Vehhabi terörü İslami değildir!

Vehhabi terörü İslami değildir!

El Nusra, IŞİD ve yeni palazlandırılan Horasan Örgütü’nün bir Vehhabi doktirini terörü olduğunu, İslami olmadığını ve asla İslami temsil etmediğini tüm dünyaya haykırmak yine Türklere düşüyor. Osmanlı’daki millet sistemi dine, hukuka, insana saygıya dayanıyordu. Türkiye’nin ve Türklerin Osmanlı hoşgörüsünden çok uzağa düştüğünü IŞİD ve El Nusra skandallarında gelinen acı nokta özetlemeye yetiyor. Vehhabi terörüne destek veren Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin kulağından tutan ABD, ‘yol açtığınız pisliği kendiniz temizleyin’ diye uğraşıyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’e göre Kobani’de Kürtler, Iraklılar ve Suriyeliler Türk askerini istemiyor. O halde PKK, MİT’in KCK’sı niye ülkemizi yaktı acaba? Demokrat ABD ile Cumhuriyetçi ABD’nin nüfuz savaşı komik görüntülere ve çelişkilere yol açıyor. Bir yandan Neoconların Sıffın ve Kerbela planı tıkır tıkır çalışıyor. Öte yanda, Obama yönetiminde bulunan Amerikalılar ülkemizde güvenirliğini ve itibarını kaybetmiş seçilmiş sivil güç ve iktidar yerine yeniden askerlerimizi muhatap almaya başladı.

Recep Tayyip Erdoğan, dün ‘bölgeyi paralel yaktı’ dedi ve saçmalığının zirvesine çıktı. Kendi okullarını kendileri yaktı diyor yani! Barış süreci diye PKK’yı tepemize çıkartan kendisi. Abdullah Öcalan ile AKP ‘nin çakma 7 Şubat krizi ile KCK ve Oslo ittifakını böyle örtbast edemez. Ülkeyi yakan bu şer ittifakıdır… Küfüre kapılanlar bilsin ki; süreç bittiğinde girdiğiniz günahlarla çıplak ve yalnız kalacaksınız. Camia ise; yine şerefiyle dimdik ayakta.. Hem Cemaat’i örgütün belini kıran KCK operasyonlarından sorumlu tutacaksın, hem son olayları Cemaat’e bağlayacaksın! KCK’lı teröristleri salıp ortalığı ateşe verdiren bizzat kendi olmasına rağmen hâlâ paralel yalanını savuruyor. İki oğluna da askerlik yaptırmayan Erdoğan asker Memed’i sebep olduğu bataklığa sürerken, aslında neler döndüğüne bir göz atalım.

2011’den beri Neoconlara gebe kalmış gibi absürt politikalar izleyen Recep bey, IŞİD ve PKK ile Hizmeti ortak ilan ederek kafayı yediğini ispatladı. Rehine krizi, Recep bey’e bulaşan Vehhabi terörü damgasından yırtma, bir algı operasyonu idi; ancak AKP’liler dışında kimse bunu yutmadı. 2000 tır silah gönderdikten sonra Vehhabi terörü ile alakam yok demek zor bir zanaat olmalı. Bu denli büyük bir kara lekenin defterini TSK ve Genelkurmay bundan sonraki süreçte Pentagon ve CIA ile elele verip dürecektir. El Nusra ve IŞİD günahını sittin sene uğraşsa Recep bey yıkayamaz. Her günahını okyanus kadar gönlü engin olan, her pisliğini temizleyen cemaat üstüne at mantığındaki beyefendi’ye ‘hop dedik’ diyecek mantıklı hareket eden bir TSK aranıyor. Tezkerenin geçtiği 2 Ekim’den beri Pentagon ve CIA, tekrar TSK ve Genelkurmay üzerinden eski militer demokrasi sistemine geçti. Geçmiş olsun amma… Bu yangını kim, nasıl soğutacak? Yeni sayfa açmak mümkün mü? Ankara’da fırıldak söz çok. Ülkenin karnı Recep beyin nutuklarına, popülist yalanlarına ve müthiş göz bağcılığına tok!

