıcı açıklamalar yaptı.
“VİCDANIM RAHAT”
13 Mart’ta emekli olmaya hazırlanan Kılıç, Anayasa Mahkemesi olarak kimsenin hakkını yemediklerini vurgulayarak, “Bu mahkeme Türkiye’nin iklimine son bir yılda çok önemli katkıda bulundu.  Ben ve diğer üyelerimiz bu ülkede kimsenin hakkını yememiştir. Vicdanım rahat. Arkamda da çok güvendiğim bir ekip bırakıyorum.” ifadesini kullandı.
“HUKUKUN DOĞRULARI İLESİYASETİN DOĞRULARI FARKLIDIR”
Metehan Demir’e yaptığı açıklamada, Erdoğan ve AKP’li siyasilerle yaşanan polemiklere de değinen Kılıç, şunları söyledi;
“Bugün siyaset ile karşı karşıya gelebiliriz. Bu her ülkede olur, çok normal. Siyasetin kendi doğruları vardır. Bizim de yani hukukun da kendi doğruları vardır. Bu ikisinin çatışması normaldir. Biz burada hiç siyasi karar almadık. Taraf olmadık. Tarafımız, yolumuz sadece Türk demokrasisi ve hukukun bağımsızlığı, tarafsızlığı oldu.”
İŞTE METEHAN DEMİR’İN BLOG SAYFASINDA YAYINLADIĞI HAŞİM kILIÇ İLE SOHBETİ VE GÜNDEME DAİR YAPTIĞI DEĞERLENDİRMELERİNİ İÇEREN O YAZISI…
HAŞiM KILIÇ’TAN NET MESAJLAR
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 13 Mart’ta emekli oluyor. 1990’da dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal’ın ataması ile yüksek mahkemede görevine başlayan ve ardından da son 8 yılı başkanlıkla geçen tam 25 sene.
1950 doğumlu Kılıç 65 yaş nedeniyle Mart ortasında emekli olacak. Gözler tabii ki emekli olduktan sonra da ne yapacağı veya siyasete girip girmeyeceğinde olacak.
Bir süreden beri özellikle, ‘Neden suskun, çıksın şimdi konuşsun’ diye baskı altında. Her kesimden kendisine konuşması için baskı da giderek artıyor.
2008 Temmuz’unda tüm dünyanın nefesini tutarak izlediği AKP’ye yönelik kapatma davasını reddeden Anayasa Mahkemesi, o gün 6’ya 5 ile bu kararı almıştı. Dava için bu ülkenin bir demokrasi ayıbı’ diyen Kılıç da tabii ki o 6 ismin içindeydi. O zamanlarda alkışlanan Haşim Kılıç, sonradan bazıları için yine ‘kötü adam’ oldu. Kimi zamanlarda, siyasi partiler, liderler alınan kararlar hoşlarına gitmeyince onu ve mahkemeyi sevmedi.
Türkiye gibi sadece kendi yaptıkları, söyledikleri ve düşündüklerini doğru kabul eden siyasetçilerin ve oluşumların ağırlıkta olduğu bir ülkede hukuka dayalı kararlar almak ve bununla da herkesi memnun etmek….
İnsan bunu düşününce bile yoruluyor. 
Türkiye’de hukuken en doğru, en evrensel kararları da alsanız herhalde imkansız ötesi bir durum olurdu bu. 
Çünkü bu ülkede verdiğiniz bir kararla bir zümrenin baştacı olurken, ileride işlerine gelmeyen kararlar alınca ya da söyleyince bir anda o zümrenin gözünde en kötü olabiliyorsunuz. 
Tıpkı Anayasa Mahkemesinin başına gelenler gibi. 
Yüksek Mahkeme son dönemlerde, başta Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda tahliyelerin yolunu açan kararları ile gündemde yerini almıştı. Ama asıl, 17-25 Aralık sonrası yargıya yönelik düzenlemelerin iptali, youtube ve twitter kararları ile bireysel özgürlükler ve evrensel demokrasi adına alkış alırken bazı çevrelerin boy hedefi haline geldi.
Bu nedenle, Haşim Kılıç, ‘şimdi de ne diyecek, ne yapacak’ diye Türkiye’de en çok merak edilen kişilerin içinde yer alıyor.
Şu anda görevinden ayrılmasına artık çok az süre kalsa da hala mahkemenin yoğun işleri ile meşgul. Toplantı üstüne toplantılara giriyor. Bu yoğun tempoda makamında kendisi ile sohbet ettik.
Emekli olunca bile siyasi bir tartışma içine özellikle girmemeye kararlı ama mesajları da net: 
“Vicdanen rahatım. Ben ve diğer üyelerimiz bu ülkede kimsenin hakkını yememiştir. En azından bunun için azami çaba sarfetmiştir. Geride görevi bırakacağım arkadaşlarıma kefilim. Gözüm arkada değil, içim rahat.’
