Onlar, adanmış ruhlu önden giden atlılardı…
Onlar, başı dik, alnı ak, duru güzel insanlardı…
Onlar, bilinmekten kaçan meçhul kahramanlardı…
Onlar, “Türk Dünyası”na sevdâlı arı gönüllerdi…
Onlar, Türk’ün coşkulu, samimi yürek sesiydi…
Onlar, Türkiye’nin canı, cananı, yareni, nefesiydi…
Onlar, idealizmin türküsünü çalan son efsâneydi…
Onlar, Anadolu’nun helal kazancı, emeği alın teriydi…
Onlar, “Bu Ülke”nin gerçek sahibi, “yerli”leriydi…
Onlar, ecdatın şuuraltı kredisinden bize yâdigârdı…
Onlar, ana kuzusuydu ama “cesur ihlaslı çocuklar”dı…
Onlar, yaşanmadık bir hayat bırakan saf gönüllerdi…
Onlar, kolektif destanın yılmaz sıradan neferleriydi…
Onlar, Hakk’ın şahsi manevisi yolunun sevdâlılarıydı…
Onlar, uyanmış Ashabı Kehf’in yedileri, Kıtmir’i idi…
Onlar, hicret ufkunda gemileri yakan ilk muhacirlerdi…
Onlar, yeni bir dünya kuruyorlardı…

Rüyeti Şîr Fârûk

Toronto, Kanada

08 Temmuz 2012