İran’ın kadim rakibi Sünni Osmanlı ve haddizatında Türkiye’dir. Küresel güçler hariciliği dirilterek Vehhabi Suud anlayışını sisteme ekledi! Kuzey İran/Kuzey Irak/Güneydoğu Türkiye/Kuzey Suriye’deki Kürdistan’da PYD/PKK/Barzani federal yönetimleri enerji koridorunda rol istedi! Rusya ve İran enerji koridorunu Hürmüz boğazı/Gürcistan/Ukrayna’dan sonra Suriye ve Irak’ta da keserek kırmızı çizgisini belirledi! Neocon güdümündeki Suud/BAE/Katar vehhabileri İslam coğrafyasındaki selefi (vehhabi) anlayışı finanse ederek halifelik rolüne talip oldu! Neoconlar Ortadoğuda halifeliğin gereği olarak Vehhabilerin aktif rol almaları için önünü açtı! Onlarda El Kaide ve El Nusra’yı destekledi! IŞİD ise, El Nusra’nın Neocon güdümündeki tavrından rahatsız oldu ve ayrıldı. Vehhabilere rest çektiği için Suud ve Katar terörist ilan etti

Küresel güçlerin Kürdistan enerji koridoru ortaya çıktığında Kuzey İran ve Kuzey Suriye’de İran politikaları ile Kürtler ters düştü! Bir tarafta göçen Kürt Şiilere kucak açan İran hilafete oynarken, diğer taraftan PYD’yi kendi safına çekmek için Kobani’de yardım teklif etti. Erdoğan PKK ile mu’ta nikahını bozmak isteyince İran güdümlü Beşir Atalay yangına körükle gitti! Amaç, Türkiye ve PKK’nın başını derde sokmaktı. Bu şekilde Türkiye’nin Suriye’ye müdahil olmasını engelleyip, içeride boğuşturacaklar. Adeta Recep bey üzerinden bir taşla iki kuş vuracaklar! Ahmed Davudoğlu’nun iktidar hayali Erdoğan’ın hainlikleri, Beşir’in ayak oyunlarına karşılık sadece ordunun duruşuyla iktidar ayakta kalabiliyor! Bakalım ordu bu soytarılara daha ne kadar sabredecek?!

Irak ve Suriye’deki Sünnileri ise Erdoğan halifeliği üzerinden destekleyen Neoconlara karşı demokrat Obama’nın teröre destek tepkisi geldi! Ardından Müslüman Kardeşleri güdümüne alamayan Neoconlar Mısır, BAE, Suud ve Katar üzerinden hem Mısır, hem Suriye’de terörist ilan etti! Sünnilerin hamisi Erdoğan’ın RABİA işareti sadece anılarda kaldı! Tarık Haşimi ile Erdoğan Irak ve Suriye’de ortada kaldığı için saçmalıyor.

IŞİD ABD/İngiliz/Suud/Türkiye güdümünden çıktığı için sözde İslam devleti olarak şuursuzca herkese savaş açtı! Rusya ve İran zaten düşmanıydı. IŞİD’in Kürdistan ve Türkiye’yi düşman ilan etmesi harici düşüncedir. Suud ve Türkiye’nin IŞİD’i terörist ilan etmesi ağababalarının emridir. Haricilere göre İslam hak din olarak, kafirlerle ortak hareket etmez! El Nusra ettiği için onları terk ettiler! Kazanamayacakları bir savaş bu! IŞİD içindeki Baas idarecileri çoktan Neoconlarla görüşmeye başladı. Recep bey’in çok güvendiği, bel bağladığı, boğazda yalı verdiği Sünni kasap Tarık Haşimi ve El Nusracı sünniler Kerbela’daki trajediyi yaşayabilir!

