Milletin adamı değil, anlayın artık!

Milletin adamı değil, anlayın artık!

28 Şubat sürecinde Zaman’a baskıların arttığı bir sırada Fadıl Akgündüz gazeteyi 35 milyon dolara satın almaya nedense talip olmuştu? Oysa Hizmet’in gazetesini millet kurmuştu ve asla satılık olamazdı. Gazete zarar etsin diye askeri vesayetciler, büyük Maliye cezaları kesmişti. Akgündüz’ün çakma Müslüman olduğunu anlamak için gayri İslami yaşamına bakmak yeterliydi. Şüphelendim ve hemen mülakat talebinde bulunmuştum. Akgündüz, bir medya grubu kurmuş, Zaman ve STV’de çalışan bazı arkadaşları 3 kat maaşla kandırmayı başarmış, epey gazeteci koparmıştı. Fadıl, ‘Ankara’nın en derin gazetecisi’ ünümü duymuştu sanırım, sorularımı yüzyüze görüşmeden önce yazılı olarak fakslamamı istedi. Pek adetim değildir ama mutlaka görüşmek istiyordum. Fadıl Akgündüz’e 10 soru yazdım. Telefonda böğürüyordu, ‘sen kimsin, Hürriyet muhabiri misin, Zaman muhabiri misin, beni acımasızca sorguluyorsun?’ dedi. Film, işte burada koptu.

Fadıl’ın gurbetçileri çarpma olayının iç yüzünden, çakma İmza arabasına kadar bir yazı dizisi yayınladım. Diğer tabela holdingleri de inceledim, hatta Haşim Bayram ile bir mülakat’ı Konya muhabirimize yaptırdım. Lakin bu dizi, sadece Zaman Almanya baskısında yayınlandı. Yine de bu Zaman’a talip olan bir iti kovalamaya yetti. Zaman’ı satın alamayacağını anlayan Fadıl, adam ayarttı, onla giden arkadaşlar 3 ay sonra bin pişman oldu. 3 ay sonra maaşlarını bir daha alamamışlardı. İşsiz kaldılar. Biri eski Zaman Dış Haberler müdürümdü, Boğaziçi mezunu biri bu tuzağa nasıl düşer diyordum ve haline çok üzülüyordum. Dağ fare doğurmuştu. Fadıl, Zaman’ı ele geçiremedi. Bunu bir görevle yaptığı belliydi. Proje adamlar hep yarıda kalırlar. Milletin adamı değillerdir, güç merkezlerinin piyonlarıdır!

TİRAN’IN YENİ KOZU MEHMET ARSLAN

Bu skandalı çok yakında duyacaksınız. 28 Şubat süreci yıllarında Özbekistan’dan gelip Zaman’da darbe yapan Mehmet Arslan, Mehmet Barlas’ı Gülen Hocaefendi’den habersiz transfer etmişti. Öyle değil mi Fehmi Koru’cum? Mehmet Arslan’a Zaman’da darbe yapma zeminini hazırlayan Hüseyin Gülerce idi. Şaşırdınız mı? Yooo. O günlerde yazsaydım bunu, bana inanmazdınız. Sezar’ın 1 tane BRÜTÜS’ü vardı. Hz.İsa’nın 1 HAVARİSİ İHANET ETTİ. Oysa HİZMET & HOCAEFENDİ’NİN NE ÇOK BRÜTÜSÜ, İHANET EDEN HAVARİSİ VAR BÖYLE? İHANET EDEN BRÜTÜSLER, HAVARİLER SAFINA BİR KİŞİ DAHA KATILMIŞ: Mehmet Arslan. 1997’de gazetede neden ve nasıl darbe yapmıştı! Bugün iftira atar hale gelmiş! Umarım tövbe eder, edecektir. Bunları söylemeye utanmadın mı? Hiç mi sende vefa kalmadı? http://www.timeturk.com/tr/2014/12/22/zaman-gazetesi-eski-genel-muduru-mehmet-arslan-paralel-i-anlatti.html#.VJwdisgc …

Tiran, geçenlerde Özbekistan’a Mehmet Arslan’ın işleri için gitti. El dokuma halıcılıkta Özbekistan’da 1999’da 20 bin kişi çalıştırdığını hatırlıyorum. Cemaata karşı kullanacağı yeni kozu olmuş. Tiran’ın Rodi’nin sahibi ve Mavi Jean ortağı Fetin beyleri batırmak için devletin tüm gücünü kullanmasını unutmayacağız. Gorillik bu olsa gerek! Tiran, topal aksak TİMUR Latif Cinciden, Kör sağır KÖZ’den, bozuk çıkan KELEŞ’ten umudunu kesti. Şimdi de Mehmet Arslan’ı mı Türkiye’de kullanıyorlar? Yazıklar olsun! Başaramayacaksınız. Yetmedi mi? Süfyan’ın cenneti ve cehennemi vardır derler. Kendisine biat edenleri dünya cennetine koyar, biat etmeyenlere cehennem azabı yaşatır.