Sözlerini de şu ifadelerle devam ettiriyor: 
‘Bu kurum, Türk demokrasisine, Türkiye’nin iklimine özellikle son bir yılda hak ve özgürlükler adına, toplumsal anlayış adına çok önemli katkılarda bulunmuştur. Bugün siyaset ile karşı karşıya gelebiliriz. Bu her ülkede olur, çok normal. Siyasetin kendi doğruları vardır. Bizim de yani hukukun da kendi doğruları vardır. Bu ikisinin çatışması normaldir. Biz burada hiç siyasi karar almadık. Taraf olmadık. Tarafımız, yolumuz sadece Türk demokrasisi ve hukukun bağımsızlığı, tarafsızlığı oldu. Her kararı bu doğrultuda kendi aramızda tartıştık ve oyladık. Kararlarımız hep böyle çıktı. Bunun özellikle bilinmesini istiyorum.’ 
Çok ama çok kritik şeyler daha konuşuyoruz Türkiye’nin gündemine dair. Ama, ‘off the record’ prensibi paralelinde burada kesiyoruz.
Kılıç, polemiklere girmek istemiyor ama gazeteci arkadaşlara bir tüyo; Emekli olacağı günlerde soru cevaplı kritik bir basın toplantısı yapacak. 
Tabii ki bir soru daha var; Emekli olunca ne yapacak?
Muhtelif senaryolar var ama onu da bırakalım siyaset tarihçileri yazsın…
17.Yİ ÇOK SEVİYORUM
FİLİSTİN Lideri Mahmut Abbas ardından Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in ziyaretleri sırasında gündeme gelen ve her biri tarihteki 16 Türk devletini sembolize eden Ankara Sarayı’ndaki askerler çok konuşuldu.
Övgülerde bulunanlar, sert şekilde eleştirenler hatta esprili capsler yapanlar da çıktı. Yine de, herhalde çoğu kimsenin her biri tarihte şan ve şeref timsali olan bu devletlere söyleyecek sözü yoktur. 
Ama bende bu noktada çağrışım yapan nokta ise bambaşka. 
O da bu devletlerin yıkılış hikayeleri. Çoğu birbirlerini yiyen ve kavgaları ile yıkılan devletler. Bugüne bakıyorum. Yine birbirimizi yiyoruz. Karşımızdakileri yok sayıp, kendi düşündüklerimizi dikte ettirmenin demokrasi olduğunu düşündüğümüz günler yaşıyoruz. Ülkede bir umutsuzluk, tahammülsüzlük ve beraberinde gelen karamsarlıklar. 
İşte tam bu noktada, marifet, tarihteki 16 Türk Devletinin sayısını arttırmak değil. 
Mevcuda yani elimizdeki vatana hep birlikte sımsıkı sarılmak. Toplumsal uzlaşı adına kim olursa olsun bir adım geri atmayı başarabilmek. 
Ben ileride torunlarımızın, ‘ 17.si de Türkiye imiş ama kendini yemiş bitirmiş’ diye geleceğin tarih kitaplarında bizi diğer 16 devlet gibi okumasını istemiyorum. 
17.yi çok seviyorum ve onun ilelebet yaşamasını istiyorum…
TÜYO MERKEZİ 
-Türkiye’de 50 bine yakın ticari müessese cemaat ile bağlantısı olup olmadığı ve devletle ne derece yaptığı konusunda inceleme altına alınmış.
– AKP’de 3 dönem kuralının kırılması için içeride amansız mücadele halen devam ediyor. 4. dönemde tekrar seçilmek isteyen AKP’li bazı isimler Ankara-İstanbul hattında muazzam bir kampanya içinde. 
-ABD yönetimi, Fransa’daki son kanlı saldırılar onrası Paris’teki törene üst düzeyde katılamamıştı. Bu konuda geri kalan Beyaz Saray, bir aksilik olmazsa Şubatın sonuna doğru, aşırılıklar, radikal terörle mücadele ile farkındalık odaklı dev bir dünya zirvesi yapmayı planlıyor. Buna Türkiye’den kimin gideceği, davetin nasıl olacağı, gidilip gidilmeyeceği veya orada nasıl bir tablo yaşanacağı şimdiden merak konusu. 
-Devletin bir kurumunda iddialara göre, yayın ve programlarla ilgili bir komisyon ve rant ağı oluşmuş. Gelen ihbarlar üzerine detaylı ve gizli bir dosya hazırlandığı konuşuluyor. 

KAYNAK: METEHAN DEMİR – http://www.bymetehandemir.blogspot.com.tr /

Clip to Evernote
1 Yorum

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi