İnsân

 

Aç gözünü, kaldır başını etme isyân

Ey gurbet diyârında esir kalan insân

Kafeste şeker verirler, sonun nisyân

Ey hârap dünyaya gönül veren insân

 

Mazlumu döven kibirli anadan üryân

Hatada ısrar eder, zindana girer insân

Yıkık hanümânı, gülü bülbülü pişmân

İncili kaftanı beyaz kefen giyen insân

 

Aslı ateş, Rabbe secde etmez şeytân

Özün toprak, kor gönlü unutan insân

Yalan mirasın faydasız, gülüyor Satân

Ölüm vaktinde Azrâil’le uyanan insân

 

Eşi dostu ölürken lâl, mala mal katan

Yolu şapa gider, başı taşa vuran insân

Derdine çâre mi yok, bigâne fırsattan

Gece gündüz güler, ağlamayan insân

 

Sever zâlimleri, âlime nice şerler atan

Ettiğini bulur süte su katan gâfil insân

Beğenir kendini, bolca caka hava atan

Nedâmet bilmez, şişer de çatlar insân

 

Kazık çakamaz cihâna, var âh okuyan

Boşa harcar cânı, evlâdı kayıpta insân

Öğrenmedi dînî, var mı Fâtihâ okuyan

Ölmezim derdi malı yağmalatan insân

 

Ey düşmanı dost, dostunu düşman sanan

Aklını, nefsi severde kalbi sevgisiz insân

İlmini deryâ bilen, özü ermiş âlim sanan

Evvelâ ver kendine öğüdü, aldanır insân

 

Dertsize diken görünür nağme okuyan

Nur Münevvire sağır, karga sesli insân

Öcü, akrep sanır, oysaki Hû’dur okuyan

Rüyeti Şîr Fârûk Hû der, dinlemez insân

 

Rüyeti Şîr Fârûk
Kitchener, Kanada
09 Kasım 2012