Bir kardeş yazmış, abi geçmişinde bunca dost kazığı da yemene rağmen hangi motivasyonla, büyük azimle cemaatı savunuyorsun? Çünkü Mehmet Arslan gibi şahıslara asla takılmam. İnsanlar hata yapabilir, ama Hizmet’in özü, sözü, aslı, yapısı temizdir, kir kaldırmaz. Hayasız Tiran, haram medya ve Özel Harpçilerin brütüsleri bulması ve kullanması zor değil. Hizmet camiasında ciddi biçimde Araftakiler sorunu bulunuyor. Bu dersi umarım almışlardır.

Hamların ve hasların ayrışma süreci devam ediyor. Milyar dolar harcasanız bu kadar faydalı bir süreci planlayamazdınız, cemaatın Allah’a şükretmesi gerekir. Mehmet Arslan, 1999’da onun Özbekistan halıcılık ve tekstil yatırımlarını kurtarmak için Ali bey ve Rodi’nin sahibinin yaptıklarını unuttu mu? O zamanlar Dışişleri Müsteşarı Osman Faruk Loğoğlu, belki anlatır Özbekistan girişimleri neden başarısız oldu. Belki Özel Harpçi, MİTci Enver Altaylı konuşsun daha iyi anlatır İslam Kerimov’a düzenledikleri darbe ve suikast girişimlerinin faturasını Hizmet ödemek zorunda kaldı. Türk okullarına el konan ve kapatılan ilk ülkedir. Şimdi de utanmadan Mehmet Arslan’ı Kerimov’a cemaat ihbar etti diye yazıyorlar. Çıldırmaya az kaldı.

Özbeklerle evlenen şakirdlerin mağduriyetini iyi biliyorum. Zulmü kaldırmak için rahmetli Haydar Aliyev ve İsmail Cem’i araya, arabulucu olarak koymuştuk, ancak olmadı! Mehmet Arslan onlardan biriydi. 17 Şubat 1992’de Orta Asya’ya beraber gittiğimiz Zeki Obuz abimiz başta olmak üzere, Kerimov, 17 yıldır 76 kardeşimize hapishanede zulmediyor. Yani cemaatı asla dinlemezler. Mehmet Arslan’ın El Kaidacı diye Özbekistan’da suçlanmasına, eşi ve kızının rehin tutulmasına üzüldüm. Halen Özbek hapishanesinde zulüm görenlere dua eden bile kalmadı.

Fadıl Akgündüz’ün bu olaylar yaşanırken nasıl birdenbire peydahlandığını şimdi daha iyi anlıyorum. Fadıl’ın ulufe Caprice reklamları ve tatillerini hiç anlayamamıştım. Benden daha iyi Fadıl’ın Zaman’a nasıl kaynak olduğunu bilen meslekdaşlarım var, bu konuyu hiç yazmadılar.

FADIL VE TİRAN PROJE ADAMIDIR

Fadıl’ın yerine Siirt’ten Tiran seçilip AKP’nin başına CHP ve Baykal sayesinde monte edilince bunun proje olduğunu anlamanız gerekirdi. Bugün Fadıl, Tiran’dan yüz bularak yine dolandırıcılık yapıyor. Maldavi projesinde epey keriz çarpttı. Millet olarak akıllanmıyoruz. En büyük kazığı bize Fadıl, Tiran’a dolaylı yol açarak attı aslında. Milletvekili seçildiği sandıklarda üçkağıtçılık yapınca seçimi iptal gerekçesini altın tepside sunmuş oldu.

Recep Erdoğan’ı önce cezaevine, daha sonra meclise ve başbakanlık koltuğuna taşıyan süreçte sadece CHP değil, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Yüksek Seçim Kurulu da uzlaşma içinde olmuş ve Siirt seçimleri bir kılıf bulunarak iptal edilmiş ve Erdoğan, açıkça inanç sömürüsü yaptığı şiirini okuduğu yerden, Siirt’ten milletvekili seçilmişti. Yerli ve yabancı güçler önünü açıyordu, elbette tüm rakiplerini temizleyecekti. Proje adamıydı ve görevi büyüktü.

Erdoğan’a milletvekilliği ve başbakanlık yolunu açan süreç şöyle gelişmişti.

İnanç sömürüsü amaçlı şiir
Erdoğan’ın cezaevine girmesiyle sonuçlanan süreç, 12 Aralık 1997 günü Siirt’te bir miting sırasında yaptığı konuşmada okuduğu bir şiire dayanıyor. Erdoğan’ın okuduğu dörtlüğün Ziya Gökalp’in 1912 yazdığı “Asker Duası” isimli şiirinin değiştirilmiş bir versiyonu olduğu iddia edilmişti. Ancak daha sonra, Erdoğan’ın okuduğu şiirin “Asker Duası” ile ilgili olmadığı ortaya çıkacaktı.

Erdoğan’ın okuduğu mısralar “Minareler süngümüz, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü’minler asker / Bu ilahi ordu dinimi bekler / Allahu Ekber, Allahu Ekber” biçimindeydi. Oysa Gökalp’in şiirinde bu mısralardan bir tanesi bile bulunmuyor. Şiirin orijinali, Romen Diyojen ve Selçuklu hükümdarı Alparslan arasında geçen konuşmaların bulunduğu “Türk ve Türklük” adlı kitabında geçen başka bir Ziya Gökalp şiiri. İlginç olan, şiirin Tansu Çiller başbakanlığındaki DYP-SHP koalisyon hükümeti zamanında 15 Şubat 1994 tarihli Talim Terbiye Kurulu kararıyla öğretmenlere ve orta dereceli okul öğrencilere okunmak üzere tavsiye edilmiş olması.

Erdoğan Siirt’teki konuşmasının devamında ise “her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu, bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahim’lerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini” söylemiş ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından yargılanmaya başlanmıştı.

“Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik”
Mahkeme 21 Nisan 1998 tarihinde, Erdoğan’ın “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği gerekçesiyle Erdoğan’ı 1 yıl hapis ve 860 milyon TL para cezasına çarptırdı. Daha sonra sanığun mahkemedeki ve duruşmadaki iyi hali göz önüne alınarak cezası 10 ay hapis ve 177 milyon TL para cezasına indirildi. Erdoğan Diyarbakır DGM kararına temyiz başvurusu yaptı, ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi 24 Eylül 1998 günü Erdoğan’ın cezasını onadı. Böylece 26 Mart günü Pınarhisar Cezaevi’ne giren Erdoğan 24 Temmuz 1999 günü tahliye oldu.

Erdoğan’a Meclis yolu nasıl açıldı?
Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasının ardından “gelenekçi” olarak adlandırılan Milli Görüş’çü kanat 2001 yılında Saadet Partisi’ni kurarken “değişimci” ve “ılımlı” olduğu öne sürülen “yenilikçi” kanat ise yine 2001 yılında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AKP’yi kurmuştu.

2002 seçimlerinde %34 oyla iktidara gelen AKP’nin genel başkanı Erdoğan, siyasi yasağı nedeniyle seçimlere giremedi ve milletvekili seçilemedi. Bu nedenle seçim sonrası kurulan 58. Hükümet, Abdullah Gül’ün başkanlığında kuruldu. Bu hükümet, Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Yasa oy çokluğuyla kabul edildi ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından “öznel, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto edildi. Yasa teklifi değiştirilmeden ikinci kez meclise sunuldu. Tekrar kabul edilen yasa bu kez Sezer tarafından onaylandı. Böylece Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin önündeki hukuki engel ortadan kalkmış oldu.

Siirt seçimlerinin iptali
Bu adımın ardından AKP, Erdoğan’ı hapse girmesine yol açan konuşmayı yaptığı Siirt’ten milletvekili çıkarmak üzere harekete geçti. AKP, Siirt’in Pervari ilçesinde 3 sandık kurulunun oluşturulmadığını ve 1 sandığın kırıldığını öne sürerek bu ildeki seçimlerin iptali istemiyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvuruda bulundu.

YSK bu başvuruyu kabul etti ve 2 Aralık 2002’de Siirt seçimleri iptal edildi. Böylece TBMM’ye Siirt’ten giren 3 milletvekilinin (AKP’den Mervan Gül, CHP’den Ekrem Bilek ve bağımsız milletvekili Fadıl Akgündüz) milletvekillikleri düştü.

Siirt seçimleri 9 Mart 2003 günü tekrar edildi ve seçime giren 4 parti arasından AKP oyların %84,8’ini alarak 3 milletvekili adayını da meclise gönderme hakkı kazandı. Hakkındaki siyasi yasağın kalkması sonucu milletvekili olmasının önünde engel kalmayan Erdoğan’la birlikte 2 milletvekili daha (Öner Gülyeşil ve Öner Ergenç) böylece AKP sıralarından meclise girmiş oldu.

