Aşk Sensin Ya Rasûlullâh!

 

Aşk bir nevi delilik, çılgınlık hali derler…

Kürdemirli Vusal’ım Londra’dan sordu:

Allah aşkı deliliğe, yanlış yola götürür mü?

Allah bizden kendisine âşık olmamızı mı bekliyor?

Yoksa sadece ona kulluk yapmamızı mı ister sizce?

İki ana kaynağımız Kuran ve Hadis, ne der aşka?

Mevlâna şöyle izâh eder ki, Allah ne der;

Kimi benden çok seversen onu senden alırım..

Ve ekler, onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım..

Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur

Sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur..

Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur

Öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur..

Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın

En garibi de budur ya, öldüm der durur, yine de yaşarsın…

Hanimiş suskun Mevlana sustu, peki kül eyleyen aşka değer miydi?

Düsseldorf’da devrem Mustafa, Konya’da âşık Ahmet’e yakan aşkı yazdı:

Doyamadım sana gül yüzlü yarim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Bir sevdâya düştüm diyârlarda gezerim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Gecemi günümle bir eylemişim
Sevdanı şiire su eylemişim
Gözümdeki yaşı nur eylemişim
Yak bitir sevdânla küle döneyim
Mapusta günler bitmek bilmedi
Gardiyan gözyaşlarımı gördü silmedi
Sensiz yaşayacak dermân kalmadı
Yak bitir sevdanla küle döneyim
Bak bitirdin senin dileğin oldu
Diktiğin sevda bahçen sararıp soldu
Dost Mustafa’nın gözlerine yaş doldu
Yak bitir sevdanla küle döneyim

Sağolasın Mustafa’m pirim sustu, söz Kitchener, Kanada’da

Nebiler Serveri’ne mektup yazdım ki, sorayım aşk ne tutku ne

Ey Hz. İbrahim’in duası, Hz. İsa’nın müjdesi Hâtem’ül Enbiya!

Sana binlerce hasret dolu yüreklerce salat-ı selâm duâ olsun…

 

Sana ümmet olmakla şereflendiren Rahman’a Hamd-ü senâlar…

Efendim; Gül Efendim! Asırlar ötesinden yazıyorum bu mektubu

Satırlarımın Sana ulaşması umuduyla, söyle bize Kur’an ne der aşka?

Ahirette Sana olan muhabbetimin bir şahidi olsun diye naat yazıyorum

 

Günahkar ellerimle, hasret dolu yüreğimle, terennüm eden dillerimle

Asırlar ötesinden geliyorum kapına! Yılların yorgunluğunu getirdim

Hüznümü, hasretimi.. böyle bırakmamıştın bizi, günahlarımı getirdim

Kapının dilencisiyim ya Rasulallah!.. gülüşünü, gül yüzünü göremedim

 

Hasretini yudumladım yıllarca, gözlerim o nur cemâlinden yoksun kaldı..

O engin himmetine vâsıl olamadım, fakirim ama sana hasret zenginliğim

Aç kapını Sultanım bir an olsun göreyim, o gözlerinle bir kez nazar et bana

Gözlerin cennetin yansıması, gözlerin rahmet pınarı, sevdâmın vuslat demi

 

Yıllarca hayalini kurduğum, yandığım gözlerini göreyim ne olur Yâ Rasûlullâh!

Layık olamadım Sana. Aşka dair her şeyin manasını yitirdim içimde, aşk ne ki?

Hıçkırıklarıma boğuldum, hakkıyla sana ne ümmet oldum, nede şükreden kul

Hürmetine yaratılmıştı onsekizbin alem, saf aşkı Allah’a olan aşkında buldum

 

Yâ Habibullâh! Ey Allah’ın habibi, sevgilisi, en sevdiği; sevgiydi , aşktı senin diğer adın..

Herkes Seni bir başka sevdi.. kimi gönüllerde bir sızıydın, kimi gözlerde gözyaşıydı adın..

Dillerde dolanan Leylâydın Sen, uykuları kaçırtan Mâşuk, yürekleri yakan sevgilidir adın..

Farklı sızıların tek manasıydın Sen, şairlerin ilhamı, ruhumuza şen ruhi Muhammedi adın..

