Siz Hiç…

Siz hiç, davanız uğrunda candan, canandan, yarenden, vatandan geçtiniz mi?
Siz hiç, davanız uğrunda şehit olmak için 7 yıl aralıksız ızdırarla dua ettiniz mi?
Siz hiç, “yerin altı da bir üstü de bir” deyip, iki dünya saadetinden de geçtiniz mi?
Siz hiç, tüm dünya nimetleri yüzünüze gülmüş iken, elinizin tersiyle ittiniz mi?

Siz hiç, davanız uğrunda çok sevdiğiniz okulunuzdan zorla kapı dışarı edildiniz mi?
Siz hiç, davanızdan ötürü deli divane olup, delilik ile velilik arasında gelip gittiniz mi?
Siz hiç, zalimin gözünün içine bakıp üç defa Yunus’un (AS) ism-i Azam’ını haykırdınız mı?
Siz hiç, davanız uğrunda işinizi kaybedip medet umduğunuz tüm kapılardan kovuldunuz mu?

Siz hiç, garip yetim gibi itilip kakılıp, en yakın dostlarınızca vebalı muamelesi gördünüz mü?
Siz hiç, davanız uğrunda aç kalıp, günlerce aylarca bir kuru ekmek suya talim ettiniz mi?
Siz hiç, davanızı anlatmak için kimsesizliği göze alıp, cebinizdeki son kuruşu harcadınız mı?
Siz hiç, bir insanın gönüle girmek için çaldığınız onlarca, yüzlerce kapıdan kovuldunuz mu?

Siz hiç, bir yıl boyu  her gece namazında, Yasini Şerifi okuyup, göz yaşlarınızı boşalttınız mı?
Siz hiç, davanız uğrunda sizi seven annenizin hatırından dahi geçip sadece davam dediniz mi?

Siz hiç davanız uğrunda hayatından geçen  annenizin nur ruhuyla yakazeten buluştunuz mu?

Siz hiç babanızı, kardeşlerinizi, memleketinizi davam deyip bir çırpıda hemen terkettiniz mi?

Siz hiç, davanız uğrunda gurbet içinde gurbet, hicret içinde hicretler hicranlar yaşadınız mı?
Siz hiç, davanızdan bir lahza olsun ayrılmayıp, helal haram çizginizi sürekli korudunuz mu?
Siz hiç, hak hukuk dairesinde yürürken aptal ve saf diyenlere aldırmayıp, gülüp geçtiniz mi?
Siz hiç, kul hakkına girmemek için kılı kırk yarıp, emanetin sözün namusunu korudunuz mu?

Siz hiç, davanız uğrunda ölümü göze alıp, meçhul diyarlara bir umut eri diye yollandınız mı?
Siz hiç, davanızdan dolayı sizi takip edenlere gocunmayıp, güller gülücükler dağıttınız mı?
Siz hiç, derviş misali gece gündüz gurbet diyarını arşınlarken, halinize için için ağladınız mı?
Siz hiç, hiç olduğunuzu anlayıp, hiçlikte bir Rabbinize şükredip hiçlerin hiçi olabildiniz mi?

Siz hiç, davanız uğrunda makam, itibar, şan, şöhret ve servetinizi bir kalemde sildiniz mi?
Siz hiç, davanızdan ötürü mahkemede  aşağılanıp, iftira ve hakaretlere maruz kaldınız mı?
Siz hiç, gaybet, gurbet ve kurbiyet derelerinde iken Hızır ile görüşüp, el eman aldınız mı?
Siz hiç, hiçlik deryasında nefsinize şerri, her hayır ve şerri sadece Yaradana bağladınız mı?

Siz hiç, hiç olmazsa tek bir gece yüz rekat namaz kılıp, Ümmet-i İslam için yalvardınız mı?
Siz hiç, hiç olmazsa bir kere seccadenizi gece boyu sabaha kadar gözyaşlarınızla ıslattınız mı?
Siz hiç, hiç olmazsa bir defa, gerçekten de O’ndan hudu huşuyla duada yardım istediniz mi?
Siz hiç, hiç olmazsa yalnızca bir kerecik nefsinizi ayaklar altına alıp; sahi hiç oldunuz mu?

 

Rüyeti Şîr Fârûk

4 Mart 2011,  Toronto, Kanada

7 Mart 2011’de www.herkul.org’da yayınlanmıştır.  Linki

http://m.herkul.org/sizdengelenler/index.php?view=article&article_id=8635