CHP’nin yardımı ve Erdoğan-Baykal görüşmesi
Erdoğan’a milletvekilliği ve başbakanlık yolunun açılmasında CHP’nin ve dönemin CHP lideri Deniz Baykal’ın rolü, AKP’nin %47 oyla ikinci kez tek başına iktidara geldiği 22 Temmuz 2007 seçimlerinin hemen ertesi günü Zülfü Livaneli’nin Vatan gazetesine yazdığı yazıyla kamuoyunun gündemine girmişti.

Yazıya göre, 19 Aralık 2002 günü, yani Abdullah Gül başkanlığında 58. Hükümet’in kurulmasından tam 1 ay, Erdoğan’a milletvekilliği yolunun açılmasının önünü açan yasa tasarısının Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edilmesinden ise sonra, Baykal, Livaneli ve bazı CHP kurmayları, CHP milletvekili Mehmet Sevigen’in evinde bir araya gelmişti.

Livaneli, yazısında şöyle yazmıştı:

“Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz ‘Tayyip Erdoğan başbakan olacak!’ diye tutturdunuz. Sizi ‘Çok tehlikeli bir oyun bu!’ diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, ‘Hayır!’ dediniz ‘İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.’

Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: ‘Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.’

İki ay dayanamaz iddianızı, ‘görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.’ tezine oturttunuz. Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz. O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.”

Yazıdaki asıl çarpıcı iddia ise, Erdoğan ile Baykal’ın 22 Şubat 2003 günü, yani Erdoğan’ın milletvekili seçilmesini sağlayan Siirt ara seçimlerinden 2 hafta önce, Beylerbeyi’nde buluştukları yönündeydi. Livaneli, Baykal ve Erdoğan’ın bu buluşmada gizli bir anlaşma yaptıklarını öne sürdü ve “Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu.” ifadelerini kullandı. Böylece iki lider Erdoğan’ın adaylığı konusunda uzlaşıyordu.

“Erdoğan’ın parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ederim”
Livaneli’nin yazısının ardından CHP İletişim Koordinatörü Baki Özilhan tarafından yapılan açıklama bu görüşmeyi yalanlamış, ancak Baykal basına yaptığı açıklamada “Tayyip Erdoğan’ın parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ettiğini, bunu demokrasinin gereği olarak önemsediğini ve karşı çıkanları önemsemediğini” dile getirmişti.

Baykal daha sonra dönemin Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e, Beylerbeyi’ndeki gizli buluşmayı doğrulayacaktı. Zülfü Livaneli ise 25 Temmuz 2007 tarihli yazısında, bu kez Mehmet Sevigen’in evinde yapılan buluşmanın ayrıntılarına değindi. Buna göre Baykal, Sezer’in Erdoğan’ın milletvekilliğini veto etmesine karşı çıkıyordu. Zira Baykal’ın hesabına göre Erdoğan, başbakanlık koltuğunda 2 ay bile dayanamayacaktı.

Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar ise, 25 Temmuz’daki yazısında Beylerbeyi Bosphorus Otel’in restoranında gerçekleşen Baykal-Erdoğan görüşmesine değinmişti. Görüşmeyi doğrulayan Tayyar, iki liderin de masadan memnun ayrılmakla birlikte, adaylık konusunda pazarlık yapılmadığını öne sürüyordu. Zira Beylerbeyi’ndeki görüşme, Erdoğan’ın Siirt seçimlerindeki adaylığının kesinleşmesinden 2 ay sonra yapılmıştı Bu durumda, Erdoğan-Baykal görüşmesinin, Erdoğan’ın milletvekili adaylığının ötesinde bir gündeme sahip olması ve daha geniş kapsamlı bir uzlaşma içermesi büyük olasılıktı. Baykal doğrularsa sevinirim, bence pazarlık şuydu:

BAYKAL ALDATILDI

Baykal, cumhurbaşkanı olma vaadiyle aldatıldı. Tiran’ın onu yarı yolda bırakacağını siyaset doktorası olan tecrübeli bir politikacı olarak Baykal anlamalıydı. Kaset skandalını Tiran’ın danışmanı Mustafa Varank’ın organize ettiğini, MİT’in haberi olduğu şok bir kasetle kamuoyuna yansıdı. Herşeyi Tiran yapıyor ve günah keçisi birini buluyor. Arkasını kollayan yerli ve global güçlerin onu yalnız bırakmadığının farkında. Tiran, ‘Milletin Adamı’ değil, anlayın artık!

logo1

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi