Hep bilinmezliğe yelken açardı, çocukluğunda pür şendi
Hicretde keramet vardır derdi, ergenliğinde pek sevecendi
Kudsiler ordusunu erken buldu, nefer asker yazıldı, o erdi
Annesinin ‘orduda şehit ol emi’ sözü aklına geldi de ürperdi

Anadolu’dan İstanbul’a doğru yolcuydu, kimsesiz hicret garibi
Kaderin rüzgarına kendisini bıraktı, kalbi acılı tebessüm garibi
Gülümsedi, gözleri daldı, Kudretli Rabbine sığındı iltica garibi
Sonsuz tevekkülle teslimiyetden pişmanlık duymadı, aşk garibi

Hiç bir sebep hikmetsiz değildi, her işte bir hayır vardı, bilirdi
Zincirleme, reaksiyon gibi hayır hayırı takip ederdi, sırrı bilirdi
Her şerde dahi bir hayır vardı, şerleri Rabbinden hediye bilirdi
Yaratılan herşey ya doğrudan veya neticeleri itibariyle güzeldi

Önemli olan samimi niyet, dürüst bir kalp, civanmert pak ihlastı
İşlerini O’nun merhametine, rahmetine, lut sunardı, ismi mahlastı
Saflığını kaybetmediği sürece bol yağan ihsan, inayete mazhardı
Kısa ömründe pek çok defa keramete şahit olmuştu, ilmi izhardı

Tertemiz duygularla elinde bir valiz İstanbul’da yeniden doğdu
Tanıdığı tek arkadaşını buldu, öz yurdunda hicretle aşka doğdu
Şükrediyordu, kurbeti kendine hicretle oldu, ilme merak doğdu
Hakkı kaldırmak için yanıp tutuştu, samimi hicret niyeti doğdu

Allah rızası odaklı yaşamak hicretinin merkezindeydi, atlıydı
Hicrete kanatlanan adanmış ruhu coşmuş, önden giden atlıydı
Doğru zamanda doğru yerde bulundu, herdem şükreden atlıydı
Kınalı kuzuydu, nefsi gemileri, yükü yakan deli muhacir atlıydı

Başı dik, alnı ak, duru güzel insanlardı hicret yolu yoldaşları
Onlar, bilinmekten kaçan meçhullerdi, isimsiz kahramanlardı
Onlar, Türk Dünyası ve insanlığa hizmet sevdâlı arı gönüllerdi
Onlar, Türk’ün coşkulu, samimi yürek sesiydi, öz Anadoluydu

Türkiye’nin canı, cananı, yareni, nefesi, umudu, sevgi gülleriydi
Onlar, idealizmin türküsünü çalan son destandı, rüyası efsaneydi
Onlar, Anadolu’nun helal kazancı, himmeti, el emeği alın teriydi
Onlar, “Bu Ülke”nin gerçek sahibi vatan evlatları, saf yerlileriydi

Ecdatın şuuraltı kredisinden yâdigâr Selçukluydu, Osmanlıydılar
Onlar, ana kuzusu, mütevazi, cesur ihlaslı çocuklardı, şanlıydılar
Onlar, yaşanmadık bir hayat bırakan Hak aşıkları, halk dostuydular
Onlar, kolektif destanın yılmaz, sade neferleri, basit sıradandılar

Davalarını anlatmak için gemi yakan Tarık bin Ziyad  gibi ilk muhacirlerdi
Onlar, uyanmış Ashabı Kehf’in yedisi, Kıtmirdiler, ahiret hedef olmalıydı
Hakk’ın şahsi manevisi yolunun sevdâlısıydılar, insanlık payda olmalıydı
Yeni bir dünya kuruyorlardı, Allah ve Rasulu en gür seda, sevgi olmalıydı

Rüyeti Şîr Fârûk

Toronto, Kanada

09 Temmuz 2012