Dindar değilim ama ruhsalım moda!

Dindar değilim ama ruhsalım moda!

Globalleşen dünyada bir “Post Westphalia”, yeni bir “Vestfalya Dönemi” yaşıyoruz. Ancak “Yükselen Bireysel Ruhsallık” anlayışı, devlet kontrollü çakma her dinî yapıya karşı direniş ve dayanışma meydana getiriyor. “Post seküler” çağın modası, ‘bireysel dinime kimse karışamaz’ havasıdır. Mottosu şu: “Laikim, dindar değilim ama ruhsalım, maneviyatım süper!”

Kapitalist dünya düzeninde neoliberal trend, eski Westphalia sisteminin doğurduğu aşırı laikleşme veya sekülerleşme anomalisine yeni ucubeler sunuyor. Gerçek mutluluk peşindeki insanlık için din ile dindışı sayılan yaşam ayrışmalı mı, birleşmeli mi? Siyah ve beyaz dünya, düalizm ne zaman sona erecek? Dinî çeşitlilik ve çoğulculuk Kuzey Amerika’da laik devletin esası. Kanada’da devletin dini, mezhebi olmaz; zira çok kültürlü yapıda devlet kontrollü din çatışma getirir!

Osmanlı’daki millet sistemi de dine, hukuka, insana saygıya dayanıyordu. Türkiye’nin ve Türklerin Osmanlı hoşgörüsünden çok uzağa düştüğünü IŞİD ve El Nusra skandallarında gelinen acı nokta özetlemeye yetiyor. Gülen Hocaefendi, ABD’nin beş büyük gazetesine ilan verdi. Kanada’nın ise The Glob and Mail ve Toronto Star’ına yakın günlerde vereceği ilan la IŞİD terörünü kınayacak. Böylelikle net bir dille ve belgeli biçimde Vehhabi terörünün İslam’la alakaları olmadığını dünyaya duyurdu. Bunlara destek veren Türklerle ve AKP iktidarı ile ipleri tamamen kopardı! Aslında dünyada yeni bir sistem kurma sancısı var ve yine kimse Müslümanlara fikirlerini sormuyor, asıl acı olan da budur!

Öncelikle Westphalia sistemi nedir buna bakalım ve neden Türkiye 80 yıl boyunca devlet kontrollü Fransız modeli aşırı laiklik modelini benimsemek zorunda kalmıştır anlayalım. 1648 yılında imzalanan Westphalia Barışı, Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren ve Savaş’ın içine dâhil olmuş hemen hemen bütün tarafları ortak bir mutabakatta buluşturan bir sonuçtur. Hedley Bull’un “The Anarchial Society” kitabında olan tanımdır. İbni Rüşt’ten alınan Aristocu anlayışın Avrupa’da yaygınlaşmasıyla, Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in başlattığı Reform hareketi ile Avrupa’da çalkalandı ve Hristiyanlık yırtıldı. İki yüzyıl önce kilise otoritesine mesafeli laik ulus devletler kuruldu, iki imparatorluk Habsburg ve Osmanlı yıkılırken, British imparatorluğu “Commonwealth” ülkelerine bölünse de, Kraliçe monarşisi bugüne kadar saygınlığını sürdürdü.

Uluslararası bazda toplumları, devletleri, bireyleri laikleştirme veya sekülerleştirme diktası peşinde koşanların başında son 60 yıldır Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası gibi finans kurumları ve elbette NATO geliyor. Yapısal laikleşmeye gitmezsen para musluklarını kesiyorlar. Avrupa modeli, hele Fransız modeli laiklik artık kimsenin model almak istemediği bir despotluk olarak görülüyor. 66 ülkede Fransız kültür sömürgeciliği sürse de eski Fransız kibrinden eser yok şimdi! 1950’lerin Amerikan kibri de düşüşte! Ötekileştirmeye dayalı laiklik anlayışı, Quebec eyaletini Kanada’da ayrı bir yere oturtuyor. Fransızlaşma dar bir alanda top oynuyor!