 

Müştakız sana Rasûlullâh! Sana meftun yüreğimiz, Sensin bu âlemin sebebi, aşk Sensin

Sen tanıttın bize Rahman u Rahim’i, velâdetinle can geldi bu çorak topraklara, aşk Sensin

Sana muhtacız Ya Habibullâh! Bıraktığın gibi değiliz, emanetine ihanet ettiğimiz aşk Sensin

Güzel âşıklar gibi, sahip çıkamadık öğrettiğin güzelliklere, affet bizi, unuttuk tek aşk Sensin

 

Acizlikti sermayemiz, günahkar yürek tek varlığımız! O yürekle mi sevelim Yâ Rasûlullâh!

Susuz toprakları cennete çevirdin, günahkar yüreğimi sevginle hep dirilttin Yâ Rasûlullâh!

Aşığım, susuz topraklarıma rahmet pınarlarından âb-ı hayat  akıt,  doluyum Yâ Rasûlullâh!

Seni ifade etmeye yetmedi sözlerim, hayalimde aşkın anlamı Kırmızı Gülsün Yâ Rasûlullâh!

 

Mülk aleminde görseydim nuru, hazan yaprakları düşe sıra geldim, aşkı tarif edip gitmiştin

Tek umudum Umman-ı bekâda buluşmak, yüzümüz yoktu bir asırdır sen yoktun gitmiştin

Keşke gitmeseydin, ayağını öpen kumun, saçını ıslatan yağmur damlan olsaydım, gitmiştin

Yolunda akıtılmış kanlı gözyaşım hasretine verilmiş can olsaydım keşke, ama Sen gitmiştin

 

Sana lâyık olamadım, eremedim, ümmetin olma şerefine idraksizim, mücrimim kapında

Nasıl geleyim, çıkayım karşına, Senin şefkatin ümmet soluklu diye umutluyum kapında

Kurtarmak için yaralandın yüzondört yerinden Taif’te, endişene duâna gedâyım kapında

Ümmetin cehennem görmesin deyu âşıklarınla son davayı kollarsın, hazır askerim kapında

 

Peygamber olmaktansa keşke ümmetinden kul olsaydım diyen Hz. Musa dahi aşkını bildi

Seni muştulamıştı Nebiler, şemsine pervâneydi kâinat, sahaben, beytin hakkıyla seni bildi

Hak dostları aşkını, Kur’an ahlâkını, harâbe garip kalp ehlinde aradı, sevgini buldu da bildi

Şefkat Peygamberi! Seni Alemlere Rahmet kılana kulluğa Sen bizi yönelttinde kul aşkı bildi

 

Sen Makâmen Mahmud edilen son Peygambersin, enbiyâlar serveri, âlemlere de Sultan

Sana medh u senadan dilim aciz, tek tesellim Sana muhabbetim, samimi âşığım be Sultan

Sevgim hürmetine şefaat dilenirim, yoksa Rabbin affına mazhar olamam, habibsin Sultan

Senin nurun hatrına affedildi Hz. Adem. O nurlar nuru hürmetine bizi de affet ey Sultan!

 

Doğumunla yeniden hayat buldu kâinat, Habib-i edibin aşkına ölmüş ruhlara hayat bahşet!

Senin bir işaretinle ikiye ayrıldı Kamer! Ya Râb! İçimizde ki Hak ile batılı da işte böyle ayır!

Senin duanla Gül şehrine yağardı yağmurlar, rahmet yağmurlarını sağnak sağnak yağdır!

Ey insanların en güzeli, merhametlisi, seni seven aşk fermanım elinde beni aşkınla haşret!

 

NOT: Rasûlullâh’a (SAV) 12 saatde yazdığım bu Naatı Şerif veya şiir kıtalar arası yazılmıştır. Türkiye’den katkı sağlayan Konya ve Manisa’ya, Almanya’dan Düsseldorf’a, İngiltere’den Londra’ya  şükranlarımı sunuyorum. Kanada’da Kitchener’da aranan aşk bulundu ve Peygamberimizin aşkı ile Allah aşkına ulaşıldı,  fani aşkta delilik sona erdi.

 

Rüyeti Şîr Fârûk

Kitchener, Kanada

11 Temmuz 2012

NOT: 16 Haziran 2012’de herkul.org’da yayınlanmıştır