www.herkul.org    da yayınlanmış 3 şiir aşağıdadır. Linki

http://m.herkul.org/sizdengelenler/index.php?view=article&article_id=8635

CAN MUHAMMED (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

Medfun Sende medeniyet ya Muhammed.
Mahzun Sensiz ebed-devlet can Muhammed.
Yol Senin, yolcu Senle, derman Sensin.
Batan aleme doğan güneş, ışık Sensin.

Mahsustur Sana ismet ve safiyet ya Muhammed.
Mümtazdır dinin, Zat-ı âlinle can Muhammed.
Sevdam Sensin, hayalim Sensin, ufkumda tütensin.
Kalbimin tahtında Sen, soluduğum hava, nefessin.

Müştak Sana ins u cin, tüm alem ya Muhammed.
Mest ü mahmur olur iklimine giren can Muhammed.
Dillerde, gönüllerde Sen, tek rehber Sensin.
Sönmeyen ziya, eskimeyen yeni ancak Sensin.

Meftun Sana cemiyet ya Muhammed.
Muhtaç Sana beşeriyet can Muhammed.
Ruh-i Muhammedi ile dirilir her dem kainat.
Zikr-i Muhammedi ile şenlenir, hem tabiat.

Aşkınla, ism-i cemalinle haz duyar âli ruhlar.
Buğu buğu gönüller, Senle terütazedir ziruhlar.
Anam babam Sana feda olsun ya Muhammed.
Candan, canandan öte canımsın can Muhammed.

1994, Bakü, Azerbaycan

Rüyamdasın

Yine seni gördüm rüyamda, sabaha karşı.
Hüzün kokusu duydum, gözlerimi silerek.
Katlar beşten sekize çıkmıştı, ufka karşı.
Umut yeşerdi dudaklarımda, feyzini bilerek.

Yine sen tulu ettin ruy-i hayalimde, fecr vakti.
Mahzun siman nurluydu, hedefine doğru emin.
Seninle görüşmek yasaktı, her günün her vakti.
Başı önde, bağrı yanık Fatih’in duruşundan emin.

Yine sen gönüllerimizde umman oldun, şafaka doğru.
Bu nura muhtaçsınız derken gözlerin doldu, buğu buğu.
Etrafında dolaşan fitne, dedikodu yakıyordu, içe doğru.
Başın dik ama boynun eğikti, sanki hicap duyan bir kuğu.

Yine senin soluklarını duydum ensemde, sabah namazına yakın.
Kalk yiğit, irkil ve kendine gel der gibi idi, buruk çehrendeki iz.
Pencerende perden yoktu; yolunu gözleyenlere ne uzak ne yakın.
Yıllarca yoğurduğum hamurda tutmayan ne? der gibiydi, o sır iz.

Yine seni gördüm rüyamda; aynı gecede iki kez, bilmem niçin.
Can ada dediğin üç okyanusa komşu adan seni bekler için için.
Sana hesap veren elçin derdi ki, sözleştiğimiz gibi işlem tamam.
Bir eksik kaldı, sabah namazından sonraki kelam, o da tamam.

2002, Toronto, Kanada

Siz Hiç…

Siz hiç, davanız uğrunda candan, canandan, yarenden, vatandan geçtiniz mi?
Siz hiç, davanız uğrunda şehit olmak için 7 yıl aralıksız ızdırarla dua ettiniz mi?
Siz hiç, “yerin altı da bir üstü de bir” deyip, iki dünya saadetinden de geçtiniz mi?
Siz hiç, tüm dünya nimetleri yüzünüze gülmüş iken, elinizin tersiyle ittiniz mi?
Siz hiç, davanız uğrunda çok sevdiğiniz okulunuzdan zorla kapı dışarı edildiniz mi?
Siz hiç, davanızdan ötürü deli divane olup, delilik ile velilik arasında gelip gittiniz mi?
Siz hiç, zalimin gözünün içine bakıp üç defa Yunus’un (aleyhisselam) ism-i Azam’ını haykırdınız mı?
Siz hiç, davanız uğrunda işinizi kaybedip medet umduğunuz tüm kapılardan kovuldunuz mu?
Siz hiç, garip bir yetim gibi itilip kakılıp, en yakın dostlarınızca vebalı muamelesi gördünüz mü?
Siz hiç, davanız uğrunda aç açıkta kalıp, günlerce aylarca bir kuru ekmek suya talim ettiniz mi?
Siz hiç, davanızı anlatmak için aç susuz kalmayı göze alıp, cebinizdeki son kuruşu harcadınız mı?
Siz hiç, bir insanın gönlüne girebilmek için çaldığınız onlarca, yüzlerce kapıdan kovuldunuz mu?
Siz hiç, bir yıl boyunca her gece teheccüde kalkıp, Yasini Şerifi okuyup, göz yaşlarınızı boşalttınız mı?
Siz hiç, davanız uğrunda sizi çok seven annenizin hatırından dahi geçip davam davam dediniz mi?

Siz hiç, davanız uğrunda gurbet içinde gurbet, hicret içinde hicretler hicranlar yaşadınız mı?
Siz hiç, davanızdan bir lahza olsun ayrılmayıp, helal haram çizginizi sürekli korudunuz mu?
Siz hiç, hak hukuk dairesinde yürürken aptal ve saf diyenlere aldırmayıp, gülüp geçtiniz mi?
Siz hiç, kul hakkına girmemek için kılı kırk yarıp, emanetin sözün namusunu korudunuz mu?
Siz hiç, davanız uğrunda ölümü göze alıp, en karanlık diyarlara bir umut eri olarak yollandınız mı?
Siz hiç, davanızdan dolayı sizi takip edenlerin haline gocunmayıp, güller gülücükler dağıttınız mı?
Siz hiç, derviş misali gece gündüz karış karış gurbet diyarını arşınlarken, halinize için için ağladınız mı?
Siz hiç, hiç olduğunuzu anlayıp, hiçlikte varlığı lutfeden Rabbine şükredip hiçlerin hiçi olabildiniz mi?
Siz hiç, davanız uğrunda makam, itibar, şan, şöhret ve servetinizi bir kalemde toptan sildiniz mi?
Siz hiç, davanızdan ötürü mahkeme edilip, aşağılanıp, iftira ve hakaretlere maruz kaldınız mı?
Siz hiç, gaybet, gurbet ve kurbiyet derelerinde dolaşırken Hızır ile görüşüp, el eman aldınız mı?
Siz hiç, hiçlik deryasında nefsinizi tokatlayıp, her hayrı ve şerri sadece Yaradana bağladınız mı?
Siz hiç, hiç olmazsa hayatınızda bir gece yüz rekat namaz kılıp, Ümmet-i İslam için yalvardınız mı?
Siz hiç, hiç olmazsa bir kere olsun seccadenizi gece boyu sabaha kadar gözyaşlarınızla ıslattınız mı?
Siz hiç, hiç olmazsa namazlarınızda bir defa, gerçekten de O’ndan hudu huşuyla yardım istediniz mi?
Siz hiç, hiç olmazsa ömrünüzde yalnızca bir kerecik nefsinizi ayaklar altına alıp; sahi hiç oldunuz mu?

2011, Toronto, Kanada