El Nusra ve haddizatında IŞİD’e katılanların sonu, yeni bir Nehrevan katliamıyla sonuçlanabilir! Hz.Ali (ra) herkesi kafir ilan eden haricileri nizama uymadıkları için Nehrevan’da (60.000) kılıçtan geçirdi! Zira dinin ruhunu bilmeyen cahillerdi! Türkiye’de Kobani bahanesiyle PKK ortalığı ateşe verdi. Amaç Kobani’deki acziyeti örtmek ve ülkeye gözdağı vererek daha fazla taviz almaktır! Oslo’da Kürdistan Özerk devleti sözünü veren Erdoğan’ın süreci savsaklaması üzerine sokak olayları ve güvenlik zaafiyetiyle tehdit ettiler. Tabii Kuzey Suriye’deki PYD çöküşü Küresel güçlerin hesaplarını bozduğu için Türkiye tekrar rol oyuncu seçildi! Ucuz etin yahnisi, PYD’dir. Başkanı Salih Müslim bir süredir Türkiye’de MİT ve Genelkurmay’da kim ile görüştü ise ‘bizi kurtarın’ diye yalvardı.

Erdoğan bu fırsatı değerlendirmek için “PKK’ya terörist” dedi. Siyasi şarlatanlıkta sınır tanımkıyor, yakında Ergenekon ve İran’a da aynı şeyi yapacaktır! Tabii PKK/Ergenekon ve İran ile restleşmesi ülkenin menfaatine de uygundur. Hem halkın desteğini alıp, hem kirli ilişkilerden kurtuluyor! Fakat PKK/İran ve Ergenekon Kobani gösterilerinde iktidar nimetlerinde hiç ucuza gitmeyeceklerini, sokakları kaosa boğarak gösterdiler! Kobani gösterilerinde sadece PKK yakıp yıkmadı.Ayrıca Ergenekon ve İran’a bağlı kesimlerde PKK görüntüsüyle ortalığı ateşe verip, silah çekti. Ergenekon ve İran’ın KCK içindeki MİT elemanları yurt/okul/iş yeri/AKP binası yakarak suçu hem cemaate, hem Recep bey’e, hem PKK’ya attılar! Tıpkı Cemel vakıasında Hz.Ali (ra) ile Hz.Zübeyr (ra) anlaşınca deşifre olmamak için iki ordudaki hainlerin karşı tarafa saldırdığı gibidir! Bu şekilde Ali tarafı Zübeyr’in aldattığını, Zübeyr tarafı ise Ali’in aldattığını düşünerek fitneye düştü ve 30 bin kişi Cemel savaşında öldü.

Böyle kataküllilere gelmeyen Fethullah Gülen Hocaefendi, çok net ifadelerle ABD’nin beş büyük gazetesine, ilan vererek IŞİD terörünü kınadı; İslam’la alakaları olmadığını dünyaya duyurdu. Kanada’nın ise Globe and Mail ile Toronto Star gazetelerine yakında benzer ilan verilecek. Tüm Avrupa gazetelerinde benzer ilanlar göreceksiniz. Gülen, her ne kadar artık işi inkar etme pişkinliğine vardırdılarsa da Vehhabi terörüne destek veren Recep beyin oligarşisi ve AK Parti iktidarı ile ipleri tamamen kopardı! Bu ayrışmayı istiyor. Doğru olanı yaptı. Tüm dünyada işi bilen uzman akademisyenler ve İstihbarat örgütleri, halifelik hülyasındaki Recep bey’in neler karıştırdığının farkındadır. Aslında dünyada yeni bir sistem kurma sancısı var ve yine kimse Müslümanlara fikirlerini sormuyor, asıl acı olan da budur!

Türkiye’de akademi dünyası politik baskı altında suskun, sosyologlar, en fazla ihtiyacımız olduğu bu dönemde konuşamıyor. Oysa çok açık ortada ki, ‘Politik İslam’ ile ‘Sufi İslam’ın tebliğde temsil savaşı, dini tekrar toplumsal ve devletsel soruna dönüştürdü. Oysa, dindarlığı yaşayan her bireyin devlet ve özel alan kullanımı özgür olmalıdır. Diğer tabirle, devlet şucu bucu diye kimseyi devlet kurumundan atamaz, ayrımcılık yapamaz, dışlayamaz. Dinini, inancını yaşamak her bireyin en temel hakkıdır. Geçimini sağladığı işin devlet veya özel sektörde olması farketmez, kimse ait olduğu grup nedeniyle ötekileştirilmez, işini, gücünü, itibarını, konumunu kaybedemez. Kaybediyorsa bunun adı, diktatörlüktür. İran ve Suudi Arabistan gibi dini baskıcı devlet kontrolünde tutan Tiran devletleri çöker; çünkü toplumlar artık evrilmiştir ve zulümle sivil toplumu yönetme kesinlikle yürüyemez. Dinin devlet kontrolünde kalma devri geçti. Dinî Sosyal Hareketler, çoktan çakma ulus devlet sınırlarını aştı, dinî Diyaspora’da ve gittikleri ülkelerde ‘transnational’ bir etkileşim oluşturdular.

Kanada’nın Carleton Üniversitesi’nin meşhur profesörü Peter Beyer’a göre; Türkiye, Kanada ve Hindistan dünyaya sunduğu alternatif dinî gelişim modelleri ile “Post Westphalia’nın Laik Yakoben”liğine direniyor(du). Kanada ile Avustralya birbirlerine benzerler. Hindistan’ın Dünya Dini Hinduizm konsepti, çok kültürlü, hukuklu ve dinli yapısı, global kültür ve liberal ekonomi işgaliyle ilginç bir dönüşüm ve tepki geliştirdi. Türkiye modeli biraz da yapısal Fransız laikliği sistemine büyük bir tepkidir. 80 yıl Öteki Türkiye’nin nefretinden beslenen despot ve totaliter Fransız laikliği, AKP ile çökertildi. Ancak 50 yıldır AB havucu ile Türkler uyutuldu; Türklerin demokratik ve özgür olma umudunu AKP de sömürdü, ahmak Fransız laikliğini dövdükçe halk kitlesinde sevildi ve kazandı; bu arada güç zehirlenmesi yaşadı, eski despot laik, devlet kontrolü din modeline Politik İslam’ın dayatmasıyla geri döndü. Herkesi kandıran AKP, ilk on yılında izlediği Amerikan sosyal yakınlaşma modelini, 2011’den beri tekrar Fransız sosyal dışlama tarzını benimsedi. Kin, nefret, haset, düşmanlık dili toplumu ikiye böldü. Kanada, sosyal yakınlaşma, çoğulculuk ve çok çeşitliliğe saygıyla sosyal uyum peşindedir; Yakoben, diktacı laikliğe karşıdır. 7 yaşındaki çocuk başörtüsü ile okuyabilir.

Avrupa ve ABD’den gelen her rüzgâr ülkemizi etkiliyor. AKP’nin muhafazakârlığın içini neoliberal trendle boşaltması tesadüfi değildir. Batı Dünyası üstat Said Nursi’nin dediği gibi İslam’a hamileydi, şimdi bu çocuk doğdu doğacak ama yeniden yırtılan Protestanlık, bu defa yeni bir “Bireysel Spirituality (Maneviyat veya Ruhsallık)” doğurabilir. Hem ‘Post seküler’, laik dindar değil hem maneviyat sahibi özgür birey anlayışı Batı’da yayılıyor; “GolLocal” dinî anlayış, Fransızca dersek “Bruloge” veya “Brulove”a dönüşüyor! Dindar ile laik arasında ayrım kalmıyor, keskin ayrışma çizgisi kayboluyor. Her güzel dinî anlayıştan bir parça alıp kendi sanat eseri bireysel din mantığını oluşturan bireylerin diktacı devlet dinine tabi olmasını yeni dünyada bekleyenler sadece Tiranlardır.

Türkiye’yi Fransız kafalı ayrımcılık ve despot laiklik anlayışına sahip Selanik eliti kurarken, dini devlet kontrolüne aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı ucubesi, devlet kontrollü din sistemi olduğu için devlet kimi din içinde görüyorsa onu temsil ediyor. Alevileri dışlayan bu sistem çoktan çöktü. Sünni İslami tarikat ve cemaatlerin devletleştirilmesi ve parti dini ve cematinin kurulması, yeni Vestfalya zulmüdür. Bu zulme onay veren İslami cemaatlere şaşırıyorum.

Oysa Üstat Said Nursi, ‘Şia Politik’ İslamı’nı İslam dışı görmüş, ‘Ehli Velayet yolu Aleviliği’ İslam içine almıştı; Vehhabileri ise ifrat olarak gördü! Nursi’nin Risalelerinden Kürdistan ifadelerini çıkartması, laik ulus devletin aşırı Türkçülüğü din hâline getiren hastalıklı yaklaşımına karşı bir tedbirdi. Suudi Arabistan’ın El Kaida, Taliban, El Nusra, IŞİD ve Horasan Örgütü gibi radikalizm üreten sakat dini anlayışına dayandırılan İbni Teymiye’ye ‘müfteri’ ve ‘ifratçı’ diyen Nursi, Vehhabilerin ahirzamanda itidale geleceğini umuyordu. Bu nedenle Nursi, Vehhabilerle ilgili bazı sert ifadelerini eserlerinden çıkarttı veya yumuşattı. Nursi’ye göre insan hakları, kalp odaklı, vicdana dayanan Allah’a imanda birlik, buna Hz. Cem makamı da denebilir, ortak paydadır. Yani dualizm karşıtlığı, saygı ve hukuk herkesin ortak paydası olmalıdır. Türkiye, Vehhabi terörü üreten İslam anlayışını kabul edemez.

Ülkemizde Amerikan tarzı laiklik yerine, Yakoben Fransız tarzı diktacı laikliğe geçilmesi, ‘politik İslam’ı eski despot laiklik yerine geçirme girişimidir. Fransız tarzı sosyal dışlama modelidir, ayrışma getirir ve sivil topluma zulüm acılar vermekten başka hiçbir işe yaramaz. Bir cemaate endeksli parti devleti ve dinî devlet kontrollü monopoli hâline getirme diktatörlüğü, toplumsal çatışma ve çöküş getirecektir.

Yeni Türkiye’de devletin parti devleti dini olmamalı, Kanada gibi tarafsız kalmalı, çok kültürlülük ve gerçek hoşgörü zeminine dayanmalıdır. Yoksa Türkiye, aşırı milliyetçi Kuzey Kore, devlet dini empoze eden zalim devletler İran ve Suudi Arabistan ile aynı kategoride ele alınacaktır. Kabadayılık, derebeylik hukuksuzluklara yol açar; adalet, özgürlük, eşitlik ütopya olur, ayrımcılık had safhaya çıkar. Ülkemizde verilen savaş, cemaat ile AKP savaşı değildir, daraltılan ve yok edilmeye çalışılan birey ve medya özgürlüğü, demokrasi ve sivil toplumunu Tiranlığa karşı savunma ve yaşatma mücadelesidir. Her bireyin inancına, dinine, kültürüne saygı gösterdiğimiz zaman dualizm sona erecek, Allah’a kul olup, kula kul olmayacak özgürleşecek ve yüksek insani değerlerle İslami ölçülerimize uygun medenileşeceğiz.

farukarslanallahlogo

Clip to Evernote

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇEVİRİ: Arif Onur Hangişi