ABD, Avrupa gibi mezhep ve din savaşları yaşamadı, zaten laik olarak doğdu. Mezhepleri sivil toplum örgütü hâline getirdi, Vatikan otoritesi sarsan Kongre sistemini yerleştirdi. Bazı eyaletleri bazı mezhepler ağırlıklı politika izlesese bile hiç olmazsa federal bazda tüm din ve mezheplere devlet eşit uzaklık ve yakınlık gösterdi. Amerikan ayrıcılığı, her dine saygılı ve dinî markette çeşitliliği teşvik eden yapısıyla Avrupa’nın diktacı laiklik modelinden farklı bir seküler sistemi ihraç ediyor. Ancak Avrupa modeli gibi her ülkeye bu sistem de uymuyor. Carleton Üniversitesi’nin meşhur profesörü Peter Beyer’a göre; Türkiye, Kanada ve Hindistan dünyaya sunduğu alternatif dinî gelişim modelleri ile “Post Westphalia Yakoben”liğine direniyor. Kanada ile Avustralya birbirlerine benzerler. Hindistan’ın Dünya Dini Hinduizm konsepti, çok kültürlü, hukuklu ve dinli yapısı, global kültür ve liberal ekonomi işgaliyle ilginç bir dönüşüm ve tepki geliştirdi.

Türkiye modeli biraz da yapısal Fransız laikliği sistemine büyük bir tepkidir. 80 yıl Öteki Türkiye’nin nefretinden beslenen despot ve totaliter Fransız laikliği, AKP ile çökertildi. Ancak 50 yıldır AB havucu ile Türkler uyutuldu; Türklerin demokratik ve özgür olma umudunu AKP de sömürdü, ahmak Fransız laikliğini dövdükçe halk kitlesinde sevildi ve kazandı; bu arada güç zehirlenmesi yaşadı, eski despot laik, devlet kontrolü din modeline Politik İslam’ın dayatmasıyla geri döndü. Herkesi kandıran AKP, ilk on yılında izlediği Amerikan sosyal yakınlaşma modelini, 2011’den beri tekrar Fransız sosyal dışlama tarzını benimsedi. Kin, nefret, haset, düşmanlık dili toplumu ikiye böldü.

Avrupa ve ABD’den gelen her rüzgâr ülkemizi etkiliyor. AKP’nin muhafazakârlığın içini neoliberal trendle boşaltması tesadüfi değildir. Batı Dünyası üstat Said Nursi’nin dediği gibi İslam’a hamileydi, şimdi bu çocuk doğdu doğacak ama yeniden yırtılan Protestanlık, bu defa yeni bir “Bireysel Spirituality” doğurabilir. Hem Post seküler, laik dindar değil hem maneviyat sahibi özgür birey anlayışı Batı’da yayılıyor; “GolLocal” dinî anlayış, Fransızca dersek “Bruloge” veya “Brulove”a dönüşüyor! Her güzel dinî anlayıştan bir parça alıp kendi sanat eseri bireysel din mantığını oluşturan bireylerin diktacı devlet dinine tabi olmasını yeni dünyada bekleyenler sadece Tiranlardır.

Politik İslam ile Sufi İslam’ın tebliğde temsil savaşı, dini tekrar toplumsal ve devletsel soruna dönüştürdü. Oysa dindarlığı yaşayan her bireyin devlet ve özel alan kullanımı özgür olmalıdır. Diğer tabirle, devlet şucu bucu diye kimseyi devlet kurumundan atamaz, ayrımcılık yapamaz, dışlayamaz. Dinini, inancını yaşamak her bireyin en temel hakkıdır. Geçimini sağladığı işin devlet veya özel sektörde olması farketmez, kimse ait olduğu grup nedeniyle ötekileştirilmez, işini, gücünü, itibarını, konumunu kaybedemez. Kaybediyorsa bunun adı, diktatörlüktür.

İran ve Suudi Arabistan gibi dini baskıcı devlet kontrolünde tutan Tiran devletleri çöker; çünkü toplumlar artık evrilmiştir ve zulümle sivil toplumu yönetme kesinlikle yürüyemez. Dinin devlet kontrolünde kalma devri geçti. Dinî Sosyal Hareketler, çakma ulus devlet sınırlarını aştı, dinî Diyaspora’da ve gittikleri ülkelerde ‘transnational’ bir etkileşim oluşturdular.

Türkiye’yi Fransız kafalı ayrımcılık ve despot laiklik anlayışına sahip Selanik eliti kurarken, dini devlet kontrolüne aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı ucubesi, devlet kontrollü din sistemi olduğu için devlet kimi din içinde görüyorsa onu temsil ediyor. Alevileri dışlayan bu sistem çoktan çöktü. Sünni İslami tarikat ve cemaatlerin devletleştirilmesi ve parti dini ve cematinin kurulması, yeni Vestfalya zulmüdür.

Oysa Üstat Said Nursi, ‘Şia Politik’ İslamı’nı İslam dışı görmüş, ‘Ehli Velayet yolu Aleviliği’ İslam içine almıştı; Vehhabileri ise ifrat olarak gördü! Nursi’nin Risalelerinden Kürdistan ifadelerini çıkartması, laik ulus devletin aşırı Türkçülüğü din hâline getiren hastalıklı yaklaşımına karşı bir tedbirdi. Suudi Arabistan’ın El Kaida, Taliban, El Nusra, IŞİD ve Horasan Örgütü gibi radikalizm üreten sakat dini anlayışına dayandırılan İbni Teymiye’ye ‘müfteri’ ve ‘ifratçı’ diyen Nursi, Vehhabilerin ahirzamanda itidale geleceğini umuyordu. Bu nedenle Nursi, Vehhabilerle ilgili bazı sert ifadelerini eserlerinden çıkarttı veya yumuşattı. Nursi’ye göre insan hakları, kalp odaklı, vicdana dayanan Allah’a imanda birlik, buna Hz. Cem makamı da denebilir, ortak paydadır. Yani dualizm karşıtlığı, saygı ve hukuk herkesin ortak paydası olmalıdır.

Ülkemizde Amerikan tarzı laiklik yerine, Yakoben Fransız tarzı diktacı laikliğe geçilmesi, ‘politik İslam’ı eski despot laiklik yerine geçirme girişimidir. Fransız tarzı sosyal dışlama modelidir, ayrışma getirir ve sivil topluma zulüm acılar vermekten başka hiçbir faydası yoktur. Bir cemaate endeksli parti devleti ve dinî devlet kontrollü monopoli hâline getirme diktatörlüğü, toplumsal çatışma ve çöküş getirecektir.

Yeni Türkiye’de devletin dini olmamalı, Kanada gibi tarafsız kalmalı, çok kültürlülük ve gerçek hoşgörü zeminine dayanmalıdır. Yoksa Türkiye, aşırı milliyetçi Kuzey Kore, devlet dini empoze eden zalim devletler İran ve Suudi Arabistan ile aynı kategoride ele alınacaktır. Kabadayılık, derebeylik hukuksuzluklara yol açar; adalet, özgürlük, eşitlik ütopya olur, ayrımcılık had safhaya çıkar. Ülkemizde verilen savaş, cemaat ile AKP savaşı değildir, birey özgürlüğü, demokrasi ve sivil toplumunu Tiranlığa karşı savunma mücadelesidir. Her bireyin inancına, dinine, kültürüne saygı gösterdiğimiz zaman dualizm sona erecek, Allah’a kul olup, kula kul olmayacak özgürleşecek ve yüksek insani değerlerle medenileşeceğiz.

Canadatürk, 01.10.2014

http://data.axmag.com/data/201410/20141009/U120906_F305788/FLASH/index.html

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi